Picasso ve Braque’ın öncülüğünde doğan kübizm, sanat tarihinde ezber bozan bir dönemin başlangıcı oldu. Kübizm nedir, nasıl ortaya çıktı, özellikleri nelerdir ve en önemli temsilcileri kimlerdir? Bu modern sanat akımını tüm yönleriyle inceliyoruz.
20. yüzyılın başında Paris’te ortaya çıkan kübizm, resim sanatında yüzyıllardır kabul gören perspektif anlayışını kökten değiştirdi. Pablo Picasso ve Georges Braque’ın geliştirdiği bu yaklaşım, nesneleri tek bir açıdan betimlemek yerine farklı bakış açılarını aynı kompozisyonda buluşturarak modern sanatın yönünü değiştirdi.
Bu yazıda kübizm nedir, nasıl ortaya çıktı, hangi özellikleriyle öne çıkar, Analitik ve Sentetik Kübizm arasındaki farklar nelerdir, D Grubu ile Türk resmine nasıl yansıdı ve sanat tarihine damga vuran kübizm örnekleri hangileridir sorularının yanıtlarını bulabilirsiniz.
Bu yazıda ne okuyacaksınız?
- Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque’ın öncülüğünde ortaya çıkan, modern sanatın en etkili akımlarından biridir.
- Kübizmin nasıl doğduğu, hangi sanat anlayışına karşı çıktığı ve sanat tarihindeki yeri açıklanıyor.
- Analitik Kübizm ile Sentetik Kübizm arasındaki temel farklar örnekleriyle ele alınıyor.
- D Grubu ve Nurullah Berk gibi sanatçılar üzerinden kübizmin Türk resmindeki etkisi inceleniyor.
- Picasso, Braque ve Juan Gris’in başyapıtlarıyla öne çıkan kübizm örnekleri bir araya getiriliyor.
Kübizm Nedir?

Kübizm, 20. yüzyılın başlarında Pablo Picasso ve Georges Braque öncülüğünde ortaya çıkan, nesneleri tek bir bakış açısından göstermek yerine aynı anda farklı açılardan ele alan modern sanat akımıdır. Geleneksel perspektif anlayışını geride bırakan kübist sanatçılar, nesneleri geometrik biçimlere ayırarak yeniden kurguladı ve sanat tarihinde köklü bir dönüşümün öncüsü oldu. İzlenimcilik (Empresyonizm) akımında özgür fırça darbelerine ve daha sonra Fovizm akımının canlı renk kullanımına alışmış olan izleyici, kendini birdenbire Kübizmin biçimsel yapısıyla büyük bir devrim içerisinde buldu.
Rönesans’tan itibaren resimde hâkim olan tek bakış noktasına dayalı perspektif anlayışı, kübizmle birlikte sorgulanmaya başladı. Kübist ressamlar, bir nesnenin yalnızca görünen yüzünü aktarmak yerine, onu farklı açılardan aynı kompozisyon içinde göstermeyi amaçladı. Böylece izleyici, tek bir anı veya bakış açısını değil, nesnenin farklı yönlerini aynı anda görebildi.
Kübizmde amaç, doğayı olduğu gibi kopyalamak değildir. Nesneler küp, koni, silindir ve prizma gibi geometrik formlara ayrılır; ardından bu parçalar yeni bir düzen içinde yeniden bir araya getirilir. Bu yaklaşım sayesinde sanatçılar, nesnenin yalnızca dış görünüşünü değil, yapısını ve özünü de yansıtmaya çalıştı.
Akımın adında “küp” kelimesi yer alsa da kübizm yalnızca küplerden oluşan resimler anlamına gelmez. Sanat eleştirmeni Louis Vauxcelles, Georges Braque’ın 1908 tarihli resimlerindeki geometrik biçimleri “küçük küpler” olarak tanımlayınca akım zamanla Kübizm (Cubism) adıyla anılmaya başladı. Ancak kübizmin temel amacı, her şeyi küp şeklinde resmetmekten çok, gerçekliği farklı bakış açılarıyla yeniden yorumlamaktı.
Pablo Picasso, kübizmi nasıl başlattı? Hayatı ve bilinmeyen yönleriyle Picasso’yu yakından tanıyın.
Kübizm Nasıl Ortaya Çıktı?

Kübizm, 1907-1908 yıllarında Paris’te Pablo Picasso ve Georges Braque’ın sanat anlayışını yeniden düşünmeye başlamasıyla ortaya çıktı. İki sanatçı, yüzyıllardır resimde kullanılan tek bakış noktasına dayalı perspektif anlayışını yeterli bulmuyor, bir nesnenin farklı açılardan aynı anda gösterilebileceğini savunuyordu. Bu arayış, modern sanatın en etkili akımlarından birinin doğmasına zemin hazırladı.
Kübizmin gelişiminde Paul Cézanne’ın sanat anlayışı önemli bir rol oynadı. Cézanne’ın doğayı küre, silindir ve koni gibi temel geometrik biçimler üzerinden ele alan yaklaşımı, Picasso ve Braque’a yeni bir bakış açısı kazandırdı. Aynı dönemde Afrika maskeleri ve Afrika heykelleri gibi Batı dışı sanat örnekleri de özellikle Picasso’nun figür anlayışını etkileyerek akımın biçimsel dilinin oluşmasına katkı sağladı.
Akımın adının ortaya çıkışıyla ilgili farklı görüşler bulunsa da, yaygın kabul gören anlatıya göre sanat eleştirmeni Louis Vauxcelles, Georges Braque’ın 1908 tarihli manzara resimlerindeki geometrik biçimleri “küçük küpler” (petits cubes) olarak tanımladı. Bu ifade zamanla Kübizm (Cubism) adının benimsenmesine zemin hazırladı. Ancak kübizm, adının düşündürdüğünün aksine her şeyi küp biçiminde resmeden bir anlayış değil; nesneleri farklı açılardan yeniden kurgulayan bir sanat yaklaşımıdır.
1907 tarihli Avignonlu Kızlar (Les Demoiselles d’Avignon) ise kübizmin habercisi kabul edilen en önemli eserlerden biridir. Picasso’nun bu tablosu, geleneksel figür anlayışını ve perspektifi sorgulayarak sanat tarihinde yeni bir dönemin kapısını araladı. Braque’ın katkılarıyla gelişen kübizm, kısa sürede Juan Gris, Fernand Léger, Robert Delaunay ve Jean Metzinger gibi sanatçıların da katılımıyla Avrupa’nın en etkili modern sanat akımlarından biri hâline geldi.
Kübizm Akımının Özellikleri ve Temsilcileri


Kübizm sanatçılarına bakıldığına en ön sıralarda Pablo Picasso ve Braque’ı görüyoruz. Picasso ve Braque’ın yeni arayışlarıyla birlikte kübizm akımı, 1910 yılından itibaren Juan Gris, Robert Deleunay, Fernand Leger, Jean Metzinger, Albert Gleizes ve Henri Le Fauconnier gibi sanatçıların katılımıyla düzenlenen Salon sergilerinde yayılmaya başladı.
Picasso gibi Paris’te yaşayan bir İspanyol sanatçı olan Juan Gris, Picasso ve Braque’dan sonra en önemli kübist sanatçılardan biri. Sanatçı, “Sentetik Kübist” natürmortlarıyla tanındı ve renkçi yaklaşımıyla dikkat çekti.
Picasso ve Braque’dan farklı olarak çalışan eserleri daha fütüristik görünümlü mekanik imgeler üreten sanatçı ise, Robert Deleunay. Çalışmaları “Orfik Kübizm” ya da “Orfizm” olarak isimlendirilir. Renk ve hareket arasındaki ilişkiyi inceleyen sanatçı, resimleri daha canlı renklerle yapar. Orfizm ismini Apollinaire, Deleunay’ın eserleri için uygun bulur. Çünkü Deleunay’ın şekilleri o kadar müziği andırır ki en vahşi hayvanları bile sakinleştiren mitoloji kahramanı Orpheus’tan hareketle “Orfizm” ismini verir.
Kübizmin Özellikleri
Kübizm, geleneksel resim anlayışını değiştirerek nesneleri tek bir açıdan göstermek yerine farklı bakış açılarından aynı kompozisyonda bir araya getiren bir sanat akımıdır. Geometrik biçimler, parçalanmış yüzeyler ve çoklu perspektif anlayışı, kübizmi modern sanat tarihinin en ayırt edici akımlarından biri hâline getirir.
- Tek bakış açısına bağlı kalmaz. Aynı nesneyi farklı açılardan göstererek çoklu perspektif anlayışını benimser.
- Geometrik formları ön plana çıkarır. Figürler ve nesneler küp, silindir, koni ve prizma gibi temel geometrik biçimlere ayrıştırılır.
- Perspektif kurallarını yeniden yorumlar. Rönesans’tan beri kullanılan tek kaçış noktalı perspektif yerine daha düz ve parçalı bir kompozisyon oluşturur.
- Nesneleri analiz ederek yeniden kurgular. Bir objenin yalnızca görünen yüzünü değil, farklı yönlerini aynı yüzey üzerinde bir araya getirir.
- Derinlik yanılsamasını azaltır. Işık, gölge ve hacim yerine biçimsel düzen ve kompozisyon ön plana çıkar.
- Renk kullanımında sade bir yaklaşım benimser. Özellikle Analitik Kübizm döneminde kahverengi, gri ve siyah gibi sınırlı renk paletleri tercih edilir.
- Gerçekliği birebir kopyalamayı amaçlamaz. Doğayı olduğu gibi resmetmek yerine, nesnelerin yapısını ve özünü ortaya koymayı hedefler.
{106554}
En Ünlü Kübizm Resimleri ve Eserleri
Kübizm örnekleri, akımın geometrik formlara dayanan görsel dilini ve farklı bakış açılarını en iyi yansıtan eserler arasında yer alır. Picasso’dan Braque’a, Juan Gris’ten Fernand Léger’ye uzanan bu seçki, kübizmin sanat tarihindeki etkisini gözler önüne seriyor.
Picasso, “The Reservoir, Horta de Ebro, Horta de San Joan” – 1909

Picasso bu eserinde doğduğu köy olan Horta’yı yukarıdan, uçaktan bir bakış açısıyla resmederken geometrik şekilleri kullanır. Evlerin renklerinde yörenin doğal taşları olan Terracota ve Stucco’nun renkleri görülür. Resmin en alt kısmındaki yeşil boyalı kısımda suyun varlığı anlaşılır. Suyun üzerindeki kavis, köprüyü anlatırken suyun renginin tonundan zaman olarak yaz aylarında yapılmış olduğu anlaşılır. Evlerin prizmalar şeklinde üst üste dizilmesi az da olsa perspektif duygusunu izleyiciye hissettirir.
Georges Braque, “The Viaduct at L’Estaque” – 1908

Braque’ın eserinde Cezanne’nın manzaralarından ilham aldığı görülür. Daire, üçgen yarı daire, piramit şekiller evleri ve dağları temsil eder. Ağaçlar yeşil olmasına rağmen gökyüzü gibi fırça darbeleriyle resmedilir. Evlerin damlarındaki üç boyutluluk turuncu ve altın sarısı renklerle verilir. Siyah kontür ve bitirilmemişlik duygusu Fovizm akımına bir göndermedir.
Picasso, “Avignon’lu Kızlar” – 1907

Kübizm temellerinin Picasso’nun 1907 yılında “Avignon’lu Kızlar” isimli tablosuyla atmış olduğu söylenebilir. Kübizm akımında aynı görüşleri paylaşan Braque bile bu eser karşısında şaşkınlığını gizleyemez.
20. yüzyıl sanat anlayışına ters düşen çalışma, estetik güzellik kavramına aykırıydı, geleneksel güzel-çirkin kavramlarına ilişkin alışılagelen kalıpları kırdı, kendi kurallarını kendi koyan bir yapıttı.
“Avignon’lu Kızlar” tablosu her ne kadar kübizmin yolunu açsa da tam anlamıyla Kübist bir eser olmadığı da söylenir. Çünkü Kübist estetiğinin çok uzağında bir renkselliğe ve dışavurumculuğa sahiptir. Bazı sanat tarihçileri Picasso’nun bu eseri ürettiği döneme “Afro-Kübist” ismini verdi.
Picasso tabloyu yaptığı bu dönemde Batılı olmayan kültürlerin etnografik nesnelerine ilgi duyuyordu. “Avignon’lu Kızlar” tablosundaki figürlerde, Afrika masklarının ve İberya heykelciklerinin deforme edilmiş halini görürüz.
Tablo Okumaları: Pablo Picasso’nun “Avignonlu Kızlar” Adlı Eseri

1907-1909 yılları arasında Picasso ile tanışan Braque da “Avignon’lu Kızlar” tablosundan esinlenerek “Büyük Çıplak” adlı eseri üretti.
Paul Cezanne, “Büyük Yıkananlar” – 1898-1905

Braque da Picasso gibi o dönemde etnografik nesnelerden etkilendi ve onların saf ve sade hallerini tuvaline aktarmak istedi. Her iki sanatçının da etkilendiği diğer kaynak ise 1907 yılında Paris’te Sonbahar Salonu’nda açılan Cezanne’ı anma sergisiydi.
Picasso’nun çok tanınmış sözü olan “Cezanne hepimizin babasıdır” ifadesinde de belirttiği gibi, Cezanne’nın tarzını her zaman benimsemiş ve onun izinde gitmeye çalışmıştır. Cezanne’nın “Büyük Yıkananlar” adlı eseriyle Picasso’nun “Avignonlu Kızlar” eseri arasında da bu yüzden büyük benzerlik var.
Doğayı geometrik şekillerle görmeyi tercih eden ve bu şekilde tuvale aktaran Cezanne, Picasso ve Braque’a ilham kaynağı oldu.
Kübizmin Öncüleri: Pablo Picasso ve Georges Braque

Soyut sanat yoktur. Her zaman işe bir şeyle başlamak gerekir. Her çeşit gerçek görüntüsü ondan sonra kaldırılabilir. Hiçbir tehlike yoktur çünkü obje düşüncesi silinmez bir iz bırakmıştır. Odur sanatçıyı kışkırtan, düşüncelerini ayağa kaldıran, coşkularını harekete geçiren, düşünceler ve coşkular ne yaparlarsa yapsınlar artık tablodan kaçamayacaklardır. Varlıkları hiç görünmemesine karşın tablonun bütünündedirler.
Pablo Picasso
Picasso’nun bu sözleri Kübizmi keşfetmesini ve farklı sanatsal bir döneme girmiş olduğunun ifadesi. Fovist ve Kübist sanatçılar arasında yer alan Fransız Georges Braque ile Picasso farklı yerlerde yaşayıp aynı düşünceleri paylaşırlar. 1910 yılında iş birliği yapmaya karar verirler. Ortak paylaştıkları düşünceler:
- Evren kavrayışları resmin gelişme çizgisini belirler.
- Biçimi Cezanne’da ortaya konulan geometrik yapılara geri götürürür.
- Soyut denilen şey aslında somuttur.
- Karşıdaki masayı yalnız bize bakan yüzüyle algılarız. Aynı masaya bakış açımızı değiştirerek bakarsak algılanan yüzü de değişir.
Pablo Picasso’nun Stili ve İlhamı
Erken yaşta yeteneği fark edilen sanatçı, Velazquez ve Goya gibi usta isimlerden ilham alarak, bu sanatçıların eserlerini yorumladı. Paris’e taşındığında, Matisse’in ona gösterdiği Afrika maskelerinden etkilenerek Kübizm akımına yöneldi.
Resim yapmak, günlük tutmanın farklı biçimidir.
Pablo Picasso

Picasso’nun en ünlü eserlerine ilham veren sekiz kadını yansıtan portreler ve farklı kompozisyonlu tablolar, dünyanın birçok müzesine dağılmıştır. Bu eserlerin neredeyse her ülkede izleri görülür.
Analitik Kübizm ve Sentetik Kübizm

Kübizm, gelişim sürecinde Analitik Kübizm ve Sentetik Kübizm olmak üzere iki temel döneme ayrılır. Her iki dönem de nesneleri farklı açılardan ele alma fikrini korusa da kullandıkları teknikler, renk anlayışı ve kompozisyon dili bakımından birbirinden ayrılır.
Analitik Kübizm (1908–1912)
Analitik Kübizm, Pablo Picasso ve Georges Braque’ın birlikte geliştirdiği ilk evredir. Bu dönemde sanatçılar, bir nesneyi farklı açılardan inceleyerek onu küçük geometrik parçalara ayırır ve aynı yüzey üzerinde yeniden düzenler. Amaç, nesnenin yalnızca görünen yüzünü değil, farklı yönlerini aynı anda göstermektir.
Bu dönemin eserlerinde kahverengi, gri ve siyah tonlarının hâkim olduğu sade bir renk paleti kullanılır. Dikkat, renkten çok biçime ve kompozisyona yönelir. Natürmortlar, müzik aletleri, şişeler, gazeteler ve insan figürleri Analitik Kübizm’in en sık işlenen konuları arasında yer alır.
Sentetik Kübizm (1912–1914)
Sentetik Kübizm, akımın ikinci evresini oluşturur ve daha özgür, daha renkli bir yaklaşım benimser. Bu dönemde sanatçılar, nesneleri parçalayıp analiz etmek yerine farklı malzemeleri bir araya getirerek yeni kompozisyonlar oluşturur. Gazete parçaları, duvar kâğıtları, kumaşlar ve çeşitli baskı malzemelerinin tuvale eklenmesiyle kolaj tekniği sanat tarihinde ilk kez sistemli şekilde kullanılmaya başlanır.
Analitik Kübizm’e göre daha canlı renklere ve daha sade biçimlere yönelen Sentetik Kübizm, gerçek nesnelerle resim yüzeyini bir araya getirerek sanatın ifade olanaklarını genişletmiştir.
| Analitik Kübizm | Sentetik Kübizm |
|---|---|
| 1908–1912 | 1912–1914 |
| Nesneleri analiz ederek parçalar | Farklı parçaları bir araya getirerek yeni kompozisyonlar oluşturur |
| Sınırlı ve koyu renk paleti | Daha canlı renkler kullanılır |
| Biçim ve yapısal çözümleme ön plandadır | Kolaj ve farklı malzemeler öne çıkar |
| Picasso ve Braque’ın erken dönem çalışmalarıyla özdeşleşir | Juan Gris’in eserleri ve Picasso ile Braque’ın kolaj çalışmalarıyla gelişir |
Türk Resminde Kübizm ve D Grubu

Görsel: İstanbul Modern Sanat Müzesi Koleksiyonu
Kübizm, Avrupa’da doğmasının ardından kısa süre içinde Türkiye’deki ressamlar üzerinde de etkili oldu. Özellikle 1920’li yılların sonundan itibaren yurt dışında eğitim gören Türk sanatçılar, Paris’te tanıştıkları modern sanat anlayışını Türkiye’ye taşıdı. André Lhote ve Hans Hofmann gibi isimlerden eğitim alan ressamlar, kübizmin geometrik kurgu anlayışını kendi yorumlarıyla Türk resmine uyarladı.
Bu dönüşümün en önemli temsilcisi ise 1933 yılında kurulan D Grubu oldu. Nurullah Berk, Cemal Tollu, Zeki Faik İzer, Elif Naci, Abidin Dino ve Zühtü Müridoğlu gibi sanatçıların bir araya gelmesiyle kurulan grup, akademik resim anlayışının dışına çıkarak çağdaş sanat akımlarını Türkiye’de yaygınlaştırmayı amaçladı. Kübizm başta olmak üzere konstrüktivizm ve diğer modern yaklaşımlar, grubun üretimlerinde belirgin bir yer tuttu.
D Grubu sanatçıları, kübizmi Avrupa’daki örneklerini doğrudan kopyalayarak uygulamadı. Anadolu insanı, köylü yaşamı, tarım, hayvancılık ve tarihsel miras gibi yerel temaları, kübizmin geometrik düzen anlayışıyla bir araya getirdiler. Böylece modern Batı resim anlayışı ile Türkiye’nin kültürel birikimini buluşturan özgün bir görsel dil geliştirdiler.
Özellikle Nurullah Berk ve Cemal Tollu, kübist etkileri en belirgin biçimde eserlerine yansıtan sanatçılar arasında öne çıktı. Figürleri geometrik biçimlere indirgerken kompozisyonun bütünlüğünü koruyan bu yaklaşım, Cumhuriyet döneminde Türk resminin modernleşme sürecinde önemli bir rol oynadı.
Bugün kübizm, Türkiye sanat tarihinde yalnızca Batı’dan alınmış bir akım olarak değil, yerel konuların modern bir resim diliyle yeniden yorumlanmasını sağlayan önemli bir dönüm noktası olarak değerlendirilmektedir.
Pera Müzesi’ndeki “Suyun Kıyısında: Halil Paşa’nın Yaşamı ve Sanatı” sergisinin küratörü Dr. Özlem İnay Erten ile gerçekleştirdiğimiz söyleşiyi keşfedin.
Kapak Görseli: Robert Lyn Nelson


