white banner

İstanbul Sergileri - Ekim 2026'da Gezilebilecek Sergiler

•
01.10.2026
İstanbul Sergileri - Ekim 2026'da Gezilebilecek Sergiler
OGGUSTO CLUB’A ücretsiz üye olarak yazıyı sesli dinleyebilirsiniz.

Yazı Boyutu:

İstanbul’daki güncel sergiler, öne çıkan sergi durakları ve müze programlarını keşfedin. Kültür ve sanatın buluşma noktası İstanbul’da, ay boyunca ziyaret edilmesi gereken tüm İstanbul sergileri bu rehberde.

Bir Bakışta: İstanbul Sergileri

  • Ekim ayında İstanbul’da görülebilecek güncel sergileri bölge bölge inceleyebilirsiniz.
  • Beşiktaş, Beyoğlu, Şişli, Dolapdere, Karaköy, Fatih, Sarıyer, Ataşehir, Kadıköy’deki müze ve galeri programlarına bakabilirsiniz.
  • Her sergi için yer, tarih, ziyaret saatleri ve Instagram bilgilerini hızlıca görebilirsiniz.
  • Öne çıkan sanatçıları, küratörleri ve sergilerin ana temalarını karşılaştırabilirsiniz.
  • Sergi rotanızı yakınlardaki yeme-içme ve mekan önerileriyle birlikte planlayabilirsiniz.

Sanat sezonu 2026 boyunca devam ederken, İstanbul’daki müze ve galeriler sanatseverlere kaçırılmaması gereken sergiler sunmaya devam ediyor.

“Ekim ayında İstanbul’da hangi sergileri görmeliyim?” diyenler için; devam eden, yeni açılan ve ziyaretçilerini bekleyen sergileri OGGUSTO 2026 sergi rehberinde bir araya getirdik. Ekim ayında İstanbul’da gezilebilecek en iyi sergilerle kendinize güncel bir sergi rotası oluşturun.


Beşiktaş’ta Görebileceğiniz Sergiler


Melike Kuş: Lost Wishes, Found Dreams

Melike Kuş Ton, kendine özgü tarzını yansıtan büyük boyutlu ve renkli bir tablosunun önünde, ziyaretçilere doğru gülümseyerek duruyor; bu görüntü, sanatçının güncel sergisinin dinamik ve davetkar atmosferini sergiliyor.

Melike Kuş’un kadın bedeni, hafıza ve aidiyet kavramlarını çocukluktan taşınan masalsı imgeler üzerinden ele aldığı “Lost Wishes, Found Dreams” sergisini HouseHold Creative’de keşfedin.

Londra’da yaşayan ve üreten Melike Kuş’un Canan Utku küratörlüğündeki kişisel sergisi “Lost Wishes, Found Dreams”, yer değiştirme ve aidiyet duygusunu kadın bedeni, hafıza ve çocukluk imgeleri üzerinden ele alıyor. Bir yerden ayrılmanın ardından geride bırakılanlarla yeni bir yere ait olma çabası arasındaki eşik, serginin merkezinde yer alıyor.

Kuş’un eserlerindeki kadın figürlerine aynalar, sallanan atlar, pabuçlar ve kelebekler eşlik ediyor. Sanatçının iğne, iplik ve yünlerle gerçekleştirdiği dokunsal müdahaleler ise kopan bağları yeniden kurma ve parçalanmış aidiyet duygusunu onarma fikrine uzanıyor. Geçmiş ile şimdi, ayrılmak ile dönmek arasındaki ilişkiye odaklanan “Lost Wishes, Found Dreams”, 24 Eylül saat 18.30’daki açılışın ardından 15 Ekim’e kadar HouseHold Creative’de görülebilir.

Artweeks Istanbul, Collectors

Pencere ve balkon detaylarına sahip açık renkli, kabartmalı klasik bir bina cephesi illüstrasyonu üzerinde, Bilgili tarafından düzenlenen Art Weeks Istanbul Koleksiyoner Baskısı etkinliği duyuruluyor; 16 Eylül - 8 Kasım tarihleri arasında Akaretler Sıraevler A23, A25-27, A43, A45 adreslerinde Banu & Hakan Çarmıklı, Öner Kocabeyoğlu ve Tansa Mermerci gibi isimlerin yer alacağı bu sanatsal buluşma için tarihi kaydetmeniz isteniyor.

Artweeks Istanbul, merakla beklenen “Collectors” edisyonuyla Türkiye’nin en değerli sanat koleksiyonlarını Akaretler Sıraevler’in tarihi dokusunda bir araya getiriyor. Banu & Hakan Çarmıklı, Öner Kocabeyoğlu ve Tansa Mermerci’nin koleksiyonlarından oluşan eşsiz seçkiler; Bilgili Sanat vizyonuyla 16 Eylül – 08 Kasım 2026 tarihleri arasında Akaretler Sıraevler’in A23, 25-27, 43 ve 45 numaralı binalarında sanatseverleri ücretsiz olarak ağırlayacak.

Bilgili Sanat’ın “sanatı yaşamın merkezine alma” vizyonuyla hayata geçen Artweeks Istanbul “Collectors” edisyonu, Türkiye’nin en önemli koleksiyon seçkilerini geniş kitlelerle buluşturmaya devam ediyor. Banu & Hakan Çarmıklı’nın seçkisiyle birlikte, Hakan Çarmıklı’nın davetiyle projeye katılan Öner Kocabeyoğlu ve Tansa Mermerci’nin yıllar içinde şekillenen değerli koleksiyonları, 16 Eylül’den itibaren Akaretler Sıraevler’de sanat izleyicisiyle ücretsiz olarak bir araya gelecek.

Ankara’daki güncel sergiler, yeni açılışlar ve yakında sona erecek seçkilerle Ekim 2026’nın öne çıkan sanat duraklarını keşfedin.

Engin Kafadar: Aklımdan Çıkanlar 2

Aklımdan Çıkanlar 2 sergisinin aydınlık galerisinde, farklı boyutlarda ve renklerde soyut sanat eserlerinin beyaz duvarlarda özenle sergilendiği, ziyaretçilerin eserler arasında dolaşarak dikkatlice incelediği canlı bir an.

Sanatçı ve yaratıcı yönetmen Engin Kafadar’ın kişisel hafızasından yola çıkan “Aklımdan Çıkanlar 2”, 15 – 31 Ekim 2026 tarihleri arasında Galeri Selvin’de sanatseverlerle buluşuyor. Sanatçının yaklaşık 20–25 yıl boyunca biriktirdiği eskizleri, notları, karalamaları ve düşünce parçalarını bir araya getiren sergi, tamamlanmış eserlerden çok yaratım sürecinin kendisine odaklanıyor. Kafadar’ın farklı dönemlerde ürettiği çalışmalar, kişisel deneyimlerin ve zaman içinde değişen düşüncelerin izini süren görsel bir günlük niteliği taşıyor.

Belirli bir tema ya da biçimsel çerçeveye bağlı kalmadan oluşturulan seçki, yarım kalmış fikirlerin, içgüdüsel çizimlerin ve anlık duyguların kendine özgü değerini görünür kılıyor. Sanatçının “Belki hiçbir şey anlatmak istemedim. Belki sadece düşündüm!” sözleriyle tanımladığı üretim süreci, izleyiciyi bitmiş eserlerin ardındaki düşüncelerle karşılaştırıyor. “Aklımdan Çıkanlar 2”, bir sanatçının zihninde yıllar boyunca birikenleri ve henüz tamamlanmamış fikirlerin taşıdığı olasılıkları keşfetmek isteyenleri Arnavutköy’deki Galeri Selvin’e davet ediyor.

Muse Contemporary – Çakal Düğünü – Canan Savaş

Koyu gri ve açık gri tonlarında, girdaplı bir arka plana sahip, Canan Savaş'ın Çakal Düğünü adlı sergisinin tarih, mekan ve adres bilgilerini beyaz yazılarla içeren bir afiş: 18 Eylül 2026 - 18 Ekim 2026, Muse Contemporary, Aydın Sokak No:12 K:1 Levent, Beşiktaş - İstanbul.

Muse Contemporary, 18 Eylül – 18 Ekim 2026 tarihleri arasında Canan Savaş’ın “Çakal Düğünü” başlıklı kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sanatçının yeni üretimlerini bir araya getiren sergi, kişisel hafızayı kültürel mirasla buluşturarak doğa, insan ve insan doğası arasındaki ilişkiyi evrensel bir anlatı üzerinden yeniden düşünmeye davet ediyor. Canan Savaş’ın sanat pratiğinin merkezinde, doğa ile insan arasındaki görünmez bağları araştıran bir yaklaşım yer alıyor. “Çakal Düğünü”, sanatçının yıllar önce babasından dinlediği bir hikâyeden yola çıkarak şekillenen ve kişisel belleğin kuşaklar boyunca nasıl aktarıldığını sorgulayan güçlü bir anlatı sunuyor.

Canan Savaş’ın babasından dinlediği bir hikâyeden doğan “Çakal Düğünü”nün kişisel hafıza, sözlü kültür ve malzemeler aracılığıyla nasıl şekillendiğini sanatçıyla gerçekleştirdiğimiz röportajda keşfedin.

Küratör Dorothea Strauss’un farklı kuşak ve coğrafyalardan on sanatçıyı bir araya getirdiği “Making Worlds. Systems of Being”, 9 Eylül 2026’da Sevil Dolmacı Gallery’nin İstanbul’daki tarihi mekânı Villa İpranosyan’da açılıyor. Maria Ceppi, Nilbar Güreş, Christian Jankowski, Sofia Mitsola, Natasza Niedziółka, Serkan Özkaya, Tobias Pils, Ekrem Yalçındağ, Miao Ying ve Beat Zoderer’in eserlerinin yer aldığı sergi, gerçeklik algımızı biçimlendiren görünür ve görünmez sistemleri odağına alıyor. Sergi, 9 Ekim 2026 tarihine kadar ziyaret edilebilecek.

EArt Galeri – Başlangıç Noktası: Boşluk – Y. Bahadır Yıldız

EArt Galeri, yeni sanat sezonunu Y. Bahadır Yıldız’ın “Başlangıç Noktası: Boşluk” başlıklı kişisel sergisiyle açıyor. 22 Eylül – 18 Ekim 2026 tarihleri arasında Akaretler Sıraevler No:47’de izleyiciyle buluşacak sergi, sanatçının son dönem heykel ve resim çalışmalarını bir araya getiriyor. Yıldız’ın ağırlıklı olarak zımpara kâğıdıyla ürettiği heykellerinin yanı sıra kök boya resimleri ve ilk kez kullandığı PVC ile gerçekleştirdiği yeni heykellerin yer aldığı “Başlangıç Noktası: Boşluk”, sanatçının üretim pratiğinde boşluğun biçimin oluşumundaki kurucu rolüne odaklanıyor. Kıvrılan, daralan, genişleyen ve kendi üzerine dönen formlar, çevreledikleri boşluğun yönlendirmesiyle biçim kazanırken; boşluk, formun içinde yer alan ikincil bir unsur olmaktan çıkarak onun kuruluşunu başlatan koşula dönüşüyor.

212 Photography Istanbul

Yüzleri ve elleri dondurmaya bulanmış, neşeyle farklı yönlere bakan iki küçük çocuk, Martin Parr'ın candid bir anı yakalayan bu fotoğrafıyla 212 PHOTOGRAPHY İSTANBUL festivalinin tanıtım görseli olarak, deniz kenarında keyifli bir sahneyi yansıtıyor.

212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200. yılını dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıları, sergileri ve disiplinler arası etkinlikleri bir araya getiren kapsamlı programıyla kutlamaya hazırlanıyor. 26 Eylül – 11 Ekim tarihleri arasında dokuzuncu edisyonu gerçekleşecek 212 Photography Istanbul, fotoğrafın 200. yılını uluslararası sanatçıları, farklı küratöryel yaklaşımları ve İstanbul’un kültür sanat rotasına yayılan zengin programıyla karşılıyor. Sergilerden konuşmalara, sanatçı buluşmalarından atölyelere uzanan programıyla festival, bu yıl da fotoğrafın farklı ifade biçimlerini bir araya getirerek şehrin kültür sanat takvimine yön vermeye hazırlanıyor.

Terakki Vakfı Sanat Galerisi – USTASINDAN SONRA Karşılaşmalar, Diyaloglar, Ayrışmalar

Terakki Vakfı Sanat Koleksiyonu’ndan yirmi iki sanatçının eserini bir araya getiren “USTASINDAN SONRA Karşılaşmalar, Diyaloglar, Ayrışmalar” adlı sergi, Itır Demir küratörlüğünde 7 EYLÜL – 24 EKİM 2026 tarihleri arasında Terakki Vakfı Sanat Galerisi’nde izleyiciyle buluşuyor.

Sergide yer alan sanatçılar: Bedri Rahmi Eyüboğlu, Burhan Temel, Burhan Uygur, Dinçer Erimez, Erol Deran, Fikret Mualla, Halil Dikmen, Hanefi Yeter, Hüseyin Bilişik, Kainat Barkan Pajonk, Komet, Leyla Gamsız, Malik Aksel, Mehmet Pesen, Memduh Kuzay, Naile Akıncı, Nevin Çokay, Özdemir Altan, Sabri Berkel, Şevket Dağ, Yusuf Katipoğlu, Zehra Aral

Kiff Bebek – Homecoming – Şeyma Türk

Yazın sona ermesiyle birlikte şehre dönüşler başlarken, Şeyma Türk’ün “Homecoming” sergisi 10 Eylül’de Kiff Bebek’te izleyiciyle buluşuyor. Yaz aylarının ardından İstanbul yeniden kendi ritmine dönerken; tatiller, kısa kaçışlar ve şehirden uzaklaşma hâli yerini gündelik yaşama bırakıyor. Şeyma Türk’ün Homecoming sergisi de bu mevsimsel dönüş hâlinden yola çıkarak, yuvaya dönme duygusuna odaklanıyor. Ancak bu dönüş yalnızca bir yere geri gelmek değil; tanıdık olana, gündelik hayatın ritmine ve kişisel hafızada yer eden nesnelere yeniden yaklaşmak anlamına geliyor.

Loft Art – Arşiv

Loş ışıklı, ahşap raflarla dolu, eskimiş ciltli kitaplar ve rulo halindeki önemli belgelerle bezeli bir arşiv odası, geçmişin zengin kültürel miras birikimini ve zamansız bilgisini gözler önüne sererek derin bir tarih yolculuğuna davet ediyor.
Lale Yılmaz, Frauengarten, tuval üzerine yağlı boya, 150 × 200 cm.

Bağımsız sanatçılar için eserlerini sergileyebilecekleri bir platform oluşturmak amacıyla kurulan Loft Art, beşinci yılında “Arşiv” isimli grup sergisini ağırlıyor. Loft Art’ın beşinci yılı kapsamında düzenlenen “Arşiv”, Loft Art’ın kuruluşundan bu yana gerçekleştirdiği sergiler ve bu süreç içerisinde oluşan sanatsal birikime referans veriyor.

Arşiv sergisi, 23 bağımsız sanatçının katılımıyla “Akın Güreş, Aslı Özer, Bahadır Hızol, Berkin Günsay, Cihan Oral, Dilşad Akçayöz, Doğukan Çiğdem, Ece Haskan, Eda Duru Çetin, Edanur Arslantay, Emre Evcimen, Engin Konuklu, Fatih Altan, Fatih Kahya, Hale Çelik, İrem Yılmaz, İynes Eyüp, Kübra Doğu, Lale Yılmaz, Nil Büyükbayraktar, Reach Geblo, Taha Düzler ve Yağmur Yılan” 2 Ekim – 29 Kasım 2026 tarihleri arasında Loft Art’ta ziyaret edilebilecek.


Beyoğlu’nda Görebileceğiniz Sergiler


Goba Art & Design – Sinan Kafadar: Gördüklerim… Düşündüklerim… Çizdiklerim…

Beyaz, geniş bir galeride gerçekleşen Sinan Kafadar sergisinden bir görünüm; duvarlara özenle asılmış, farklı boyutlardaki çerçeveli fotoğrafları dikkatle inceleyen ziyaretçiler, sanatçının özgün bakış açısını yansıtan eserlere derinlemesine odaklanmış, sanatsal bir atmosferde gözlemleniyor.
  • Yer: Goba Art & Design, Asmalımescit, Beyoğlu
  • Tarih: 17 Ekim – 5 Kasım 2026

Mimar Sinan Kafadar’ın son 10 yılda farklı şehirlerde ve yolculuklarında ürettiği yaklaşık 120 eskiz ve suluboya çalışmasından oluşan Gördüklerim… Düşündüklerim… Çizdiklerim… sergisi, Goba Art & Design’da izleyiciyle buluşuyor. Mimarlık pratiğinin bir parçası olarak çizimi yıllardır sürdüren Kafadar, İstanbul’dan dünyanın farklı kentlerine, tarihî yapılardan arkeolojik alanlara uzanan gözlemlerini çizgi ve renk aracılığıyla aktarıyor. Sekiz tematik başlık altında hazırlanan seçkide tekneler, adalar, kayalıklar, bitkiler, gündelik nesneler ve hayal gücünden doğan kompozisyonlar da yer alıyor.

Kafadar’ın seyahatlerinde yanında taşıdığı eskiz defterleri ve suluboya takımıyla oluşturduğu kişisel arşivi ilk kez bu kapsamda bir araya geliyor. Büyük bölümü özgün çalışmalardan oluşan sergide, defterlerinden ayrılmasını istemediği çizimlerin 1/1 edisyonlu, imzalı baskıları da bulunuyor. Sergiden elde edilecek gelir ise İstanbul Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi’nde düzenlenecek eskiz ve suluboya yarışmasına ve dereceye giren öğrenciler için planlanan eskiz turuna destek sağlayacak.

Dilan Cudi Saruhan: Bir İhtimal Gökyüzü

Dilan Cudi Saruhan'ın Bir İhtimal Gökyüzü başlıklı eserinden bir kesit; ufukta belirsiz ama umut vadeden bir geleceği simgeleyen, griden mora çalan renklerde, katmanlı bulutlarla dolu geniş ve etkileyici bir gökyüzü manzarası.

Dilan Cudi Saruhan’ın mekân, hafıza ve hayal gücü arasındaki ilişkiye odaklanan “Bir İhtimal Gökyüzü” sergisini 22 Eylül–21 Kasım tarihleri arasında Tütün Deposu’nda keşfedin.

Sanatçı Dilan Cudi Saruhan’ın kişisel sergisi “Bir İhtimal Gökyüzü”, mekânın insanı nasıl biçimlendirdiğini, nesnelerin hafızayı nasıl taşıdığını ve çizginin zamanı nasıl kaydettiğini araştırıyor. Hayal gücünün sınırlı koşullar içinde yeni ilişkiler ve olasılıklar yaratma potansiyeline odaklanan sergide açılmayan kapılar, merdivenler, gökyüzüne açılan boşluklar ve rüzgâra tutunan kırılgan formlar öne çıkıyor.

Saruhan, bu unsurlar aracılığıyla mevcut gerçekliğin içinde başka ihtimallere yer açarken serginin adı da henüz var olmayan bir gökyüzünün olasılığına işaret ediyor. Kesinlikten çok ihtimaller etrafında şekillenen “Bir İhtimal Gökyüzü”, 22 Eylül saat 18.30’daki açılışın ardından 21 Kasım’a kadar Tütün Deposu’nda ziyaret edilebilir.

Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi – Türk Resmini İzlemek

Kırmızı uzun kaftanı, sarığı ve sarı terlikleriyle, desenli mavi çinili duvarların ve kemerli bir kapının önünde duran sakallı bir adam, yerde yeşil yapraklar yiyen birkaç kaplumbağayı aşağı doğru bakarak inceliyor; bu eser, Türk resmi sergisi temasına güzel bir örnek sunuyor.

Türkiye İş Bankası’nın yıllar içinde oluşturduğu sanat koleksiyonundan hazırlanan Türk Resmini İzlemek, Türkiye İş Bankası Resim Heykel Müzesi’nin iki katına yayılan kalıcı sergisi. Prof. Dr. Gül İrepoğlu küratörlüğünde kronolojik, tematik ve kavramsal bir yaklaşımla hazırlanan seçki, 19. yüzyılın sonlarından günümüze Türk resim ve heykel sanatının gelişimini takip ediyor. Serginin beşinci katında Osman Hamdi Bey, Şeker Ahmed Paşa, Hoca Ali Rıza ve Mihri Hanım gibi öncü isimlerden 1914 Kuşağı’na ve Cumhuriyet’in ilk dönem sanatçılarına uzanan eserler yer alıyor.

Dördüncü katta 20. yüzyılın ortalarından günümüze uzanan seçki, d Grubu sanatçılarından Özdemir Altan, Bedri Baykam, Burhan Doğançay, Nazlı Ecevit ve Neş’e Erdok gibi isimlere açılıyor. Deniz Coşkusu, Anadolu Esinlenmeleri, İstanbul’un Resmi, Kadın Portreleri ve Yaşantının Getirdikleri gibi tematik bölümler ise farklı dönemlerden eserler arasında yeni bağlar kuruyor. Cumhuriyet’in 100. yılına armağan olarak 29 Ekim 2023’te ziyarete açılan müzenin temelini oluşturan Türk Resmini İzlemek, Türkiye sanat tarihinin yaklaşık bir buçuk asırlık değişimini tek bir koleksiyon üzerinden takip etme imkânı sunuyor.

Pera Müzesi – Cumhuriyetin Kamera Arkası

1925 İstanbul'da, Sirkeci Garı'ndan hareket eden bir trenin penceresinden gülümseyerek dışarı bakan, takım elbiseli, papyonlu ve geleneksel şapkalı altı kişilik sporcu kafilesi, Cumhuriyetin dinamik ruhunu ve coşkusunu taşıyor.
Sirkeci Garı’nda bir sporcu kafilesi, İstanbul, 1925 öncesi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu, Basın Fotoğrafları Arşivi, CFA_005594.

Pera Müzesi, İstanbul Araştırmaları Enstitüsü’nün 20. yıl dönümünü, erken Cumhuriyet dönemi İstanbul’unun gündelik yaşamına ve basın fotoğrafçılığının görünmeyen yüzüne odaklanan “Cumhuriyetin Kamera Arkası” sergisiyle kutluyor. İdil Çetin ve Ahmet Ersoy’un küratörlüğünü üstlendiği sergi, Suna ve İnan Kıraç Vakfı Fotoğraf Koleksiyonu’ndaki Basın Fotoğrafları Arşivi’nden seçilen kareleri bir araya getiriyor. Sergi, 1920’lerden 1950’lerin başlarına uzanan dönemi, dolaşıma girmemiş ya da zaman içinde gözden düşmüş fotoğraflar üzerinden yeniden okumaya davet ediyor.

90 bini aşkın fotoğrafın yer aldığı arşivden hazırlanan seçki; sokaktaki insanlardan yoksullara, mahkûmlardan gündelik hayatın sıradan anlarına kadar resmi anlatıların çoğu zaman dışında kalan farklı toplumsal kesimleri görünür kılıyor. Selahattin Giz ve Namık Görgüç başta olmak üzere dönemin basın fotoğrafçılarının objektifinden çıkan görüntüler, erken Cumhuriyet İstanbul’unun çok katmanlı sosyal yapısına ışık tutuyor. Sergi nostaljik ve tek sesli bir tarih anlatısı kurmak yerine, dönemin çelişkilerini, belirsizliklerini ve çoğulluğunu öne çıkarıyor.

Pera Müzesi – Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle

Frank Bowling'in Kitty adlı 2009 tarihli bu soyut eserinde, parlak pembe bir güneşin veya ayın önünde, turuncu ve mor tonlarında, dikey çizgilerle yansıtılmış gibi görünen, karmaşık detaylara sahip bir şehir silüeti kompozisyonu hakim; alt kısımda ise belirgin bir yeşil halka yer alıyor.

Pera Müzesi, yaşayan en önemli soyut ressamlardan biri kabul edilen Frank Bowling’in eserlerini İstanbul’da ilk kez sanatseverlerle buluşturmaya hazırlanıyor. Alistair Hicks küratörlüğünde 29 Eylül’de açılacak “Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle”, Bowling’in altmış yılı aşan üretimini Francis Bacon ve Victor Willing’in yapıtlarıyla birlikte ele alıyor. Bowling’in ilk kez sergilenecek eserlerinin de yer aldığı sergi, üç ressamın farklı yaklaşımları üzerinden resmin dönüşen olanaklarına odaklanıyor.

Suna ve İnan Kıraç Vakfı Pera Müzesi, yaşayan en önemli soyut ressamlardan biri kabul edilen, altmış yılı aşkın kariyeri boyunca resim ve boyanın olanaklarını genişleten Frank Bowling’in yapıtlarını İstanbul’da ilk kez izleyiciyle buluşturmaya hazırlanıyor. Alistair Hicks’in küratörlüğünde 29 Eylül’de açılacak Frank Bowling: Yaratım ve Yıkım, Francis Bacon ve Victor Willing Müdahalesiyle başlıklı sergi, Bowling’in renk, yüzey ve belleği buluşturan üretiminin farklı evrelerini, 20. yüzyılın en etkili figüratif ressamlarından Francis Bacon ile savaş sonrası Britanya resminin özgün isimlerinden Victor Willing’in eserleriyle yan yana getiriyor. Üç sanatçı arasında kurulan bu ilişki, aynı sanatsal sorulara verilen farklı yanıtları birlikte düşünmeye imkân tanıyor.

Pera Müzesi – Osman Hamdi Bey

Osman Hamdi Bey, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin (The Met) Orientalism: Between Fact and Fantasy sergisinde yer almasıyla uluslararası sanat gündeminin yeniden merkezine taşınıyor. 12 Haziran 2026 – 28 Şubat 2027 tarihleri arasında düzenlenecek sergi, Oryantalizm kavramını sanat, kültürel karşılaşmalar, kolonyalizm ve modernleşme ekseninde ele alırken, Osman Hamdi Bey’in eserlerini Jean-Léon Gérôme gibi dönemin önemli ressamlarıyla birlikte bir araya getiriyor.

The Met’in Oryantalizm’e odaklanan ilk büyük sergisi olma özelliğini taşıyan bu kapsamlı seçki, sanatçının Batılı Oryantalist gelenek içindeki özgün konumunu yeniden değerlendirmeye açıyor.

Osman Hamdi Bey’in eserlerini yakından görmek isteyen sanatseverler için önemli duraklardan biri ise Pera Müzesi. Suna ve İnan Kıraç Vakfı Oryantalist Resim Koleksiyonu kapsamında sergilenen yapıtlar, sanatçının resim pratiğini çok yönlü kişiliğiyle birlikte ele alıyor.

Ressam, arkeolog, müzeci ve eğitimci kimliklerini bir arada taşıyan Osman Hamdi Bey’in sanat anlayışı; figür kurgusu, tarihsel referansları ve Osmanlı modernleşmesine dair yaklaşımıyla öne çıkıyor. Koleksiyonda yer alan Kaplumbağa Terbiyecisi ve İki Müzisyen Kız gibi başyapıtlar, sanatçının üretimini yakından incelemek isteyenler için önemli bir fırsat sunuyor.

“Pera Müzesi Koleksiyon Sergilerinde Bir Yolculuk”

Pera Müzesi, koleksiyon sergilerini daha yakından keşfetmek isteyen sanatseverleri ücretsiz rehberli turlarla buluşturuyor

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık – Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat

YÜZYILIN İZLERİ sergisinin afişi, Koç Topluluğu ve Sanat temasını vurgulayan, renkli geometrik bloklardan oluşan bir arka plan üzerinde, farklı dönemlere ait üç siyah beyaz fotoğrafı sergiliyor; bu fotoğraflar arasında takım elbiseli erkekler, uçağa uzanan bir kadın ve zarif giyimli başka bir kadın bulunmaktadır.

Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık, Koç Topluluğu’nun 100. yılını “Yüzyılın İzleri: Koç Topluluğu ve Sanat” sergisiyle kutluyor. Sergi, 8 Nisan 2026 tarihinden itibaren sanatseverlerle buluşacak. Cumhuriyet’in ilanından kısa bir süre sonra temelleri atılan Koç Topluluğu’nun yüzyıllık yolculuğu, bu sergide kültür ve sanat alanında yaptığı çalışmalar üzerinden ele alınıyor. 1920’lerden günümüze uzanan seçki; sanat eserleri, objeler, fotoğraflar ve arşiv belgeleriyle zengin bir içerik sunuyor.

Miniatürk Müzesi – Karma Sergi, “İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi”

Geçmişte dünya tarihini şekillendiren olaylar, şehirler ve medeniyetlerden; gelecekte ise dünyamızı bekleyen yeni yerleşimler ve yaşam dinamiklerinden ilham alan, gerçek yaşamdan 87 kez küçük hareketli teknolojik model sergileri üreten Modelport’un hazırladığı “İstanbul Tarihi Yarımada Model Sergisi”, bir zamanlar Roma İmparatorluğu ve sonrasında Osmanlı İmparatorluğu’nun merkezi olan İstanbul’un 400 bin metrekarelik en tarihi bölgesini hareketli modellerle yeniden canlandırıyor.

Siyah beyaz tonlarda, Not Yet Gone başlıklı karma serginin bir davetiyesi veya afişi olan bu görselde, katlanmış kağıtları ve keskin geometrik şekilleri çağrıştıran soyut formlar üst üste binerek dinamik bir kompozisyon oluşturmakta ve Shiva Zahed Gallery'de gerçekleşecek bu grup sergisinin modern sanat estetiğini vurgulamaktadır.

Shiva Zahed Gallery üçüncü sergisi “Not Yet Gone” ile 18 Eylül – 7 Kasım 2026 tarihleri arasında sanatseverlerle buluşmaya hazırlanıyor. Sergide ⁠⁠Arya Tabandehpoor, Omid Mehdizadeh, Kimia Askarian, Sina Boroumandi, Shahin Esfandiari, Rana Heidarzade ve Alborz Kazemi’nin çalışmaları bir araya geliyor. “Not Yet Gone” İran’da yaşayan ve imgelerin tek bir anlamla sınırlandırılmasına karşı çıkan üretimlere yönelik ortak ilgi duyan yedi sanatçıyı bir araya getiriyor.

Fotoğraflar geçmişin sabit kayıtları olmak yerine farklı anların, anıların ve gerçekleşmemiş geleceklerin üst üste gelmeye devam ettiği alanlara dönüşüyor. İmge geçmişte olanların bir belgesi olmaktan ziyade geçmişin, bugünün ve gerçekleşmemiş geleceğin kesişmeye devam ettiği maddi, algısal ve zamansal bir alana dönüşüyor.

Salt Beyoğlu – Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları – Özer Kabaş

Sanatçı, eğitimci ve yazar Özer Kabaş’ın 1960’lardan 1990’lara uzanan üretimi üzerinden Türkiye kültür ortamının bir dönemine derinlikli bir bakış sunan “Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları” 16 Eylül’de Salt Beyoğlu’nda açılıyor.

Garanti BBVA tarafından kurulan Salt’ın yeni sergisi “Denizaşırı: Özer Kabaş ve Zamanları”, sanatçı, eğitimci ve yazar Özer Kabaş’ın (1934–1998) 1960’lardan 1990’lara uzanan üretimini ve Türkiye’nin kültür tarihindeki yerini inceliyor. Kabaş’ın resim, özgün baskı, takı tasarımı, tiyatro ve sinema alanlarındaki üretimlerini arşiv belgeleriyle bir araya getiren sergi, sanatçının Robert Kolej’deki öğrencilik yıllarından Mimar Sinan Üniversitesi’ndeki akademisyenlik dönemine kadarki süreçte çeşitlenen pratiğine kapsamlı bir bakış sunuyor. Böylece, Kabaş’ın sanatın farklı disiplinlerine ilgisini, sanat eğitimine yaklaşımını ve kültür ortamına katkılarını ortaya koyuyor.

Beyaz arka plan üzerinde, siyah ve mercan kırmızısı renklerde ÜÇGEN triangle ve BİR DİYALOG a dialogue başlıklarını taşıyan, 19 Eylül - 15 Kasım 2026 tarihleri arasında Rast Gallery'de gerçekleşecek bir serginin afişi; küratörleri, koleksiyonerleri, sanatçıları ve konsept tasarımcısını detaylı olarak sıralıyor.

İstanbul’un çağdaş sanat sahnesine yeni bir model öneren “ÜÇGEN”, bağımsız sanatçılar, küratörler ve koleksiyonerleri özgün bir işbirliği yapısında bir araya getiriyor. 19 Eylül – 15 Kasım 2026 tarihleri arasında rast. GALLERY’de gerçekleşecek sergi, sanat üretiminin üç temel aktörü etrafında şekillenen yıllık bir sergi dizisinin ikinci edisyonu olma özelliğini taşıyor. Projenin kavramsal çerçevesi Derya Yücel tarafından oluşturuldu. Aynı zamanda projenin yürütücülüğünü üstlenen Yücel, bu yapı ile sanatçı, küratör ve koleksiyonerler arasında sürdürülebilir bir diyaloğun ve üretime dayalı bir işbirliği modelinin kurulmasını hedefliyor.

Her “üçgen” bir bağımsız sanatçı, bir küratör ve bir koleksiyonerden oluşuyor. Her bir üçlü, sanatçının üretim pratiği etrafında birlikte düşünüyor, seçiyor, geliştiriyor ve sunuyor. 2026 edisyonunda projeye katılan sanatçılar Furkan Öztekin, Merve Mepa, Şule Nur Alev; koleksiyonerler Ari Meşulam, Öner Kocabeyoğlu, Zülal Gülçur; küratörler Melis Bektaş, Naz Kocadere ve Uras Kızıl yer alıyor.

Galerist – Gönül İşi

Nil Yalter'in sergisinden bir eser olarak, bürokratik belgelerin, pasaport damgalarının ve el yazısı notların, aynalı siyah beyaz bir kadın figürü ile iç içe geçmiş ten rengi bir vücut parçasının yer aldığı katmanlı ve düşündürücü bir kolaj.
Nil Yalter
Skin Story, 2003
Video
5’13”
Ed. 5 + 2 AP
Nil Yalter ve Galerist’in izniyle

İstanbul çağdaş sanat sahnesinin öncü galerilerinden Galerist, 25. yılını kuruluşundan bugüne dek galerinin kimliğini şekillendirmiş 50’ye yakın sanatçıyı bir araya getiren “Gönül İşi” sergisi ile kutluyor. 16 Eylül 2026’da açılacak sergi, galerinin tarihine damga vurmuş önemli yapıtları, sergi için üretilmiş yeni eserlerle bir araya getirerek sanatsal yakınlıkların, uzun soluklu ilişkilerin ve ortak bağlılıkların izini sürüyor.

2001 yılında kurulan Galerist, yıllar içinde farklı kuşaklardan sanatçılarla kurduğu uzun soluklu ilişkiler, düşünsel alışveriş ve sürekliliğe dayalı bir diyalog etrafında şekillenen bir program geliştirdi. Yaklaşık 200 sergi boyunca genç sanatçıların üretimlerine alan açarken, yerleşik pratiklerin gelişimine eşlik etti; sanatçı miraslarını gözetti ve Türkiye çağdaş sanatının uluslararası görünürlüğünü destekledi. Farklı kuşakları, mecraları ve sanatsal yaklaşımları bir araya getiren, eşit cinsiyet temsiline dayalı bu sanatçı odaklı yaklaşım, Galerist’in 25 yıllık hikâyesinin de temelini oluşturuyor.

Hafızanın Defterleri

Üst üste dizilmiş, sararmış sayfaları ve yıpranmış kapaklarıyla zamanın derin izlerini taşıyan eski defterler, her biri kişisel hafızanın ve yaşanmış hikayelerin sessiz tanığı olarak geçmişten gelen değerli anıları gözler önüne seriyor.

Kadın Eserleri Kütüphanesi ve Bilgi Merkezi Vakfı’nın CultureCIVIC Avrupa Birliği fonu desteğiyle hayata geçirdiği “Hafızanın Defterleri” sergisi, 14 Ekim – 14 Kasım 2026 tarihleri arasında Aynalıgeçit Sergi Salonu’nda izleyiciyle buluşuyor. Nilgün Kıvırcık küratörlüğünde ve sanatçı Damla Sandal’ın katkılarıyla hazırlanan sergi, 1919-1933 yılları arasında İstanbul’da yayımlanan Ermeni kadın dergisi “Hay Gin” ile Arşaluys Donikoğlu’nun (Arşo) günlüklerini bir araya getiriyor.

Kadınların kamusal alanda dile getirdikleri düşüncelerle kişisel yaşamlarında tuttukları kayıtlar arasında bağlantılar kuran seçki, Ermeni kadınların tarihine ve yazılı hafızasına odaklanıyor.

Hayganuş Mark’ın öncülüğünde yayımlanan “Hay Gin”, kadınların eğitim, çalışma hayatı ve toplumsal haklar üzerine yürüttükleri tartışmaları günümüze taşırken Arşo’nun günlükleri dönemin gündelik yaşamına daha kişisel bir bakış sunuyor. Sergide, vakfın arşivinde korunan 84 özgün dergi sayısından seçkiler, farklı arşivlerden belgeler ve görseller yer alıyor.

Sanatçı Damla Sandal ise Arşo’nun defterlerinden seçtiği sayfaları ve görselleri nakışla yeniden yorumlayarak yazılı hafızayı çağdaş sanatla buluşturuyor. “Hafızanın Defterleri”, kadınların bıraktığı belgelerin ve kişisel anlatıların bugün nasıl okunabileceğini araştırıyor.

offgrid art project – Aynı Şehirde – Ci Demi, Hüseyin Güler ve Tibet Oktay Aslan

Açık gri, hafif dokulu bir arka plan üzerinde, kalın, kömür karası bir çizgiyle oluşturulmuş, soyut ve insan figürünü andıran kıvrımlı bir şeklin merkezinde küçük bir nokta bulunan offgrid ART PROJECT sergisi afişi; neon sarısı büyük harflerle Aynı Şehirde başlığını, Ci Demi, Hüseyin Güler, Tibet Oktay Aslan gibi sanatçı isimlerini, 18 Eylül - 25 Ekim tarihlerini ve İstanbul Beyoğlu'ndaki adres bilgilerini net bir şekilde gösteriyor.

offgrid art project, yeni sezonunu İstanbul’un değişen fiziksel ve kültürel katmanlarına odaklanan “Aynı Şehirde” başlıklı grup sergisiyle açıyor. Ci Demi, Hüseyin Güler ve Tibet Oktay Aslan’ın çalışmalarını bir araya getiren sergi, şehri yalnızca mimarisi ve dönüşen silueti üzerinden değil; hafıza, gündelik hayat ve insan-mekân ilişkileri üzerinden ele alıyor.

18 Eylül–25 Ekim 2026 tarihleri arasında gerçekleşecek sergi, üç sanatçının farklı yaklaşımları üzerinden İstanbul’un dönüşümünü, kent hafızasını ve gündelik hayatın şehirle kurduğu ilişkiyi ele alıyor.

Martch Art Project – Bu Baktığın Son Şey Olabilir – Mustafa Boğa

'Bu Gördüğün Son Şey Olabilir' başlıklı Mustafa Boğa sergisinin duyuru görselinde, koyu bir yüzeye rastgele dağılmış, saydam ve buzlu camı andıran, irili ufaklı bebek başları ve uzuvları gibi figürler yoğun bir şekilde görülüyor, ziyaretçileri 18 Eylül 2026'da Martch Art Project'teki açılışa davet ediyor.

Mustafa Boğa’nın “Bu Baktığın Son Şey Olabilir” başlığını taşıyan yeni sergisi, hepimizin yaşamının bir anında üzerine mutlaka düşündüğü “son” kavramını karanlık ve hüzünlü bir bağlamdan uzaklaştırarak yeni bir başlangıcın ihtimaliyle yan yana getiriyor.

Boğa’nın sergideki çalışmaları izleyiciyi önce kurduğu etkileyici görsel dille kendine çeker. Bu görsel dil, popüler kaygıların ötesine geçerek yaşama dair daha içsel, kişisel ama bir o kadar herkesin aşina olduğu bir sorgulamanın ipuçlarını taşır. Sanatçı, her işin kendi içindeki sembolleri bir araya getirerek çözülmesi gereken bir bulmaca sunar.

İzleyiciler ise bu tanıdık ama çok kişisel bulmacayı çözerken sadece sanatçının geçmişini değil, kendi yaşamından parçaları da hatırlamaya başlar. İşlerin ilk izlenimi bilinçli olarak yanıltıcıdır; fakat formların ve katmanların içinde kayboldukça akıntıya karşı yaşanan bir hayatın izleri ortaya çıkar. İzleyici sanatçıya yaklaştıkça, onun işlerinde bıraktığı düğümleri kendi eliyle çözmeye başlar.

Simbart Projects – Akışkan Korku – Vahid Danaiefar

Vahid Danaeifar'ın Akışkan Korku sergisinin afişi; sağ tarafta mavi ve beyaz tonlarında soyut bir tablo, sol tarafta ise çizgili mavi bir tasarım ile 11 Eylül - 31 Ekim 2026 tarihleri arasında Simbart Projects, İstanbul'da gerçekleşecek olan etkinliğin detaylarını duyuruyor.

Simbart Projects, 11 Eylül – 31 Ekim tarihleri arasında İran asıllı sanatçı Vahid Danaiefar’ın “Akışkan Korku” isimli Türkiye’de gerçekleşen ilk kişisel sergisine ev sahipliği yapıyor. Sergi, korkunun görünür bir tehditten çok, gündelik deneyimin içine sessizce yerleşen bir durum olarak nasıl ortaya çıktığını araştırıyor. ‘Akışkan Korku’, imge, nesne ve mekân arasındaki ilişkiler üzerinden, tanıdık olana duyulan güvenin nasıl çözülmeye başladığına ve tekinsiz bir nitelik kazandığına odaklanıyor.

BüroSarıgedik – Resim Sergisi – Gülsün Karamustafa

Gülsün Karamustafa'nın bir sergiden alınan bu resminde, ortasında altın ve kırmızı işlemeli dairesel bir boşluk içinde baş aşağı duran sarışın bir bebek yüzü taşıyan, mavi cübbeli, gür kahverengi saçlı, çimenlerin arasından yükselen bir kadın figürü siyah bir arka plan önünde resmedilmiş.

BüroSarıgedik, Gülsün Karamustafa’nın yeni kişisel “Resim Sergisi”ni 17 Eylül Perşembe akşamı açıyor. Sergi, sanatçının 1978’de Taksim Sanat Galerisi’nde açtığı kişisel sergiyle görünür olan resim pratiğini bugüne bağlıyor ve yine sadece resimleriyle karşımıza çıkıyor.

Kişisel ve tarihsel anlatıları iç içe geçiren Karamustafa, yarım yüzyılı aşan üretiminde göç ve yerinden edilme, toplumsal cinsiyet, kimlik ve kültürel bellek meselelerini modern Türkiye’nin ulus inşası ve modernleşme deneyimi içinden ele alır; kendini bu tarihin bir “kronografı” olarak tanımlar.

1980’lerin sonundan itibaren yerleştirme, video ve tekstile açılan öncü bir pratik geliştirdi. Resim ise bu üretimin hiç terk edilmeyen düşünsel omurgası olarak kaldı. Sergi, sanatçının tuval üzerine akrilik resimlerini, desenlerini ve kâğıt üzerine karışık teknik çalışmalarını bir araya getiriyor.

Ben ressamım. Ne zaman başım derde düşse resme sığındım. Bir an geldi, yapmak istediklerim resmin sınırlarını zorladı ve dışına taşmaya başladı. O zaman güncel sanatın verdiği özgürlükleri sonuna kadar kullanıp kendimi istediğim gibi ifade etmekten kaçınmadım öte yandan resimden hiç vazgeçmedim. O benim temel özgürlüğümdü. Hep bir ressam gibi düşünerek yola çıktığımı fark ediyorum.

Gülsün Karamustafa

PİLOT – Eve Dönüş – Hamra Abbas, Ece Ağırtmış, Atıf Akın, Tufan Baltalar, Melih Çebi, Uğur Cinel, Emir Erkaya, Zeren Göktan, Halil Altındere, Ali Miharbi, M.K. Perker, Murat Şahinler, Constantinos Taliotis, İrem Tok ve Gözde Mimiko Türkkan

Emir Erkaya'nın Rüyalarda Buluşuruz adlı tablosu, kırmızı perdeli bir sahnede, üstte birçok ünlü Türk yüzünün portreleri, altında ise at üzerinde bir kadın, altın kostümlü bir şovmen, drag performansı, oryantal dansçı, iki orkestra ve iki kraliçe figürünün bulunduğu, çeşitli sahne sanatlarını bir araya getiren zengin bir kompozisyon sunuyor.
“Rüyalarda Buluşuruz / We Meet in Dreams”, Emir Erkaya, 2026. Tuval üzerine yağlıboya, 160 × 200 cm. Unique.

PİLOT, “Eve Dönüş” ile 12 yılın ardından Sıraselviler 83 numaradaki mekanına geri dönüyor. 17 Eylül 2026’da açılacak olan grup sergisi “Eve Dönüş”, galerinin uzun yıllar boyunca birlikte çalıştığı; Hamra Abbas, Ece Ağırtmış, Atıf Akın, Tufan Baltalar, Melih Çebi, Uğur Cinel, Emir Erkaya, Zeren Göktan, Halil Altındere, Ali Miharbi, M.K. Perker, Murat Şahinler, Constantinos Taliotis, İrem Tok ve Gözde Mimiko Türkkan’ın çoğunluğu sergi için üretilmiş yeni dönem üretimlerini bir araya getiriyor.

Zilberman İstanbul – Rû Bi Rû – Fatoş İrwen

Fatoş İrwen sergisinden bir eserin yakından çekilmiş bu detayında, gri ve beyaz tonlardaki keskin, sivri dikenler, karanlık bir boşluğun etrafında lifli ve ağsı bir dokuyla iç içe geçerek karmaşık ve soyut bir yüzey oluşturuyor.

Zilberman İstanbul, Fatoş İrwen’in “Rû Bi Rû” başlıklı kişisel sergisini 15.09. – 21.11.2026 tarihleri arasında ağırlıyor. “Rû Bi Rû”, Fatoş İrwen’in iktidar temsilleri, devlet politikaları, gelenek ve inanç sistemleri karşısında bireyin özgürlük mücadelesi etrafında şekillenen pratiğini, yüzleşme düşüncesi üzerinden ele alıyor.

“Rû Bi Rû”nun önerdiği yüzleşme, yalnızca hatırlamak ile sınırlı tutmayarak; karşısına almak kadar karşısında durmayı ve inkâr edilmiş olan bir coğrafyanın bakışına maruz bırakmayı da gerektiriyor. Fatoş İrwen’in bastırılarak görünmez kılınan, kaydı dahi tutulamamış ve sözlü olarak aktarılarak bugüne ulaşmış gerçeklikler ile kurduğu ilişki, sergideki yüzleşmenin zeminini oluştururken izleyiciyi de kendi dilinde inşa ettiği alana davet ediyor.

Art On İstanbul – Patina – Oddviz

Koyu gri zemin üzerinde, katmanlı eski şehir surlarına veya kalelere benzeyen, parçalı, dokulu beyaz yapıların ve aralarına yerleşen büyük siyah Oddviz ile kırmızı Patina yazılarının öne çıktığı, Oddviz'in Patina Retrospektif Envanter sergisini tanıtan bir afiş.

Art On İstanbul, Oddviz’in on yıllık üretimini bir araya getiren kapsamlı retrospektif sergisi “Patina”ya 12 Eylül – 31 Ekim tarihleri arasında Piyalepaşa’daki mekânında ev sahipliği yapıyor. Oddviz’in son on yıldır fotogrametri aracılığıyla farklı kentlerin kamusal yüzeylerini dijital olarak arşivlediği pratiğine odaklanan “Patina”, sanatçı kolektifinin üretiminin yıllar içindeki dönüşümünü ve gelişimini izleyiciyle buluşturuyor. Envanter serisinde tekil sokak mobilyalarının belgelenmesiyle başlayan bu üretim; zaman içinde mimari cephelere, kıyı şeritlerine ve bütüncül kentsel dokulara uzanarak kentlerin maddi hafızasını kaydeden kapsamlı bir görsel arşive dönüştü.

Art On İstanbul – Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir- Zeki Demirkubuz

Zeki Demirkubuz'un Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Poşu Yalnızlar Verir başlıklı sergisinin afişi, güneşli bir sahilde el arabası çeken bir kişiyi gösteren renkli fotoğrafı, 9 Eylül - 30 Ekim 2026 tarihleri ve Baksı Müzesi ile ArtOn logolarıyla dikkat çeken, çağdaş ve sade bir tasarıma sahip.

Art On İstanbul, Zeki Demirkubuz’un “Hayatta ve Fotoğrafta En İyi Pozu Yalnızlar Verir” başlıklı solo sergisini, gezici sergi kapsamında Baksı Müzesi’ne taşıyor. 9 Eylül – 30 Ekim 2026 tarihleri arasında görülebilecek sergi, Demirkubuz’un Avrupa, Amerika ve Asya’nın farklı kentlerinde çektiği fotoğraflardan bir seçkiyi bir araya getiriyor.

Gündelik hayatın kendiliğinden anlarına odaklanan fotoğraflar; insan, mekân, boşluk, ışık ve zaman arasındaki ilişkileri sessizlik ve yalnızlık ekseninde ele alıyor. Sinemasındaki gözlemci yaklaşımı fotoğraf pratiğine de taşıyan Demirkubuz, önceden kurgulanmış bir anlatı yerine karşılaşmanın doğallığını öne çıkarırken izleyiciyi kendi bakışı ve yalnızlık deneyimiyle baş başa bırakıyor.

Dirimart Pera- Sessiz Mevcudiyet – Ebru Duruman

Ebru Duruman'ın vahşi doğayla bütünleşen varlıkları betimlediği bu sürreal tabloda, karanlık mavi gökyüzünün altında kırmızı çalılıklar ve yeşil bitki örtüsüyle çevrili, büyük bir ayak ve organik formlar doğal unsurlarla iç içe geçmiş, insan ve doğa arasındaki dönüşümü vurguluyor.
“Becoming Wild”, Ebru Duruman, 2026. Tuval üzerine yağlı boya | Oil on canvas, 140 × 180 cm.

Dirimart, Ebru Duruman’ın galeriyle ikinci kişisel sergisi “Sessiz Mevcudiyet”i ağırlıyor. Sanatçının yeni resimlerini bir araya getiren sergi, benliğin değişen sınırlarına ve kimliğin deneyimler aracılığıyla sürekli yeniden şekillenen doğasına odaklanıyor.

Ormanlar, nehirler ve taşlarla birleşiyor bedenler; peyzajlar insan bedeninin içinden büyüyor; figürler birbirine dolanıyor; yüzler tekrarlanıyor, parçalanıyor ve kayboluyor. İnsana ve doğaya ait biçimlerin birbirine karıştığı bu resimlerde beden, bellek ve peyzaj arasındaki ayrım giderek belirsizleşiyor.

x-ist – Beyond the Familiar – Gülin Hayat Topdemir

Bu sergide tanıdığımız bir dünyanın içinden geçiyoruz. Hayvanlar, kadın figürleri, çiçekler, oyuncaklar, maskeler, balonlar, kanatlar, iplikler ve gündelik nesneler… Hepsi bize tanıdık geliyor. Fakat resme biraz daha uzun baktığımızda bu tanıdıklık bozulmaya başlıyor. Figürler yer değiştiriyor, bedenler dönüşüyor, hayvanlar insanlara yaklaşıyor, insanlar hayvansı ya da masalsı bir kimliğe bürünüyor.

Gerçek ile düş arasındaki sınır giderek siliniyor. “Beyond the Familiar”, tam da bu eşikte ortaya çıkan bir dünyayı anlatıyor: Bildiğimiz şeylerin hemen ötesinde başlayan, tanıdık imgelerin başka bir kimliğe dönüştüğü bir dünya. Gülin Hayat Topdemir’in resimlerinde figürler hiçbir zaman yalnızca kendileri değildir. Bir kadın aynı anda bir masal kahramanı, mitolojik bir varlık, bir oyuncak figür ya da çağdaş bir ikon olabilir.

Hayvanların bedenlerinde ise içgüdü, hafıza, korku, oyun ve bilinçdışı dolaşır. İnsan ile hayvan arasındaki sınır dönüşebilen bir alana dönüşür.

KAIROS – Gölgesi Kalır – Tansu Köse

Gölgesi Kalır sergisinin afişi, açık renk bir zemin üzerinde, soyut bir ifadeyle tasvir edilmiş, başı ve omuzları görünen karartılmış bir insan figürünün çarpıcı siluetini sergiliyor.

KAIROS, 2–17 Ekim 2026 tarihleri arasında Tansu Köse’nin ilk solo sergisi “Gölgesi Kalır”ı ağırlıyor.

Köse’nin resimlerinde gündelik nesneler; geçmişin, kaybın ve aidiyetin izlerini taşır. Görünür alandan çekilen bedenin ağırlığı, alışkanlıkları ve mekânla kurduğu bağ, nesnelerin sessiz varlığında hissedilmeyi sürdürür.

Georges Perec’in sıradan olana yeniden bakma çağrısıyla yakınlık kuran Gölgesi Kalır, gündelik hayatın tekrarlarına, kesintilerine ve geride bıraktığı izlere odaklanır. Sergi, yokluğun nesneler ve mekânlar içinde kazandığı biçimlere bakmaya; kalanın sessizliğinde kaybolanı sezmeye davet eder.

Galeri Nev İstanbul – 40 YILDA BİR – Mike Berg ve Nermin Er

Bu görsel, modern tipografi ve sanatsal öğelerle zenginleştirilmiş, geniş bir sergi afişini sergiliyor, 40 yılda bir gerçekleşen bu özel etkinliğin ana temasını belirten çarpıcı başlıklar ve tarihler içeriyor.

Galeri Nev İstanbul, kuruluşunun 40. yılını 18 aya yayılan bir sergi dizisiyle kutluyor. Dizinin ilk sergisi, Mike Berg ve Nermin Er’in eserlerini bir araya getiriyor. Sergi, iki sanatçının farklı malzemeler ve ölçekler üzerinden geliştirdikleri üretim pratiklerini ortak bir zeminde buluşturuyor.

Yaşadıkları kentlerden, mimari öğelerden ve çevrelerinden beslenen Berg ve Er, üretimlerinde inşa etme, bir araya getirme ve dönüştürme süreçlerine odaklanıyor. Kentin çizgileri, yapıların geometrisi, yüzeyler ve gündelik mekân deneyimleri, sanatçıların kendi görsel dilleri içinde yeniden biçimleniyor. İki sanatçı için de üretim, bir formu yalnızca temsil etmekten çok onu yeniden kurma ve malzemenin olanakları üzerinden dönüştürme süreci olarak ortaya çıkıyor.

Berg’ün metal, kâğıt ve farklı zanaat teknikleri arasında kurduğu geçişler ile Er’in kâğıdı keserek, ekleyerek, renklendirerek ve üst üste getirerek oluşturduğu katmanlı dünyalar, yapma ve inşa etme fikrinin farklı biçimlerini gösteriyor. Farklı ölçeklerde çalışan iki sanatçı, parçaların bir araya gelmesiyle yeni yapılar, yüzeyler ve mekânlar oluşturuyor.

C.A.M. Galeri – Siz Kimsiniz? – Seldem Kargı

Gülümseyerek masa başında oturmuş, laptopu ve not defteri önünde duran, profesyonel ve kendinden emin görünümlü bir kadın, kariyer yolculuğunda kendi kimlik arayışına veya siz kimsiniz sorusunun derinliklerine odaklanıyor.
Seldem Kargı, Bir Tek Masa Sağlam Kaldı, 2026, tuval üzerine karışık teknik, 95 × 208 cm.

C.A.M. Galeri, 3 Ekim – 15 Kasım tarihleri arasında Seldem Kargı’ nın üçüncü kişisel sergisi “Siz Kimsiniz?”e evsahipliği yapacak. Seldem Kargı’nın pratiği, aidiyet duygusunun kırılganlaştığı bir eşiğe yerleşir. Ona ait olduğu düşünülen her şey; ilişkiler, imgeler, fikirler ve hatta beden, başka bakışların süzgecinden geçtikçe yer değiştirir, çoğalır, yabancılaşır. Sanatçının pratiği, bu belirsizlik alanında şekillenir; sahiplik ile mesafe, özne ile yansıma arasındaki ince çizgide dolaşır. Kargı’nın resimleri, kesinlik aramaz; aksine, “kime ait” olduğu muğlaklaşan imgelerin dolaşıma girdiği bir düşünce alanı açar.


Şişli’de Görebileceğiniz Sergiler


Galeri/Miz – Olmayacak Şeylerin Neşesi – Baysan Yüksel ve Merve Erbilgiç

Beyaz bir galeri duvarında sergilenen, canlı renklerin ve beklenmedik fantastik unsurların bir araya geldiği, izleyicide şaşkınlık ve neşe uyandıran, Olmayacak Şeylerin Neşesi başlıklı İstanbul sergisinden büyük ve çarpıcı bir sanat eseri.

Baysan Yüksel ve Merve Erbilgiç’i bir araya getiren, küratörlüğünü Bahar Güneş’in üstlendiği “Olmayacak Şeylerin Neşesi”, absürt kavramını gündelik hayatın çelişkileri üzerinden ele alıyor. Sergide absürt; yalnızca saçma ya da gerçeküstü olanı tanımlayan bir kavram değil, alıştığımız düzeni bozmanın ve gerçekliğe farklı bir yerden bakmanın yolu olarak karşımıza çıkıyor. Mizah, belirsizlik ve rahatsızlık arasında ilerleyen çalışmalar, giderek daha anlaşılmaz hale gelen bir dünyada neşe ve umut üretmenin yollarını araştırıyor.

Merve Erbilgiç, Orhan Veli’nin şiirlerinden yola çıkarak hafıza, duygu, sezgi ve tesadüf arasında şekillenen görsel anlatılar kurarken; Baysan Yüksel rutinleri, inançları, gelenekleri ve tüketim kültürünü fantastik karakterler, hayvanlar, bitkiler ve semboller aracılığıyla sorguluyor. İki sanatçının farklı dünyaları, tanıdık olanın bozulduğu ve gündelik gerçekliğin yeni çağrışımlara açıldığı ortak bir alanda buluşuyor. “Olmayacak Şeylerin Neşesi”, anlamsızlık ve belirsizlik karşısında hayal gücüne, dirence ve neşeye alan açan bir sergi.

Galeri Işık – Celal Oflaz: Geçmişten Günümüze

Geçmişten Günümüze Celal Oflaz sergi başlığı altında, sanatçının kariyerinin farklı dönemlerinden, çeşitli teknik ve temalardaki etkileyici eserlerinin modern bir galeri salonunda özenle sergilendiği, ziyaretçilerin tabloları büyülenmişçesine incelediği, ilham verici ve aydınlık bir atmosfer.

Celal Oflaz’ın İstanbul’un kent hafızasını ve Anadolu’nun gündelik yaşamını belgeleyen 33 siyah-beyaz fotoğrafından oluşan “Geçmişten Günümüze” sergisini Galeri Işık’ta keşfedin.

Fotoğraf sanatçısı Celal Oflaz’ın yarım asırlık analog ve belgesel fotoğraf birikiminden seçilen 33 eseri bir araya getiren “Geçmişten Günümüze”, İstanbul’un geçmişine ve Anadolu’nun insan manzaralarına odaklanıyor. İki ana bölümden oluşan sergide Eminönü Meydanı’nın kalabalıkları, İstanbul Boğazı’nın silueti, Efes Antik Kenti ve semazenlerden görüntüler yer alıyor.

Seçki, kaybolmaya yüz tutmuş sokak zanaatkârlarından Anadolu’nun köy yaşamına, hasat tarlalarından çocuk portrelerine uzanarak farklı dönemlerin gündelik hayatını belgeliyor. İnsan odaklı fotoğraf yaklaşımıyla kentlerin ve toplumun değişen yüzünü kayıt altına alan Oflaz’ın sergisi, 8 Ekim saat 18.00’deki açılışın ardından 25 Ekim’e kadar Galeri Işık’ta ziyaret edilebilir.

Ferda Art Platform – The Corrupting Sea – Yasmine El Meleegy

Kumlu bir zemin üzerine yerleştirilmiş, farklı boyut ve desende seramik parçalarından oluşan, göz, burun ve dudak detaylarına sahip stilize bir kadın figürünün canlandırıldığı, canlı renkler ve çiçek motifleriyle dolu bu mozaik sanat eseri, bozulan deniz temasını düşündürüyor.

Kahire’de yaşayan Mısırlı sanatçı Yasmine El Meleegy’nin “The Corrupting Sea” başlıklı kişisel sergisi, kırılmış porselen ve seramik parçalarını Akdeniz’in kültürel hafızasıyla buluşturuyor. Disiplinlerarası üretimleri ve heykelleriyle tanınan sanatçı, geçmişte kullanılmış ev eşyaları ile Fathy Mahmoud porselen takımlarından kalan parçaları bir araya getirerek her kırığın kendi desenini, sırrını ve geçmişini koruduğu yeni kompozisyonlar oluşturuyor.

Akdeniz’in binlerce yıllık mozaik geleneğinden beslenen “The Corrupting Sea”, farklı dönemlerden ve yaşam öykülerinden kalan parçaların yan yana gelerek yeni bir bütün oluşturmasına odaklanıyor. El Meleegy, porselen ve seramiğin gündelik yaşamdaki yerinden üretim tarihine uzanan izleri takip ederken kırılma, hafıza ve yeniden bir araya gelme kavramları arasında bağ kuruyor. Eserleri Victoria and Albert Museum ve MOCA Yinchuan gibi uluslararası kurumların koleksiyonlarında bulunan sanatçının sergisi, 18 Eylül’de Ferda Art Platform’da açılıyor.

Bozlu Art – Wab-sabi – Ercan Akın ve Ayşegül Veryeri

Ercan Akın'ın 2015 tarihli İsimsiz adlı yağlı boya tablosu, rüzgarın etkisiyle sola doğru eğilmiş yeşil yapraklı tek bir ağacı, dokulu soyut fırça darbeleriyle oluşturulmuş açık renkli geniş bir zeminin önünde dramatik bir şekilde resmediyor.
Ercan Akın
İsimsiz
2015
Ahşap panel üzerine yağlıboya
116,5 × 91 cm
Açık bej bir zeminde, beyaz bir kaide üzerinde konumlanmış, sanatçı Ayşegül Veryeri'nin İsimsiz 2026 adlı eserinden, şamotlu çamurun kendine özgü pürüzlü dokusuyla koyu ve açık yeşil tonlarda, üst kısımlara yakın yerlerde küçük çıkıntıları olan, genel hatları bombeli seramik bir kap görülüyor.
Ayşegül Veryeri
İsimsiz
2026
Şamotlu çamur, astar uygulama
Yükseklik 23 cm, çap 22 cm

Bozlu Art, yeni sergisi “Wab-sabi” ile sanatseverleri Mongeri Binası’ndaki mekânına davet ediyor. Ercan Akın ve Ayşegül Veryeri’nin yakın dönem çalışmalarını bir araya getiren sergi, çiçek tasarım stüdyosu ZOİ iş birliğiyle gerçekleşiyor. İbrahim Cansızoğlu küratörlüğünde düzenlenen “Wabi-sabi” 18 Eylül-14 Kasım tarihleri arasında görülebilir.

Maçka Sanat Galerisi – Kameranın Ölümü – Alkan Avcıoğlu

Alkan Avcıoğlu'nun Kameranın Ölümü adlı sergisinin tanıtım görseli, yoğun yapılaşma ve köprülerle katmanlanmış, altından akarsuyun geçtiği fütüristik, karmaşık bir şehir manzarasını kuşbakışı sunuyor.

Dünyada yapay zekâ sanatının öncü isimlerinden Alkan Avcıoğlu’nun Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Kameranın Ölümü” (The Death of the Camera), Maçka Sanat Galerisi’nde izleyiciyle buluşuyor. Lumen Ödülü 2026 finalisti Avcıoğlu’nun dünyayı görme ve gösterme biçimlerimize dair yerleşik alışkanlıklarımızı sorgulayan yenilikçi sergisi, Türkiye çağdaş sanat tarihinin en köklü ve prestijli kurumlarından Maçka Sanat Galerisi’nin 50. yılında yeni sezonun açılışını yapıyor. 20 büyük ölçekli baskının yer aldığı sergi, 15 Eylül – 31 Ekim 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

Ara Güler Müzesi – CANNES! – Ara Güler

Ara Güler'in 1959 Cannes sergisi fotoğrafında, zarif siyah elbisesiyle kalabalık bir partide neşeyle gülümseyen Sophia Loren, çevresindeki konuklarla birlikte canlı bir anın merkezinde, bar masasının yanında objektife poz veriyor.
Sophia Loren, 1959

Ara Güler Müzesi, foto muhabirliği ve fotoğraf sanatının ulusal ve uluslararası alanda ün kazanmış en önemli temsilcilerinden biri olan Ara Güler’in Cannes Film Festivali’nde farklı yıllarda çekmiş olduğu fotoğraflardan oluşan CANNES! başlıklı yeni sergisini sanatseverlerle buluşturuyor. Ara Güler arşivinden ilk kez gün ışığına çıkan fotoğrafların yer aldığı sergi, sinemanın en parlak ve yenilikçi yıllarına odaklanıyor. CANNES! 22 Nisan-11 Ekim 2026 tarihleri arasında Ara Güler Müzesi’nde ziyaret edilebilecek.

Lenzart space – Büyüsü Bozulmuş Dünya – Kezban Arca Batıbeki, Hilal Can, CANAN, Okyanus Çağrı Çamcı, Hande Dilaver, Bawer Doğanay, Nazlı Gürlek Hodder, Betül Özkan, Pinprick, Ali Şentürk, Ayşenur Şentürk, Serpil Yeter

Gri tonlarda, modern bir şehrin geniş açılı görünümü, yükselen beton binaların ve endüstriyel yapıların hakim olduğu bir manzarayı sergiliyor; bu görüntü, büyüsu bozulmus dunya kavramını görsel olarak çarpıcı bir şekilde ifade ederek, kaybolan büyünün izlerini taşıyor ve izleyiciyi düşünmeye sevk ediyor.

Farklı disiplinlere ve bakış açılarına yer vermeyi hedefleyen Lenzart space’in açılış sergisi “Büyüsü Bozulmuş Dünya”, 15 Ekim-29 Kasım 2026 tarihleri arasında Derya Yücel küratörlüğünde izleyiciyle buluşuyor. 12 sanatçının eserlerini bir araya getiren sergi, mitlerin, kadim sembollerin ve ritüel düşüncenin çağdaş dünyadaki izlerini farklı varoluş biçimleri, hafıza, dönüşüm ve yeniden büyülenme kavramları üzerinden ele alıyor. Sanatçılar: Kezban Arca Batıbeki, Hilal Can, CANAN, Okyanus Çağrı Çamcı, Hande Dilaver, Bawer Doğanay, Nazlı Gürlek Hodder, Betül Özkan, Pinprick, Ali Şentürk, Ayşenur Şentürk, Serpil Yeter


Dolapdere’de Görebileceğiniz Sergiler


EŞİK’26 KATMAN

ARTOPOl tarafından küratörlüğü yapılan EŞİK '26 Genç Sanatçılar Seçkisi'ni duyuran posterde, soyut renkli dokularla doldurulmuş büyük EŞİK harfleri, Yeni Katman Açılıyor ve Seçki genişledi, yeni sesler ile genişleyen bir EŞİK metinleriyle birlikte yumuşak, dikey degrade geçişli bir arka plan üzerinde yer alıyor.

Artopol Galeri’nin genç kuşak sanatçıların üretimlerine odaklanan EŞİK’26 sergisi, KATMAN başlığıyla genişletilmiş seçkisini izleyiciyle buluşturuyor. İlk dönemi 7 Eylül’de sona eren sergiye beş yeni sanatçının katılmasıyla seçki, 20 sanatçının 60 eserine ulaşıyor.

Yaklaşık 100 portföy arasından belirlenen sanatçıların çalışmaları, klasik tekniklerden elek, kömür teli, şimşir ağacı, yün ip, yapışkan bant ve 3D dönüştürülmüş polyester gibi farklı malzemelere uzanıyor. Ses yerleştirmeleri ve video çalışmalarının da bulunduğu sergi, genç sanatçıların malzeme, disiplinlerarası üretim ve güncel sanatın ifade olanakları üzerine geliştirdikleri yaklaşımları bir araya getiriyor.

Sergide yer alan sanatçılar: Şeymanur Akgül, Bahadır Yavuz Aydın, İrem Büyükböcek, Fatma Tuzluca Canbulat, Mevsim Çağan, Umay Özlem Çeri, Metin Katırcılar, Şahin Latifeci, Esra Marangoz, Halil Özaşır, Fevziye Özocak, Batınay Ünsür, İldem Ünver, Yusuf Can Sadık, Barışcan Seval, Elif Su Yıldız, Aslı Bilgi, Buse Elçi, Erim Caan, Nilsu Kaynak ve Gizem Güler.

Arter – Seni Sevmek Çok Zor! – Mehtap Baydu

Şeftali rengi üst ve lacivert alt bölümlerden oluşan bir sergi afişinde, merkezde parlak, pul pul altın rengi dudaklar belirgin bir şekilde yer alıyor, bu görsel sanatçı Mehtap Baydu'nun Arter'de yer alan Seni Sevmek Çok Zor! başlıklı sergisini duyuruyor.

Arter, Mehtap Baydu’nun Türkiye’deki ilk kurumsal solo sergisi Seni Sevmek Çok Zor!u ağırlıyor.

Sanatçının performans, heykel, fotoğraf ve video gibi farklı mecralar arasında kurduğu ilişkileri görünür kılan sergi, beden ile nesnenin etkileşime girdiği çok katmanlı bir deneyim alanı sunuyor. Baydu, yeni üretimlerini yakın dönem eserlerinden bir seçkiyle bir araya getiren sergi kapsamında, 2019’da Berlin’de kamusal alana açılan vitrinli bir mekânda gerçekleştirdiği Nefes (Atem) performansını Arter’deki sergi mekânına uyarlayarak icra edecek.

ARTER – Yapım Aşamasında

Mavi ve beyaz geometrik formların kademeli bir yapı oluşturduğu, YAPIM AŞAMASINDA | WORK IN PROGRESS başlıklı serginin afişi; Arter logosu, Tüpraş ve Vehbi Koç Vakfı sponsorluk bilgileri ile küratör Emre Baykal ve sergi tarihleri 01.04.2026-14.03.2027 detaylarını içeren bir tanıtım posteridir.

Yapım Aşamasında sergisi, kurumun son 15 yılda gerçekleştirdiği sergiler kapsamında desteklediği ve bir kısmını koleksiyonuna kattığı üç yüzü aşkın yapıt arasından seçilenleri, bu sergiye özgü yeni üretimlerle bir araya getiriyor. Koç Topluluğu’nun 100. yılında, Koç Holding’in katkılarıyla Arter’de hayata geçirilen sergide 27 sanatçının 39 yapıtı bulunuyor. Küratörlüğünü Emre Baykal’ın üstlendiği sergi, Arter’in yaratıcı süreçlere alan açan üretim tarihini görünür kılıyor.

Arter’in geçmiş sergilerine üretim odaklı bir çerçeve içinden geriye dönük bir bakışla hazırlanan ve bir araya getirdiği yapıtları mekânla ve birbirleriyle kurdukları ilişkiler yoluyla yeniden yorumlamaya açıyor. Sergide Murat Akagündüz, Volkan Aslan, Can Aytekin, Fatma Bucak, Aslı Çavuşoğlu, Nermin Er, Cevdet Erek, Ayşe Erkmen, İnci Furni, Babak Golkar, Deniz Gül, Eric Hattan, Emre Hüner, Gözde İlkin, Ahmet Doğu İpek, Šejla Kamerić, Esen Karol, Ali Kazma, Lucia Koch, Hans Peter Kuhn, Nuri Kuzucan, Füsun Onur, Yasemin Özcan, Sarkis, Serkan Taycan, Canan Tolon, VOID’un yapıtları yer alıyor.

Dirimart – the sun and the mountain – Ugo Rondinone

Ugo Rondinone'nin The Sun and The Mountain adlı çağdaş sanat eserinde, gri bir kaide üzerinde dengede duran, en altta parlak turuncu, ortada gümüşi gri ve en üstte limon sarısı renkte üç pürüzlü, yontulmamış kaya parçası dikey olarak üst üste dizilmiş, sanatsal bir dağ silüeti oluşturuyor.
Ugo Rondinone'un The Sun and the Mountain adlı eserinde, sade gri beton bir kaide üzerinde dengeyle duran, canlı mavi, parlak sarı, derin siyah ve vurgulu mor renklere boyanmış dört adet büyük, doğal kaya parçası, sanatçının özgün yorumuyla modern bir dağ figürü olarak sergileniyor.

Dirimart, Ugo Rondinone’nin galeriyle ve İstanbul’daki ilk kişisel sergisi “the sun and the mountain”ı sunmaktan mutluluk duyar. Sanatçının uluslararası ölçekte tanınan Mountain serisinden yirmi yeni heykeli ile gündoğumu/günbatımı temalı on dört suluboya eserini bir araya getiren sergi, galeri mekânını dağ, deniz ve gökyüzünün temel formlarının şekillendirdiği tefekküre açık bir manzaraya dönüştürüyor.


Karaköy’de Görebileceğiniz Sergiler


Nermin Ülker: Dört Köşeli Üçgen – Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları

Nermin Ülker'in Dört Köşeli Üçgen sergisinden, karanlık bir galeride ultraviyole ışık altında parlayan yeşil, pembe ve sarı neon iplerle oluşturulmuş, dört köşeli üçgen temasını işleyen soyut bir sanat enstalasyonu.

Nermin Ülker’in Filiz Ağdemir küratörlüğünde hazırlanan “Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları” sergisi, 16 Ekim – 5 Aralık 2026 tarihleri arasında Karaköy’deki Black Light Gallery’de izleyiciyle buluşuyor. Adını Salâh Birsel’in 1961 yılında yayımlanan tek romanından alan sergi, söylenmesinin bedelinden çekinildiği için hiç dile getirilmemiş sözlere odaklanıyor.

Romanın, gördüklerini açıkça söylediği için çevresinden tepki gören “gözlemci” lakaplı bekçisinden hareket eden Ülker, zihinde kurulmuş ancak ifade edilememiş cümleleri metal heykellere dönüştürüyor. Serginin adındaki dört köşeli üçgen ise düşünülebilen fakat çizilmesi veya inşa edilmesi mümkün olmayan bir form olarak bu yaklaşımın temelini oluşturuyor.

Metal malzeme, boşluk ve mekân arasındaki ilişkiyi araştıran sanatçı, bu sergide yıllar boyunca içinde taşıdığı sözlere fiziksel bir varlık kazandırıyor. Kaidesiz biçimde doğrudan zemine yerleştirilen heykeller, izleyiciyle aynı düzlemde buluşurken içlerinde sakladıkları cümleleri açıkça okunabilir kılmıyor.

Çizgisel gövdeler, çok boyutlu yüzeyler ve geniş boşluklar arasında gizlenen sözler, görünür olmak ile saklı kalmak arasındaki ilişkiyi gündeme getiriyor. “Dört Köşeli Üçgen: Yerini Bulamamış Cümlelerin Anıtları”, dile getirilemeyen düşüncelerin heykel aracılığıyla nasıl varlık kazanabileceğini araştırırken sözleri örtmenin onları korumak mı, yoksa sansürlemek mi olduğu sorusunu izleyiciye bırakıyor.

SANATORIUM – Anka Kuşu Kalesi – Christiane Peschek

Siyah tül detaylı bodysuit ve eşofman giymiş, sağ kolunu başının arkasına koymuş genç bir kadın, arkasında Christiane Peschek'in Anka Kuşu Kalesi Sanatoryum adlı soyut desenli açık gri dairesel duvar sanatı bulunan kahverengi ahşap parke zeminde diz çökerek kameraya bakıyor.

SANATORIUM, 17 Eylül – 31 Ekim 2026 tarihleri arasında, Christiane Peschek’in kişisel sergisi “Anka Kuşu Kalesi”ne ev sahipliği yapıyor. Anka Kuşu Kalesi; Gaia’nın, insan yerleşiminin ötesinde ve sürekli dönüşüm hâlinde yaşayan bir sistem olduğu perspektifinden, arınma ve tortulaşmanın spekülatif bir dünyası olarak belirir. Sergi, antropomerkezci olmayan bir dünyanın hayalini kuran, kıyamet sonrası altı haftalık bir oyun alanıdır; dönüşümün, maddenin, belleğin ve zamanın birbirinden ayrılmaz olduğu bir duyarlılığa doğru algısal bir kaymayı oyunlu biçimde tetikler.

İstanbul Modern – Aynı Mavinin Altında

Kalın ve dokulu fırça darbeleriyle oluşturulmuş bu soyut tabloda, koyu lacivertten açık gökyüzü mavisine uzanan zengin tonlardaki mavinin egemen olduğu bir kompozisyonda, parlak sarı bir dikdörtgen ve yatay altın rengi bir şerit dinamik bir kontrast yaratarak, aynı mavinin altında buluşan renklerin harmonisini yansıtıyor.

İstanbul Modern, onuncu koleksiyon sergisi “Aynı Mavinin Altında” ile 8 Eylül’de sanatseverleri ağırlamaya hazırlanıyor. Türkiye ve dünyanın farklı coğrafyalarından sanatçıların yapıtlarını tarihsel ve tematik eksenlerde bir araya getiren sergi, müzenin farklı katlarına yayılıyor. Adını denizleri, ufukları, düşleri ve özgürlüğü çağrıştıran mavi renkten alan sergi; 1940’lardan günümüze Türkiye’de modern ve çağdaş sanatın dönüşümünü izlerken, 2000’li yıllardan itibaren uluslararası sanatçıların yapıtlarıyla kurulan diyaloglar aracılığıyla koleksiyona yeni okuma olanakları sunuyor.

Galeri 77 – Metanoia – Hakan Gürbüzer

Hakan Gürbüzer'in Metanoia sergisi için hazırlanan kolaj tarzı afişte, lacivert bereli bir adam, siyah beyaz bir köpek ve gazete okuyan yaşlı bir figür, soyut bir metro veya otobüs içindeki parçalı kompozisyonla resmedilmiştir; Galeri 77'deki bu özel sergi 10.09.2026 - 07.11.2026 tarihleri arasında görülebilir.

Galeri 77, Hakan Gürbüzer’in ilk solo sergisine 10 Eylül – 7 Kasım tarihleri arasında ev sahipliği yapmanın heyecanını duyuyor. Sergi, adını kişinin zihniyetinde, dünya görüşünde, inançlarında ve düşünme biçiminde köklü bir değişim geçirerek kendini zihinsel olarak yeniden yapılandırması anlamına gelen “Metanoia” kavramından alır. Bu bağlamda, Gürbüzer’in üretiminin merkezinde insan, insanın iç dünyası ile onu kuşatan gerçeklik arasındaki gerilim yer alır. Kalabalıklar içinde yaşanan yalnızlık, kimlik arayışı, bellek, aidiyet ve zamanın insan üzerinde bıraktığı izler, sanatçının tekrar tekrar döndüğü meselelerdir.

Sabancı Üniversitesi KASA Galeri – Symbolic Vault: Entanglements of Human, Nature, Machine – Ecem Dilan Köse, Rebecca Najdowski ve Paulo Arraiano

Koyu renkli bir zeminde, parlak ve dijital ışık noktacıklarından oluşan SYMBOLIC VAULT başlığı ile öne çıkan bu afiş, Art Voyage Bienali kapsamında Kasa Galeri'de düzenlenecek İnsan, Doğa, Makine Arasındaki İlişkiler temasını işleyen bir sergi duyurusu.

Sabancı Üniversitesi KASA Galeri, 19 Eylül-24 Ekim 2026 tarihleri arasında Art Voyage Biennial CIC işbirliğiyle, Tima Jam küratörlüğündeki “Symbolic Vault: Entanglements of Human, Nature, Machine” sergisine ev sahipliği yapıyor.

Ecem Dilan Köse, Rebecca Najdowski ve Paulo Arraiano’nun yeni üretilen ve mekâna özgü çalışmalarını bir araya getiren sergi, hareketli görüntü, ses, heykel ve yerleştirme aracılığıyla insan, doğa ve teknoloji arasındaki değişen ilişkileri araştırıyor. İnsan ve insan-olmayan zekâ biçimleri arasındaki sınırların giderek geçirgenleştiği günümüzde Symbolic Vault, dijital teknolojilerin ve ekolojik sistemlerin algı, hafıza ve bilgi üretme biçimlerimizi nasıl dönüştürdüğü sorusundan hareket ediyor.

Galeri Bosfor – Zemin – Erman Özbaşaran

Erman Özbaşaran'ın Zemin adlı sergisini duyuran posterde, koyu bir zemin üzerinde, yüzeyi yoğun benekli ve pürüzlü görünen, toprak tonlarında devasa bir daire ile alt kısmında ufuk çizgisi hissi veren yatay koyu bir bantın yer aldığı soyut bir resim sergilenmektedir.

Erman Özbaşaran’ın dördüncü solo sergisi “Zemin”, üzerinde yaşadığımız coğrafyada bıraktığımız izleri, mimari detayları ve manzara ingelerini, renk, minimal müdahaleler ve yalın geometrinin hâkim olduğu resminin katmanlarında açığa çıkarıyor. Sergi, 10 Eylül-10 Ekim tarihleri arasında Galeri Bosfor’da ziyaret edilebilir.

Resimde “zemin”, boyanın üzerine yerleştiği ilk katmandır. Görüntü henüz yoktur; yalnızca onun üzerinde gerçekleşeceği yüzey vardır. Erman Özbaşaran’ın yeni sergisi bu teknik terimi, yalnızca resmin fiziksel zemini olarak değil resmin düşünme biçimi olarak yeniden ele alıyor.

İstanbul Modern – Panorama: Hayaller ve Yerler

Türkiye’deki güncel fotoğraf ve mercek tabanlı sanata dair tematik bir anlatı sunmayı amaçlayan “Panorama: Hayaller ve Yerler” sergisi, İstanbul Modern’de 19 Şubat-18 Ekim 2026 tarihleri arasında izleyiciyle buluşuyor. Sergi, İstanbul Modern’in yeni müze binasının açılışından bu yana fotoğraf sergilerinin sponsoru olan Burgan Bank’ın dijital bankacılık markası ON Dijital Bankacılık desteğiyle gerçekleştiriliyor.

İstanbul Modern’in yeni binasında fotoğraf alanındaki ilk grup sergisi “Panorama: Hayaller ve Yerler”, farklı kuşaklardan 18 sanatçının 2010’lardan itibaren ürettiği yapıtları yapıtları kapsamlı bir seçkiyle sunuyor. Müzenin birinci katındaki galerileri bir araya getiren sergi; düşsel manzaralar, kurgusal portreler ve alternatif mekân tahayyülleri aracılığıyla, dünyayla kurduğumuz ilişkileri yeniden düşünmeye davet ediyor.

İstanbul Modern – Tüm Renklerin Aryası – Semiha Berksoy

Semiha Berksoy'un 1999 tarihli 'Hapishanede Ziyafet' adlı eserinde, geniş siyah şapkalı, yeşil elbiseli ve yanaklarında kırmızı benekler olan merkezi bir kadın figürünün yanı sıra, sarı saçlı ve bıyıklı erkek figürleriyle teatral bir kompozisyon kırmızı arka plan üzerinde sunularak, Nisan 2026 İstanbul Sergileri kapsamında sanatseverlere operatik bir anlatı sunuluyor.
Hapishanede Ziyafet, 1999
Semiha Berksoy'un Tüm Renklerin Aryası sergisinde yer alan 1975 yapımı La Tosca'nın Temsili adlı bu eserinde, Puccini ve Carl Ebert'e atıfta bulunan yazılarla çevrili, dramatik mavi göz makyajlı ve allıklı, geniş kızıl saçlı, beyaz elbiseli, ellerinde kırmızı detaylı bir nesne tutan stilize bir kadın figürü kırmızı arkalıklı bir koltukta oturuyor; bu çarpıcı görsel, Nisan 2026 İstanbul Sergileri'nin öne çıkan parçalarından.
La Tosca’nın Temsili, 1975

İstanbul Modern, Cumhuriyet dönemi ve Türkiye modern tarihinin en önemli kadın sanatçılarından Semiha Berksoy’un çok yönlü üretimlerini bir araya getiren “Tüm Renklerin Aryası” başlıklı sergisini Flormar sponsorluğunda 22 Ocak 2026’da izleyicilerle buluşturuyor. “Tüm Renklerin Aryası”, Semiha Berksoy’un sahne sanatlarından görsel sanatlara, sinemadan edebiyata uzanan üretimini bir araya getiriyor. Sanatçının opera, tiyatro, resim ve edebiyat arasında kurduğu özgün ilişkiler, 200’ü aşkın yapıt aracılığıyla izleyiciye aktarılıyor.

Depo – Silinmenin Manzaraları – Larissa Araz, Ece Gökalp, Ekin Can Göksoy, Hiwazerê, Zilan İmşik, Marina Papazyan, Rojda Tuğrul

Silinmenin Manzaraları başlıklı serginin afişi, beyaz zemin üzerinde büyük, kalın ve yuvarlak siyah harflerle yazılmış başlıkları, farklı dillerdeki (Ermenice, İngilizce, Kürtçe, Yunanca) çevirileri, katılımcı sanatçıların isimlerini, 16 Eylül – 26 Kasım 2026 tarihlerini ve Depo | Tütün Deposu'ndaki mekân bilgilerini doğal bir akışla sunmaktadır.

“Silinmenin Manzaraları”, geç Osmanlı dönemindeki modernleşme ve merkezileşme süreçleriyle başlayan, Cumhuriyet döneminde de devlet eliyle sistematik biçimde sürdürülen kültürel, ekolojik ve toplumsal tahribatı, Türkiye’nin farklı bölgelerinde araştırma yürüten sanatçıların üretimleri aracılığıyla ele alıyor. Kimi işler coğrafyanın görünür ve görünmez izlerini takip ederek gizli kalmaya zorlanmış bir hafızaya ulaşmayı denerken, kimileri bu izlerin hangi iktidar mekanizmaları ve araçlarıyla silindiğini araştırıyor.

Merdiven Art Space – Sanatçıyı Beslemeyiniz – Seda Gazioğlu

Seda Gazioğlu'nun Sanatçıyı Beslemeyiniz başlıklı sergisinin afişi, izleyiciye doğrudan bakan, elinde çatal bıçak tutan siyah giysili bir figürü ve önündeki masada açık ağız, kopmuş ayak, gözler, küratör beyni gibi sıra dışı ve ürkütücü öğelerle dolu tabakları gösteren yoğun bir tabloyu tasvir ediyor.

“Sanatçıyı Beslemeyiniz.” Bu uyarı, izlenenle izleyenin yerinin belli olduğu bir düzene aittir. Otorite yazar, ziyaretçi kurala uyar; hakkında karar verilen bedenin ise fikri sorulmaz. Gazioğlu bu talimatı tersine çevirir. Burada uyarı, sanatçıyı korumak için değil, onun adına ve bir tehdit olarak yapılır.

Sanatçıya ne verirseniz, sonunda sanat olarak geri döner. Ama hangi biçimde döneceğine artık siz karar veremezsiniz. Sergi, sanatçının “teslimiyetin kaybı” olarak tarif ettiği bir eşikten yola çıkar: Yargıyı daha gelmeden hesaplamak, verilecek tepkiyi önceden kurmak ve sürekli pozisyon almak, bir noktadan sonra strateji olmaktan çıkar ve karaktere yerleşir.


Fatih’te Görebileceğiniz Sergiler


Zeyrek Çinili Hamam – Karşılaşmalar Atlası – Alex Červený

Alex Červený'nin Zeyrek Çinili Hamam'da düzenlenecek Karşılaşmalar Atlası sergisinin tanıtım posteri, ön planda suya batmış, kollarını kaldırmış sakallı bir adamı, arka planda ise bir adadaki deniz fenerinden yukarıya doğru yükselen alevli bir dumanı betimliyor.

Zeyrek Çinili Hamam, güncel sanat programını Brezilya çağdaş sanatının öne çıkan isimlerinden Alex Červený’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Karşılaşmalar Atlası” ile sürdürüyor. Anlam de Coster küratörlüğündeki sergi, sanatçının İstanbul’la kurduğu ilişkiden ve kentte yürüttüğü araştırmalardan beslenen yeni üretimleri, daha önce izleyiciyle buluşmamış eserlerle bir araya getiriyor.

16. yüzyıldan kalma hamamın altındaki Bizans sarnıcına yayılan 30’dan fazla yapıt; astronomi, mimari, beden ve bellek arasındaki ilişkilerin izini sürüyor. Tarihî el yazmaları ve gravürlere yapılan müdahalelerden tuval resimlerine, geleneksel havlular üzerindeki nakışlardan parşömen heykellere uzanan seçki, sarnıcın çok katmanlı geçmişini Červený’nin kişisel anlatısıyla buluşturuyor. “Karşılaşmalar Atlası”, 24 Eylül 2026 – 31 Ocak 2027 tarihleri arasında ücretsiz olarak ziyaret edilebilecek.


Sarıyer’de Görebileceğiniz Sergiler


Borusan Contemporary – Zaman Mekân Geometri & Perili | Haunted

Borusan Contemporary kültür-sanat sezonunu 19 Eylül’de iki yeni sergiyle açıyor. İtalyan sanatçı Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi “Zaman Mekân Geometri” ile Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’ndan eserleri bir araya getiren “Perili | Haunted”, izleyicileri görme biçimleri, teknoloji, hafıza ve temsil üzerine yeniden düşünmeye davet ediyor. Borusan Contemporary’nin yeni sezon sergileri, farklı düşünsel zemini ve artistik çizgileriyle, geçmiş ile bugün, gerçek ile kurgu ve insan ile teknoloji arasındaki ilişkileri çağdaş sanatın farklı ifade biçimleri üzerinden ele alıyor.

Fotoğraf sanatında ölçek, perspektif ve mekân algısını sorgulayan özgün yaklaşımıyla tanınan Olivo Barbieri’nin Türkiye’deki ilk kişisel sergisi, sanatçının kırk yılı aşkın sanat pratiğinden beş tematik seriyi bir araya getiriyor. Küratörlüğünü Fırat Arapoğlu’nun üstlendiği “Zaman Mekân Geometri”, sanatçının üretiminden kapsamlı bir seçkiyle birlikte Borusan Çağdaş Sanat Koleksiyonu’nun siparişi üzerine Anadolu’nun antik kentlerine odaklanan eserlerini de ilk kez izleyiciyle buluşturuyor.

Olivo Barbieri antik kentlerden metropollere, şelalelerden Alp zirvelerine ve Capri kıyılarına uzanan fotoğraflarında ölçek ve perspektifle oynayarak tanıdık manzaraları beklenmedik ve neredeyse gerçeküstü görüntülere dönüştürüyor. Kuşbakışı çekimleriyle mimariyi, doğayı ve kent dokusunu alışılmışın dışında bir bakışla ele alan sanatçı, gerçek ile kurgu arasındaki sınırları belirsizleştiriyor.

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi – Yoko Ono: İçses ve İçyapı

Krem rengi şapkası, küçük yuvarlak siyah güneş gözlükleri ve siyah blazer ceketiyle, hafifçe gülümseyerek doğrudan objektife bakan Yoko Ono, Sakıp Sabancı Müzesi'nde açılacak Yoko Ono: Insound and Instructure sergisi için çekilmiş bu fotoğrafta, arka plandaki yansımalarla çoğaltılmış görüntüsüyle çağdaş sanatın zamansız bir figürü olarak duruyor.

Sabancı Üniversitesi Sakıp Sabancı Müzesi (SSM), Akbank’ın desteği ve İspanya’nın León kentindeki çağdaş sanatlar müzesi MUSAC (Museo de Arte Contemporáneo de Castilla y León) işbirliğiyle Yoko Ono’nun Türkiye’de bugüne dek gerçekleşen en kapsamlı sergisine ev sahipliği yapıyor. 25 Haziran’da sanatseverlerle buluşan Yoko Ono: İçses ve İçyapı sergisi, kariyerine 1950’lerin sonlarında New York’un avangart sanat çevresinde başlayan Yoko Ono’nun yetmiş yılı aşan sanatsal üretiminden kapsamlı bir seçki sunuyor.

Ono’nun en erken ve en etkili yapıtlarından bazılarını da içeren 67 yapıtı bir araya getiren sergi, sanatçının kariyeri boyunca çalıştığı pek çok biçime; erken dönem talimat parçaları ve kavramsal yapıtlardan performans, film, enstalasyon ve katılımcı işlere uzanıyor. Sanatçının farklı disiplinlere yayılan öncü pratiğinin geniş kapsamını ortaya koyuyor.

Elgiz Müzesi – Buluşma: Elgiz Koleksiyonu’ndan Bir Seçki

Elgiz Müzesi’nin Buluşma: Elgiz Koleksiyonu’ndan Bir Seçki sergisi, koleksiyonun farklı dönemlerde edinilen eserlerini yeni katılan yapıtlarla bir araya getiriyor. Farklı kuşaklar, coğrafyalar ve disiplinler arasında kurulan karşılaşmalara odaklanan seçkide Selma Gürbüz, Mimmo Paladino, Candeğer Furtun, Rebecca Horn, Cevdet Erek, Zeki Demirkubuz, Mario Testino, Stephen Dean ve Assume Vivid Astro Focus gibi isimlerin eserleri yer alıyor. Resim, heykel, fotoğraf, tekstil, dijital baskı ve yerleştirmeye uzanan sergi, Elgiz Koleksiyonu’nun yıllar içinde gelişen yapısını ortak bir bağlam içinde görünür kılıyor.

Karanlık, gölge ve ortak hafıza etrafında kurgulanan Buluşma, farklı malzeme ve üretim biçimlerinin birbirleriyle kurduğu ilişkiyi öne çıkarıyor. Selma Gürbüz’ün mürekkep çalışmalarından Alimi Adewale ve Candeğer Furtun’un heykellerine, Wang Xiaosuang’ın şehir imgelerinden Zeki Demirkubuz’un sinematik sokak karelerine uzanan seçki, Stephen Dean’in renkli cam yerleştirmesi gibi beklenmedik renk müdahaleleriyle hareket kazanıyor. Tim White-Sobieski’nin 2005 yılında koleksiyona katılan video çalışması ise Elgiz Koleksiyonu’nun yeni medya sanatına açılan dönemlerinden birini temsil ediyor.

Elgiz Müzesi – Bağlantılar Kesişmeler

Elgiz Müzesi'nin geniş teras sergi alanında, güneşli bir günde çakıllı zeminde yer alan, ön planda kırmızı organik formlu bir heykelin belirginleştiği, farklı renk ve şekillerde modern sanat eserleri ve arka planda yansıtıcı cam binalarla çevrili şehir manzarası.

Elgiz Müzesi, 25. yılında gelenekselleşen Teras Sergileri’nin 18. edisyonunu “Bağlantılar Kesişmeler” başlığıyla sanatseverlerle buluşturuyor. 25 Haziran – 17 Ekim 2026 tarihleri arasında müzenin iki bin metrekarelik terasında ziyaret edilebilecek sergi, açık çağrıya başvuran 190 sanatçı arasından danışma kurulunun seçtiği 31 sanatçının büyük ölçekli güncel heykellerini bir araya getiriyor.

Zaman, mekân, sınırlar, diyalog ve doğa-insan ilişkileri etrafında şekillenen “Bağlantılar Kesişmeler”, farklılıkların nasıl temas noktalarına dönüşebileceğini araştırıyor. Zıtlıklardan birlikteliklere, teknolojik dönüşümlerden geleceğe uzanan seçki, güncel heykel sanatının farklı üretim biçimlerini ortak bir bağlamda buluştururken; İstanbul silüetine açılan Elgiz Müzesi Terası da yapıtların kent, değişen ışık ve hava koşullarıyla sürekli yeniden ilişki kurmasına olanak tanıyor.

Sergide Arif Yıldız, Aslı İrhan, Ata Arıtürk, Aylin Taslak, A. Elif Aydoğmuş, Beyza Çaylak, Boutheyna Bouslama, Caner Şengünalp, CCK, Ceylan Dökmen Sakin, Derya Kazan, Diren Demir, Emin Çelik, Ezgi İzmen, Fatoş Dikenova İlankut, Fulya Asyalı, H. Şeyma Üstüner Uzunöz, Halil Daşkesen, Kıvılcım Harika Seydim, Mehmet Sinan Yücel, Melis İmrağ, Muhammed Mirac Ceyhan, Muhammet Hanifi Zengin, Muhammet İşçi, Murat Atabek, Okan Ünal, Önder Yağmur, Özgür Turhan, Roben Divarcı, Selen Sustam ve Ulaş Korkmaz’ın yapıtları yer alıyor.

HARA – Canavarların Vaatleri

Canavarların Vaatleri (The Promises of Monsters) sergi afişi, HARA, 01.03.2026-26.07.2026, tipografik siyah-beyaz tasarım

“Canavarların Vaatleri” sergisi 1 Mart-28 Şubat 2027 tarihleri arasında, Ezgi Hamzaçebi küratörlüğünde Hara’da izleyiciyle buluşuyor. Sergi, “canavar” olarak görülen, insan ve insan olmayan bedenlerin, hâllerin temsillerini araştıran on sanatçıyı bir araya getiriyor. Sanatçılar: Canavar, Hilal Polat, İrem Aydın, Lara Ögel, Ömer Tevfik Erten, Seçil Epik, Serkan Aka, Şafak Şule Kemancı, Yaşam Şaşmazer, Zeynep Kılınç.

Yaşam Şaşmazer, Udağan, 2026, ağaç dalı ve ahşap merdivenle oluşturulmuş yerleştirme, çağdaş heykel enstalasyonu

Heykel, yerleştirme, fotoğraf ve video gibi farklı mecralarda, çoğu sergiye özel üretilmiş eserler, bedenleri ve kimlikleri sabit kategoriler içinde tanımlamak yerine, eşikte ve askıda kalma hâlleri ile ele alıyor. İnsan ile insan-olmayan, canlı ile cansız, doğal ile yapay, işlevsel ile atık, görünür ile bastırılmış olan arasındaki sınırlar bu işlerde sürekli yer değiştiriyor, çözülüyor ya da kasıtlı olarak bulanıklaştırılıyor. Parçalanmış bedenler, hayalet bitkiler, canavarlaşmış imgeler, işlevsizleştirilmiş formlar ve ritüel kalıntıları, varlıkların vücuda gelme sürecine dikkat çekiyor.

PG Art Gallery'de gerçekleşecek iki sergiyi tanıtan bu görselde, Ayşe Gül Süter'in Işık Takımyıldızı sergisi için, beyaz bir arka plan üzerinde ince çizgilerle birbirine bağlanan parlak gümüş küreler dikkat çekici bir düzen oluşturuyor; sağdaki afişte ise Sevim Kaya'nın Kimsenin Görmediği Bir Büyüme Anı sergisini duyuran, pastel tonlarda katmanlı dairesel pul yığınları zarif bir kompozisyon sunuyor.

Pg Art Gallery yeni sezona iki sergiyle başlıyor. Galeri mekanında Ayşe Gül Süter’in “Light Constellation” başlıklı solo sergisi, Snob Collector’da ise Sevim Kaya’nın “A Moment of Growth That No One Saw” başlıklı sergisi izleyiciyle buluşuyor. Sergiler 11 Eylül tarihinden itibaren ziyaret edilebilir.

Ayşe Gül Süter’in “Light Constellation” sergisi, görünür olan ile görünmeyen arasındaki ilişkiyi, yaşamı şekillendiren bağlar üzerinden ele alıyor. Takımyıldızlarından yola çıkan sanatçı; ışık, renk ve malzeme aracılığıyla izleyiciyi algının ve kendi yaşamındaki görünmez bağlantıların izini sürmeye davet ediyor.

Summart – YA DA – Oğuz Yalım & Asaf Erdemli

Geniş camlarla çevrili modern bir yaşam alanında, yeşil doğanın içeri aktığı huzurlu atmosferde beyaz koltuk ve ahşap sehpanın eşlik ettiği, dışarının içinde konseptini yansıtan aydınlık bir iç mekan.
Dışarının İçinde, 2026, tuval üzerine akrilik ve metal, 117 × 131 cm.

“YA DA”, bir eserin tamamlanması gerektiği fikrini bir anlığına askıya alarak, üretimi açık ve devam eden bir süreç olarak ele alıyor. Sergide Oğuz Yalım’ın mimari ve tasarım geçmişinden beslenen geometrik dili ile heykeltıraş Asaf Erdemli’nin metali çizgiye, hacme ve mekâna dönüştüren pratiği karşılaşıyor.

İki ayrı dil, birbirini tamamlamak yerine birbirinin alanına girerek onu yeniden tarif ediyor. Birinin müdahalesi diğerinin önünde yeni bir durum yaratırken, verilen her karşılık bir sonraki adımın koşullarını değiştiriyor. Böylece eser, önceden belirlenmiş bir sonuç olmaktan çıkarak olasılıkları açık tutan bir sürece dönüşüyor.


Ataşehir’de Görebileceğiniz Sergiler


Quick Art Space – Aynı Yerde Yolculuk – Ayşe Kapusuz, Şebnem Keçeli, Ayça Özkaynak, Erinç Seymen, İrem Tok

Açık bej dokulu bir arka plan üzerinde, ortada büyük harflerle mavi renkte Aynı Yerde Yolculuk sergi başlığı, etrafında dalgalı ve geçişli mavi soyut formlar ile Quick Art Space'in logosu, İrem Tok, Ayşe Kapusuz, Erinç Seymen, Ayça Özkaynak ve Şebnem Keçeli'nin sanatçı isimleri, 29 Eylül - 20 Aralık 2026 tarihleri ve küratör Nergis Abiyeva'nın adının yer aldığı bir sergi afişi.

Maher Holding’in girişimiyle, Quick Tower bünyesinde Mayıs 2023’te faaliyete geçen Quick Art Space, beşinci grup sergisini 29 Eylül-20 Aralık 2026 arasında gerçekleştiriyor. Küratörlüğünü Nergis Abıyeva’nın üstlendiği “Aynı Yerde Yolculuk” başlıklı sergide Ayşe Kapusuz, Şebnem Keçeli, Ayça Özkaynak, Erinç Seymen, İrem Tok’un sergi için özel olarak üretilmiş ya da mekâna özgü olarak yeniden kurgulanmış farklı türlerdeki yapıtları gösteriliyor.

“Aynı Yerde Yolculuk”, pandemi döneminin düşünme, durma ve yeniden bakma hâli olarak sanat üretiminde nasıl izler bıraktığını araştırıyor. Yakın geçmişe nostaljik bir bakış sunmaktan çok, hâlâ etkileri süren bir kırılmanın sanatsal izdüşümlerini düşünmeye davet ediyor.

Bu sergide bir araya gelen işler benzer bir ruh hâlini, yavaşlamanın yarattığı farkındalığı paylaşıyorlar. Sergi, asıl yolculuğun dışarıya değil, insanın kendi dönüşümüne dair olduğu, bazen aynı yerde kalarak da uzun bir yol alınabildiği düşüncesinden besleniyor.


Kadıköy’de Görebileceğiniz Sergiler


Nelumbo Studios – Env. No. 26.004.511 – Dilara Altınkepçe Arslan

Nelumbo Studios'un çağdaş tasarım anlayışını yansıtan bu estetik yaşam alanında, krem rengi alçak bir kanepenin, duvarda asılı büyük bir soyut tablonun ve dışarıdaki yeşilliği gösteren geniş pencereden süzülen doğal ışığın hakim olduğu minimalist ve huzurlu bir oturma odası manzarası.

Tıpkı yaşam gibi biriken, akışkan ve iyi-kötü arasındaki o geniş yelpazeyi tamamıyla kabul eden bir doğallık.

Dilara Altınkepçe Arslan

Dilara Altınkepçe Arslan, kişisel arşiv, hafıza ve unutma kavramları etrafında şekillenen yeni sergisi “Env. No. 26.004.511” ile 22 Ekim–20 Aralık 2026 tarihleri arasında Nelumbo Studios’ta izleyiciyle buluşuyor. Nil Nuhoğlu küratörlüğünde gerçekleşen sergi, sanatçının biriktirme pratiğini bir tür kazı ve arşivleme süreci olarak ele alırken, kişisel tarihin nasıl saklandığı, dönüştüğü ve yeniden hatırlandığı üzerine bir araştırma alanı kuruyor.

Sergi, gündelik hayatın içinde kanıksanan, unutulan ya da göz ardı edilen şeylerden yola çıkarak sanatçının kişisel tarihine ve hafıza biçimlerine uzanıyor. Gerçeklik ana çatısı altında temelleniyor ancak bu gerçeklik analitik verilerden ziyade sanatçının tanımıyla “tıpkı yaşam gibi biriken, akışkan ve iyi-kötü arasındaki o geniş yelpazeyi tamamıyla kabul eden bir doğallık”.

Decollage Art Space – Kıyı Hafızası – Zahit Büyükişleyen, Özlem Üner, Serap Atala, Atilla Atala, Devabil Kara, Veysel Günay, Fevzi Karakoç, Yalçın Gökçebağ, Resul Aytemür

Denizin maviliğine doğru uzanan, yıpranmış ve tarihi dokusuyla dikkat çeken uzun ahşap iskelenin, kıyı şeridindeki taş binaların ve geleneksel balıkçı teknelerinin oluşturduğu bu etkileyici manzara, bölgenin köklü kültürel mirasından ve kıyı hafızasının canlılığından kesitler sunuyor.

Dokuz sanatçının Şile’nin Karadeniz kıyısında gerçekleştirdiği yedi günlük misafir sanatçı programında ortaya çıkan üretimleri bir araya getiren “Kıyı Hafızası”, 6 Ekim-15 Kasım 2026 tarihleri arasında Decollage Art Space’de izleyiciyle buluşuyor. Sanatçılar: Zahit Büyükişleyen, Özlem Üner, Serap Atala, Atilla Atala, Devabil Kara, Veysel Günay, Fevzi Karakoç, Yalçın Gökçebağ, Resul Aytemür

Işıl Arısoy Kaya'nın Herkes Farklı Öteki Kim? başlıklı multidisipliner sergisinin tanıtım afişi, beyaz dokulu bir zemin üzerinde sağ alttan yukarı doğru uzanan dinamik kırmızı bir fırça darbesiyle ve 19 Eylül - 6 Ekim 2026 tarihleri ile 39 Kalamış Marina Hotel'deki açılış bilgileriyle sunuluyor.

Işıl Arısoy Kaya’nın “Herkes Farklı. Öteki Kim?” başlıklı multidisipliner sergisi, 19 Eylül – 6 Ekim 2026 tarihleri arasında 39 Laundry Art Gallery’de izleyiciyle buluşuyor. Sanatçının Küdam Evreni’ni odağına alan sergi; farklılık, görünürlük, toplumsal aidiyet ve “öteki” kavramlarını, toplum içinde fark edilmeyen ve sesi duyulmayan bireyler üzerinden sorguluyor.

Osmanlı minyatür estetiğini çağdaş bir görsel dille yeniden yorumlayan Arısoy Kaya, gündelik hayatın görünmeyen insanlarını ve emeğini çalışmalarına taşıyor. İroni ile rahatsızlık duygusunu yan yana getiren “Herkes Farklı. Öteki Kim?”, izleyiciyi yalnızca gördüğü figürlere değil, kendi bakış biçimine ve önyargılarına da yeniden bakmaya davet ediyor.

Siyah beyaz bir sualtı fotoğrafında, koyu renk mayosuyla suyun içinde zarifçe süzülen, kolları açık ve bacakları uzanmış dinamik bir pozda görünen, uzun saçlı bir kadın figürü, kayalık deniz tabanının üzerinde adeta havada dururken Kanzen sergisinin sanatsal anlatımına dikkat çekiyor.
Serap Görünme, As gravity lets you through me, 2022

Serap Görünme, Hayal Köseoğlu ve Mehmet Sinan Kuran’ın farklı disiplinlerdeki üretimlerini bir araya getiren KANZEN, farklılıkların kendi kimliklerini koruyarak nasıl bir bütün oluşturabileceğine odaklanıyor. Adını Japoncada “tamlık”, “bütünlük” ve “eksiksizlik” anlamlarına gelen “kanzen” sözcüğünden alan sergi, üç sanatçının birbirinden ayrışan görsel dünyalarını fotoğraf, resim ve çizim üzerinden yan yana getiriyor.

Serap Görünme’nin As Gravity Lets You Through Me (2022), Hayal Köseoğlu’nun Pantheress (2026) ve Mehmet Sinan Kuran’ın Ephemera (2026) gibi eserlerinin yer aldığı seçki, bütünlük kavramını benzerlik üzerinden kurmak yerine her parçanın kendi başına taşıdığı özgünlük üzerinden ele alıyor. Farklı malzemeler, görsel diller ve bireysel yaklaşımlar arasında bir karşılaşma alanı açan KANZEN, bir arada var olmak için aynılaşmanın gerekip gerekmediği sorusunu izleyiciye bırakıyor.

Kapak Görseli: Umut Erbaş, Gündüz Düşleri serisinden | Fotoğraf: Flufoto

Burcu Dimili
Burcu Dimili Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için