2026’da Dünyayı Gezmeye Değer Sergiler: Londra, Paris, New York ve Dahası

12.06.2026
2026’da Dünyayı Gezmeye Değer Sergiler: Londra, Paris, New York ve Dahası

Yazı Boyutu:

Sanat dünyası oldukça hareketli bir yıla hazırlanıyor. Londra’dan Paris’e, New York’tan Amsterdam’a uzanan bu büyük sergi takvimi, dünyadaki sergiler arasında gezmeye değer olanları bir araya getiriyor.

2026 sergileri, dünya çapında kültürle kurulan seyahat alışkanlıklarını yeniden şekillendiriyor. Büyük müzeler, bienaller ve küratöryel projeler bu yıl Londra, Paris, New York, Amsterdam ve daha pek çok şehirde gerçekleşecek. Bu dosya, dünyadaki sergiler arasında öne çıkanları, 2026 sanat etkinlikleri içinden ayıklanmış bir kürasyonla bir araya getiriyor. Amacımız, gerçekten kaçırılmaması gereken sergileri tek bir çatı altında buluşturmak ve yıl boyunca devamlı güncel tutmak olacak.

OGGUSTO’nun Seçimi: Constantinople to Istanbul

Constantinople'dan Istanbul'a uzanan kültürel mirasın bir parçası olarak sergilenen, altın kabartmalar ve mine işlemelerle bezeli, tahtta oturan İsa figürü ve çevresindeki azizleri tasvir eden açık bir Bizans triptik ikonu.

Victoria and Albert Museum’da açılacak Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires, İstanbul’un yaklaşık 1.600 yıllık kültürel mirasını 200’den fazla eser eşliğinde yeniden okumaya davet ediyor. Birleşik Krallık’ta bu ölçekte ilk kez düzenlenecek sergi, 2026’nın öne çıkan kültür duraklarından biri olmaya aday. Tarih, bilet bilgileri ve sergiye dair tüm detaylar için bu yazımızı Londra bölümüne göz atabilirsiniz.

Berlin Sergileri

Maurizio Cattelan: Night (Berlin)

Siyah zeminde, yüzünün sağ yarısı açıkta kalacak şekilde açık renkli bir örtüyle gizemli biçimde örtünmüş bir kişinin belirgin portresi, Cattelan sergisi için hazırlanan afişin odak noktasını oluştururken, 10.9.2026 - 7.3.2027 tarihleri ve Preis der Nationalgalerie yazılarıyla Berlin'deki etkinliği duyuruyor.

Tarih: 9 Eylül 2026 – 7 Mart 2027
Yer: Berlin (Neue Nationalgalerie)
Detaylı bilgi: Neue Nationalgalerie
Küratör: Lisa Botti, Klaus Biesenbach iş birliğiyle

Neue Nationalgalerie, 2026 Nationalgalerie Ödülü kapsamında Maurizio Cattelan’ın Night başlıklı sergisini açıyor. Cattelan’ın Almanya’daki ilk büyük kişisel sergisi olan proje, sanatçının önemli tarihsel işleriyle yeni üretimlerini Mies van der Rohe’nin ikonik müze yapısında bir araya getiriyor.

1990’ların başından bu yana heykel, yerleştirme ve kavramsal sanat arasında çalışan Cattelan, mizah ve provokasyonu toplumsal, politik ve tarihsel yapılar üzerine eleştirel bir bakışla buluşturuyor. Night, sanatçının farklı dönemlerini aynı çatı altında izleme fırsatı sunarken Neue Nationalgalerie’nin mimarisiyle kurulan ilişkiyi de serginin önemli parçalarından birine dönüştürüyor.

Bu sergi kimler için ideal?
Maurizio Cattelan’ın provokatif işlerini takip edenler, kavramsal sanat ve büyük ölçekli yerleştirmelere ilgi duyanlar ve Berlin’in güncel sanat programındaki önemli sergileri görmek isteyenler için.

Maurizio Cattelan'ın Comedian adlı çağdaş sanat eserine gönderme yapan bu görselde, sarı renkli, hafif kahverengi lekelerle olgunlaşmış bir muz, gri renkteki iki parça güçlü koli bandı ile açık renkli düz bir duvara çaprazlamasına sağlamca yapıştırılmış durumda.

Maurizio Cattelan’ın “duvara bantlanan muz” olarak bilinen ünlü eseri “Comedian” bir kez daha kayıp.

Görsel: Jane023 / Wikimedia Commons / CC0 1.0

Çekya Sergileri

Lidice Sanat Koleksiyonu Galerisi – NHK Collection for Lidice

NHK Collection for Lidice, 9 Haziran 2026 – 7 Mart 2027 tarihleri arasında Çekya’daki Lidice Sanat Koleksiyonu Galerisi’nde izleyiciyle buluşuyor. Nahit & Huma Kabakcı Koleksiyonu’ndan bağışlanan 65 eseri bir araya getiren sergi, Türkçe konuşulan coğrafyalardan sanatçıları Lidice’nin hafıza ve dayanışma eksenindeki kültürel mirasıyla buluşturuyor. Volkan Aslan, İpek Duben, Işıl Eğrikavuk, Babi Badalov, Sabina Şıxlinskaya ve Ara Güler gibi isimlerin yer aldığı seçki; göç, kimlik, aidiyet, hafıza ve toplumsal dönüşüm gibi temaları farklı disiplinler üzerinden ele alıyor.

Lidice Anıtı bünyesinde faaliyet gösteren koleksiyon için son yılların en kapsamlı katkılarından biri kabul edilen proje, bağışlanan eserlerin ilk kez kamuyla paylaşılması açısından da ayrı bir önem taşıyor. Sergi, Türkiye ile Orta Avrupa arasında yeni bir kültürel diyaloğun kapısını aralayan kapsamlı bir buluşma niteliği taşıyor.

Bu sergi kimler için ideal?
Doğu Avrupa’daki alternatif sanat rotalarını keşfetmek isteyenler, Türkiye merkezli çağdaş sanat üretimlerinin uluslararası bağlamdaki karşılığını görmek isteyenler ve hafıza, göç ile kültürel kimlik ekseninde şekillenen sergilere ilgi duyanlar için güçlü bir durak.

Londra Sergileri

Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires (Londra)

Eski bir tarihi çizimde, iki imparatorluğa ev sahipliği yapmış Konstantinopolis'in merkezindeki ikonik Ayasofya Camii, minareleri, kubbesi ve çevresindeki dönemin geleneksel yapıları ile eski İstanbul'un zamansız atmosferini yansıtıyor.

Constantinople to Istanbul: One City, Two Empires, Kasım 2026’da V&A South Kensington’da açılarak Birleşik Krallık’ta ilk kez İstanbul’un yaklaşık 1.600 yıllık sanat ve tasarım tarihini bu ölçekte ele alacak. MS 330 yılından 1922’ye uzanan sergi, Bizans ve Osmanlı İmparatorlukları’nın başkenti olan şehrin kültürel sürekliliğini yeni bir perspektifle inceliyor. İnce ipekler, mozaikler, mücevherler, heykeller, mimari parçalar ve resimler dâhil olmak üzere 200’den fazla eser, Konstantinopolis’ten İstanbul’a uzanan dönüşüm hikâyesini sanat ve tasarım üzerinden anlatıyor. V&A’nın bugüne kadarki en iddialı tarih sergilerinden biri olmaya aday olan proje, dünyanın en katmanlı şehirlerinden birini farklı dönemleriyle yeniden okumaya davet ediyor.

Bu sergi kimler için ideal?
İstanbul’un çok katmanlı tarihine ilgi duyanlar, Bizans ve Osmanlı sanatını aynı anlatı içinde görmek isteyenler ve Londra’daki büyük ölçekli müze sergilerini takip edenler için kaçırılmayacak bir durak.

OGGUSTO notu: İstanbul’un küresel kültür tarihindeki yerini yeniden değerlendiren bu proje, hem Türkiye’den ziyaretçilerin hem de uluslararası sanat izleyicisinin radarına girmeye aday. Londra seyahatini sonbahara planlayanlar için güçlü bir ziyaret nedeni.

Hector McDonnell: Istanbul’s Light

  • Tarih: 21–26 Eylül 2026
  • Yer: Londra (Gallery 8)
  • Detaylı bilgi: Şule Gazioğlu Gallery
  • Küratör: Şule Gazioğlu

Şule Gazioğlu Gallery, Londra’daki ilk sergisini İrlandalı ressam Hector McDonnell’ın Istanbul’s Light sergisiyle gerçekleştiriyor. Winsor Birch iş birliğiyle düzenlenen sergi, İstanbul’u simge yapılarından gündelik yaşamına uzanan farklı bir perspektiften ele alıyor. Topkapı Sarayı, Rüstem Paşa Camii ve Kapalıçarşı’nın yanı sıra evler, kafeler, otel salonları ve teraslar McDonnell’ın resimlerinde şehrin kişisel portresini oluşturuyor.

Serginin merkezinde sanatçının İstanbul’da gözlemlediği doğal ışık, yansımalar ve gölgeler yer alıyor. McDonnell, kentin iç mekânlarını ve gündelik hayatını kendi resim diliyle yorumlarken Hoca Ali Rıza ve Feyhaman Duran’ın İstanbul resimleriyle de görsel bir bağ kuruyor. Istanbul’s Light, Şule Gazioğlu Gallery’nin uluslararası programını Londra’ya taşıyan ilk sergi olma özelliğini taşıyor.

Schiaparelli: Fashion Becomes Art (Londra)

Sol görsel – Alt text: Altın tonlarında anatomik göğüs formu ve heykelsi detaylarla tasarlanan Schiaparelli elbisesi; sürrealist moda anlayışını zanaatkârlıkla buluşturan sergi sunumu. Sağ görsel – Alt text: Yüz baskılı desenleri ve akışkan siluetiyle dikkat çeken Schiaparelli elbisesi; moda ve sanat arasındaki sınırları sorgulayan avangart tasarım.

Schiaparelli: Fashion Becomes Art, 28 Mart – 8 Kasım 2026 tarihleri arasında Londra’daki Victoria and Albert Museum’da, 20. yüzyıl modasının en radikal isimlerinden Elsa Schiaparelli’nin dünyasını kapsamlı bir sergiyle ele alıyor. Birleşik Krallık’ta Schiaparelli’ye adanan ilk büyük sergi olan proje, moda ile sanat arasındaki ilişkiyi merkeze alarak tasarımcının 1920’lerden günümüze uzanan etkisini inceliyor.

Sergi, couture tasarımları, aksesuarlar, fotoğraflar, arşiv belgeleri ve sanat eserlerinden oluşan 200’den fazla objeyi bir araya getiriyor. Salvador Dalí, Jean Cocteau ve Man Ray gibi sanatçılarla yapılan sürrealist iş birlikleri, Schiaparelli’nin moda dilini sanat dünyasıyla nasıl iç içe geçirdiğini ortaya koyuyor. Skeleton Dress, Tears Dress ve ünlü “shoe hat” gibi ikonik tasarımlar da serginin merkezinde yer alıyor.

Bu sergi kimler için ideal?

Moda tarihinin sanatla kurduğu ilişkiyi görmek isteyenler, sürrealist estetiğin couture üzerindeki etkisini merak edenler ve Londra’daki büyük ölçekli moda sergilerini takip edenler için güçlü bir durak.

Cecil Beaton tarafından çekilmiş, Victoria and Albert Museum’da altın varaklı salonda oturan dönem kostümlü Kraliçe II. Elizabeth portresi
Prenses Margaret’in 1960 yılındaki düğünü için giyinmiş Majesteleri Kraliçe II. Elizabeth – Görsel: Royal Collection Trust Basın Ofisi

Queen Elizabeth II: Her Life in Style, Britanya’nın en uzun süre tahtta kalan hükümdarının hayatını, kıyafetler üzerinden kronolojik bir şekilde ele alıyor. Yaklaşık 200 parçadan oluşan ve yarısına yakını ilk kez sergilenen bu kapsamlı seçki; çocukluk yıllarından kraliçeliğe, gündelik binicilik ceketlerinden devlet törenlerine uzanan bir stil yolculuğu sunuyor.

Mücevherler, şapkalar, ayakkabılar ve diplomatik semboller taşıyan aksesuarlar; eskizler, mektuplar ve kumaş örnekleriyle birlikte, Kraliçe’nin giyimi kişisel bir tercih kadar kamusal bir dil olarak da kullandığını gösteriyor. Sergi, aynı zamanda 20. yüzyıl Britanya modasının geçirdiği dönüşümü de bu gardırop üzerinden izlemeye olanak tanıyor.

Bu sergi kimler için ideal?
Moda aracılığıyla güç, temsil ve süreklilik kavramlarını okumak isteyenler; kraliyet tarihini kişisel detaylar ve semboller üzerinden takip etmeyi sevenler için güçlü bir durak.

Queen Elizabeth II’ye ait, farklı dönemleri temsil eden desenli ve uzun elbiselerden oluşan seçki

OGGUSTO’nun Queen Elizabeth II: Her Life in Style Sergisi Notu: Sergi, Kraliçe’nin stilinin gösterişli olmaktan ziyade, bilinçli ve kontrollü bir iletişim biçimi olduğunu fark ettiriyor. Renkler, kesimler ve semboller, asla rastlantısal değil çünkü her biri bir mesaj taşıyor.

Görsel: Royal Collection Trust Basın Ofisi, Fotoğrafçı: Jon Stokes

Henry Moore: Monumental Nature – Kew Gardens

Henry Moore’un Kew Gardens’ta sergilenen anıtsal bronz heykellerinden biri, peyzajla bütünleşen organik form
Henry Moore’un Kew Gardens’taki Monumental Nature sergisinden bir heykel – Kew Gardens

Henry Moore: Monumental Nature, Henry Moore’un bugüne kadar düzenlenen en kapsamlı açık hava sergisi olarak Kew Gardens’ın peyzajına yayılıyor. 30’u anıtsal ölçekte olmak üzere 100’ün üzerinde heykel, Moore’un doğayla kurduğu güçlü bağı kemik, taş ve peyzaj formları üzerinden anlatıyor.

Bahçenin farklı noktalarına yerleştirilen heykeller, Moore’un, heykeli, çevresiyle birlikte var olan bir form olarak ele alışını öne çıkarıyor. Shirley Sherwood Gallery’de yer alan çizimler, maketler ve küçük ölçekli işler ise bu anıtsal üretimin arkasındaki düşünsel süreci tamamlıyor. Sergi, Wakehurst’teki paralel seçkiyle birlikte Moore’un mirasını doğayla diyalog içinde ele alan çift mekânlı bir deneyim sunuyor.

Bu sergi kimler için ideal?
Heykel, peyzaj ve doğa ilişkisine ilgi duyanlar, modern heykelin kamusal alandaki etkisini deneyimlemek isteyenler ve müze dışına taşan sergi kurgularını sevenler için güçlü bir durak.

OGGUSTO’nun Henry Moore: Monumental Nature Sergisi Notu: Uzun süreli sergi takvimi sayesinde Moore’un heykellerini farklı mevsimlerde, değişen ışık ve doğa koşullarıyla birlikte deneyimleyebilir; aynı formun zaman içinde nasıl başka duygular yarattığını birebir hissedebilirsiniz.

Frida: The Making of an Icon – Tate

Çiçekli saç tacı, büyük küpeleri ve yeşil floral fon önünde Frida Kahlo’nun stilize edilmiş ikonik portresi. Meksika kültürünün ve bireysel direnişin sembolü haline gelen bir görsel imge. Frida on Bench, New York City, 1939, Nickolas Muray

Frida: The Making of an Icon, Frida Kahlo’nun nasıl küresel bir kültürel ikon hâline geldiğini çok katmanlı şekilde ele alıyor. Sergi, Kahlo’nun “birden fazla Frida”sını; entelektüel kimliğini, politik duruşunu, özel hayatını ve sanatsal üretimini birlikte düşünmeye davet ediyor.

130’dan fazla eser; resimler, arşiv belgeleri, fotoğraflar ve kişisel objeler aracılığıyla Frida’nın kendini nasıl inşa ettiğini ve nasıl sahiplenildiğini gösteriyor. Sergi aynı zamanda kadın sanatçıların 20. yüzyıldaki dönüştürücü rolünü ve Frida etrafında oluşan hayranlık kültürünü de mercek altına alıyor.

Bu sergi kimler için ideal?

Frida Kahlo’yu mitin ötesinde, çok katmanlı bir figür olarak okumak isteyenler; sanat, kimlik ve popüler kültür arasındaki ilişkiye ilgi duyanlar için güçlü bir durak.

OGGUSTO’nun Frida: The Making of an Icon Sergisi Notu: Bu sergide Frida’yı tek bir imgede sabitlemek yerine, onun farklı kimlikleri arasında dolaşarak tanıyacaksınız. Arşiv belgeleri ve kişisel objeler, Frida’nın nasıl bir sanatçıya ve neden bu kadar güçlü bir sembole dönüştüğünü adım adım hissetmenizi sağlayacak.

The 90s – Tate

2026’da Dünyayı Gezmeye Değer Sergiler: Londra, Paris, New York ve Dahası
Tate Müzesi, Londra

Londra’daki bu sergi, 2026 sergileri içinde popüler kültür ile çağdaş sanatı aynı anlatıda buluşturan nadir örneklerden biri. The 90s, Britanya’da 1990’ların yarattığı kültürel kırılmayı; sanat, moda, müzik ve fotoğrafın birbirine karıştığı bir dönem olarak ele alıyor.

Soğuk Savaş’ın sona ermesi ve ekonomik toparlanmayla birlikte ortaya çıkan özgürlük ve deneme isteği, bu on yılda güçlü bir görsel dile dönüşüyor. Edward Enninful küratörlüğündeki sergi; Juergen Teller, Nick Knight, David Sims ve Corinne Day’in fotoğraflarını, Damien Hirst, Gillian Wearing ve Yinka Shonibare’in işleriyle yan yana getiriyor. Vivienne Westwood, Alexander McQueen ve Hussein Chalayan’ın tasarımları ise 90’ların estetik cesaretini tamamlıyor.

Sergi, yüksek sanat ile popüler kültür arasındaki sınırların çözüldüğü bu dönemin bugüne uzanan etkisini görünür kılıyor.

Bu sergi kimler için ideal?
1990’ları nostaljik bir dönem olarak değil, bugünün estetik ve ifade biçimlerini şekillendiren bir kırılma anı olarak görmek isteyenler; moda, fotoğraf ve çağdaş sanatın kesişim alanlarına ilgi duyanlar için güçlü bir durak.

OGGUSTO’nun The 90s Sergisi Notu: Bu sergi, 90’ları hatırlatmaktan çok, o dönemin özgüvenini ve cesaretini yeniden yaşatmayı amaçlıyor ve gezerken tempoyu hiç düşürmemeyi vadediyor.

Los Angeles Sergileri

Fashioning Chinese Women: Empire to Modernity – LACMA

Geleneksel Çin kıyafetleri giymiş genç Asyalı kadın portresi
Geleneksel Çin elbisesiyle genç kadın – iStock

Tarih: 14 Haziran – 25 Ekim 2026
Yer: Los Angeles County Museum of Art (LACMA) · Los Angeles
Detaylı Bilgi ve Bilet
Instagram

Fashioning Chinese Women: Empire to Modernity, Çinli ve Çinli Amerikalı kadınların giyim üzerinden kurduğu kimliği yaklaşık yüz yıllık bir dönüşüm hattı üzerinden ele alıyor. Geç Qing Hanedanlığı’nın bol kesimli, işlemeli kaftanlarından 1930’ların qipao siluetlerine, 1960’larda küresel bir ikon hâline gelen cheongsam’a uzanan bu yolculuk; kadınların değişen toplumsal rolleriyle birlikte modanın nasıl dönüştüğünü gözler önüne seriyor.

Shanghai, Hong Kong ve ABD’den gelen 70’ten fazla kıyafet; renk, doku ve el işçiliği üzerinden zanaatkârlığın sürekliliğini vurguluyor. Jason Wu tarafından sergiye özel tasarlanan mankenler ise giysileri tarihsel nesnelerden çok, yaşayan bedenler gibi hissettiriyor.

Bu sergi kimler için ideal?
Moda tarihini Batı merkezli anlatıların ötesinde okumak isteyenler; kadın kimliği, kültürel dönüşüm ve giyim arasındaki ilişkiye ilgi duyanlar için güçlü bir durak.

OGGUSTO’nun Fashioning Chinese Women: Empire to Modernity Sergisi Notu: Sergi, Çin ile Batı arasındaki etkileşimi dramatize etmeden, doğal bir alışveriş gibi sunarak kimliğin nasıl çoğul hâle geldiğini düşündürüyor.
OGGUSTO’nun Los Angeles Restoran Önerisi: Spago Beverly Hills

Şef Wolfgang Puck’ın imzasını taşıyan Spago, modern Kaliforniya mutfağının en klasik ve güvenilir adreslerinden biri. Yerel ve mevsimsel ürünler ön planda.

Melbourne Sergileri

1937 tarihli, akuamarin ve pırlantalarla tasarlanmış Cartier yapımı Tiara isimli taç
Cartier London, 1937 tarihli akuamarin ve pırlantalı taç

National Gallery of Victoria’da gerçekleşen Cartier sergisi, markanın 20. yüzyıl başından günümüze uzanan mirasını 300’ün üzerinde parça üzerinden ele alıyor. Taçlar, kolyeler, broşlar, saatler ve tarihi mücevherlerden oluşan seçki; Cartier’nin zanaatkârlık, tasarım ve temsil dili arasındaki sürekliliği vurguluyor. Panther broş, Mystery Clock ve Tank saat gibi ikonik tasarımlar, arşiv çizimleriyle birlikte sunularak üretim sürecine dair nadir bir bakış açısı sunuyor.

V&A iş birliğiyle hazırlanan sergi, kraliyet figürlerinden pop ikonlarına uzanan geniş bir kültürel etki alanını tek bir çatıda buluşturuyor. Elizabeth Taylor’dan Kraliçe II. Elizabeth’e, Prenses Margaret’ten Rihanna’ya uzanan sergi sizi bekliyor.

Bu Sergi Kimler İçin İdeal?
Mücevher tasarımı, lüks markaların tarihsel dönüşümü ve zanaatkârlık süreçleriyle ilgilenenler ile Cartier’nin lüks bir marka olmanın yanında, kültürel bayrak taşıyıcısı yönünü görmek isteyenler için güçlü bir durak.

OGGUSTO’nun Cartier Sergisi Notu: Kraliyet mücevherleriyle çağdaş pop ikonlarına ait tasarımların aynı sergi içinde yer aldığına dikkatinizi çekecektir: Bu, Cartier’nin farklı dönemlerde nasıl evrensel bir temsil dili kurduğunu gösteriyor.

New York Sergileri

Designing the Gilded Age: Drawings from the Studios of Louis C. Tiffany (New York)

Tiffany'nin çizimlerinden biri olan bu detaylı görüntüde, mavi tonlarında tonozlu tavanlar, çok renkli vitray pencere, büyük bir borulu org ve altın rengi avize ile süslü, karmaşık desenli bir iç mimari eser sergilenmektedir.
  • Tarih: 22 Ekim 2026 – 7 Şubat 2027
  • Yer: New York (The Met Fifth Avenue, Galleries 691–693)
  • Detaylı bilgi: The Metropolitan Museum of Art
  • Instagram: @metmuseum

The Metropolitan Museum of Art, Designing the Gilded Age: Drawings from the Studios of Louis C. Tiffany sergisiyle Louis Comfort Tiffany’nin ünlü vitray, lamba, mozaik ve iç mekân tasarımlarının ardındaki yaratıcı süreci ilk kez bu ölçekte mercek altına alıyor. 1890’ların başından 1920’lere uzanan yaklaşık 120 eser; ilk eskizlerden suluboya sunum çizimlerine, vitraylardan dekoratif objelere kadar Tiffany Studios’un üretim sürecini farklı aşamalarıyla ortaya koyuyor. Sergi, özel konutlar, ibadethaneler, tiyatrolar ve kamusal yapılar için hazırlanan tasarımlar üzerinden Amerikan Yaldızlı Çağı’nın sanat, zanaat ve lüks kültürüne de yakından bakıyor.

Serginin en özel buluşmalarından biri, Chrysler Museum of Art koleksiyonundaki 1911 tarihli anıtsal Woman in a Pergola with Wisteria vitrayının, Arizona’daki özel bir evde yakın zamanda keşfedilen özgün mor salkım transomlarıyla en az yarım yüzyıl sonra yeniden bir araya gelmesi. Bitmiş eserlerin özgün tasarım çizimleriyle yan yana sunulması, Tiffany Studios’ta bir fikrin ışık ve renkle biçimlenen son hâline nasıl ulaştığını izlemeyi mümkün kılıyor. Sergi ayrıca Agnes Northrop, Clara Driscoll ve Julia Munson gibi uzun süre yeterince görünürlük kazanmayan tasarımcıların katkılarını öne çıkararak Tiffany Studios’un kolektif üretim yapısına ışık tutuyor.

Bu sergi kimler için ideal: Tiffany vitraylarının hayranları, dekoratif sanat ve tasarım tarihine ilgi duyanlar, New York’un Yaldızlı Çağ kültürünü yakından tanımak isteyenler ve bir tasarımın eskizden tamamlanmış esere uzanan sürecini merak edenler için güçlü bir durak.

OGGUSTO’nun Manhattan Restoran Önerisi: Le Bain

Manhattan’ın muazzam manzarasına karşı içeceğinizi yudumlayarak gün batımını izleyebileceğiniz ve şehrin ışıkları altında gecenin tadını çıkarabileceğiniz yerlerden biri. Şehrin tam kalbinde bir çatı katında bulunan mekan, New York’un gece hayatının simgesi. Bir yanda Empire State Building’in ışıkları, bir yanda Brooklyn Köprüsü’nün silueti… Bu şehirde yukarıya doğru çıktıkça hayatın ne kadar hızlı aktığını gözlemliyorsunuz.

Paris Sergileri

Timeless Tintoretto (Paris)

Tintoretto'nun Kölenin Mucizesi adlı tablosunda, işkence aletlerinin arasında yerde yatan yarı çıplak köle figürünün etrafında toplanmış, şaşkınlık içindeki kalabalık ve yukarıdan mucizevi bir şekilde inen Aziz Mark betimleniyor.
Tintoretto’nun 1547–1548 tarihli Kölenin Mucizesi adlı eseri, Gallerie dell’Accademia, Venedik.
Jacopo Tintoretto, CC0, Wikimedia Commons

Tarih: 11 Eylül 2026 – 24 Ocak 2027
Yer: Paris (Musée Jacquemart-André)
Detaylı bilgi: Musée Jacquemart-André
Küratörler: Giovanni Carlo Federico Villa, Neville Rowley ve Pierre Curie

Timeless Tintoretto, yaklaşık 40 resim ve çizimle Tintoretto’nun kariyerini tematik ve kronolojik bir akış içinde ele alıyor. Kamu ve özel koleksiyonlardan getirilen seçki; dini kompozisyonlar, mitolojik sahneler, portreler ve çizimler üzerinden sanatçının farklı dönemlerini bir araya getiriyor.

Sergide Hayvanların Yaratılışı, Aziz Augustinus’un Mucizesi, Teslis, Susanna ve Yaşlılar ile Danaë öne çıkıyor. Son bölüm ise Tintoretto’nun Fragonard, Géricault, Delacroix, Ingres, Cézanne ve Manet üzerindeki etkisini inceliyor. Louvre’dan gelen geç dönem Otoportre ile Manet’nin 1854 tarihli kopyasının yan yana sunulması, serginin en dikkat çekici karşılaşmalarından biri.

Bu sergi kimler için ideal?
Venedik Rönesansı, Tintoretto’nun ışık ve kompozisyon anlayışı ve sanatçının sonraki kuşaklar üzerindeki etkisiyle ilgilenenler için Paris’in 2026 sonbaharındaki önemli duraklarından biri.

Eva Gonzalès. A Free-Spirited Artist

Paris'teki Petit Palais'de 15 Eylül 2026 - 24 Ocak 2027 tarihleri arasında düzenlenecek Eva Gonzalès sergisi afişinde, Özgür Bir Sanatçının Yolculuğu temasıyla, izleyiciye bakan, açık renkli bir yastığa yaslanmış, empresyonist tarzda bir kadın portresi öne çıkıyor.

Petit Palais, Eva Gonzalès’e adanan ilk retrospektifle 19. yüzyılın az bilinen kadın ressamlarından birini yeniden gündeme taşıyor. Édouard Manet’nin tek öğrencisi olan ve Berthe Morisot ile Mary Cassatt gibi dönemin önemli kadın sanatçılarıyla birlikte anılan Gonzalès’in kariyeri, yaklaşık 100 resim, pastel ve gravür üzerinden ele alınıyor.

Eva Gonzalès. A Free-Spirited Artist, sanatçının kadın figürlerinden gündelik yaşamın yakın plan sahnelerine ve Normandiya manzaralarına uzanan üretimini bir araya getiriyor. Sergi, Gonzalès’in İzlenimcilikle kurduğu ilişkiyi ve kendine özgü resim dilini yakından görmek için önemli bir fırsat sunuyor.

Bu sergi kimler için ideal: İzlenimcilik, 19. yüzyıl Fransız sanatı ve sanat tarihinde uzun süre geri planda kalan kadın sanatçılarla ilgilenenler için Paris’in 2026 sonbaharındaki önemli duraklarından biri.

Sculpting Color: Masterpieces from the National Sculpture Museum, Valladolid

Soluk pembe yanaklı, başı hafifçe öne eğik, hüzünlü yüz ifadesiyle Veronique'i tasvir eden bu ahşap heykel, zamanın yıpratıcı etkilerine rağmen canlı kalan boyama renkleriyle dikkat çekiyor; fırfırlı krem rengi başörtüsü ve turkuaz tuniğiyle, nazikçe uzanan sağ eliyle duygusal bir duruş sergiliyor, heykeltıraşlık detaylarını gözler önüne seriyor.
©Museo Nacional de Escultura, Valladolid/RMN/Louvre

Louvre, Sculpting Color: Masterpieces from the National Sculpture Museum, Valladolid sergisiyle 17. yüzyıl İspanyol heykel sanatının önemli örneklerini Paris’e taşıyor. Valladolid Ulusal Heykel Müzesi’nden gelen seçki, çoğunlukla çok renkli ahşaptan yapılmış dini heykeller üzerinden dönemin güçlü natüralizm anlayışını ortaya koyuyor.

Serginin öne çıkan eseri, Gregorio Fernández’in gerçek boyutlarda beş figürden oluşan anıtsal Paso Camino del Calvario grubu. Fransa’da ilk kez sergilenecek eser, Louvre’un aynı dönemde Francisco de Zurbarán’a ayırdığı sergiyle birlikte 17. yüzyıl İspanyol sanatını farklı disiplinler üzerinden keşfetme fırsatı sunuyor.

Bu sergi kimler için ideal: İspanyol sanatına, Barok dönem heykeline ve Louvre’un büyük koleksiyonlarının yanında daha odaklı sergiler keşfetmeye ilgi duyanlar için güçlü bir durak.

Venedik Sergileri

Homo Faber 2026: An Island of Light

Venedik'teki bir Homo Faber sergisi salonunda, geometrik tavan kirişleri ve yansıtıcı zeminin ortasında, yüzlerce el yapımı seramik ve cam eserin beyaz LED ile aydınlatılmış dairesel bir vitrinde sergilendiği görkemli bir görüntü.
A Full Moon Rising Sophia Bennett
©Michelangelo Foundation
  • Tarih: 1–30 Eylül 2026
  • Yer: Venedik (Fondazione Giorgio Cini)
  • Detaylı bilgi: Homo Faber
  • Sanat yönetmeni: Es Devlin
  • Küratör: Michelangelo Foundation

Homo Faber 2026: An Island of Light, 1–30 Eylül 2026 tarihleri arasında Venedik’te Fondazione Giorgio Cini’de zanaat ve malzeme dönüşümünü odağına alıyor. Es Devlin’in sanat yönetmenliğinde hazırlanan edisyon, zanaatkârların yenilikçi tekniklerle farklı malzemeleri nasıl dönüştürdüğünü yakından görme fırsatı sunuyor.

Işığı yaratıcı sürecin merkezine yerleştiren An Island of Light, geleneksel zanaat bilgisinin güncel üretim yöntemleriyle buluştuğu işleri bir araya getiriyor. Sergi, malzeme, teknik ve ustalık arasındaki ilişkiyi Venedik’in San Giorgio Maggiore Adası’ndaki Fondazione Giorgio Cini’ye yayılan bir seçkiyle keşfetmeye davet ediyor.

Bu etkinlik kimler için ideal?
Zanaat, tasarım ve malzeme kültürüne ilgi duyanlar, usta zanaatkârların üretim tekniklerini yakından görmek isteyenler ve Venedik seyahatinde çağdaş tasarım odaklı bir durak arayanlar için güçlü bir seçenek.

2026 Venedik Bienali

Venedik Bienali'nin gerçekleştiği ana salon olan Padiglione Centrale, Giardini Bahçeleri - 2026 sergileri
Giardini’deki Bienal Bahçeleri olarak bilinen ana salon, Padiglione Centrale – Fotoğraf: Francesco Galli, La Biennale di Venezia

61. Uluslararası Sanat Sergisi olan Biennale Arte 2026, “In Minor Keys” başlığıyla Venedik’te gerçekleşiyor. Ana sergi, küratör Koyo Kouoh tarafından tasarlanan kavramsal çerçeve doğrultusunda hayata geçiriliyor. Kouoh’un 2025’teki beklenmedik vefatının ardından, bienal onun belirlediği vizyonu ve yapıyı koruyarak sergiyi sürdürme kararı aldı.

Giardini ve Arsenale’deki ana serginin yanı sıra, diğer ülkeden gelen sergiler ve destekleyici etkinlikler, bienali yine küresel çağdaş sanatın en yoğun buluşma alanlarından biri hâline getiriyor. “In Minor Keys”, yüksek sesli temsiller yerine daha kırılgan, içsel ve bastırılmış bir yaklaşım öneriyor.

İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) koordinasyonunu üstlendiği Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, Nilbar Güreş’in yeni sergisine ev sahipliği yapacak. Sanat pratiğinde şiirsel dili, eleştirel bakışı ve ince mizahı bir araya getiren Güreş, bu sergide kültürel semboller, toplumsal eşitsizlikler ve kimlik tartışmalarını çok katmanlı bir yaklaşımla ele alıyor. Serginin küratörlüğünü ise Başak Doğa Temür üstleniyor.

61. Venedik Bienali: Nilbar Güreş – Gözlerinizden Öperim

61. Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, 9 Mayıs – 22 Kasım 2026 tarihleri arasında Nilbar Güreş’in “Gözlerinizden Öperim” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün üstlendiği sergi, sanatçının Venedik Bienali için ürettiği yeni yapıtlarla önceki dönemlerinden seçilen işleri bir araya getiriyor. Fotoğraf, video, kolaj ve tekstil gibi farklı disiplinlerde üreten Güreş’in pratiği son yıllarda heykel ve yerleştirme ölçeğinde genişleyen bir üretim hattına yöneliyor. Türkiye Pavyonu’nda sunulacak sergi, İstanbul’da yürütülen kolektif bir üretim sürecinin sonucunda ortaya çıkan büyük ölçekli heykeller ve mekâna yayılan yerleştirmelerle izleyiciyle buluşuyor.

Sergi, mekânın tamamına yayılan bir kurguyla ilerliyor. Yapıtların bazıları zemine yaklaşırken bazıları duvarlara yaslanıyor, bazıları tavandan sarkıyor ya da kendi ağırlığıyla dengede duruyor. Bu yerleşim, izleyiciyi belirli bir rota boyunca yönlendirmek yerine sergi içinde yavaşlamaya ve bedenin mekânla kurduğu ilişkiye odaklanmaya davet ediyor. Nilbar Güreş’in üretiminde yer alan toplumsal cinsiyet, göç, aidiyet ve yerinden edilme gibi temalar; tekstil, giysi ve gündelik nesneler aracılığıyla kişisel ve kolektif hafızalarla ilişki kuran güçlü bir görsel dil içinde ele alınıyor.

Bu sergi kimler için ideal?

Venedik Bienali’ni takip edenler, Türkiye çağdaş sanatının uluslararası sahnedeki üretimlerini görmek isteyenler ve mekâna yayılan yerleştirmeler üzerinden kurulan sergi kurgularına ilgi duyan izleyiciler için önemli bir durak.

OGGUSTO notu: Türkiye Pavyonu’nun yeni odağı

Nilbar Güreş’in sergisi, Türkiye Pavyonu’nda mekâna yayılan büyük ölçekli yerleştirmelerle izleyiciyi doğrudan fiziksel bir deneyimin içine davet ediyor. Sanatçının pratiğinde giysiler, kumaşlar ve ev içi nesneler kişisel hafızayı taşıyan güçlü sembollere dönüşüyor. Göç, toplumsal cinsiyet ve aidiyet gibi konulara odaklanan işler, Venedik Bienali’nin politik ve toplumsal tartışmalarına önemli bir katkı sunacak.

Venedik'te bulunan Gaggiandre Tersanesi'nin 2026 sergileri öncesi bir görüntüsü
Bienal’deki alanlardan biri olan Gaggiandre Tersanesi – @Andrea Avezzù, La Biennale di Venezia

OGGUSTO’nun Venedik Restoran Önerisi: Osteria alle Testiere

“Günlük olarak taze balık ve deniz ürünlerinden menü hazırlayan, yalnızca 9 masası bulunan Osteria alle Testiere, San Marco’ya yakın ara bir noktada yer alıyor. Bienalin açılış haftası veya Venedik Film Festivali sırasında bu 9 masanın dünya yıldızları ve sanatçılarla dolu olmasına hiç şaşırmayın.”

Kapak Görseli: Frida Kahlo – Hilorama (2017) · Wikimedia Commons · CC BY-SA 4.0 · Görsel kırpılmıştır
https://creativecommons.org/licenses/by-sa/4.0/

Sıkça sorulan sorular
2026’da dünyadaki sergiler içinde en çok öne çıkan şehir hangisi?

2026’da dünyadaki sergiler arasında en yoğun takvim Londra’da.

Sergiler için önceden bilet almak gerekir mi?

Evet. Büyük sergiler ve bienaller için erken rezervasyon önerilir.

Bu sergiler yıl boyunca açık mı?

Hayır. Her serginin kendi açılış ve kapanış tarihi vardır.

Liste sadece Avrupa’yı mı kapsıyor?

Hayır. New York, Chicago ve São Paulo gibi şehirler de yer alıyor.

Bu rehber güncellenecek mi?

Evet. 2026 boyunca sergi takvimine göre güncellenir.

Turcel Orman
Turcel Orman Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için