white banner

Haftanın Kitap Önerileri: En İyiler, Çok Satanlar ve Son Haberler

13.07.2026
Haftanın Kitap Önerileri: En İyiler, Çok Satanlar ve Son Haberler
OGGUSTO CLUB’A ücretsiz üye olarak yazıyı sesli dinleyebilirsiniz.

Yazı Boyutu:

2026’nın en iyi kitapları burada. Yeni çıkanlar, çok satanlar ve editör seçkileri. Liste her hafta güncelleniyor!

Kitap seçmek bazen kafa karıştırıcı olabiliyor: O kadar çok seçenek var ki, nereden başlayacağını bilemiyor insan. İşte tam da bu yüzden bu kitap önerileri listesini hazırladım. Elime geçen, bir yerlerde denk geldiğim, arkadaş sohbetlerinde kulağıma çalınan ve okurların önerdiği kitapları burada bir araya getiriyorum. Kimi yeni, kimi zamansız bir klasik; ama hepsi okura bir şey katma vaadi taşıyor. Liste sürekli güncelleniyor, çünkü iyi kitapların sayısı sandığınız kadar az değil… İşte en güncel kitap önerileri…

OGGUSTO’da yer alan tüm ürünler alanında uzman editörlerimiz tarafından bağımsız olarak seçiliyor. Gerçekten denediğimiz ve yararlı bulduğumuz ürünleri paylaşıyoruz. Bu içerikte yer alan bazı bağlantılar aracılığıyla yapılan alışverişlerden gelir elde edebiliriz.

Yeni Çıkan En İyi Kitaplar


Çarşamba Karısı, Vassaf Kadri

Vassaf Kadri'nin Çarşamba Karısı adlı kitabının kapak görseli, kızıl elbisesi içinde, ağzından kan damlayan, karnı şiş ve vahşi görünümlü bir kadının, yanında bir hançerle bağdaş kurarak oturduğu eski bir minyatürü tasvir eder; Osmanlı'dan kayıp bir korku komedi romanı olan bu eser, okurlara farklı bir kitap deneyimi sunuyor.
  • Tür: Korku-komedi / II. Meşrutiyet dönemi Türk romanı
  • Yayınevi: Karakarga
  • Sayfa Sayısı: 112
  • Okuma Süresi: ~2 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Erken dönem Türk edebiyatına, halk anlatılarına ve korku-mizah karışımı metinlere meraklı okurlar

Çarşamba Karısı, 110 yıllık unutulmuş bir yerli korku-komedi klasiği! Adını Türk halk inanışının huzursuz edici figürlerinden birinden alıyor: Geceleri eve musallat olan, düzeni bozan, çocuk kaçırmakla anılan o “necis” varlık. Vassaf Kadri, II. Meşrutiyet döneminin henüz yeni yeni şekillenen roman geleneği içinde bu figürü doğrudan bir kahramana dönüştürerek cesur bir tercih yapmış; halk söylencesini folklorik bir referans olmaktan çıkarıp anlatının merkezine yerleştirmiş.

Metnin Ahmet Mithat ve özellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Gulyabani”siyle akrabalığı açık, ama yazarın diyalog kurma biçimi ve dönemin argosunu, ağız özelliklerini metne taşıma cesareti kendine has bir doku yaratıyor. Bu konuda akademik bir incelemenin de olduğunu belirtmek gerek: Metindeki dilden sapmalar (argo kullanımı, yöresel söyleyişler) filolojik açıdan da ilgi çekici bulunuyor. Bu da kitabın yalnızca bir “korku-komedi” olmadığını, dönemin gündelik dilinin bir kayıt belgesi gibi de okunabileceğini gösteriyor.

Yazarın biyografisi hakkında bilgi sınırlı. 1895 civarında doğduğu, çocukluğunu Balkanlar’da geçirip 14 yaşında İstanbul’a geldiği düşünülüyor. Bu belirsizlik, kitabın “kayıp” statüsüyle de örtüşen bir gizem katmanı ekliyor.

Neden Okumalı?

Türk edebiyatının erken korku-fantastik damarına, akademik ilgiden çok popüler hafızada iz bırakmış bir figürün nasıl kurgusallaştırıldığına tanıklık etmek isteyenler için önemli bir keşif. Gürpınar’ın Gulyabani’sini sevenler için doğal bir durak; aynı zamanda dönemin gündelik dilini, argosunu birebir taşıyan nadir metinlerden biri olması, edebiyat tarihi meraklıları için ayrı bir cazibe unsuru.

Ten Çağı, Dubravka Ugresic

Dubravka Ugrešić'in Ten Çağı isimli deneme kitabının kapağı, açık cilt tonunda bir zemin üzerinde, kesik çizgiyle etrafı çevrilmiş ve yanında bir makas simgesiyle vurgulanmış, pas rengi bir lekeyi sanatsal bir şekilde sunarak okuyucunun dikkatini çekiyor.
  • Tür: Deneme
  • Yayınevi: Everest Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 264
  • Okuma Süresi: ~5-6 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Yakın tarih, kimlik politikaları ve toplumsal eleştiriyi sert bir ironiyle okumaktan hoşlanıyorsanız.

Ugrešić’in kalemi bu kitapta da çok keskin. 2014-2018 yılları arasında kaleme aldığı 16 denemeden oluşan koleksiyonda, Yugoslavya’nın dağılmasından günümüze uzanan çizgide milliyetçiliğin, popülizmin ve dijital çağın ürettiği yeni tür “aptallığın” izini sürüyor. “Ten” burada gerçek anlamda bir yaşlanma meselesi değil, çok katmanlı bir metafor: Dövmeden Lenin’in camekân içinde korunan bedenine, sosyal medyanın yüzeyselliğinden toplumların kimlik değiştirme çabalarına kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Kitabın adını taşıyan ilk denemesinde yazar, edebiyatın “son nefesini verdiğini” iddia edecek kadar sert bir girişle başlıyor ve bu ironik, acımasız tonu kitap boyunca koruyor.

Kitabın gücü, Ugrešić’in kişisel olanla siyasi olanı iç içe geçirme becerisinde yatıyor. Kimi denemelerde Hırvatistan’ın mimari geçmişinin silinişi üzerinden yükselen popülizmi, kimi denemelerde ise post-komünist Avrupa’da yeniden alevlenen kadın düşmanlığını ele alıyor. Sürgün bir yazarın gözünden Doğu Avrupa’nın son 30 yılını okurken, kendimizi de bu “aptallık çağı”nın bir parçası olarak görmekten kaçamıyoruz. Zaman zaman fazla keskin, fazla polemik bulunabilecek pasajlar var. Bir eleştirmenin belirttiği gibi, yazarın haklı öfkesi kimi zaman abartıya kaçabiliyor ama bu, aynı zamanda samimiyetinden ödün vermediğinin de bir işareti.

Neden Okumalı?

Günümüz popülizmini ve dijital çağın yüzeyselliğini hem acıtıcı hem de esprili bir dille yorumlayan, Doğu Avrupa’nın yakın tarihine sürgün bir yazarın gözünden bakan, entelektüel derinliği yüksek bir deneme kitabı arayanlar için.

Anılar Evi, Tony Judt

Tony Judt'un Anılar Evi kitabının atmosferik kapağında, sırtı dönük, açık renk paltolu bir adam, karlı veya sisli bir ormanda, uzakta beliren kırmızı bir trene bakarak derin düşüncelere dalmış gibi görünüyor; bu görsel, okurlara geçmişe yolculuk vaat eden en iyi kitaplar arasında yer alan bu eserin anı türünü yansıtıyor.
  • Tür: Anı / Deneme
  • Yayınevi: Alfa
  • Sayfa Sayısı: 176
  • Okuma Süresi: ~3-4 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Kişisel anıyı toplumsal tarihle birleştiren, düşünsel derinliği yüksek anı kitaplarını sevenler için

Tony Judt bu denemeleri, ALS hastalığının bedenini hareketsiz bıraktığı son aylarında, kalem tutamaz haldeyken zihninde kurgulayıp geceleri ezberleyerek oluşturmuş. Rönesans döneminin “hafıza sarayı” tekniğinden esinlenerek, çocukluğunda yalnızca iki kez kaldığı bir İsviçre şatosunu zihinsel bir mekân olarak kullanmış; her denemeyi bu şatonun bir odasına yerleştirip ertesi sabah dikte etmiş. Kitabın adı da doğrudan bu besteleme yöntemine gönderme yapıyor. Bu bilgi kitabı okurken sürekli arka planda duruyor, ama Judt metni bir “hastalık anlatısı”na indirgemiyor; hastalığını yalnızca son bölümlerde, doğrudan ve süslemesiz bir dille ele alıyor.

25 kısa denemeden oluşan kitap, Londra’daki savaş sonrası çocukluğundan Cambridge yıllarına, 1968 Paris’indeki öğrenci hareketlerinden Amerikan vatandaşlığına uzanan geniş bir yelpazede ilerliyor. Bir çocukluk otobüs hattı üzerinden kamusal nezaket ve kentleşme üzerine bir düşünceye varıyor; öğrencilik yıllarındaki Siyonizm ve Marksizm deneyimleri, bir kuşağın “devrimci olduğu ama devrimi kaçırdığı” sonucuna bağlanıyor. Postwar gibi kapsamlı tarih çalışmalarıyla tanınan Judt, burada aynı analitik netliği koruyor ama sesi çok daha sıcak ve belki de savunmasız.

Neden Okumalı?

Kişisel kaybı ve ölümlülüğü kendine acımadan, nostaljiye boğulmadan, keskin bir zihinle ele alan; tarihçi bakış açısıyla otobiyografiyi birleştiren, yazılış hikâyesi kadar içeriğiyle de etkileyici bir anı kitabı.

Işık ve İp, Han Kang

Açık renkli bir kapakta, üst kısımda 2024 Nobel Edebiyat Ödüllü Han Kang yazısı, ortada zarif altın rengi el yazısıyla Işık ve ip başlığı ve sol altta Nobel Edebiyat Ödülü 2024 madalyonu bulunan, yazar Han Kang'ın yeni kitabının etkileyici kapağı.
  • Tür: Deneme / Anı / Şiir
  • Yayınevi: April Yayıncılık
  • Sayfa Sayısı: 144
  • Okuma Süresi: ~2 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Han Kang’ın romanlarını okumuş, yazarın iç dünyasını ve yaratım sürecini merak eden okurlar
  • Editör Puanı: ★★☆☆☆ (2/5)

Han Kang’ın kurmaca dışındaki ilk kitabı, alışılmış bir “yazar anlatıyor” denemesinden çok, parçalı bir günlük gibi. Denemeler, şiirler ve bahçe günlüklerinden oluşan yapı, “Vejetaryen“den “Veda Etmiyorum“a uzanan eserlerinin arkasındaki düşünce sürecini anlatıyor.

Kitabın omurgasını, Kang’ın bahçesine aynalarla taşıdığı güneş ışığı ve 8 yaşında yazdığı bir şiirden devşirdiği “altın ip” imgesi oluşturuyor. Bu iki metafor, kitabın tamamına hakim. Yazarın dünyanın acısına karşı duruşunu ve okurla kurmaya çalıştığı bağı anlatıyor. Kitabı açan Nobel konuşması, bu anlamda en güzel bölüm; geri kalan metinler ise daha çok sadık okur için anlamlı.

Okur yorumları da doğruluyor bunu. Kimileri kitabı “farklı bir deneyim” olarak överken, kimileri bütün olarak bir amaca hizmet etmediğini, daha çok “dağınık düşünceler” olduğunu belirtiyor. Aslında kitabın doğası böyle. Evet; Kang’ın romanlarını bilmeden okursanız boşlukta kalabilirsiniz.

Neden Okumalı?

Han Kang’ın eserlerinin ardındaki düşünsel ve duygusal zemini merak edenler, özellikle de Nobel konuşmasını orijinal haliyle okumak isteyenler için değerli bir kitap. Ama yazarın romanlarını okumadan açanlar için dağınık kalabilir.

Transkripsiyon, Ben Lerner

Ben Lerner'ın, Hakan Toker çevirisiyle Yapı Kredi Yayınları'ndan çıkan, kapağında siyah bir şeridin solunda altın rengi damarlarla süslenmiş yeşilimsi-mavi mermer dokulu bir desenin göze çarptığı Transkripsiyon adlı romanının kapağı, 2026'nın kitapları arasında edebi keşifler yapmak isteyen okurlar için ilgi çekici bir görsel sunuyor.
  • Tür: Felsefi Roman / Çağdaş Kurgu
  • Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 104
  • Okuma Süresi: 2–3 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Teknoloji ve bellek üzerine düşünenler, Lerner, Kitamura veya Cusk okurları, az şeyin çok anlattığı metinleri sevenler
  • Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)

Her şey anlatıcının telefonunu lavaboya düşürmesiyle başlar… Elindeki yegane kayıt cihazı artık bir enkazdan ibarettir. Bu hüsranla 90 yaşındaki hocasının kapısını çalar, ancak gerçeği itiraf edecek cesareti bulamaz. Söyleşi başlar başlamasına da, havada asılı kalan soru anlatıcının zihnini kemirir: Gerçekte neyi kaydetmektedir? Yaşlı Thomas konuşur, konudan konuya atlar, hafızasının labirentlerinde kaybolup karşısındakini zaman zaman kendi oğluyla karıştırır. Bu zihinsel yanılma söyleşiye beklenmedik bir itiraf tonu kazandırır.

Ben Lerner bu romanda hem pek çok şeyi aynı anda fısıldıyor hem de hiçbir şeyi açıkça dikte etmiyor; asıl anlam, cümlelerin arasındaki boşluklarda birikiyor.

Üç farklı otel odası, üç ayrı sohbet. Her buluşma, aynı varoluşsal soruyu farklı bir açıdan kuşatıyor: Dijital olarak kayda geçirmediğimiz anlar, gerçekten yaşanmış sayılır mı? İnsan belleği mi daha güvenilirdir, yoksa soğuk bir cihazın hafızası mı? Lerner bu soruları kuru birer kuramsal tez gibi önümüze yığmıyor; aksine bir babanın oğluna yönelen bakışına, bir çocuğun yemek yemeyi reddedişine, salgın sonrası dünyada birbirine iyice yabancılaşmış insanların sessizliğine gömüyor.

Romanın zayıf sayılabilecek, tartışmalı yönüne de değinmek gerek: Kimi okurlar, üç bölümün birbirine yeterince iyi bağlanmadığını düşünüyor. Zaman zaman temaların tam bir senteze ulaşamadan dağıldığına dair yorumlar var. Bu anlamda yazar, bütün anlam yükünü ve birleştirme çabasını okurun omuzlarına bırakıyor diyebilirim. Metindeki bilinçli yarım kalmışlığı bir okuma özgürlüğü olarak görenler için kitap bulunmaz bir nimet; ama bütünlük arayanlar için bir parça hayal kırıklığı yaratabilir.

Neden Okumalı?

104 sayfalık bir gövdede bu kadar devasa bir düşünce evreni kurabilmek, usta bir kalemin harcı… Lerner, günümüzün teknoloji çılgınlığını eleştirirken didaktik ve parmak sallayan bir dilden kaçınıyor; babalık, akıl hocalığı ve kayıplar üzerine düşünen bir romancı olarak kalıyor.

Transkripsiyon Kitabının Çevirmeni Hakan Toker ile Çevirinin Zanaat Tarafı

Thomas’ın rüya benzeri üslubunu Türkçede aynı doğallıkla tınlatmak için nasıl bir dil işçiliği yürüttünüz?

Thomas’ın dili okurken neredeyse kendiliğinden akıyormuş hissi veriyor. Çevirirken bu doğallığın ne kadar ince bir işçilikle yaratıldığını fark ediyorsunuz. Bu yüzden tek tek her sözcüğün ağırlığını gözetirken o akışı, ritmi ve cümlelerin nefesini Türkçede yeniden kurmaya çalıştım.

Romanda, bir müzede sergilenen ve doğadaki asıllarından ayırt edilemeyen ünlü Blaschka cam çiçeklerine yapılan bir vurgu var. Bu durum, “gerçek ile taklit” arasındaki ilişkiyi sorguluyor; tıpkı bir çevirinin orijinal metinle olan ilişkisi gibi. Sizce iyi bir çeviri, aslına sadık bir “transkripsiyon” mudur yoksa cam çiçekler gibi başlı başına kusursuz bir zanaat ürünü müdür?

Çeviri ne yalnızca bir “transkripsiyon” ne de bütünüyle bağımsız bir eser. İyi çeviri, ikisinin arasında hassas bir dengede duruyor. Kaynak metne sadık kalırken hedef dilde kendi doğallığını yaratmak zorunda. Paradoks da burada başlıyor: Orijinale ne kadar sadık olursanız olun, başka bir dilde artık aynı metni yazmıyorsunuz.

Blaschka cam çiçeklerinin büyüsü, gerçek çiçek olduklarını iddia etmelerinde değil, gerçek olmadıklarını unutturabilme becerisinde yatıyor. İyi çeviri de bana göre böyle işliyor. Kusursuz bir kopya üretmiyor; bunun mümkün olmadığını biliyor. Okura mümkün olduğunca aslının ritmini, doğallığını ve sesini taşıyabilmeye çalışıyor.

Auguste Rodin, Rainer Maria Rilke

Bir kitap kapağında, turuncu dairesel bir fon önünde uzun paltolarıyla duran yazar Rainer Maria Rilke ve heykeltıraş Auguste Rodin'in siyah beyaz fotoğrafları; şapkalı genç Rilke ile silindir şapkalı, uzun beyaz sakallı Rodin'in bu özel portresi, 2026'nın en iyi kitapları arasında dikkat çeken bir sanat ve edebiyat eserini sunuyor.
  • Tür: Sanat Eleştirisi / Deneme
  • Yayınevi: Everest Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 128
  • Okuma Süresi: 2–3 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Sanat tarihi meraklıları, Rilke okurları, yaratıcılık ve ustalık üzerine düşünenler
  • Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)

Rilke bu metni kaleme aldığında henüz 26 yaşındaydı; bir sanat eleştirmeninin duruşundan uzak, kendi yaratım evreninin sınırlarını çizmeye çalışan genç bir şairdi. Tam da bu yüzden Rodin üzerine yazdıkları, alışılagelmiş, kuru bir sanat tarihi incelemesinin çok ötesinde. Bir çırağın ustaya yönelttiği hayranlık ve keşif dolu bakışın ürünü. Rilke, Rodin’in dünyasına bakarken aslında kendi içindeki yaratıcıyı filizlendiriyor. Nesnelerin kendi başlarına nasıl bağımsız birer varlığa dönüştüğünü ve bir sanatçının, yarattığı eseri dünyaya nasıl bir miras olarak bırakabileceğini sorguluyor.

128 sayfa ama çok yoğun bir kitap bu. Her paragrafın ardında, zihni zorlayan dip akıntıları var: Bir sanat eseri ne zaman nihayete erer? Yaratmak, bu dünyadan el etek çekmek midir, yoksa tam kalbine, en derin noktasına nüfuz etmek mi? Rilke Rodin’i yeniden keşfederken biz de okur olarak genç bir dehanın kendi özgün sesini inşa edişine, doğum anlarına adım adım tanıklık ediyoruz.

Neden Okumalı?

Çünkü tarihin en görkemli sanatçılarından biri üzerine kurulmuş bu anlatı, bir başka yaratıcı gencin, kelimelerin efendisinin parmaklarından dökülüyor. Rilke sanatın kökenlerini, ustalığın hangi bedellerle kazanıldığını ve bir yaratıcının kendi kimliğini nasıl var ettiğini sorguluyor. Sayfa sayısı az, bıraktığı ağırlık muazzam. Bitirdikten sonra da içinizde yankılanmaya devam edecek.

Kırmızı Ayna, Burhan Sönmez

Burhan Sönmez'in Kırmızı Ayna adlı kitabının kapak görselinde, çıplak ayaklarla kırık ayna parçalarının üzerinde duran bir figür, parçalanmış gerçeklik ve derin bir iç hesaplaşma temasını güçlü bir şekilde yansıtarak eserin içeriğine dair ipuçları sunuyor.
  • Tür: Roman
  • Yayınevi: İletişim Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 180
  • Okuma Süresi: ~3-4 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Burhan Sönmez’in hafıza ve siyasi travma üzerine kurduğu anlatı dilini sevenler; Dersim’den bugüne uzanan toplumsal hafıza meselelerine ilgi duyanlar; klasik bir “kavuşma” beklemeden, zaman ve ölüm üzerine meditatif bir okuma arayanlar
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

Burhan Sönmez, edebiyatımızda hafızanın, kentin ve görünmeyenlerin izini süren yazarlardan. Yeni romanı Kırmızı Ayna, aşina olduğumuz ağırbaşlı coğrafyasına bizi bir kez daha davet ederken, bu defa daha kapanık, daha kişisel ve şiirsel bir koridor açıyor. Roman, oğlunu kaybeden ve ölüm döşeğindeki bir annenin perspektifinden anlatılıyor; Sönmez’in çıkış noktası, annesinin yoğun bakımdaki son anları. Anne, gözlerini açmadan Kürtçe “Burhan, anne ölüyor” diyebilmiş yalnızca. Sönmez bu sahneyi uzun süre düşünmüş ve zamanla romanın fikrine dönüştürmüş.

Görünen ilk katmanda klasik bir anne-oğul ayrılığı gibi görünse de Sönmez’in derdi kavuşmanın kendisiyle değil, imkansızlığıyla. Zamanın, ölümün ve hafızanın insanı insandan uzak tuttuğu gerçeği, metnin felsefi omurgasını daha ilk sayfalardan itibaren dikleştiriyor. Sönmez bunu Jung’un Kırmızı Kitap‘ından ve Homeros’un Odysseia‘sındaki nostos (yani eve dönme) temasından besleyerek kuruyor. Epik destanda Odysseus’a odaklanırız; ama Sönmez’in romanının merkezinde, geri dönemeyenlerin acısıyla yaşayan bir anne var. Cumartesi Anneleri’ne yapılan bir gönderme olarak da okunabilir bu.

Roman, coğrafi ve zamansal tezatlıkları bir zemine oturtuyor. Dersim’in dağlarından Galatasaray Meydanı’nın hafızasına uzanan hat, ülkenin dağılmayan sisini hatırlatıyor bize. Sönmez’in İstanbul İstanbul romanında kentin yeraltı ve yerüstü ikiliğiyle kurduğu ilişki, burada tek bir kadının ve tek bir aynanın karşısında geçen ömre, yani bireysel bir yas alanına evriliyor.

Teknik açıdan da çıtayı yükseltiyor Sönmez: Tırnak işareti kullanmadan diyalog yazma alışkanlığına bu kez üç farklı şahıs anlatımını eş zamanlı kullanmayı ekliyor. Üstelik bunu okuru şaşırtmadan

Kırmızı Ayna, Nobel adaylığı konuşulan ve yeni kazandığı Hemingway Ödülü’yle gündemde olan Burhan Sönmez’in yedinci romanı.

Sarı Duvar Kağıdı, Charlotte Perkins Gilman

Charlotte Perkins Gilman'ın kaleme aldığı Sarı Duvar Kâğıdı isimli bu etkileyici kitabın kapak görselinde, yer yer dökülmüş ve yıpranmış, hafif desenli sarı bir duvar kâğıdının altında ortaya çıkan çatlak ve eski sıva dokuları, geçmişin katmanlarını gözler önüne sererek 2026'nın kitap önerileri listesindeki derin anlatıları yansıtıyor.
  • Tür: Klasik / Gotik Öykü – Feminist Edebiyat
  • Yayınevi: Lando Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 48
  • Okuma Süresi: ~30-45 dakika
  • Kimin İçin İdeal?: Klasik gotik kurguya ve feminist edebiyat tarihine meraklı olanlar; kısa okumalar arayanlar; 19. yüzyıl kadın anlatılarıyla ilgilenenler
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

1892’de yazılan roman, doğumdan kısa süre sonra “sinirsel bir çöküntü, hafif bir histeri eğilimi” teşhisi konan bir kadının, doktor kocası tarafından bir kır evinin üst katındaki odaya kapatılmasını anlatıyor. Pencereleri parmaklıklı, merdiven başına kapı konmuş bu odada kadının tek “arkadaşı” sarı duvar kağıdı oluyor. Yazmaktan men edilen kadın, gizlice tuttuğu günlüğe (ki elimizdeki metin de bu günlük) düşüncelerini döküyor; zaman geçtikçe duvar kağıdındaki desenin ardında hapsolmuş bir kadın görmeye, onunla kendini özdeşleştirmeye başlıyor.

Öykü, Gilman’ın kendi depresyonundan ve kendisine uygulanan “dinlenme kürü”nden (kalem, fırça, kâğıt dokunmasının bile yasaklandığı bir tedaviden) doğdu. Yazarın bu deneyime bir tepki, hatta bir tür kendi kendine terapi olarak yazdığı metin, döneminde birçok dergi tarafından reddedildi ve uzun süre unutuldu. Yıllar sonra kadın ruh sağlığına ve “histeri” teşhisinin nasıl bir susturma aracına dönüştüğüne dair en çarpıcı eleştirilerden biri olarak yeniden keşfedildi.

Mektup/günlük formatında, giderek kısalan ve gerginleşen cümlelerle ilerleyen anlatım, kadının zihninin çözülüşünü adım adım hissettiriyor. Hikayenin sonunda ne olduğu,130 yılı geçmesine rağmen hâlâ tartışılıyor.

Neden Okumalı?

48 sayfada, 19. yüzyılda kadın ruh sağlığına ve “histeri” teşhisine dair hem bir korku öyküsü hem de toplumsal eleştiri. Yazarın kendi hayatından doğan otobiyografik bir öfke taşıyor.

Mehmed Nüvid Bey’in Harikalar Lügati, Mahir Ünsal Eriş

Mahir Ünsal Eriş'in Mehmed Nüvid Bey'in Harikalar Lügati adlı, siyah zemin üzerine cami, at, yelkenli gemi, konak ve çeşitli objelerden oluşan altın yaldızlı fantastik görsellerle bezeli, önerilen kitaplar koleksiyonunda yer alabilecek dikkat çekici bir kapak tasarımı.
  • Tür: Roman / Edebi Kurmaca (Çerçeve Hikâye – Tarihi & Masalsı Anlatı)
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Sayfa Sayısı: 952
  • Okuma Süresi: ~15-18 saat
  • Kimin İçin İdeal?: 1001 Gece Masalları tarzı iç içe geçmiş hikâye yapılarını sevenler; uzun, sabırlı ve “bambaşka dünyaya dalmaya” hazır okurlar
  • Editör Puanı: ★★★★★ (5/5)

19’uncu yüzyılın son yıllarında, büyük âlim Şemseddin Sami Bey’in sözlük çalışmalarındaki yardımcısı Mehmed Nüvid Bey, bir gece rüyasında bir “elif” harfi görür ve bu harf onu “nemika” adlı, ne olduğu belirsiz bir şeyin izini sürmeye davet eder. Yardımcısı Nikolaki Efendi’yle birlikte Anadolu ve Ortadoğu’yu baştan başa dolaşan Nüvid Bey, yolculuğu boyunca birbirinden acayip 99 hikâye dinler; her birinde nemikadan bir iz vardır ve bu izler birleşerek kendi “lügat“ini; kelimelerden çok, kendi hakikatinden ve aşkından oluşan bir sözlüğü yazdırır ona.

Nüvid Bey’i Eriş, “kendi saksısını garipseyen bir çiçek” olarak tanımlıyor: Viyana’da eğitim görmüş, döndüğünde ise ne Doğu’ya ne de Batı’ya tam anlamıyla ait olabilen bir adam. Şemseddin Sami Bey ise yalnızca romanın arka planındaki tarihsel bir figür değil; Eriş’in “başımın üstünde yanan bir fener” dediği, gerçek hayatta da derin hayranlık duyduğu bir isim. Arşivden bulup Latin harflerine aktardığı Şemseddin Sami kitabı, bu bağlılığın kanıtı.

Kitap bir bakıma 1001 Gece Masalları’nın Osmanlı taşrasına taşınmış hali gibi düşünülebilir. Çerçeve bir hikâyenin içinde gömülmüş onlarca küçük dünya var. Döneme uygun, süslü ve şiirsel bir dille yazılmış. Yani hikâye kadar dilin kendisi de bir dünya.

Eriş’e göre kitap, “hikayeler lügati” ya da bir hikâyename olarak okunabilir; zira kelimelerin anlamı kişiden kişiye değişir ve romanın felsefi çekirdeği tam da buradadır: Mana var mıdır, yoksa onu biz mi yaratırız? Nüvid Bey’in arayışı, bu soruya verilen 952 sayfalık bir cevap denemesi. Baştan aşağı hayret ve merak üzerine kurulu olan roman, Eriş’in kendi ifadesiyle sayfa sayısı hiç hesaba katılmadan yazılmış.

Neden Okumalı?

Yazarın kendi uyarısını ciddiye alırsak kitap, hızlı tüketilecek bir okuma değil; zaman ayırmaya, dile teslim olmaya ve kelimelerin ardındaki hikayelere merak duymaya hazır olan okurlar için 952 sayfalık bir şölen.

Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Kılavuzu, Yenal Bilgici

Yenal Bilgici'nin Kuşlar İçin Ağaçlara Konma Kılavuzu kitabının kapağında, gecenin lacivert ve turuncu tonlarında parıldayan yıldızlı gökyüzü altında, zirvesinde iki siluet figürün durduğu, sarı ışık yayan bir deniz feneri ve etrafındaki dağlar ile ağaçlar betimlenmiş; bu etkileyici görsel, bu yılın öne çıkan kitapları arasında yerini alıyor.
  • Tür: Roman / Gizem & Aşk (Çağdaş Türk Edebiyatı)
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Sayfa Sayısı: 456
  • Okuma Süresi: ~7-8 saat
  • Kimin İçin İdeal?: İstanbul’u katmanlı bir karakter olarak okumak isteyenler; mitoloji, tarih ve günümüzü iç içe ören gizemli aşk hikâyelerine ilgi duyanlar
  • Editör Puanı: ★★★★★ (5/5)

Kitap, yuvadan uçup giden ama nasıl “konacağını” bilmeyen, bunu kendi başına öğrenmesi gereken bir kuş imgesiyle açılıyor. Bu imge, hayattan hiçbir beklentisi kalmamış Kuzgun’un hikâyesine de sinmiş durumda. Yeni bir başlangıç için İstanbul’a gelen Kuzgun, sıradan insanların sıra dışı hikâyelerini yazan gizemli gazeteci Serçe ile tanışır; bu karşılaşma hayatını baştan sona değiştirecek bir aşka dönüşür.

Roman buradan itibaren İstanbul’un katmanlarını birbirine doluyor: Sahte videolar üreten “düzeysiz” bir ajans, tüm yolların başlangıç noktası sayılan tarihi Milyon Taşı, sadece birkaç okuru olan küçük bir gazete, ve kendilerini mitolojik tanrılar sanan tuhaf bir toplulukla dolu, gözden uzak bir Antik Yunan villası. Serçe esrarengiz bir şekilde ortadan kaybolunca Kuzgun, hem onu hem de yaşadıklarının anlamını arar. Gazeteci-yazar Yenal Bilgici’nin ilk romanı, mitoloji, sinema, edebiyat ve tesadüfleri İstanbul’un dokusuna işliyor.

Neden Okumalı?

Kitabın açılışındaki “konma bilgisi olmayan kuş” imgesi, aslında tüm romanın özeti gibi. Her şeyini geride bırakıp yeniden “yuva” bulmaya çalışan birinin hikâyesi. İstanbul, antik tarihiyle ve günümüzün dijital manipülasyonlarıyla kitapta nefes alan bir karakter.


Çok Satan Kitaplar


6-12 Temmuz 2026 haftası en çok satan kitaplar…
Bestseller listelerinin ortalamasıyla oluşturuldu.

1

Matt Haig'in Gece Yarısı Treni adlı romanının kapak görselinde, yıldızlı gece gökyüzü fonunda, farklı renkte ışıklarla aydınlanmış iki tren penceresinden dışarı bakan bir erkek ve pencereye eliyle dokunan bir kadın silüeti görülüyor, yazarın çok satan kitaplar listesindeki Gece Yarısı Kütüphanesi'nin yazarından olduğu belirtilmiş.
Gece Yarısı Treni
Matt Haig

Romanın merkezinde 81 yaşındaki Wilbur Budd yer alıyor. Hayata sıfırdan başlayıp bir kitapçı zinciri kurarak, mesleki ve finansal anlamda büyük bir başarıya erişmiş olan işkolik Budd, tüm başarısına rağmen yapayalnız bir hayat sürmektedir. Yaşamının son gününde en büyük aşkı ve yıllar önce ihmalkarlığı nedeniyle kaybettiği eski eşi Maggie telefon eder… Dünyada 15 milyon satan Gece Yarısı Kütüphanesi’nin devamı niteliğinde.

2

Marka Adı: Yabancı
Ürün Adı: Yabancı Alice Feeney Taş Kağıt Makas
Ürün Cinsiyeti: Belirtilmemiş
Ürün Tipi: Kitap
Ürün Sezonsallığı: Belirtilmemiş
Ürün Çeşidi: Psikolojik Gerilim Romanı
Ürün Özellikleri: Alice Feeney'nin New York Times çok satanlar listesine girmiş romanı Taş Kağıt Makas, okuru evliliğin karanlık sırlarına ve gizemli bir olaya davet ediyor. Ürünün kapak tasarımı, karla kaplı ıssız bir orman yolunda duran, kaza yapmış veya terk edilmiş gibi görünen beyaz bir aracı betimleyerek kitabın gerilimli ve tekinsiz atmosferini vurguluyor. Pembe, büyük puntolarla yazılmış ana başlık ve altındaki yazar adı, dikkat çekici bir stil yaratırken, kitabın içindeki psikolojik derinliği ve sürekli değişen bakış açılarını destekleyen karmaşık bir hikaye yapısı sunuyor. Standart kitap kağıdı ve kapak malzemesi kullanılarak üretilmiştir, uzun süreli okuma konforu sağlar.
Öne Çıkan Detaylar:
- Alice Feeney'den, evlilik sırları ve gizemli olay örgüsüyle dolu, New York Times çok satan bir psikolojik gerilim.
- Kar kaplı bir orman yolu ve terk edilmiş bir aracı gösteren, karanlık ve sürükleyici kapak tasarımı.
- Okuru son ana kadar şaşırtan, anlatıcılar ve sürekli değişen bakış açılarıyla zenginleştirilmiş kurgu.
Kimler Kullanıyor?: Evliliklerin bilinmeyen yönlerini ve insan psikolojisinin derinliklerini keşfetmekten hoşlanan, gerilim ve gizem türündeki romanları seven okurlar. Her sayfada yeni bir ipucu arayan, beklenmedik dönüşlere açık, zihin kurcalayan hikayelerin peşinden gitmeyi seven ve sürükleyici bir okuma deneyimi arayan edebiyat tutkunları bu kitaptan büyük keyif alacaktır.
Taş Kağıt Makas
Alice Feeney

Taş Kağıt Makas, evliliklerini kurtarmak için uzak bir İskoç dağ evine çekilen bir çiftin, geçmişlerinin karanlık sırlarıyla ve birbirlerine karşı besledikleri gizli niyetlerle yüzleşmesini anlatan psikolojik bir gerilim. Feeney, anlatıcılar ve sürekli değişen bakış açılarıyla okuru sonuna kadar şaşırtmayı başarıyor. Her bölüm yeni bir twist, her sayfa bir manipülasyon oyunu.

3

Alice Feeney'nin çok satan romanı Kocamın Karısı'nın Yabancı Yayınları tarafından yayımlanan gizemli kapağında, yıldızlı koyu gece gökyüzü ve suya yansıyan parıltılı ışıklar arasında, anahtar deliği kadın silüeti şeklinde olan altın renkli bir anahtar belirgin şekilde duruyor.
Kocamın Karısı
Alice Feeney

Alice Feeney’nin kaleme aldığı “Kocamın Karısı”, kimliğini ve evini başka bir kadına kaptıran Eden ile ölüm tarihlerini tahmin eden gizemli bir kliniğin izini süren Birdy’nin yollarını karanlık bir sır ağında birleştiriyor. Kimlik hırsızlığı, geçmişin hesaplaşmaları ve güvenilmez anılarla örülü psikolojik gerilim, okuru ilk sayfadan itibaren tekinsiz ve ters köşelerle dolu bir hayatta kalma mücadelesine sürüklüyor.

4

Virginia Evans'ın Muhabbet adlı romanının kapağında, tahta bir çit üzerinde karşılıklı duran iki kızılgerdan kuşu yer alıyor; bu Goodreads Okur Ödülleri finalisti ve New York Times çoksatanı kitap, okuma listeleri için ilgi çekici bir öneri sunuyor.
Muhabbet
Virginia Evans

30 yıldır mektup yazan ama gönderemeyen bir kadın. Virginia Evans’ın ilk romanı Muhabbet, bu yıl edebiyat dünyasının en büyük sürprizi oldu. 26 hafta boyunca New York Times listesinin zirvesinden inmeyen, PEN/Hemingway ödülünü kazanan, bağımsız kitabevlerinin oybirliğiyle seçtiği bir kitap. Sybil Van Antwerp’in sessiz, inatçı ve kırık dünyasından çıkmak istemeyeceksiniz.

5

Ayfer Tunç'un Annemin Uyurgezer Geceleri adlı romanının kapak görselinde, loş ışıklı bir odada ahşap zeminde duran, açık renk babetler giymiş bir kadının diz altından ayaklarına kadar olan kısmı belirginleşiyor, Annemin Uyurgezer Geceleri başlığıyla uyumlu gizemli bir atmosfer sunuyor.
Annemin Uyurgezer Geceleri
Ayfer Tunç

Ayfer Tunç, üç kuşak kadının hikâyesi üzerinden anlatıcı Şehnaz’ın hocasıyla yaşadığı 30 yıllık aşkı, annesiyle anneannesinden devralınan sırları ve bu bireysel belleğin nasıl toplumsal bir hafızaya dönüştüğünü işliyor. Okur yorumları değişiyor. Kimileri kitabı sürükleyici, katmanlı ve sarsıcı bulurken, kimileri kurgusunun dağınık kaldığını ve 440 sayfaya yayılan anlatının uzun geldiğini düşünüyor.

6

Kırmızı zemin üzerinde, teal renkli bir labirentin içinde beyaz bir farenin gösterildiği, Daniel Keyes'in bilim kurgu romanı Algernon'a Çiçekler'in kapak görseli, insan zekası üzerine yapılan deneyleri düşündüren derin bir tasarıma sahip.
Algernon’a Çiçekler
Daniel Keyes

“Algernon’a Çiçekler”, Daniel Keyes’in zekâ geriliği olan Charlie Gordon’un deneysel bir ameliyatla zekâsının nasıl olağanüstü şekilde arttığını, sonra da acı bir şekilde gerilediğini günlük tutarak anlattığı bir bilim kurgu klasiği. Roman, zekânın insan değerini ne kadar belirlediği, bilim etiği ve yalnızlık üzerine derin sorular sorarken, laboratuvar faresi Algernon’un kaderiyle Charlie’ninkini paralel yürütmesiyle de akıllarda kalıcı bir iz bırakıyor.

7

Açık yeşil zemin üzerinde, ortasında narin çiçeklerle çevrelenmiş ten rengi bir yara bandı illüstrasyonunun bulunduğu, Miraç Çağrı Aktaş'ın kişisel gelişim kitabı Kendimden Özür Dilerim'in kapağı, özellikle turuncu renkli Özür kelimesiyle vurgulanırken, altındaki Fazla iyi niyet, insanı kendinden özür dilemeye mecbur bırakır. alıntısıyla ve ilk baskı 100.000 adet ibaresiyle bu çok satan kitap önerisinin içeriği hakkında ipuçları sunuyor.
Kendimden Özür Dilerim
Miraç Çağrı Aktaş

Miraç Çağrı Aktaş, sürekli başkalarına anlayış gösterip kendini ihmal eden, “o alışkın, o halleder” denilen kişi olmaktan yorulan okura sesleniyor; kendini unutmuş insanın bu farkındalığı geç de olsa kazanıp kendiyle yeniden temas kurmasını amaçlıyor.

8

Van Gogh'un Badem Çiçekleri tablosundan esinlenen canlı turkuaz bir fonun önünde, ortadan ikiye ayrılmış Frida Kahlo ve Salvador Dalí'nin melez portresini gösteren, Yiğit Aydın'ın Baş Belaları ve Başyapıtları adlı bu kitap, sanat dünyasının ikonik figürlerini ve onların ilham veren eserlerini ele alıyor.
Baş Belaları ve Başyapıtları
Yiğit Aydın

Sanat tarihçisi Yiğit Aydın, Leonardo, Michelangelo, Raffaello, Van Gogh, Frida Kahlo gibi sanat tarihinin “dâhi” diye kutsanan isimlerini müzelerin steril imgesinden çıkarıp saplantıları, hırsları ve kırılganlıklarıyla anlatıyor. Kitap akademik bir mesafeden çok dramatik, biyografik bir dille kurulmuş; büyük sanatın çoğu zaman kusur ve acıdan beslendiğini savunuyor.

9

Alex Michaelides'in, yırtık bir ağız görseliyle soluk bir kadın yüzünü resmeden, kırmızı büyük harflerle Sessiz Hasta başlığını taşıyan ve Goodreads Yılın En İyi Gerilim Romanı Ödülü ile 50 dilde 4 milyon okura ulaştığını gösteren kapak fotoğrafı, bu çok satan kitap önerileri listesindeki yerini alıyor.
Sessiz Hasta
Alex Michaelides

Kocasını beş kurşunla öldürüp bir daha tek kelime etmeyen ressam Alicia Berenson’ın sırrını çözmeye ant içen psikoterapist Theo Faber, gerçeği ararken kendi karanlığına doğru sürüklenir. Alex Michaelides’in ustalıkla kurgulanmış psikolojik gerilimi, sonunu tahmin etmenize izin vermiyor.

10

Freida McFadden'ın Kaza adlı çok satan psikolojik gerilim romanının çarpıcı kapağında, karlı bir orman yolunda uzaktan gelen araba farları, kırmızı ve mavi tonlarının hâkim olduğu dramatik bir kış atmosferiyle tehlike ve gizem temalarını vurguluyor.
Kaza
Freida McFadden

Kar fırtınası altında geçen bir gerilim romanı. 8 aylık hamile bir kadının geçirdiği kazanın ardından, kendini şüpheli bir çiftin evinde bulmasıyla gelişen, hayatta kalma mücadelesini ve annelik temasını işleyen ürkütücü bir hikaye anlatıyor.


Tatilde & Plajda Okunacak Kitaplar


Hatırladığın Gibi, Catherine Prasifka

Pembe zemin üzerinde, yıldızlarla kaplı siyah bir havuzun ve havuz merdiveninin yanı sıra içinde esc kelimesinin belirdiği çağrışım uyandıran tasarımıyla dikkat çeken, Catherine Prasifka'nın Hatırladığın Gibi adlı yeni romanının kapağı, 2026'nın en iyi kitapları önerileri arasında okurları farklı bir hikayeye davet ediyor.
  • Tür: Roman
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Sayfa Sayısı: 256
  • Okuma Süresi: Yaklaşık 4-5 saat
  • Kimin İçin İdeal: İnternetle birlikte büyümüş millennial ve Z kuşağı okurlar; dijital kimlik, mahremiyet ve sosyal medyanın benlik algısı üzerindeki etkileri üzerine düşünmek isteyenler

Catherine Prasifka, 9 yaşında bilgisayarla tanışan bir kızın gözünden, internetin ilk yıllarını anlatıyor. Evcil hayvan siteleri ve sohbet odalarıyla başlayan yolculuk, çok geçmeden çocuğun yaşına uygun olmayan içeriklerle karşılaşmasına, sonrasında ise mahremiyetin sosyal çevre tarafından ihlal edilmesine dönüşüyor. Roman, bu erken maruziyetin insanın bedenini, ilişkilerini ve kendilik algısını nasıl şekillendirdiğini ikinci tekil şahıs anlatımıyla okura doğrudan yöneltiyor.

Zamanın akışı tarihlerle değil, hangi teknolojinin trend olduğu, hangi platformun yükselip düştüğüyle işleniyor. Bu da ana karakterin yaşını hiç öğrenmememizle birleşince, dijital dünyaya erişimin yaş sınırı tanımayan, bulanık doğasını daha da hissettiriyor. Kitabın sabit noktaları ise deniz kıyısı ve çocukluk arkadaşı Lorcan; karakterin geçirdiği tüm dönüşümler boyunca bu iki unsur değişmeden kalıyor ve romana bir anlatı omurgası kazandırıyor. Okurlar bu ilişkiyi zaman zaman Sally Rooney’nin Normal People‘ıyla kıyaslamış. Özellikle çocukluk arkadaşlığından aşka evrilen dinamik açısından.

Okur tepkileri kitabın ilk yarısı için neredeyse hemfikir: Yoğun, keskin, kişisel deneyimlerle acı verecek kadar örtüşen bir anlatım. İkinci yarı konusunda ise görüşler ayrışıyor. Bazı okurlar odağın dağıldığını, bazı konuların sonuca bağlanmadığını, finalin ise beklenenden daha klişe kaldığını belirtiyor.

Beni Ben Yapan: İnsan Beyninin İşleyişi ve Çuvallamaları, Masud Husain

Beni Ben Yapan başlığı ve İnsan Beyninin İşleyişi ve Çuvallamaları alt başlığıyla dikkat çeken, mor ve mavi tonlarda hipnotik dairesel desenlere sahip Masud Husain imzalı kitabın kapağı, insan beyninin işleyişi ve yaşadığı çuvallamaları merak eden okurlar için bir öneri olarak öne çıkıyor.
  • Tür: Popüler Bilim / Nörobilim
  • Yayınevi: Domingo Yayınevi
  • Sayfa Sayısı: 304
  • Okuma Süresi: ~5-6 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Oliver Sacks okurları, “ben kimim” sorusuna beyin bilimi penceresinden bakmak isteyenler, nörolojik vaka öyküleri üzerinden insanı keşfetmekten hoşlananlar; demans veya beyin hasarı tanısı almış bir yakını olanlar için de anlamlı bir okuma
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

Nörolog Masud Husain, Beni Ben Yapan‘da Oliver Sacks’ın formülünü (vaka öyküsü + erişilebilir bilimsel açıklama) alıp Londra’ya taşıyor. Demans, felç, Parkinson gibi nispeten yaygın durumlardan başlayarak, her bölümde tek bir hastayla tanışıyoruz: Hastalığın doğası, geçmişi, kültürel bağlamı ve hastaya ne olduğu adım adım anlatılıyor. Husain’in kendisi de Doğu Pakistan’dan (şimdiki Bangladeş) göç etmiş biri olarak, kitaba kendi göçmenlik deneyimini de katıyor.

Kitabın asıl iddiası şu: “Kendilik” tek parça bir şey değil, hafıza, motivasyon, algı, dil, dikkat ve sosyal biliş gibi birbiriyle etkileşen beyin sistemlerinin ortak ürünü. Bu yüzden bu sistemlerden biri hasar gördüğünde kişi tamamen “kaybolmuyor“, ama kimliği başka bir şekle dönüşüyor. Örneğin iki küçük felç geçiren David, depresif olmadığı halde harekete geçme isteğini kaybediyor; bir başka hasta akıcı konuşabildiği halde nesnelerin adını bulamıyor; hafıza kaybı yaşayan bir kadın ise boşlukları kendiliğinden (ve içtenlikle inandığı) uydurma anılarla dolduruyor.

Kitap geçen yıl Royal Society Bilim Kitabı Ödülü’nü kazandı ve okurlar tarafında da karşılığını buldu.

Neden Okumalı?

Beyin hakkında önceden hiçbir şey bilmenize gerek yok. Her vaka, kendi başına okunabilen, sürükleyici bir hikâye. Her bölüm, “ben kimim” sorusuna farklı bir açıdan ışık tutuyor. Kimliğimizin ne kadarı hafızamızdan, ne kadarı bedenimizi hissetme şeklimizden, ne kadarı başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerden geliyor?

İçindeki Çocuğu Yeniden Büyütmek, Nicole Lepera

Dr. Nicole Lepera'nın İçindeki Çocuğu Yeniden Büyütmek adlı kişisel gelişim kitabının, krem rengi zemin üzerine kırmızı ve mavi tonlarda dikkat çekici başlığıyla bu kitap önerileri listesinde yer aldığı kapak görseli, yeni bilim ışığında eski yaraları iyileştirme temasını vurguluyor.
  • Tür: Kişisel Gelişim / Popüler Psikoloji
  • Yayınevi: Butik
  • Sayfa Sayısı: 384
  • Okuma Süresi: ~6-7 saat (workbook bölümleri ve egzersizlerle birlikte uygulamalı olarak çok daha uzun sürebilir)
  • Kimin İçin İdeal?: Çocukluk dönemi deneyimlerinin yetişkinlikteki etkilerini anlamak isteyenler, bağlanma teorisi ve “iç çocuk” kavramına ilgi duyanlar, somut alıştırma/workbook formatında ilerlemek isteyen okurlar
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

Holistik psikolog olarak tanınan ve How to Do the Work kitabıyla geniş okur kitlesi edinen Nicole LePera, bu kitabında bağlanma teorisi, internal aile sistemi ve somatik terapi yaklaşımlarını birleştirerek “iç çocuk” kavramı üzerinden bir kendini-iyileştirme yol haritası sunuyor. Amaç; çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçların yetişkinlikteki davranış kalıplarına nasıl yansıdığını fark etmek ve bu kalıpları “yeniden ebeveynlik” pratikleriyle dönüştürmek.

Okur tepkileri olumlu. Özellikle terapistler kitabı danışanlarına önerdiklerini, okurlar ise kendileriyle ilgili “isimsiz” hislere bir dil bulduklarını yazıyor.

Neden Okumalı?

Bağlanma teorisi ve travma-bilgili iyileşme yaklaşımlarına akademik kaynaklara girmeden, pratik ve uygulanabilir bir kapıdan bakmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası. Egzersiz temelli yapısı, kitabı sadece okunup kapatılan bir şey değil, üzerinde çalışılan bir araca dönüştürüyor.

78 Günde Gerçekliğinizi Değiştirin – Kendi Gerçekliğinizi Yaratmak İçin Pratik Bir Rehber, Vadim Zeland

Kırmızı bir zemin üzerinde, fırça darbesi stilinde beyaz ve siyah 78 rakamının öne çıktığı, başlığında Gerçekliğinizi Değiştirin ve Kendi Gerçekliğinizi Yaratmak İçin Pratik Bir Rehber yazan bir kişisel gelişim kitabı kapağı.
  • Tür: Kişisel Gelişim / Bilinç & Farkındalık
  • Yayınevi: Butik
  • Sayfa Sayısı: 208
  • Okuma Süresi: ~3-4 saat (ama 78 günlük bir pratik kitabı olduğu için, haftalarca elinizin altında kalacak)
  • Kimin İçin İdeal?: Vadim Zeland’ın Reality Transurfing serisine ilgi duyan ama ana kitapların hacmi karşısında çekinenler; “çekim yasası” ve bilinçli yaratım temalı kişisel gelişim okurları; teoriden çok günlük, adım adım bir pratik arayanlar
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

Vadim Zeland’ın Reality Transurfing serisi, kendine has terminolojisi ve hacmiyle pek çok okur için göz korkutucu bir başlangıç noktasıydı. 78 Günde Gerçekliğinizi Değiştirin, bu büyük teoriyi alıp 78 küçük parçaya bölerek “günlük doz” olarak veriyor: Her gün tek bir fikir, tek bir alıştırma, tek bir farkındalık adımı. Amaç, Transurfing’in temel önermesini; yani dış gerçekliğin sabit bir şey olmadığı, algımızın ve niyetimizin hangi “versiyon”u deneyimleyeceğimizi şekillendirdiği fikrini, teoriden çok pratiğe dökmek.

Kitabın merkezinde, Zeland’ın “sarkaçlar” olarak adlandırdığı toplumsal/duygusal güç alanları ve “deklarasyon” (niyet beyanı) kavramları var. Okuru her gün bunlardan biriyle baş başa bırakıyor. Bu açıdan kitap, Düşünce Gücü, Power vs. Force (Hawkins) ya da Sır (The Secret) gibi “zihnini programla, gerçekliğini değiştir” gibi kişisel gelişim kitaplarıyla aynı rafta duruyor.

Okur yorumları büyük ölçüde iyi. Kimi “hayatımı değiştirdi” derken, kimi de bunu ana kitaplara bir “giriş kapısı” olarak öneriyor.

Neden Okumalı?

Transurfing’e meraklı ama 1000 sayfalık ana seriye dalmaya cesaret edemeyenler için fikri küçük, yönetilebilir parçalar halinde deneme şansı sunuyor. Günlük format, kitabı bir kerelik okumadan çıkarıp uzun soluklu bir alışkanlığa dönüştürüyor. Okuyup bırakmak yerine, gerçekten “uygulayarak” ilerleyebilirsiniz. Tabii kitabın temel önermesi (gerçekliğin algıyla şekillendiği iddiası) bilimsel değil, sadece bir bakış açısı ama bu türün okurları için zaten asıl değer, somut “kanıt” değil, günlük hayata yeni bir çerçeve ve disiplin getirmesi.

Büyütıfıl Dünya – Cenk ve Erdem İle Müebbet Muhabbet

Parlak sarı bir kitap kapağında, siyah büyük harflerle BÜYÜTİFİL DÜNYA başlığı, altında M harfini andıran sivri tepeli bir grafikten dışarı bakan kızgın ve şaşkın gözler ile Cenk ve Erdem ile Müebbet Muhabbet alt başlığı, 2026'nın en iyi kitapları listesinde yer alabilecek yeni çıkanlar arasında dikkat çekiyor.
  • Tür: Mizah / Absürt Komedi
  • Yayınevi: Humanist Kitap Yayıncılık
  • Sayfa Sayısı: 184
  • Okuma Süresi: ~2-3 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Cenk ve Erdem’in podcast evrenini bilen, ağır gündemden kısa süreliğine kaçmak isteyen, absürt ve saçma esprilere gülebilen okurlar
  • Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)

Cenk-Erdem’in absürt enerjisini sayfalara taşıyan Büyütıfıl Dünya, okurken ciddiyetin kapıda bırakılması gereken bir kitap. Hamile bir kirpinin ödül olarak verildiği bilgi yarışması Deranzo’dan, ters lale avına çıkan Cevval Muhabir’e, insan eti ihracatçısı Uzaylı Nomi’den kiremit çatlatan Basbasçı Cenk’e kadar bir dizi sıra dışı tip, kelime oyunlarıyla örülü, durdurulamaz bir tempoda akıp gidiyor. 184 sayfalık “müebbet muhabbet”, gündelik kaygılardan uzaklaşıp gülmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Mantık aramayın, akışına kapılın!

Az Düşün İyi Uyu – Aşırı Düşünme ve Kaygı Döngüsünü Kırma Rehberi, Stephanie Romiszewski

Stephanie Romiszewski'nin Az Düşün İyi Uyu: Aşırı Düşünme ve Kaygı Döngüsünü Kırma Rehberi başlıklı kişisel gelişim kitabı, beyaz bir zemin üzerinde huzurlu uykuyu temsil eden nane yeşili bir yastık görseliyle, okuyuculara zihinsel yorgunluk ve kaygıdan arınma konusunda değerli bir kitap önerisi sunuyor.
  • Tür: Kişisel Gelişim / Popüler Bilim
  • Yayınevi: Say Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 280
  • Okuma Süresi: 5-6 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Uyku kaygısı yaşayanlar, gece uyanıp tekrar uyumakta zorlananlar, “8 saat kesintisiz uyku” baskısından bunalanlar; uyku takip uygulamalarına/biohacking trendlerine takılıp kalmış okurlar
  • Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)

10.000’den fazla hastayla çalışmış olan uyku uzmanı Stephanie Romiszewski, bu kitapta uyku konusundaki neredeyse tüm yaygın inançları çöpe atıyor. Mesaj şu: Sorunumuz uyku değil; uyku hakkında hissettiğimiz kaygı ve mükemmeliyetçilik.

Kitap “uyku borcu”, “uyku basıncı” gibi kavramları bilimsel temelde açıklarken, pratikte işe yarayan birkaç öneriye odaklanıyor: Sabit yatma saati yerine sabit kalkış saatinin önemi, sabah ışığa maruz kalmanın gece rutininden daha etkili olması, “kötü” bir gecenin sağlığı bozmadığı ve değişkenliğin tamamen normal olduğu. Uyku takip cihazlarına aşırı bağımlılığın aslında kaygıyı nasıl artırdığına dair bölüm de okurlardan özellikle olumlu tepki alıyor.

Bu kitabı okuduktan sonra bir rahatlama hissedeceksiniz. Üzerinizde bir tür terapötik etki yaratabilir. Yazarın sıcak, şefkatli ve “suçlamayan” tonu, uyku konusunda kendini yetersiz hissedenleri tatmin edecek türden.

Gece uyanıp “tekrar uyuyamayacağım” paniğine kapılan, ya da uyku uygulamalarının verdiği sayılarla obsesif bir ilişki kuran biriyseniz, büyük ihtimalle kitabı seversiniz. Tek eleştirim; bazı bölümlerin tekrar ediliyor olması. Aynı fikir farklı şekillerde birkaç kez anlatılıyor, belki buralar biraz daha kısa olabilirdi. Yine de pratik, kanıta dayalı ve kaygı azaltıcı içeriğiyle “uykuyla barışmak” isteyen herkese önerebilirim.

Kırılgan Çağ, Donatella Di Pietrantonio

Donatella Di Pietrantonio'nun 2024 Strega Ödüllü kitabı Kirilgan Çağ'ın kapağında, iç içe geçmiş, çıplak, koyu renkli ağaç dalları arasında yukarı doğru süzülen canlı turuncu bir kuş figürü yer alıyor ve bu kitap, sunduğumuz güncel kitap önerileri arasında dikkat çekiyor.
  • Tür: Edebi Roman / Aile Draması
  • Yayınevi: Domingo Yayınevi
  • Sayfa Sayısı: 184
  • Okuma Süresi: 3-4 saat (tek oturumda bitebilecek kısalıkta)
  • Kimin İçin İdeal?: Anne-kız ilişkilerindeki gerilimi, kuşaklar arası travmayı ve İtalyan taşra edebiyatını (Ferrante tarzı) sevenler; ağır olay örgüsünden çok atmosfer ve iç ses peşinde olan okurlar
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

Lucia’nın kızı Amanda, pandemi döneminde Milano’daki parlak hayatını terk edip Abruzzo’daki köy evine, sessiz ve içine kapanık bir halde geri döner. Annesi bu suskunluğun ardında bir şey olduğunu hisseder ama ne olduğunu çözemez. Bu arada Lucia’nın kendi geçmişi de geri döner: 30 yıl önce, ailenin arazisinde yaşanan ve üç genç kızın hayatını kaybettiği bir trajediden tek o sağ çıkmıştır. Şimdi inşaat şirketlerinin gözüne kestirdiği bu arazi, geçmişle bugünü aynı zemine taşır.

Yazar Türkiye’de sevilen bir isim; Geri Verilen Kız (L’Arminuta) çok satanlar listelerine girdi ve geniş bir okur kitlesi edindi. Kırılgan Çağ’ın da Türk okurlar arasında merakla karşılanması, hatta Domingo’nun mevcut hayran kitlesi sayesinde satış performansının olumlu olmasını bekliyorum.

Beğenecek misiniz? Eğer atmosferik, içe dönük, “her şey anlatılmıyor ama her şey hissediliyor” tarzı kitapları seviyorsanız evet. Ama hızlı tempolu bir gerilim veya derinlemesine işlenmiş bir anne-kız draması bekliyorsanız, kitabın iki ayrı zaman çizgisini (geçmişteki cinayet + bugünkü suskunluk) yeterince birbirine bağlayamadığını ve sona doğru havada kaldığını düşünebilirsiniz.

Geri Verilen Kız‘ı okuyup sevdiyseniz, bu kitabı ona göre bir tık daha zayıf bulma ihtimaliniz yüksek. Yine de 184 sayfalık kısalığıyla, hem yazarın Türkiye’deki popülaritesi hem de merak uyandıran konusu sayesinde “denemeye değer ama beklentiyi düşük tutun” diyebileceğim bir okuma.

Anlaşılmak Şifadır, Gülseren Budayıcıoğlu

Beyaz ceketi ve gözlükleriyle kırmızı bir koltukta oturup gülümseyen yazar Gülseren Budayıcıoğlu'nun Anlaşılmak Şifadır adlı kitabının kapağı; arka planda pencereli yağmurlu bir sokak ve tramvay silüeti, bir fincan kahve ve raflarla çevrili, okuma listesi için dikkat çeken bir eser.
  • Tür: Psikoloji / Kişisel Gelişim / Anı
  • Yayınevi: Doğan Kitap
  • Sayfa Sayısı: 280
  • Okuma Süresi: 4-6 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Terapiye gitmeyi düşünenler veya terapi deneyimi olanlar için. Kendini anlamakta zorlanan, adını koyamadığı bir ağırlık taşıyan okuyucular. “Ben neden hep böyleyim?” sorusunu sürekli soranlar. Çocukluktan gelen travmaları, ilişki sorunlarını, değersizlik duygusunu anlamaya çalışanlar. Dijital çağın yarattığı yalnızlıkla boğuşanlar, antidepresanlar hakkında doğru bilgi arayanlar. Gülseren Budayıcıoğlu’nun önceki kitaplarını sevenler için ideal.
  • Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)

Türkiye’nin en tanınmış psikiyatristlerinden Gülseren Budayıcıoğlu, onlarca yıllık meslek hayatının derinliklerinden çıkan yeni kitabı “Anlaşılmak Şifadır” ile, kendi yolculuğu, kendi mesleki ve kişisel muhasebesini yapıyor. Bununla beraber; ilk yaraların nasıl açıldığını, ebeveyn seslerinin zihnimizde nasıl yankılandığını, çocukluk travmalarının yetişkinlikte nasıl tekrar tekrar ortaya çıktığını anlatıyor.

“Neden hep aynı tip insanlara aşık oluyorum?” “Neden hep aynı hatayı yapıyorum?” gibi sorular soruyorsanız; “kader” gibi görünen tekrarların altındaki psikolojik mekanizmaları bu kitapta öğrenebilirsiniz. Öte yandan aşkın kimyası, değersizlik duygusunun kökleri, evlilik, kadına şiddet, dijital çağın yarattığı yalnızlık, antidepresanlar gibi konularda da bilgiler var.

Kendimizle nasıl barışabiliriz? Budayıcıoğlu bu soruya şöyle cevap veriyor: “Şifa her zaman anlaşılmaktan gelir.”

Yeni Köye Eski Âdetler, Sinan Canan & Ali Koç

Turuncu arka plan üzerinde, Sinan Canan ve Ali Koç'un karikatürize edilmiş yüzlerinin altında, Modern Çağda Eğitimin, Ebeveynliğin ve Yaşamın Kodları alt başlığıyla, YENİ KÖYE ESKİ ÂDETLER isimli kitabın kapak görseli, güncel okuma listemizdeki önemli kitap önerilerinden biri olarak dikkat çekiyor.
  • Tür: Kişisel Gelişim / Eğitim / Sosyoloji / Ebeveynlik
  • Yayınevi: Kronik Kitap
  • Sayfa Sayısı: 256
  • Okuma Süresi: 4-6 saat
  • Kimin İçin İdeal?: Ebeveynler, öğretmenler ve eğitimciler için. Çocuklarının ekran bağımlılığı, kaygı ve mutsuzluğuyla boğuşan aileler. Modern yaşamın getirdiği tükenmişlik, amaçsızlık ve bağlantısızlık duygularıyla mücadele edenler. Eğitim sisteminin işleyişini sorgulayan, performans odaklı yetiştirme yerine potansiyel odaklı bir yaklaşım arayanlar için. Teknolojinin insan doğası üzerindeki etkisini anlamak isteyenler için.
  • Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)

Bugün artık “yeni bir köyün” içindeyiz. Sokakları dijital ağlardan, meydanları ekranlardan, sınırları ise sınırsızlıktan oluşan bir dünya… Yüzeyde her şey kusursuz işlerken, içeride derin bir kriz yaşıyoruz.

Odalarına kapanan çocuklar, kaygıyla yön arayan ebeveynler, günah keçisi ilan edilen öğretmenler ve potansiyeli keşfetmek yerine performansı dayatan bir eğitim sistemi… Tüm ilerlememize, teknolojik gelişmelerimize rağmen neden kendimizi bir krizin tam ortasında buluyoruz? Kitabın temel soruları bunlar.

  • Neden her alanda bu kadar çok kaygı, tükenmişlik ve amaçsızlık duygusu hissediyoruz?
  • Çocuklarımız neden mutsuz?
  • Okullar neden işlevsiz?
  • Aileler neden çatırdıyor?

Belki de bu sorunların çözümünü, insanın temel ihtiyaçlarına dayanan, zamanın testinden geçmiş, insanı insan yapan kadim bilgelikte, “eski âdetlerde” aramak gerekiyordur?

Bazen ilerlemek için ihtiyacımız olan şey, unuttuklarımızı hatırlamaktır.

Sinan Canan ve Ali Koç, bilim ve deneyimin birleştiği bir yerden, ebeveynliği, eğitimi ve yaşamı sorgulamaya davet ediyor. Kitabın en güçlü mesajı: İnsan doğası değişmedi, dünya değişti. Bu yeni dünyada yaşarken insanın kadim ihtiyaçlarını unutmamalıyız.

Bir Sonraki Konuşmanız: Daha Az Tartışın, Daha Çok Diyalog Kurun, Jefferson Fisher

Beyaz bir fon üzerinde iç içe geçmiş iki altın rengi konuşma balonu ile tasarlanmış, Jefferson Fisher'ın uluslararası çok satan kitabı Bir Sonraki Konuşmanız, Daha Az Tartışın, Daha Çok Diyalog Kurun alt başlığıyla, posttaki güncel kitap önerileri ve çok satanlar listesi içinde iletişime dair önemli bir kişisel gelişim seçeneği sunuyor.
  • Tür: Kişisel Gelişim / İletişim / İş Hayatı
  • Yayınevi: Pegasus Yayınları
  • Sayfa Sayısı: 320
  • Okuma Süresi: 5-7 saat
  • Kimin İçin İdeal?: İletişim becerilerini geliştirmek isteyen herkes için. Özellikle zor konuşmaları yönetmekte zorlanan, tartışmalardan kaçınan ya da tartışmalarda kontrolü kaybedenler. Yöneticiler, ebeveynler, satış danışmanları, öğretmenler ve ekip liderleri için bir rehber. İş yerinde, evde ve sosyal ilişkilerde daha etkili iletişim kurmak isteyenlere.
  • Editör Puanı: ★★★★★ (5/5)

Avukat ve iletişim uzmanı olan Jefferson Fisher, sosyal medyada milyonlarca takipçisi olan kısa videoları ile tanınıyor. “Bir Sonraki Konuşmanız”, Fisher’ın yıllara dayanan deneyimini ve mahkeme salonlarında öğrendiği teknikleri gündelik hayata uyarlayan, uygulanabilir stratejiler sunan bir rehber.

Yazarın temel felsefesi şu: Bir konuşmayı kazanmaya çalışmayın, sürdürmeye çalışın. Tartışmalarda galip gelmeye odaklanmak yerine, karşınızdakiyle iletişim kurmaya, güven inşa etmeye ve sorunları çözmeye odaklanın.

Neden Okumalı?

Kitabın en güçlü yanı, teorik bilgi bombardımanından kaçınması ve doğrudan uygulanabilir teknikler sunması. Fisher uzun açıklamalar yapmak yerine, hemen kullanabileceğiniz ifadeler, çerçeveler ve stratejiler veriyor. Kitaptan öğrenecekleriniz:

  • Neden bir tartışmayı asla “kazanmamalısınız“?
  • Kendinizi nasıl ifade edebilir ve nasıl iletişim kurabilirsiniz?
  • Kendinize nasıl sınır koyabilir ve konuşmalarınızı bir çerçeveye nasıl oturtabilirsiniz?
  • Az konuşmak neden çoğu zaman daha çok şey ifade eder?
  • Karşınızdakiyle iletişim kurarak çatışmaların üstesinden nasıl gelirsiniz?

“Bir Sonraki Konuşmanız”, 2025’in en sevilen kişisel gelişim kitaplarından biriydi. Teoriyle boğmadığı, direkt uygulanabilir teknikler sunduğu için pratik ve akılda kalıcı. Yöntemlerini öğrenmek ve daha da önemlisi hatırlanmak kolay. Ekip liderleri ve yöneticiler, özellikle ergenlerle iletişim kurmakta zorlanan ebeveynler, satış danışmanları, müşteri hizmetleri çalışanları, zor konuşmalardan kaçınanlar sevecektir. Her bölüm, kısa ve uygulanabilir bilgiler içeriyor. Kitap boyunca pratik alıştırmalar ve yansıtma soruları yer alıyor.


Edebiyat Dünyasından Son Haberler


Şair Ahmet Telli 80 Yaşında Hayatını Kaybetti

Kitaplarla dolu bir rafın önündeki desenli koltukta oturan, sakallı yüzü ve boynundaki fularıyla kameraya bakan merhum şair Ahmet Telli'nin yeşil gömleği ve yaka ucundan sarkan gözlüğüyle, edebiyat dünyasına bıraktığı eşsiz eserler ve çok sayıda okura ulaşmış kitapları hatırlatılan bir portre fotoğrafı.

Nisan ayından bu yana hastanede tedavi gören ve 8 Temmuz’da entübe edilen şair Ahmet Telli, 80 yaşında yaşamını yitirdi. Hasanoğlan ve Kayseri Pazarören öğretmen okullarındaki eğitiminin ardından Türkiye’nin çeşitli illerinde öğretmenlik yapan Telli, 1960 sonrası toplumcu gerçekçi şiir akımının ikinci kuşağında öne çıkan isimlerden biriydi. 1980’lerden itibaren yayımladığı şiir, deneme ve öykü kitaplarıyla tanınan şair; “Gidersen Yıkılır Bu Kent”, “Çocuksun Sen” ve “Özletiyor Seni Bu Yağmurlar” gibi yapıtlarıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı.

‘Piraye Koleksiyonu’ Dijital Arşiv Olarak Erişime Açıldı

Alttan çekilmiş siyah beyaz bu fotoğrafta, yapraklı ağaçların doğal fonunda, Nazım Hikmet ve Piraye samimi ve neşeli ifadelerle kameraya bakıyorlar; Nazım beyaz gömlek ve koyu pantolon içinde sol elini cebine koymuş, Piraye ise açık renk zarif elbisesiyle yan yana duruyor.

Nâzım Hikmet’in eşi Hatice Piraye Altınoğlu’na (1906-1995) ait kişisel arşiv, “Piraye Koleksiyonu” adıyla dijitalleştirilerek pirayekoleksiyonu.com üzerinden araştırmacı ve okurların erişimine sunuldu.

Arşivde Nâzım Hikmet ile Piraye arasındaki yazışmaların yer aldığı “Mektuplar” bölümünün yanı sıra dönemin ruhunu yansıtan “Fotoğraflar” ve “Belgeler” öne çıkıyor.

Sitede ayrıca Piraye’nin iç dünyasına ışık tutan “Defterler“, “Tablo / Desen ve El İşleri” ile kişisel kütüphanesinden eserlerin sergilendiği “Kitaplığından” bölümleri de bulunuyor.

Koleksiyon, kayışına “Piraye” adı kazınmış Nâzım Hikmet’e ait kol saati ve Mısır sinemasının ilk filminden kareler gibi ilginç materyaller de içeriyor.

Nâzım’ın Piraye’ye yazdığı 600’e yakın mektubun tamamı ancak Piraye’nin ölümünden sonra, 1998’de yayımlanabilmişti. Piraye kendisi hayattayken bu mektupların yayımlanmasını istememişti. Dijitalleştirme projesi, koleksiyonun sahipleri Nurhayat Yasavul, Mehmet Ali Yasavul ve Kenan Bengü’nün izniyle, Erden Akbulut, Yeşim Bilge, Handan Durgut ve Mehmet Ulusel’den oluşan Piraye Koleksiyonu Çalışma Grubu tarafından hayata geçirildi.

İranlı Yazar Shahrnush Parsipur Hayatını Kaybetti

İran edebiyatının en cesur seslerinden kabul edilen yazar Shahrnush Parsipur, 3 Temmuz 2026’da, 32 yıldır sürgünde yaşadığı San Francisco’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.

1946’da Tahran’da doğan Parsipur, kadınların bedenini ve iç dünyasını edebi ve siyasi bir mesele olarak ele aldığı için hem Şah döneminde hem de İslam Cumhuriyeti’nde defalarca tutuklanmıştı.

Can Yayınları'ndan çıkan, Şahrnuş Parsipur'un yedinci baskı romanı Erkeksiz Kadınlar'ın kapak tasarımında, açık bej zeminde başları boşluklu dağınık siyah fırça darbeleriyle oluşturulmuş, birbirine yakın duran beş kadın figürünün soyut silüetleri yer alıyor.

En bilinen eseri “Erkeksiz Kadınlar”, kadın cinselliğine dair açık sözlü anlatımı yüzünden yasaklanmış ve yazarına ikinci bir hapis dönemi yaşatmıştı.

Buna rağmen kitap İran’da yeraltında çoksatan haline geldi ve dünya çapında pek çok dile çevrildi.

Roman, 2009’da Shirin Neshat tarafından sinemaya uyarlandı ve Venedik Film Festivali’nde ödül kazandı.

Bu yıl İngilizce çevirisiyle Uluslararası Booker Ödülü’ne uzun listede yer alan “Erkeksiz Kadınlar”, yazarın hayatının son döneminde yeniden geniş bir okur kitlesine ulaştı.

Stefan Zweig’ın Salzburg’daki Evi Korunabilecek mi?

Avusturya’nın kültür ve akademi dünyasından isimler, Nobel adayı yazar Stefan Zweig’in 1919-1934 yılları arasında yaşadığı Salzburg’daki tarihi villanın özel mülkiyete geçmesini engellemek için seferberlik başlattı.

Salzburg Üniversitesi öncülüğünde başlatılan girişim, villanın müze, araştırma merkezi ve uluslararası edebiyat evi olarak değerlendirilmesi için hükümet ve yerel yönetimlerle görüşmeler yürütüyor. Üniversite, kalıcı bir çözüm bulunana kadar geçici sahiplik üstlenmeye hazır olduğunu açıkladı.

Girişim kapsamında başlatılan online imza kampanyası kısa sürede binlerce kişinin desteğini topladı. Kampanyanın amacı Zweig’in yaşadığı evin ticari bir mülke dönüşmesini önleyip Avrupa’nın ortak kültürel mirası olarak korunmasını sağlamak.

“Villa Europa” olarak da bilinen yapı, yazarın en verimli döneminde kaleme aldığı biyografik eserlerin doğduğu mekan olmasının yanı sıra, dönemin James Joyce, Thomas Mann ve Richard Strauss gibi entelektüellerini ağırlayan bir buluşma noktasıydı.

Olayın perde arkasında ise Porsche Denetim Kurulu Başkanı Wolfgang Porsche var. 83 yaşındaki milyarder, 17’nci yüzyıldan kalma villayı 2020’de 8,4 milyon avroya satın almış ve yenileme çalışmalarının ardından 12,7 milyon avroya satışa çıkarmıştı.

Porsche’nin dik yamaçtaki villaya araçla ulaşmak için dağın içinden 500 metrelik özel bir tünel ve sekiz araçlık yeraltı garajı yaptırma planı, belediyeden izin almasına rağmen kamuoyunda büyük tepki çekmiş, “zenginlere özel tünel” eleştirileriyle gündeme gelmişti.

Uluslararası Booker Ödülü’nde Yeni Dönem

Uluslararası Booker Ödülü, Bukhman Philanthropies ile imzalanan 10 yıllık sponsorluk anlaşmasının ardından adını “Bukhman Uluslararası Booker Ödülü” olarak değiştirdi ve büyük ödül miktarını ikiye katlayarak 100.000 sterline çıkardı.

Booker Ödülü Vakfı CEO’su Gaby Wood, ödülün son yıllarda Birleşik Krallık’taki çeviri kurgu satışlarını %31 oranında artırdığına dikkat çekerken; ödülün yazar ve çevirmen arasında eşit olarak paylaştırılması kuralı ile kısa listeye kalan altı esere verilen 5.000 sterlinlik teşvik ödülünün aynen korunacağı açıklandı.

Öte yandan, edebiyat dünyasında heyecan yaratan bu yeni dönemin 2027 jürisine yazar Katie Kitamura başkanlık edecek; jüri koltuğunda ise ünlü oyuncu ve yapımcı Tessa Thompson’ın yanı sıra Patrick McGuinness, Caleb Azumah Nelson ve Olga Ravn gibi güçlü isimler yer alacak.

Rahmi Koç’un Nadir Koleksiyonu Üsküdar’da: Sükunet Kütüphanesi Açıldı

Koç Holding Şeref Başkanı Mustafa Rahmi Koç, uzun yıllardır biriktirdiği özel kitap koleksiyonunu İstanbul’da yeni kurulan Sükunet Kütüphanesi’ne bağışladı. Üsküdar’daki tarihi Abdülmecid Efendi Korusu’nda, gölet kenarında kapılarını açan kütüphane, yaklaşık 10 bin eserle araştırmacıları ve kitapseverleri ağırlamaya başladı.

Kütüphane arşivinin büyük bölümünü Rahmi Koç’un bağışladığı nadir basım eserler, yerli ve yabancı ansiklopediler oluşturuyor. Sanat tarihi, arkeoloji, mimarlık ve mühendislik alanında geniş bir akademik kaynağa sahip olan kütüphaneye; Caroline Koç, Özgen Acar ve Tezcan Yaramancı da kişisel koleksiyonlarıyla destek verdi.

Rezervasyon Zorunlu: Doğanın içinde, sessiz ve verimli bir çalışma ortamı sunmayı hedefleyen Sükunet Kütüphanesi’nden yararlanmak isteyen araştırmacı ve ziyaretçilerin önceden randevu alması gerekiyor.

İstanbul Kitap Fuarı’nın Onur Yazarı Latife Tekin Oldu

Orta yaşlı, koyu dalgalı saçlı, beyaz bir gömlek ve siyah bir üstle giyinmiş bir kadın, elleri kavuşturulmuş şekilde taş basamaklarda oturarak hafifçe gülümsüyor, edebiyat dünyasından en iyi kitaplar ve güncel kitap önerilerini okurlarla paylaşmaya hazır bir yazar izlenimi veriyor.

43. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı, bu yıl 12-20 Aralık 2026 tarihleri arasında kapılarını açıyor. Açıklamaya göre, bu yılki fuarın Onur Yazarı çağdaş Türk edebiyatının özgün kalemlerinden Latife Tekin olarak belirlendi. 9 gün sürecek etkinlik programı kapsamında Latife Tekin’in edebiyat yolculuğu, panel ve söyleşilerle masaya yatırılacak. Ayrıca yazarın yaşamı ve eserlerine odaklanan özel bir anı kitabı da fuar izleyicisiyle buluşacak.

Dua Lipa’dan Anlamlı Bir Kütüphane: Manifesto Library

Dünyaca ünlü pop yıldızı Dua Lipa, 27 Haziran’da Portekiz’in Porto kentinde tarihi Livraria Lello kitabevinin içinde Manifesto Library adlı kalıcı bir kütüphane açtı. Uluslararası BABELL – City of Books festivali kapsamında hayata geçirilen alan, Lipa’nın 2021’de kurduğu Service95 kitap kulübünün ilk fiziksel mekanı olma özelliğini taşıyor.

Yaklaşık 100 kitabın yer aldığı kütüphane, “güç”, “kontrol”, “ses” ve “hafıza” olmak üzere dört ana başlık etrafında düzenlendi. Irk, cinsiyet ve kimlik gibi konular nedeniyle çeşitli ülkelerde yasaklanmış ya da sansüre uğramış eserlerden oluşan koleksiyonda Margaret Atwood’un The Handmaid’s Tale‘i, Salman Rushdie ve Olga Tokarczuk’tan seçkiler bulunuyor.

Kütüphane, Pritzker ödüllü mimar Álvaro Siza tarafından tasarlanan Livraria Lello’nun yeni kültürel oditoryumuna yerleştirildi. Lipa, projeyi “ortadan kaybolmuş kitaplara, güç yapılarını ifşa eden yazarlara ve ne okuyacaklarının söylenmesini reddeden okurlara” adanmış bir alan olarak tanımladı.

Manifesto Library, 31 Ekim 2026’ya kadar ziyarete açık kalacak.

Yılın En Çok Konuşulan Romanlarından Yesteryear Türkçede

Caro Claire Burke’ün ilk romanı Yesteryear, yayımlandığı Nisan 2025’ten bu yana edebiyat dünyasında ciddi bir tartışma dalgası yarattı. New York Times’ın “Yılın En İyi Kitapları” seçkisinde kendine yer bulan ve GMA Book Club’ın radarına giren roman, Eylül ayında Türkçede okurla buluşmaya hazırlanıyor.

Yesteryear adlı kitabın kapak tasarımında, alt kısımda modern bir kadının yüzüyle yırtık bir kağıt efektiyle ayrılan, üst kısımda yeşil tepelerde ineklerin ve süt sağan bir kişinin betimlendiği pastoral eski dünya manzarası, blogun yeni çıkan kitap önerileri listesindeki yerini alıyor.

Hikayenin odağında, milyonlarca takipçisine çiftlik hayatını ve yeni jargonda “tradwife” denilen “geleneksel ev kadınlığını” pazarlayan popüler fenomen Natalie var. Natalie’nin dijital dünyası, bir sabah gözlerini 1855 yılında, bir ahırın ortasında açmasıyla yerle bir oluyor. Islak odun kokusu, kanayan eller ve bitmek bilmeyen ağır fiziksel emek… Kısacası, sponsorlu içeriklerin ve filtrelerin arkasına saklanamayacak kadar çıplak bir gerçeklik. Düştüğü bu zamandan kaçabilmesi için ise önce buraya nasıl ve neden savrulduğunu çözmek zorunda.

Yesteryear, son dönemde sosyal medyayı kasıp kavuran “tradwife” akımının cazip, parlak yüzeyini kazıyan bir roman. Burke, Natalie’yi hem kızdığınız hem de elinizden bırakamadığınız bir karakter olarak inşa ediyor.

The Stepford Wives ve The Handmaid’s Tale gibi distopik anlatıların izinden giden politik kurgu, Türkiye’deki okurlar için de yabancı değil. Özellikle son yıllarda yerel dijital kültürde yükselişe geçen “özüne dönme”, “doğal annelik” ve “organik yaşam” söylemleri düşünüldüğünde, Yesteryear tam da zamanında geliyor.

Yeşil Sahada Macondo Rüzgarı: Kolombiya’nın Isınma Forması Tam Bir Edebi Başyapıt

Edebiyatı hayatın tam merkezinde görmeyi seven kitap tutkunları için büyüleyici bir haber var. Adidas, Kolombiya Milli Takımı’nın 2026 Dünya Kupası öncesi sahaya çıkarken giyeceği “maç öncesi” ısınma formasını sıradışı bir tasarımla meraklılarına sundu. Resmi maç formasındaki gizli detaylar, bu kez ısınma formasında tüm ihtişamıyla gövde gösterisi yapıyor ve bizi doğrudan Gabriel García Márquez’in Yüzyıllık Yalnızlık romanına, yani Macondo’nun kalbine götürüyor.

Sarı ve turuncu tonlarda, mavi kelebek motifleriyle süslenmiş, ön tarafında Colombia futbol federasyonu arması ve Adidas logosu bulunan bir futbol forması, arka yüzüyle birlikte sergileniyor; bu görsel, Nobel ödüllü yazar Gabriel García Márquez'in büyülü gerçekçi dünyasındaki ikonik sarı kelebekleri anımsatarak, edebiyat tutkunları için bu en iyi kitaplar listesine renk katıyor.

Forma, sarı, turuncu ve yumuşak pembe tonlarının birleştiği sıcak, adeta parıldayan bir gradyan zemin üzerine inşa edilmiş. Parıltılı arka planın tamamı, mavi ve sarının farklı tonlarında, uçuşan dinamik kelebek grafikleriyle kaplı. Edebiyatseverlerin ilk bakışta tanıyacağı bu motif, Márquez’in başyapıtındaki sarı kelebek sürülerine doğrudan bir saygı duruşu niteliği taşıyor.

1982 Nobel Edebiyat Ödüllü Gabriel García Márquez'in Yüzyıllık Yalnızlık kitabının 94. baskısının kapağında, yeşil yapraklı bir ağacın, çamaşır ipinde asılı renkli giysilerin, kırmızı çatılı evlerin ve büyük bir karıncanın bulunduğu fantastik bir kasaba manzarası üzerinde süzülen beyaz elbiseli bir kadının büyülü gerçekçi illüstrasyonu yer alıyor, bu eser 'en iyi kitaplar' listesinde zamansız bir klasik olarak öne çıkıyor.
Yüzyıllık Yalnızlık
Gabriel Garcia Marquez

Formanın yaka ve reglan kol detaylarında kullanılan saks mavisi, gövdedeki sıcak tonları dengelerken, sol kolda sarı harflerle basılan “COLOMBIA” yazısı dikkat çekiyor. Adidas’ın milli takımlar için hazırladığı özel koleksiyonun en cesur parçası olan forma küresel olarak da satışa sunuldu.

Sıkça sorulan sorular
İyi bir kitap seçerken nelere dikkat etmeliyim?

Yazarın diline, konusunun ilgi alanınıza uygunluğuna ve en önemlisi kitabın size ne vaat ettiğine (eğlence, bilgi, yeni bir bakış açısı) odaklanın. Güvendiğiniz kaynakların ve editörlerin önerileri de iyi bir başlangıç noktasıdır.

"Çok satanlar" listesindeki her kitap gerçekten iyi midir?

"Çok satan" olmak, kitabın geniş bir kitleye ulaştığını gösterir, kalitesini garanti etmez. Zevkinize uygun olup olmadığını anlamak için konusuna ve yazarın üslubuna dair yorumları inceleyin.

Okuma alışkanlığı kazanmak için hangi tür kitaplarla başlamalıyım?

Genellikle sürükleyici ve akıcı bir dile sahip, merak unsurunu canlı tutan polisiye, macera veya kısa öykü kitapları okuma alışkanlığı kazanmak için idealdir.

Yeni çıkan tüm kitapları nasıl takip edebilirim?

Yayınevlerinin sosyal medya hesaplarını, OGGUSTO gibi güvenilir kültür-sanat platformlarının seçkilerini ve edebiyat dergilerini takip ederek gündemden haberdar olabilirsiniz.

Bir kitabın bana göre olup olmadığını anlamanın en kolay yolu nedir?

Kitabın arka kapak yazısını, ilk birkaç sayfasını okumak ve hakkında yazılmış tarafsız 1-2 tanıtım metnini incelemek, genellikle en doğru kararı vermenizi sağlar.

E-kitap okuyucu mu, basılı kitap mı tercih etmeliyim?

Bu tamamen kişisel bir tercihtir. E-kitaplar taşınabilirlik ve erişim kolaylığı sunarken, basılı kitaplar dokunma ve koklama gibi fiziksel bir deneyim sunar.

Bir kitabı beğenmezsem yarım bırakmak yanlış mıdır?

Kesinlikle değildir. Okumak keyifli bir eylem olmalı. Size hitap etmeyen bir kitabı bitirmek için kendinizi zorlamak yerine, zamanınızı seveceğiniz yeni bir kitaba ayırın.

Gülüm Dağlı
Gülüm Dağlı Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için