2026’nın en iyi kitapları burada. Yeni çıkanlar, çok satanlar ve editör seçkileri. Liste her hafta güncelleniyor!
Yeni Çıkan En İyi Kitaplar
Rüzgar Adımı Biliyor, Isabel Allende

- Tür: Çağdaş roman / Tarihsel-toplumsal kurgu
- Yayınevi: Can Yayınları
- Sayfa Sayısı: 296
- Okuma Süresi: ~5-6 saat
- Kimin İçin İdeal: Geniş zaman dilimlerine yayılan aile ve göç anlatılarını sevenler; II. Dünya Savaşı ve günümüz göç krizini birlikte ele alan kitaplara ilgi duyanlar
Isabel Allende, 80 küsur yıllık zaman aralığını tek bir ortak paydada, köklerinden koparılan bir çocuğun kaybı ve aidiyet arayışında buluşturuyor. Bir tarafta 1938 Viyana’sında, annesi tarafından İngiltere’ye yollanan 6 yaşındaki Samuel Adler; diğer tarafta 2019 Arizona’sında ailesinden koparılarak bir toplama kampında yalnız bırakılan 7 yaşındaki Anita Díaz var. Allende bu iki hikâyeyi onları bir araya getiren bir sosyal hizmet uzmanı ve bir avukat vasıtasıyla kesiştiriyor. Araya El Salvador’dan uzanan üçüncü bir katman daha ekleyerek anlatıyı Viyana’dan Orta Amerika’ya ve günümüz Amerikan sınır politikalarına taşıyor.
Kitabın en ilginç tarafı tarihsel zulüm ile güncel göç krizini aynı insani çerçevede buluşturabilmesi. Ama bu noktada eleştirmenlerin haklı bir şerhi de söz konusu: 296 sayfaya sığdırılan 3-4 farklı zaman ve karakter hattı, bazı bölümlerde aceleye getirilmiş. Allende’nin önceki romanlarındaki anlatım zenginliği, bu kitapta yer yer daha düz, açık ve “mesaj kaygısı taşıyan” bir dilde. Bazı okurlar eminim bunu da sevecektir ama biraz didaktik kaçtığını da söylemek gerek.
Roman doğrudan güncel ve tartışmalı bir siyasi zemine yaslanıyor. ABD’nin sınırda aileleri ayırma uygulamasını, doğrudan ismi zikredilmese de okurun tanıyacağı bir dönem başkanının politikaları üzerinden ele alması, metnin açıkça taraf tutan ve politik bir duruş sergileyen bir çizgide ilerlediğini gösteriyor.
Çayhane, Lao She

- Tür: Oyun / Modern Çin Klasiği
- Yayınevi: İş Bankası Kültür Yayınları
- Sayfa Sayısı: 128
- Okuma Süresi: ~2 saat
- Kimin İçin İdeal: Dünya tiyatrosu klasiklerini takip eden okurlar, Çin edebiyatına ve 20. yüzyıl Çin tarihine merak duyanlar, toplumsal panoramaları tek bir mekân üzerinden anlatan eserleri sevenler
Lao She dünya edebiyatında Çekçekçi (Rickshaw Boy) ile bilinse de, kendi ülkesindeki asıl anıt eseri şüphesiz Çayhane (Teahouse). Pekin’deki bir çayhaneyi yarım asırlık tarih sahnesine dönüştüren oyun; Qing Hanedanı’nın çöküşünden savaş beylerinin kaosuna, oradan Guomindang döneminin çürümüşlüğüne uzanan üç ayrı kesiti aynı mekân üzerinden aktarıyor. Eserin en büyük ustalığı, esnafından hafiyesine, memurundan dilencisine uzanan 60’tan fazla karakteri didaktik bir tarih dersine dönüştürmeden, sıradan insanların hayatta kalma mücadelesiyle ve ince bir mizahla birleştirerek sunabilmesi.
Lao She bu oyunu yazarken kendi başına geleceklerden habersizdi elbette. Eser Kültür Devrimi sırasında hedef haline geldi, yazar şiddete maruz kalıp yaşamını yitirdi, oyun on yılı aşkın süre sahnelerden kaldırıldı. Bugün okurken metnin öngörü dolu, kasvetli tonunu çok net hissedeceksiniz.
Bir tiyatro metni olarak Çayhane, okurundan sabır ve dikkat istiyor. Üç farklı zaman dilimine yayılan ve 60’tan fazla karakterin kısa sahnelerle girip çıktığı yapısı, düz romanlara alışkın okurlara başta dağınık gelebilir. Klasik anlamda tek bir kahramanın etrafında örülen geleneksel bir yolculuk burada yok.
Çayhane, hem Çin edebiyatına adım atmak hem de 20. yüzyıl dünya tiyatrosunun kilit metinlerinden birini okumak isteyenler için bir kapı aralıyor. Tek mekânın duvarları arasında koca bir imparatorluğun ve ülkenin altüst oluşunu izlemek, üstelik bunu bedelini hayatıyla ödemiş bir yazarın kaleminden okumak, esere edebi değerinin çok ötesinde tarihi bir ağırlık kazandırıyor. Türkçede ilk kez yayımlanmış olması da bu keşfi edebiyat tutkunları için özel kılan unsurlardan.
Hangi Liberal Demokrasi, Daron Acemoğlu

- Tür: Siyaset Bilimi / Ekonomi Politik
- Yayınevi: Doğan Kitap
- Sayfa Sayısı: 488
- Okuma Süresi: ~10-12 saat
- Kimin İçin İdeal?: Liberal demokrasinin krizini, popülizmin yükselişini ve gelir eşitsizliğini kurumsal-tarihsel bir çerçeveden okumak isteyen ya da güncel siyasi ekonomiye ilgi duyan okurlar
Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” adlı kitabında liberalizmi salt piyasa serbestisi veya bireysel müdahalesizlik olarak değil, ekonomik güvence ve tahakkümsüzlüğe dayanan “işçi sınıfı liberalizmi” ekseninde ele alıyor. Yazar; İkinci Dünya Savaşı sonrası refahı getiren “sanayi akdi”nin bozulması, sanayisizleşme, derinleşen eşitsizlikler, kutuplaşan kimlik siyaseti ve kontrolsüz teknoloji/yapay zeka algoritmalarının liberal demokrasiyi varoluşsal bir krize sürüklediğini savunuyor. Bu çöküşü tersine çevirmek için ise topluluk bağlarının yeniden güçlendirilmesi, aşırı eşitsizliklerin budanması, kapsayıcı bir ortak anlatı inşası, nitelikli iş alanları yaratılması ve güçlü kamu hizmetlerinin tesis edilmesi gerektiğini öne sürüyor.
Metnin eleştirel değerlendirmesinde ise Acemoğlu’nun sunduğu bu reçetenin fazlasıyla iyimser ve uygulanmasının zor olduğu vurgulanıyor. Çokkültürlü toplumlarda topluluk aidiyetlerinin birleştirici olmaktan çok kutuplaştırıcı bir işleve bürünmesi, kâr odaklı teknoloji oligarklarının dizginlenememesi ve sanayisizleşmeyle birlikte işçi sınıfının örgütlü siyasi gücünü kaybetmiş olması en temel engeller olarak sıralanıyor. Sonuç olarak, sanayi çağının yarattığı demokratik dengelerin yapay zeka ve yeni ekonomik düzende aynı dinamiklerle yeniden inşa edilmesinin pek mümkün görünmediği ve liberal demokrasinin bu modelle kurtarılmasının kaçmış bir tren olabileceği ifade ediliyor.
Eva Uyuyor, Francesca Melandri

- Tür: Aile Sagası / Tarihi Roman
- Yayınevi: Everest Yayınları
- Sayfa Sayısı: 392
- Okuma Süresi: ~7-8 saat
- Kimin İçin İdeal?: Aşk hikâyesi üzerinden bütün bir ulusun bölünmüş kimliğini, affetme ve uzlaşma temalarıyla okumak isteyenler; İtalya’nın az bilinen bir sınır bölgesinin tarihini merak edenler için.
Roman, 40 yaşındaki Eva’nın annesinin geçmişini keşfe çıktığı 1397 kilometrelik bir tren yolculuğu üzerine kurulu. Yolculuk, aynı zamanda İtalya’nın en çalkantılı bölgelerinden birinin tarihine bir geri dönüş niteliğinde… Gerda ile genç jandarma Vito arasındaki aşk, Birinci Dünya Savaşı sonrasında bölgenin Avusturya’dan İtalya’ya geçişinden Mussolini dönemine, oradan 1960’ların Güney Tirol terörizmine kadar uzanan bir siyasi mirasın gölgesinde şekilleniyor. Yazar, aşk hikâyesiyle ulusun kimlik krizini iç içe örüyor.
Kitap İtalya’da Elle dergisinin Yılın Kitabı ödülünü kazandı, uzun soluklu bir bestseller hâline geldi ve pek çok dile çevrildi. Eleştirmenler, romanın kişisel ile kamusal tarihi bir arada işleyiş biçimini ve karakterlerin derinliğini öne çıkardı. Ayrıca Edoardo Winspeare tarafından sinemaya da uyarlandı.
Zaman zaman politik arka planın yoğunluğu, aşk hikâyesinin önüne geçse de bazı okurlar için kitabın en güzel yanı bu. Tabii bazıları içinse tempoyu yavaşlatan bir unsur…
Gökyüzünün Dört Hazinesi, Jenny Tinghui Zhang

- Tür: Tarihi Roman
- Yayınevi: Altın Kitaplar
- Sayfa Sayısı: 360
- Okuma Süresi: ~7 saat
- Kimin İçin İdeal?: Tarihi kurguyu karakter derinliğiyle okumak isteyenler, Amerika’daki Çinli göçmen tarihine ilgi duyanlar, kimlik ve hayatta kalma temalı destansı anlatıları sevenler.
1882’d başlayan hikâye, kahramanın kaçırılıp Amerika’ya getirilmesiyle yön değiştiriyor. Kahramanımız hat sanatı okulundan San Francisco’da bir geneleve, oradan da Idaho dağlarındaki küçük bir dükkâna taşıyor. Her durak Daiyu’ya yeni bir isim, yeni bir kimlik ve hayatta kalmak için yeni bir maske dayatıyor. Yazar, kurguyu 1882 Çin Dışlama Yasası’nın gölgesinde, ABD’yi saran Çin karşıtı şiddetin az bilinen bir dönemine oturtuyor.
Zhang’in ilk romanı olan kitap, yayımlandığı 2022’de o kadar çok konuşuldu ki New York Times tarafından Notable Book seçildi, Chautauqua Ödülü’nde finalist oldu, Dublin Edebiyat Ödülü ile Carnegie Kurgu Mükemmellik Madalyası’nda uzun listeye girdi, Idaho Yılın Kitabı ödülünü kazandı ve National Book Foundation’ın onur listesine seçildi. Publishers Weekly ve Library Journal gibi yayınlardan yıldızlı eleştiriler aldı. Eleştirmenler özellikle kaligrafi ve Çin edebiyatına dair ayrıntıların işlenişini, karakterlerin çok katmanlılığını ve tarihsel şiddetin yumuşatılmadan aktarılışını öne çıkardı. Çin mitolojisiyle örülü anlatı yapısı, kitabı klasik bir tarihi roman şablonundan çıkarıp daha katmanlı bir kimlik anlatısına dönüştürüyor.
Neden Okumalı?
Amerikan tarihinin az konuşulan bir yüzünü, bir kadının hayatta kalma mücadelesi üzerinden, mitolojik bir derinlikle anlatan şahane bir tarihi roman.
Frida Kahlo – Aşk Mektupları, Suzanne Barbezat

- Tür: Mektup / Biyografi-Anı
- Yayınevi: Kırmızı Kedi
- Sayfa Sayısı: 160
- Okuma Süresi: ~3 saat
- Kimin İçin İdeal?: Frida Kahlo’yu tuvalinin dışında, aşkı, kıskançlığı ve siyasi bağlılığı ile tanımak; doğrudan kendi cümlelerine kulak vermek isteyen okurlar için…
Suzanne Barbezat, daha önce yazdığı Frida Kahlo kitabı için araştırma yaparken karşılaştığı mektuplardan yola çıkarak bu derlemeyi oluşturdu. Kitap, Frida’nın eşi Diego Rivera’ya, ilk aşkı Alejandro Gómez Arias’a, sevgilileri Nickolas Muray ve Jose Bartoli’ye, galerici Julien Levy’ye, hatta Georgia O’Keeffe gibi kadın figürlere yazdığı mektuplar etrafında bölümlere ayrılıyor. Her bölüm Barbezat’nın kısa bir girişiyle açıyor. Mektupların çoğu orijinal el yazısı hâlleriyle, yanlarında transkripsiyon ve çeviriyle birlikte veriliyor. Arşiv fotoğrafları ve Frida’nın tablolarından örnekler de kitaba eşlik ediyor.
Mektuplar Frida’nın diline özgü dolaysız, açık yürekli tonu koruyor. Devrim sonrası Meksika’nın siyasi çalkantısı, sürgünler ve dönemin sanat çevreleri de arka planda hissediliyor.
Şunu da söylemem gerek: Elimizde yalnızca Frida’nın sesi var. Mektup yazdığı kişilerin cevabını neredeyse hiç bilmiyoruz. Bu tek taraflılık Frida’nın kendi bakış açısından bir iç dökme hâline getiriyor kitabı.
Sevgi ve Özlemle, Susie Boyt

- Tür: Roman (Çağdaş İngiliz Edebiyatı)
- Yayınevi: Yapı Kredi Yayınları
- Sayfa Sayısı: 172
- Okuma Süresi: ~3 saat
- Kimin İçin İdeal? Aile bağları, bağımlılık ve bakım verme temalarına ilgi duyan; sakin, içe dönük anlatımı seven okurlar
Susie Boyt, İngiliz ressam Lucian Freud’un kızı ve Sigmund Freud’un torunlarından biri olarak edebiyat dünyasında zaten tanınan bir isim. Sevgi ve Özlemle yedinci romanı. İngilizce basımı 2021’de, ABD’de ise 2023’te yayımlandı, geniş bir uluslararası okur kitlesine ulaştı.
Kitabın konusuna gelince… Ruth, hayatı boyunca sevgiyi doğru yere, doğru zamanda verememenin acısını taşımış bir kadındır. Edebiyat öğretmenliğinden emeklidir. Kızı Eleanor’ın uyuşturucu bağımlılığıyla geçen yılların yorgunluğunu üstünde taşırken, birtakım olaylar sonucu torunu Lily’yi yanına alır.
Kitap, İngiliz eleştirmenler arasında geniş bir kabul gördü. “21. yüzyıl klasiği” gibi ifadelerle anıldı. ABD’de yayımlandığında da benzer coşkuyla karşılandı.
Neden Okumalı?
“Büyükanne-torun ilişkisi”, Türkçe yayın dünyasında çok az işlenmiş bir konu. Sevgi ve Özlemle, bağımlılığın bir aileye bıraktığı boşluğu duygu sömürüsüne kaçmadan, gözlemci ve şefkatli bir dille anlatıyor. Sevginin geç de olsa, eksik de olsa bir şeyleri onarabileceğine dair umut veren, ama bunu naif olmayan bir yerden yapan bir roman.
Ayrılışlar, Julian Barnes

- Tür: Otokurgu / Anı-Roman
- Yayınevi: Ayrıntı Yayınları
- Sayfa Sayısı: 160
- Okuma Süresi: 3-4 saat
- Kimin İçin İdeal? Barnes okurları, bellek ve ölüm üzerine düşünsel edebiyat arayanlar, tür sınırlarının bulanıklaştığı metinlere sabırla yaklaşabilecek okurlar
Julian Barnes 80 yaşında, “son kitabım” dediği bir eserle okurunun karşısına çıkıyor. Artık ölüm, soyut bir felsefe meselesi değil. Yazar, 6 yıldır taşıdığı, tedavi edilemeyen ama kontrol altında tutulabilen bir kan kanseri teşhisiyle yüzleşirken bunu doğrudan sayfaya taşıyor. Kitap boyunca deneme, anı, günlük ve kurgu iç içe geçiyor; Barnes’ın uzun zamandır sürdürdüğü “melez yazı” geleneğinin bir devamı bu. Anlatının omurgasını, üniversite yıllarından tanıdığı iki arkadaşı Stephen ve Jean’in 40 yıl arayla iki kez aşık olduğu, ortasında büyük bir boşluk barındıran hikâyesi oluşturuyor. Barnes burada hem tanık hem de bu iki insanın hayatına yön vermiş biri olarak beliriyor.
Kitabın merkezinde yatan soru yeni değil: Barnes bunu Korkulacak Bir Şey Yok‘tan beri soruyor. Ama burada hafızanın güvenilmezliği artık yazarın kendi hastalığıyla, unuttuklarıyla ve hatırladığını sandığı ama muhtemelen yeniden kurduğu anılarla sınanan bir gerçeklik. İngiliz basınında kitap “kaygan” (slippery) bir metin olarak tanımlandı. Bu hem bir övgü hem bir uyarı: Tür belirsizliği ve dağınık, çağrışımsal anlatım tarzı, hızlı ve olay örgüsü net bir okuma bekleyen okuru yorabilir. Buna karşılık kitap İngilizce ve Fransızca eleştirilerde genel olarak olumlu karşılandı; yıldızlı değerlendirmeler Barnes’ın üslubunu hâlâ “kuru, zarif ve nokta atışı” buluyor, kimi zaman Sebald’a, kimi zaman Proust’a referansla anılıyor.
Barnes’ın kendine has ironisi yine devrede: Kanser teşhisini aldığı anı anlatırken hastane koridoruna yanına bulmaca ve çikolata aldığını ama üzerinde çalıştığı bir yazıyı unuttuğunu itiraf ediyor, sonra da bu unutuşun neden “anlatılabilir” bir detay olmadığını sorguluyor. Yani kitap ne bir ölüm ağıtı ne de klasik anlamda bir aşk hikâyesi; ikisinin arasında, okuru rahatsız edecek kadar dürüst bir yerde.
Neden Okumalı?
Barnes’ı zaten seven okur için bu kitap bir veda ve bir özet niteliğinde: Yazarlık kariyeri boyunca peşinden gittiği bellek, aşk ve ölüm sorularına döndüğü son bir tur… Barnes’la ilk kez tanışacaklar içinse kitap biraz zorlayıcı olabilir. Düz bir hikâye değil, dağınık ve düşünceye açık bir metin. Bu yapısıyla, hafızanın nasıl çalıştığını anlatmaktan çok, nasıl çalışmadığını gösteriyor; ve bunu yaparken hem hüzünlü hem eğlenceli bir ton tutturuyor.
Çarşamba Karısı, Vassaf Kadri

- Tür: Korku-komedi / II. Meşrutiyet dönemi Türk romanı
- Yayınevi: Karakarga
- Sayfa Sayısı: 112
- Okuma Süresi: ~2 saat
- Kimin İçin İdeal?: Erken dönem Türk edebiyatına, halk anlatılarına ve korku-mizah karışımı metinlere meraklı okurlar
Çarşamba Karısı, 110 yıllık unutulmuş bir yerli korku-komedi klasiği! Adını Türk halk inanışının huzursuz edici figürlerinden birinden alıyor: Geceleri eve musallat olan, düzeni bozan, çocuk kaçırmakla anılan o “necis” varlık. Vassaf Kadri, II. Meşrutiyet döneminin henüz yeni yeni şekillenen roman geleneği içinde bu figürü doğrudan bir kahramana dönüştürerek cesur bir tercih yapmış; halk söylencesini folklorik bir referans olmaktan çıkarıp anlatının merkezine yerleştirmiş.
Metnin Ahmet Mithat ve özellikle Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın “Gulyabani”siyle akrabalığı açık, ama yazarın diyalog kurma biçimi ve dönemin argosunu, ağız özelliklerini metne taşıma cesareti kendine has bir doku yaratıyor. Bu konuda akademik bir incelemenin de olduğunu belirtmek gerek: Metindeki dilden sapmalar (argo kullanımı, yöresel söyleyişler) filolojik açıdan da ilgi çekici bulunuyor. Bu da kitabın yalnızca bir “korku-komedi” olmadığını, dönemin gündelik dilinin bir kayıt belgesi gibi de okunabileceğini gösteriyor.
Yazarın biyografisi hakkında bilgi sınırlı. 1895 civarında doğduğu, çocukluğunu Balkanlar’da geçirip 14 yaşında İstanbul’a geldiği düşünülüyor. Bu belirsizlik, kitabın “kayıp” statüsüyle de örtüşen bir gizem katmanı ekliyor.
Neden Okumalı?
Türk edebiyatının erken korku-fantastik damarına, akademik ilgiden çok popüler hafızada iz bırakmış bir figürün nasıl kurgusallaştırıldığına tanıklık etmek isteyenler için önemli bir keşif. Gürpınar’ın Gulyabani’sini sevenler için doğal bir durak; aynı zamanda dönemin gündelik dilini, argosunu birebir taşıyan nadir metinlerden biri olması, edebiyat tarihi meraklıları için ayrı bir cazibe unsuru.
Ten Çağı, Dubravka Ugresic

- Tür: Deneme
- Yayınevi: Everest Yayınları
- Sayfa Sayısı: 264
- Okuma Süresi: ~5-6 saat
- Kimin İçin İdeal?: Yakın tarih, kimlik politikaları ve toplumsal eleştiriyi sert bir ironiyle okumaktan hoşlanıyorsanız.
Ugrešić’in kalemi bu kitapta da çok keskin. 2014-2018 yılları arasında kaleme aldığı 16 denemeden oluşan koleksiyonda, Yugoslavya’nın dağılmasından günümüze uzanan çizgide milliyetçiliğin, popülizmin ve dijital çağın ürettiği yeni tür “aptallığın” izini sürüyor. “Ten” burada gerçek anlamda bir yaşlanma meselesi değil, çok katmanlı bir metafor: Dövmeden Lenin’in camekân içinde korunan bedenine, sosyal medyanın yüzeyselliğinden toplumların kimlik değiştirme çabalarına kadar uzanan geniş bir alanı kapsıyor. Kitabın adını taşıyan ilk denemesinde yazar, edebiyatın “son nefesini verdiğini” iddia edecek kadar sert bir girişle başlıyor ve bu ironik, acımasız tonu kitap boyunca koruyor.
Kitabın gücü, Ugrešić’in kişisel olanla siyasi olanı iç içe geçirme becerisinde yatıyor. Kimi denemelerde Hırvatistan’ın mimari geçmişinin silinişi üzerinden yükselen popülizmi, kimi denemelerde ise post-komünist Avrupa’da yeniden alevlenen kadın düşmanlığını ele alıyor. Sürgün bir yazarın gözünden Doğu Avrupa’nın son 30 yılını okurken, kendimizi de bu “aptallık çağı”nın bir parçası olarak görmekten kaçamıyoruz. Zaman zaman fazla keskin, fazla polemik bulunabilecek pasajlar var. Bir eleştirmenin belirttiği gibi, yazarın haklı öfkesi kimi zaman abartıya kaçabiliyor ama bu, aynı zamanda samimiyetinden ödün vermediğinin de bir işareti.
Neden Okumalı?
Günümüz popülizmini ve dijital çağın yüzeyselliğini hem acıtıcı hem de esprili bir dille yorumlayan, Doğu Avrupa’nın yakın tarihine sürgün bir yazarın gözünden bakan, entelektüel derinliği yüksek bir deneme kitabı arayanlar için.
Çok Satan Kitaplar
17-23 Ağustos 2026 haftası en çok satan kitaplar…
Bestseller listelerinin ortalamasıyla oluşturuldu.
1
30 yıldır mektup yazan ama gönderemeyen bir kadın. Virginia Evans’ın ilk romanı Muhabbet, bu yıl edebiyat dünyasının en büyük sürprizi oldu. 26 hafta boyunca New York Times listesinin zirvesinden inmeyen, PEN/Hemingway ödülünü kazanan, bağımsız kitabevlerinin oybirliğiyle seçtiği bir kitap. Sybil Van Antwerp’in sessiz, inatçı ve kırık dünyasından çıkmak istemeyeceksiniz.
2
Alice Feeney’nin kaleme aldığı “Kocamın Karısı”, kimliğini ve evini başka bir kadına kaptıran Eden ile ölüm tarihlerini tahmin eden gizemli bir kliniğin izini süren Birdy’nin yollarını karanlık bir sır ağında birleştiriyor. Kimlik hırsızlığı, geçmişin hesaplaşmaları ve güvenilmez anılarla örülü psikolojik gerilim, okuru ilk sayfadan itibaren tekinsiz ve ters köşelerle dolu bir hayatta kalma mücadelesine sürüklüyor.
3
Taş Kağıt Makas, evliliklerini kurtarmak için uzak bir İskoç dağ evine çekilen bir çiftin, geçmişlerinin karanlık sırlarıyla ve birbirlerine karşı besledikleri gizli niyetlerle yüzleşmesini anlatan psikolojik bir gerilim. Feeney, anlatıcılar ve sürekli değişen bakış açılarıyla okuru sonuna kadar şaşırtmayı başarıyor. Her bölüm yeni bir twist, her sayfa bir manipülasyon oyunu.
4

Cormac McCarthy
Kan Meridyeni, Cormac McCarthy’nin 1985 yılında yayımlanan ve 19. yüzyıl ortasında ABD-Meksika sınırında geçen, olağanüstü şiddet dolu, gotik-western tarzında yazılmış roman. Kitap, “Yargıç Holden” adlı esrarengiz ve kötücül karakteriyle Amerikan edebiyatının en karanlık ve felsefi eserlerinden biri olarak kabul ediliyor.
5
Romanın merkezinde 81 yaşındaki Wilbur Budd yer alıyor. Hayata sıfırdan başlayıp bir kitapçı zinciri kurarak, mesleki ve finansal anlamda büyük bir başarıya erişmiş olan işkolik Budd, tüm başarısına rağmen yapayalnız bir hayat sürmektedir. Yaşamının son gününde en büyük aşkı ve yıllar önce ihmalkarlığı nedeniyle kaybettiği eski eşi Maggie telefon eder… Dünyada 15 milyon satan Gece Yarısı Kütüphanesi’nin devamı niteliğinde.
6

Matt Haig
Nora Seed’in intihar girişiminin ardından yaşamla ölüm arasında bulduğu gizemli bir kütüphanede, farklı seçimler yapmış olsaydı yaşayacağı alternatif hayatları deneyimlediği roman, pişmanlık ve “keşke” duygusu üzerine felsefi bir yolculuk. 2020 Goodreads Choice Award’da Yılın Romanı seçilen ve 42 dile çevrilen kitap, sürükleyici kurgusuyla geniş bir okur kitlesine ulaşsa da bazı eleştirmenlere göre orta bölümlerde kendini tekrarlamaya başlıyor.
7

Uketsu
Tuhaf Resimler, Japon yazar Uketsu’nun okurları görünüşte sıradan çizimlerin ardındaki gizli, ürkütücü gerçeği kendileri çözmeye davet ettiği; her sayfası bir sonraki ipucunu bulmak için tekrar tekrar incelenen, benzersiz bir kurgu-bulmaca melezi. Yazarın gizemli, kimliğini gizleyen imajıyla da uyumlu, kısa ama akılda kalıcı bir okuma.
8

Donatella Di Pietrantonio
6 aylıkken zengin bir aileye evlatlık verilip 13 yaşında hiçbir açıklama yapılmadan biyolojik ailesine geri gönderilen bir kızın, iki anne ve iki dünya arasında kimlik arayışını anlatıyor. Donatella Di Pietrantonio’nun 2017 Premio Campiello ödüllü romanı, terk edilişin acısını bir küçük kız üzerinden işliyor.
9

Yu Hua
Yaşamak, servetini kumar ve eğlence hayatında çarçur eden şımarık bir toprak ağası oğlunun, Çin İç Savaşı, toprak reformu, kıtlık ve Kültür Devrimi’nin yıkımları arasında alçakgönüllü bir çiftçiye dönüşmesini anlatıyor. Fugui’nin yakınlarını kaybettiği acımasız hayat hikâyesi, tüm yıkımların ardından hayatta kalma iradesini ve yaşama tutunmanın gücünü hatırlatıyor. Çin’de yasaklanması romanı hem ülke içinde hem dünya çapında bir başyapıt hâline getirdi.
10

Daron Acemoğlu
Nobel ödüllü iktisatçı Daron Acemoğlu, “Hangi Liberal Demokrasi” adlı yeni kitabında liberal demokrasinin tarihsel dönüşümünü ve günümüzde yaşadığı krizi ele alarak çözüm önerisi olarak “işçi sınıfı liberalizmi” yaklaşımını sunuyor. Yazar, ortak refahı önceleyen, yerel toplulukları güçlendiren ve toplumsal kesimler arasında dayanışmayı esas alan bu yeni siyasal perspektifi tartışmaya açıyor.
Tatilde & Plajda Okunacak Kitaplar
Bir Başka Yaşam, Hakan M. Türkçapar

- Tür: Kişisel gelişim / Bilişsel davranışçı terapi (BDT)
- Yayınevi: Doğan Kitap
- Sayfa Sayısı: 264
- Okuma Süresi: ~5 saat
- Kimin İçin İdeal: Kendi tekrarlayan davranış kalıplarını (“hep aynı ilişkiye giriyorum,” “hep erteliyorum” gibi) fark edip üzerine sistemli çalışmak isteyen okurlar; popüler psikolojiden çok, uygulanabilir terapötik araç arayanlar
Son yıllarda elinizi sallasanız psikoloji ve kişisel gelişim kitabına çarpıyor! Ama bu anlatacağım kitap onlardan biri değil. Hakan M. Türkçapar, alanında 35 yılı aşkın klinik deneyime sahip, Beck Enstitüsü kökenli bir psikiyatrist. Yani BDT’yi popülerleştirmeye çalışan bir amatörle değil, Türkiye’de bu alanı fiilen kuran isimlerden biri
Türkçapar’ın yeni kitabı, “kişilik” denen şeyin aslında sabit bir öz değil, bağlanma biçimleri, mizaç ve çocuklukta kök salan temel inançların bir araya gelmesiyle oluşan öğrenilmiş bir örüntü olduğu tezini merkeze alıyor. Buradan hareketle güvensizlik, aşırı eleştirellik, herkesi memnun etme çabası, öfke ve erteleme gibi yerleşik kalıpların nereden geldiğini anlamaya, ardından da gerçek vaka örnekleri eşliğinde bunların nasıl gevşetilip yeniden yazılabileceğine odaklanıyor.
Kitabın vaat ettiği şey hiç mütevazı değil: “Kişiliğin” değişebilir olduğu iddiası, hem umut verici hem de tartışmaya açık bir konu! Okuyup görelim…
Kısa Bir Cehennem Ziyareti, Steven L. Peck

- Tür: Felsefi/varoluşçu korku, Metafizik kurgu
- Yayınevi: İthaki Yayınları
- Sayfa Sayısı: 88
- Okuma Süresi: ~2 saat
- Kimin İçin İdeal: Borges okurları, “sonsuzluk” ve ölümötesi kavramlarıyla felsefi düzeyde hesaplaşmak isteyenler, zihni uzun süre meşgul eden metinleri sevenler
2009 yılında sessiz sedasız yayınlanan bu kısa novella, yıllarca mütevazı bir okur kitlesiyle varlığını sürdürdükten sonra, geçtiğimiz yıl TikTok ve Reddit’te beklenmedik bir çıkış yakaladı. Goodreads’te yüz binin üzerinde oy topladı ve Mayıs 2026’da Penguin Random House’un Vintage Classics dizisine dâhil olarak Virginia Woolf, Dostoyevski ve Toni Morrison gibi isimlerin yer aldığı bu seriye giren ilk Mormon yazar unvanını aldı. Kitabın Türkçeye kazandırılmasının arkasında da büyük ihtimalle bu küresel yeniden keşif dalgası yer alıyor.
Eserin çıkış noktası Jorge Luis Borges’in “Babil Kitaplığı” hikâyesi. Peck bunu doğrudan bir referans olarak kabul ediyor.
Öldükten sonra cennet yerine, yazılabilecek her kitabın var olduğu sonsuz bir kütüphanede uyanan kahraman Soren Johansson, Mormon bir jeolog ve aile babasıdır. Bu sonsuzluktan çıkışın tek yolu, kendi hayatını anlatan kitabı bulmaktır. Peck, cehennemi alevler veya fiziksel işkencelerle değil; saf bir tekdüzelik ve zamanın anlamını yitirmesi üzerinden kurguluyor.
Metni hak ettiği boyutta değerlendirmek lazım. 88 sayfalık kısa bir novella bu. Yani epik bir roman değil. Her ne kadar eleştirmenler eserin kavramsal cesaretini ve yoğunluğunu takdir etse de, karakterlerin derinleştirilmeden geçiştirildiğini ve bazı diyalogların fazla açıklayıcı ve yapay kaldığını söylemeliyim. Bunun yanı sıra, Peck’in tasvir ettiği kütüphane evreninin tamamen 1939-2043 yılları arasındaki Amerikalı beyaz nüfustan ibaret olması, bazı okurlar tarafından önemli bir kör nokta olarak eleştiriliyor. Yazarın kendi Mormon inancıyla kurduğu ilişki (örneğin “tek gerçek din” olarak Zerdüştlüğün gösterilmesi) kimi okurlar için başlı başına bir ilgi odağı olurken, kimileri içinse kafa karıştırıcı bir unsur.
Hatırladığın Gibi, Catherine Prasifka
- Tür: Roman
- Yayınevi: Doğan Kitap
- Sayfa Sayısı: 256
- Okuma Süresi: Yaklaşık 4-5 saat
- Kimin İçin İdeal: İnternetle birlikte büyümüş millennial ve Z kuşağı okurlar; dijital kimlik, mahremiyet ve sosyal medyanın benlik algısı üzerindeki etkileri üzerine düşünmek isteyenler
Catherine Prasifka, 9 yaşında bilgisayarla tanışan bir kızın gözünden, internetin ilk yıllarını anlatıyor. Evcil hayvan siteleri ve sohbet odalarıyla başlayan yolculuk, çok geçmeden çocuğun yaşına uygun olmayan içeriklerle karşılaşmasına, sonrasında ise mahremiyetin sosyal çevre tarafından ihlal edilmesine dönüşüyor. Roman, bu erken maruziyetin insanın bedenini, ilişkilerini ve kendilik algısını nasıl şekillendirdiğini ikinci tekil şahıs anlatımıyla okura doğrudan yöneltiyor.
Zamanın akışı tarihlerle değil, hangi teknolojinin trend olduğu, hangi platformun yükselip düştüğüyle işleniyor. Bu da ana karakterin yaşını hiç öğrenmememizle birleşince, dijital dünyaya erişimin yaş sınırı tanımayan, bulanık doğasını daha da hissettiriyor. Kitabın sabit noktaları ise deniz kıyısı ve çocukluk arkadaşı Lorcan; karakterin geçirdiği tüm dönüşümler boyunca bu iki unsur değişmeden kalıyor ve romana bir anlatı omurgası kazandırıyor. Okurlar bu ilişkiyi zaman zaman Sally Rooney’nin Normal People‘ıyla kıyaslamış. Özellikle çocukluk arkadaşlığından aşka evrilen dinamik açısından.
Okur tepkileri kitabın ilk yarısı için neredeyse hemfikir: Yoğun, keskin, kişisel deneyimlerle acı verecek kadar örtüşen bir anlatım. İkinci yarı konusunda ise görüşler ayrışıyor. Bazı okurlar odağın dağıldığını, bazı konuların sonuca bağlanmadığını, finalin ise beklenenden daha klişe kaldığını belirtiyor.
Beni Ben Yapan: İnsan Beyninin İşleyişi ve Çuvallamaları, Masud Husain
- Tür: Popüler Bilim / Nörobilim
- Yayınevi: Domingo Yayınevi
- Sayfa Sayısı: 304
- Okuma Süresi: ~5-6 saat
- Kimin İçin İdeal?: Oliver Sacks okurları, “ben kimim” sorusuna beyin bilimi penceresinden bakmak isteyenler, nörolojik vaka öyküleri üzerinden insanı keşfetmekten hoşlananlar; demans veya beyin hasarı tanısı almış bir yakını olanlar için de anlamlı bir okuma
- Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)
Nörolog Masud Husain, Beni Ben Yapan‘da Oliver Sacks’ın formülünü (vaka öyküsü + erişilebilir bilimsel açıklama) alıp Londra’ya taşıyor. Demans, felç, Parkinson gibi nispeten yaygın durumlardan başlayarak, her bölümde tek bir hastayla tanışıyoruz: Hastalığın doğası, geçmişi, kültürel bağlamı ve hastaya ne olduğu adım adım anlatılıyor. Husain’in kendisi de Doğu Pakistan’dan (şimdiki Bangladeş) göç etmiş biri olarak, kitaba kendi göçmenlik deneyimini de katıyor.
Kitabın asıl iddiası şu: “Kendilik” tek parça bir şey değil, hafıza, motivasyon, algı, dil, dikkat ve sosyal biliş gibi birbiriyle etkileşen beyin sistemlerinin ortak ürünü. Bu yüzden bu sistemlerden biri hasar gördüğünde kişi tamamen “kaybolmuyor“, ama kimliği başka bir şekle dönüşüyor. Örneğin iki küçük felç geçiren David, depresif olmadığı halde harekete geçme isteğini kaybediyor; bir başka hasta akıcı konuşabildiği halde nesnelerin adını bulamıyor; hafıza kaybı yaşayan bir kadın ise boşlukları kendiliğinden (ve içtenlikle inandığı) uydurma anılarla dolduruyor.
Kitap geçen yıl Royal Society Bilim Kitabı Ödülü’nü kazandı ve okurlar tarafında da karşılığını buldu.
Neden Okumalı?
Beyin hakkında önceden hiçbir şey bilmenize gerek yok. Her vaka, kendi başına okunabilen, sürükleyici bir hikâye. Her bölüm, “ben kimim” sorusuna farklı bir açıdan ışık tutuyor. Kimliğimizin ne kadarı hafızamızdan, ne kadarı bedenimizi hissetme şeklimizden, ne kadarı başkalarıyla kurduğumuz ilişkilerden geliyor?
İçindeki Çocuğu Yeniden Büyütmek, Nicole Lepera
- Tür: Kişisel Gelişim / Popüler Psikoloji
- Yayınevi: Butik
- Sayfa Sayısı: 384
- Okuma Süresi: ~6-7 saat (workbook bölümleri ve egzersizlerle birlikte uygulamalı olarak çok daha uzun sürebilir)
- Kimin İçin İdeal?: Çocukluk dönemi deneyimlerinin yetişkinlikteki etkilerini anlamak isteyenler, bağlanma teorisi ve “iç çocuk” kavramına ilgi duyanlar, somut alıştırma/workbook formatında ilerlemek isteyen okurlar
- Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)
Holistik psikolog olarak tanınan ve How to Do the Work kitabıyla geniş okur kitlesi edinen Nicole LePera, bu kitabında bağlanma teorisi, internal aile sistemi ve somatik terapi yaklaşımlarını birleştirerek “iç çocuk” kavramı üzerinden bir kendini-iyileştirme yol haritası sunuyor. Amaç; çocuklukta karşılanmamış ihtiyaçların yetişkinlikteki davranış kalıplarına nasıl yansıdığını fark etmek ve bu kalıpları “yeniden ebeveynlik” pratikleriyle dönüştürmek.
Okur tepkileri olumlu. Özellikle terapistler kitabı danışanlarına önerdiklerini, okurlar ise kendileriyle ilgili “isimsiz” hislere bir dil bulduklarını yazıyor.
Neden Okumalı?
Bağlanma teorisi ve travma-bilgili iyileşme yaklaşımlarına akademik kaynaklara girmeden, pratik ve uygulanabilir bir kapıdan bakmak isteyenler için iyi bir başlangıç noktası. Egzersiz temelli yapısı, kitabı sadece okunup kapatılan bir şey değil, üzerinde çalışılan bir araca dönüştürüyor.
78 Günde Gerçekliğinizi Değiştirin – Kendi Gerçekliğinizi Yaratmak İçin Pratik Bir Rehber, Vadim Zeland
- Tür: Kişisel Gelişim / Bilinç & Farkındalık
- Yayınevi: Butik
- Sayfa Sayısı: 208
- Okuma Süresi: ~3-4 saat (ama 78 günlük bir pratik kitabı olduğu için, haftalarca elinizin altında kalacak)
- Kimin İçin İdeal?: Vadim Zeland’ın Reality Transurfing serisine ilgi duyan ama ana kitapların hacmi karşısında çekinenler; “çekim yasası” ve bilinçli yaratım temalı kişisel gelişim okurları; teoriden çok günlük, adım adım bir pratik arayanlar
- Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)
Vadim Zeland’ın Reality Transurfing serisi, kendine has terminolojisi ve hacmiyle pek çok okur için göz korkutucu bir başlangıç noktasıydı. 78 Günde Gerçekliğinizi Değiştirin, bu büyük teoriyi alıp 78 küçük parçaya bölerek “günlük doz” olarak veriyor: Her gün tek bir fikir, tek bir alıştırma, tek bir farkındalık adımı. Amaç, Transurfing’in temel önermesini; yani dış gerçekliğin sabit bir şey olmadığı, algımızın ve niyetimizin hangi “versiyon”u deneyimleyeceğimizi şekillendirdiği fikrini, teoriden çok pratiğe dökmek.
Kitabın merkezinde, Zeland’ın “sarkaçlar” olarak adlandırdığı toplumsal/duygusal güç alanları ve “deklarasyon” (niyet beyanı) kavramları var. Okuru her gün bunlardan biriyle baş başa bırakıyor. Bu açıdan kitap, Düşünce Gücü, Power vs. Force (Hawkins) ya da Sır (The Secret) gibi “zihnini programla, gerçekliğini değiştir” gibi kişisel gelişim kitaplarıyla aynı rafta duruyor.
Okur yorumları büyük ölçüde iyi. Kimi “hayatımı değiştirdi” derken, kimi de bunu ana kitaplara bir “giriş kapısı” olarak öneriyor.
Neden Okumalı?
Transurfing’e meraklı ama 1000 sayfalık ana seriye dalmaya cesaret edemeyenler için fikri küçük, yönetilebilir parçalar halinde deneme şansı sunuyor. Günlük format, kitabı bir kerelik okumadan çıkarıp uzun soluklu bir alışkanlığa dönüştürüyor. Okuyup bırakmak yerine, gerçekten “uygulayarak” ilerleyebilirsiniz. Tabii kitabın temel önermesi (gerçekliğin algıyla şekillendiği iddiası) bilimsel değil, sadece bir bakış açısı ama bu türün okurları için zaten asıl değer, somut “kanıt” değil, günlük hayata yeni bir çerçeve ve disiplin getirmesi.
Büyütıfıl Dünya – Cenk ve Erdem İle Müebbet Muhabbet
- Tür: Mizah / Absürt Komedi
- Yayınevi: Humanist Kitap Yayıncılık
- Sayfa Sayısı: 184
- Okuma Süresi: ~2-3 saat
- Kimin İçin İdeal?: Cenk ve Erdem’in podcast evrenini bilen, ağır gündemden kısa süreliğine kaçmak isteyen, absürt ve saçma esprilere gülebilen okurlar
- Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)
Cenk-Erdem’in absürt enerjisini sayfalara taşıyan Büyütıfıl Dünya, okurken ciddiyetin kapıda bırakılması gereken bir kitap. Hamile bir kirpinin ödül olarak verildiği bilgi yarışması Deranzo’dan, ters lale avına çıkan Cevval Muhabir’e, insan eti ihracatçısı Uzaylı Nomi’den kiremit çatlatan Basbasçı Cenk’e kadar bir dizi sıra dışı tip, kelime oyunlarıyla örülü, durdurulamaz bir tempoda akıp gidiyor. 184 sayfalık “müebbet muhabbet”, gündelik kaygılardan uzaklaşıp gülmek isteyenler için biçilmiş kaftan. Mantık aramayın, akışına kapılın!
Az Düşün İyi Uyu – Aşırı Düşünme ve Kaygı Döngüsünü Kırma Rehberi, Stephanie Romiszewski
- Tür: Kişisel Gelişim / Popüler Bilim
- Yayınevi: Say Yayınları
- Sayfa Sayısı: 280
- Okuma Süresi: 5-6 saat
- Kimin İçin İdeal?: Uyku kaygısı yaşayanlar, gece uyanıp tekrar uyumakta zorlananlar, “8 saat kesintisiz uyku” baskısından bunalanlar; uyku takip uygulamalarına/biohacking trendlerine takılıp kalmış okurlar
- Editör Puanı: ★★★★☆ (4/5)
10.000’den fazla hastayla çalışmış olan uyku uzmanı Stephanie Romiszewski, bu kitapta uyku konusundaki neredeyse tüm yaygın inançları çöpe atıyor. Mesaj şu: Sorunumuz uyku değil; uyku hakkında hissettiğimiz kaygı ve mükemmeliyetçilik.
Kitap “uyku borcu”, “uyku basıncı” gibi kavramları bilimsel temelde açıklarken, pratikte işe yarayan birkaç öneriye odaklanıyor: Sabit yatma saati yerine sabit kalkış saatinin önemi, sabah ışığa maruz kalmanın gece rutininden daha etkili olması, “kötü” bir gecenin sağlığı bozmadığı ve değişkenliğin tamamen normal olduğu. Uyku takip cihazlarına aşırı bağımlılığın aslında kaygıyı nasıl artırdığına dair bölüm de okurlardan özellikle olumlu tepki alıyor.
Bu kitabı okuduktan sonra bir rahatlama hissedeceksiniz. Üzerinizde bir tür terapötik etki yaratabilir. Yazarın sıcak, şefkatli ve “suçlamayan” tonu, uyku konusunda kendini yetersiz hissedenleri tatmin edecek türden.
Gece uyanıp “tekrar uyuyamayacağım” paniğine kapılan, ya da uyku uygulamalarının verdiği sayılarla obsesif bir ilişki kuran biriyseniz, büyük ihtimalle kitabı seversiniz. Tek eleştirim; bazı bölümlerin tekrar ediliyor olması. Aynı fikir farklı şekillerde birkaç kez anlatılıyor, belki buralar biraz daha kısa olabilirdi. Yine de pratik, kanıta dayalı ve kaygı azaltıcı içeriğiyle “uykuyla barışmak” isteyen herkese önerebilirim.
Kırılgan Çağ, Donatella Di Pietrantonio
- Tür: Edebi Roman / Aile Draması
- Yayınevi: Domingo Yayınevi
- Sayfa Sayısı: 184
- Okuma Süresi: 3-4 saat (tek oturumda bitebilecek kısalıkta)
- Kimin İçin İdeal?: Anne-kız ilişkilerindeki gerilimi, kuşaklar arası travmayı ve İtalyan taşra edebiyatını (Ferrante tarzı) sevenler; ağır olay örgüsünden çok atmosfer ve iç ses peşinde olan okurlar
- Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)
Lucia’nın kızı Amanda, pandemi döneminde Milano’daki parlak hayatını terk edip Abruzzo’daki köy evine, sessiz ve içine kapanık bir halde geri döner. Annesi bu suskunluğun ardında bir şey olduğunu hisseder ama ne olduğunu çözemez. Bu arada Lucia’nın kendi geçmişi de geri döner: 30 yıl önce, ailenin arazisinde yaşanan ve üç genç kızın hayatını kaybettiği bir trajediden tek o sağ çıkmıştır. Şimdi inşaat şirketlerinin gözüne kestirdiği bu arazi, geçmişle bugünü aynı zemine taşır.
Yazar Türkiye’de sevilen bir isim; Geri Verilen Kız (L’Arminuta) çok satanlar listelerine girdi ve geniş bir okur kitlesi edindi. Kırılgan Çağ’ın da Türk okurlar arasında merakla karşılanması, hatta Domingo’nun mevcut hayran kitlesi sayesinde satış performansının olumlu olmasını bekliyorum.
Beğenecek misiniz? Eğer atmosferik, içe dönük, “her şey anlatılmıyor ama her şey hissediliyor” tarzı kitapları seviyorsanız evet. Ama hızlı tempolu bir gerilim veya derinlemesine işlenmiş bir anne-kız draması bekliyorsanız, kitabın iki ayrı zaman çizgisini (geçmişteki cinayet + bugünkü suskunluk) yeterince birbirine bağlayamadığını ve sona doğru havada kaldığını düşünebilirsiniz.
Geri Verilen Kız‘ı okuyup sevdiyseniz, bu kitabı ona göre bir tık daha zayıf bulma ihtimaliniz yüksek. Yine de 184 sayfalık kısalığıyla, hem yazarın Türkiye’deki popülaritesi hem de merak uyandıran konusu sayesinde “denemeye değer ama beklentiyi düşük tutun” diyebileceğim bir okuma.
Anlaşılmak Şifadır, Gülseren Budayıcıoğlu
- Tür: Psikoloji / Kişisel Gelişim / Anı
- Yayınevi: Doğan Kitap
- Sayfa Sayısı: 280
- Okuma Süresi: 4-6 saat
- Kimin İçin İdeal?: Terapiye gitmeyi düşünenler veya terapi deneyimi olanlar için. Kendini anlamakta zorlanan, adını koyamadığı bir ağırlık taşıyan okuyucular. “Ben neden hep böyleyim?” sorusunu sürekli soranlar. Çocukluktan gelen travmaları, ilişki sorunlarını, değersizlik duygusunu anlamaya çalışanlar. Dijital çağın yarattığı yalnızlıkla boğuşanlar, antidepresanlar hakkında doğru bilgi arayanlar. Gülseren Budayıcıoğlu’nun önceki kitaplarını sevenler için ideal.
- Editör Puanı: ★★★☆☆ (3/5)
Türkiye’nin en tanınmış psikiyatristlerinden Gülseren Budayıcıoğlu, onlarca yıllık meslek hayatının derinliklerinden çıkan yeni kitabı “Anlaşılmak Şifadır” ile, kendi yolculuğu, kendi mesleki ve kişisel muhasebesini yapıyor. Bununla beraber; ilk yaraların nasıl açıldığını, ebeveyn seslerinin zihnimizde nasıl yankılandığını, çocukluk travmalarının yetişkinlikte nasıl tekrar tekrar ortaya çıktığını anlatıyor.
“Neden hep aynı tip insanlara aşık oluyorum?” “Neden hep aynı hatayı yapıyorum?” gibi sorular soruyorsanız; “kader” gibi görünen tekrarların altındaki psikolojik mekanizmaları bu kitapta öğrenebilirsiniz. Öte yandan aşkın kimyası, değersizlik duygusunun kökleri, evlilik, kadına şiddet, dijital çağın yarattığı yalnızlık, antidepresanlar gibi konularda da bilgiler var.
Kendimizle nasıl barışabiliriz? Budayıcıoğlu bu soruya şöyle cevap veriyor: “Şifa her zaman anlaşılmaktan gelir.”
Edebiyat Dünyasından Son Haberler
Rami Kütüphanesi’ne Yeşil Ödül

İstanbul’daki 19. yüzyıldan kalma Rami Kışlası’nın dönüştürülmesiyle oluşturulan Rami Kütüphanesi, iklim koşullarına dayanıklı ve sürdürülebilir bir kamusal alan yaratması nedeniyle IFLA 2026 Yeşil Kütüphane Ödülleri’nde “En İyi Yeşil Kütüphane” seçildi.
IFLA ödülleri çevresel sürdürülebilirlik, BM Sürdürülebilir Kalkınma Amaçları’na katkı ve sürdürülebilir kütüphanecilik uygulamaları gibi kriterlere göre değerlendiriyor. İstanbul’un en güzel kütüphanelerini bu yazıda keşfedebilirsiniz.
Virginia Woolf’un Çocukluk Evi 1,9 Milyon Sterline Satışta
Londra’da tarihi öneme sahip binalara verilen “mavi plaket”lerden tam üç tanesine sahip olan Kensington’daki 22 Hyde Park Gate, kapılarını yeni alıcısına açıyor. 20. yüzyılın başında Virginia Woolf, ressam kız kardeşi Vanessa Bell ve dönemin önde gelen edebiyat eleştirmeni babaları Leslie Stephen’a ev sahipliği yapan Viktorya dönemi şehir evi, günümüzde lüks dairelere bölünmüş durumda.
Binanın dördüncü katında yer alan 2 yatak odalı ve 2 banyolu modern çatı dairesi, DDRE Global tarafından 1,9 milyon sterlin (yaklaşık 2,6 milyon dolar) fiyat etiketiyle satışa çıkarıldı.
Woolf’un yazarlık yeteneğini ilk geliştirdiği, kardeşlerin daha sonra Bloomsbury Grubu’na evrilecek fikir temellerini attığı ev; yazarın çocukluk dönemindeki kasvetli, kadife kumaşlı ve elektriksiz halinden arındırılmış durumda. Günümüzde doğal ışık alan, zarif ve çağdaş bir yaşam alanına dönüştürülen daire, Hyde Park’a komşu çıkmaz bir sokakta yer alıyor. Binanın bahçeli zemin kat dairesi 2024 yılında 2,5 milyon sterline satılmıştı. Evi çevreleyen edebi ve tarihi ilgi, mülkün değerini her dönem yüksek tutuyor…
Yüzyılın En İyi 50 Gerilim Romanı
The New York Times Kitap Eki, 2000 yılından bu yana yayımlanan gerilim romanları arasından “yüzyılın en iyileri” listesi hazırladı. Ankete 291 polisiye yazarı, editör, kütüphaneci ve diğer kitapseverler katıldı.
Listenin bir numarasına, 2012 yılında yayımlandığında dünya çapında büyük yankı uyandıran Gillian Flynn imzalı Kayıp Kız (Gone Girl) var. NYT’nin değerlendirmesine göre roman, okuru sürekli şaşırtan hileli anlatı yapısıyla türün en çarpıcı örneklerinden biri olarak öne çıkıyor.
Listede Türkçeye kazandırılan kitaplar şunlar:
- Kayıp Kız, Gillian Flynn
- Ejderha Dövmeli Kız, Stieg Larsson
- İhtiyarlara Yer Yok, Cormac McCarthy
- Kız Kardeşim Seri Katil, Oyinkan Braithwaite
- Ormanın Tanrısı, Liz Moore
- Ustura Gözyaşları, S. A. Cosby
- Kevin Hakkında Konuşmalıyız, Lionel Shriver
- 11/22/63, Stephen King
- Da Vinci Kodu, Dan Brown
- Küçük Ama Büyük Yalanlar, Liane Moriarty
- Sempatizan, Viet Thanh Nguyen
- Bir İdam Üzerine, Danya Kukafka
- Sessiz Hasta, Alex Michaelides
- Karanlık Madde, Blake Crouch
- Kimseye Söyleme, Harlan Coben
- Biz: Bekliyor. İzliyor. Takip Ediyor, Caroline Kepnes
- Meksika Gotiği, Silvia Moreno-Garcia
- Uyuyana Kadar, S. J. Watson
- Güdü, Ashley Audrain
- Hiçbir Şey Göründüğü Gibi Değil, Lisa Jewell
Listenin en yeni eseri, 2024’te yayımlanan Ormanın Tanrısı (The God of the Woods) oldu. Liz Moore imzalı roman, aradan sadece bir yıl geçmesine rağmen jürinin gözünden kaçmayarak listeye girmeyi başardı.
Booker Ödülü 2026 uzun listesinde Türk yazardan tarihi başarı

2026 Booker Prize’ın 13 kitaplık uzun listesi açıklandı. “Booker Dozen” olarak adlandırılan listede Elizabeth Strout, Douglas Stuart ve Marlon James gibi daha önce ödül almış veya finale kalmış isimlerin yanı sıra Türkiye kökenli yazar Kenan Orhan da yer aldı.

Kansas’ta yaşayan Orhan’ın ilk romanı The Renovation, İstanbul’daki Silivri Cezaevi’nden esinlenen sıra dışı bir kurguya sahip. Hikâye, demans hastası babasına bakmak için evini yenileten bir kadının, tadilat sonunda evinde bir hapishane hücresi kopyası bulmasını konu alıyor. Bu hücre geçmişine ve terk etmek zorunda kaldığı Türkiye’ye bağlayan bir geçide dönüşüyor. Orhan, romanın kendi sürgünlük deneyiminden ve ülkesine duyduğu özlemden beslendiğini söylüyor.
163 başvuru arasından seçilen eserler, 22 Eylül’de açıklanacak altı kitaplık kısa liste için yarışacak. Kazanan ise 9 Kasım’da belli olacak. Kısa listeye kalanlar 2.500 sterlin alırken büyük ödül 50 bin sterlin.
Gizemli El Yazmasının Sırrı Çözüldü
Vatikan Kütüphanesi’nde 400 yılı aşkın süredir çözülemeyen “Borg şifresi” adlı 408 sayfalık gizemli el yazması, yapay zeka yardımıyla nihayet deşifre edildi. 34 sembol, birkaç Latin harfi ve Arapça bir kapak sayfasından oluşan belgenin, dizanteriye karşı kaliteli kırmızı şarap içmek gibi sıra dışı tıbbi tedavi önerileri içerdiği ortaya çıktı. Dönemin koşullarında bu tür şifa yöntemlerinin cadılık suçlamasına yol açabileceği için şifrelendiği düşünülüyor.
Stockholm Üniversitesi’nden Beáta Megyesi’ye göre dünya genelindeki arşivlerin yaklaşık yüzde 1’i tamamen ya da kısmen şifreli metinler barındırıyor. Transkribus gibi yapay zeka araçları, yüzyıllardır çözülemeyen diplomatik yazışmalar, gizli mektuplar ve tarihi belgelerin deşifre edilmesini hızlandırıyor. Araştırmacılar, geliştirdikleri yöntemlerin ileride Fayzos Diski ve Linear A gibi hâlâ çözülememiş antik yazı sistemlerine de ışık tutabileceğini belirtiyor.
Tevfik Fikret’in Evi Restore Ediliyor

İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı İBB Miras, Türk edebiyatının simge yapılarından Aşiyan Müzesi’nde restorasyon çalışması başlattı. İBB Genel Sekreter Yardımcısı Mahir Polat, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, çalışmayla Tevfik Fikret’in özgür düşüncesinin ve Cumhuriyet’e ilham veren aydınlık ruhun da geleceğe taşınmasının amaçlandığını belirtti.
Bebek sırtlarında yer alan Aşiyan, 1906’da tamamlandı ve şair burada 1915’teki ölümüne kadar yaşadı. Yapı 1940’ta İstanbul Belediyesi tarafından satın alınarak 5 yıl sonra Edebiyat-ı Cedide Müzesi adıyla ziyarete açıldı ve Türkiye’nin ilk edebiyat müzesi oldu.
Kuryeydi, Çin’in en prestijli edebiyat ödülünü aldı
Yemek kuryesi Wang Jibing, teslimat sırasında kağıt parçalarına karaladığı şiirlerden oluşan “Low Flight” (Alçak Uçuş) adlı kitabıyla Çin’in en prestijli edebiyat ödüllerinden Lu Xun Edebiyat Ödülü’nü kazandı. 2019’dan bu yana kuryelik yapan 56 yaşındaki Wang, günlük teslimat zorluklarından ilham alan şiirleriyle sosyal medyada tanınmış, 2022’de viral olan “Man in a Hurry” şiirinin ardından 2023’te ilk şiir kitabını yayımlamıştı.
Ödülün ardından işini bırakmayı düşünmediğini belirten Wang, 60 yaşına kadar kuryelik yapmayı planladığını ve bu hayat tarzını sevdiğini söylüyor. Wang’ın başarısı, son yıllarda edebiyat dünyasında giderek daha fazla görünür hale gelen mavi yakalı işçilerin öykülerinden biri.
Şair Ahmet Telli 80 Yaşında Hayatını Kaybetti

Nisan ayından bu yana hastanede tedavi gören ve 8 Temmuz’da entübe edilen şair Ahmet Telli, 80 yaşında yaşamını yitirdi. Hasanoğlan ve Kayseri Pazarören öğretmen okullarındaki eğitiminin ardından Türkiye’nin çeşitli illerinde öğretmenlik yapan Telli, 1960 sonrası toplumcu gerçekçi şiir akımının ikinci kuşağında öne çıkan isimlerden biriydi. 1980’lerden itibaren yayımladığı şiir, deneme ve öykü kitaplarıyla tanınan şair; “Gidersen Yıkılır Bu Kent”, “Çocuksun Sen” ve “Özletiyor Seni Bu Yağmurlar” gibi yapıtlarıyla geniş bir okur kitlesine ulaştı.
‘Piraye Koleksiyonu’ Dijital Arşiv Olarak Erişime Açıldı

Nâzım Hikmet’in eşi Hatice Piraye Altınoğlu’na (1906-1995) ait kişisel arşiv, “Piraye Koleksiyonu” adıyla dijitalleştirilerek pirayekoleksiyonu.com üzerinden araştırmacı ve okurların erişimine sunuldu.
Arşivde Nâzım Hikmet ile Piraye arasındaki yazışmaların yer aldığı “Mektuplar” bölümünün yanı sıra dönemin ruhunu yansıtan “Fotoğraflar” ve “Belgeler” öne çıkıyor.
Sitede ayrıca Piraye’nin iç dünyasına ışık tutan “Defterler“, “Tablo / Desen ve El İşleri” ile kişisel kütüphanesinden eserlerin sergilendiği “Kitaplığından” bölümleri de bulunuyor.
Koleksiyon, kayışına “Piraye” adı kazınmış Nâzım Hikmet’e ait kol saati ve Mısır sinemasının ilk filminden kareler gibi ilginç materyaller de içeriyor.
Nâzım’ın Piraye’ye yazdığı 600’e yakın mektubun tamamı ancak Piraye’nin ölümünden sonra, 1998’de yayımlanabilmişti. Piraye kendisi hayattayken bu mektupların yayımlanmasını istememişti. Dijitalleştirme projesi, koleksiyonun sahipleri Nurhayat Yasavul, Mehmet Ali Yasavul ve Kenan Bengü’nün izniyle, Erden Akbulut, Yeşim Bilge, Handan Durgut ve Mehmet Ulusel’den oluşan Piraye Koleksiyonu Çalışma Grubu tarafından hayata geçirildi.
İranlı Yazar Shahrnush Parsipur Hayatını Kaybetti
İran edebiyatının en cesur seslerinden kabul edilen yazar Shahrnush Parsipur, 3 Temmuz 2026’da, 32 yıldır sürgünde yaşadığı San Francisco’da geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetti.
1946’da Tahran’da doğan Parsipur, kadınların bedenini ve iç dünyasını edebi ve siyasi bir mesele olarak ele aldığı için hem Şah döneminde hem de İslam Cumhuriyeti’nde defalarca tutuklanmıştı.

En bilinen eseri “Erkeksiz Kadınlar”, kadın cinselliğine dair açık sözlü anlatımı yüzünden yasaklanmış ve yazarına ikinci bir hapis dönemi yaşatmıştı.
Buna rağmen kitap İran’da yeraltında çoksatan haline geldi ve dünya çapında pek çok dile çevrildi.
Roman, 2009’da Shirin Neshat tarafından sinemaya uyarlandı ve Venedik Film Festivali’nde ödül kazandı.
Bu yıl İngilizce çevirisiyle Uluslararası Booker Ödülü’ne uzun listede yer alan “Erkeksiz Kadınlar”, yazarın hayatının son döneminde yeniden geniş bir okur kitlesine ulaştı.














