preloader

İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?

30.01.2024
İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?

Yazı Boyutu:

Uğur Batı, son dönemde bilimsel araştırmalara konu olan inanç geni tartışmasını anlatıyor.

İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?
Prof. Dr. Uğur Batı
Küratör,

Marka Danışmanı,
İçerik Yönetmeni

Ben Profesör Doktor Uğur Batı. Karar Bilimi Uzmanıyım ve burada sanat, kültür, ikna, idealar ve diğer bazı düşünce patlamaları kaleme alıyorum. O zaman daha sorulurken cevaplanamayan soruların köşesine hoş geldiniz.

Bu yazıyı “inanmak” olgusu üzerine yazacağım ama başka bir perspektiften bakmak istiyorum ve inanç geni geçtiğimiz yıllarda diye tartışılan şeyi sorgulayacağım. Yazı sırasında ünlü aktör Morgan Freeman ile İnancın Hikayesi’ni izliyordum. Oradaki bir replik aklıma takıldı: “Nereden geldik? Cennetten kovulan ve toprağı işlemeye başlayan bir erkek ve kadından mı? Uygarlık kurmaları için gereken mısırı eken kahraman ikizlerden mi? Koca bir topluluğa hayat veren büyük bir nehirden mi?”

Tartışmanın Nedeni

Tartışmaya başlayalım. Time Dergisi Amerikalı biyolog Dean Hamer’ın, “Tanrıya inanç genini buldum” açıklamasını kapak yaptı. Evet, Time dergisinin kapağında keşfedildiği iddia edilen genden söz ediyoruz. İnanç Geni! Gerçi Hamer daha önce de eşcinsellik geni bulduğunu öne sürmüş ancak bunun da daha sonra bir teoriden ileriye gidemediğini hatırlatmak lazım. Hamer 1993 tarihinde X kromozom bölgesinde erkeklerin eşcinsel olmasına neden olan bir genetik bağ bulunduğunu iddia etmişti. Bu, iddiadan öteye gitmemişti!

Neyse… Öncesinde belirtelim, “İnanç geni” ya da bir diğer söyleyişle “Tanrı Geni” sadece bir hipotez. Doğrulanmaya ihtiyaç var ve daha çok yol var. Başlangıçla birlikte Hamer, “İnanç Geni”ni bulduğunu açıkladı. Açıklamasını şöyle detaylandırdı. Hamer’e göre, monoamin enzimleri, insanın bilinç, algılama ve hafıza gibi duyularını yönlendiriyor. Hamer, insandaki 35 bin genden hangisinin “inancı etkilediğini” bulmaya çalıştı. Yıllar süren araştırmanın ardından, “monoamin” enzimlerinin salgılanmasını kontrol eden 9 gen üzerinde yoğunlaştı. Ve Hamer sonuçta “VMAT2”ın Tanrı Geni olduğunu iddia etti. Bu teoriye göre, Tanrı geni (VMAT2), bazıları tarafından “inanç” ile ilişkili duyumları üreten fizyolojik bir düzenlemedir. Tanrı gen hipotezi, davranışsal genetik, nörobiyolojik ve psikolojik çalışmaların bir bileşiminden teşkil. Hipotezin dayanağı ise şöyleydi: Uhreviyat, ruh, insan vb. kavramlar, psikometrik ölçümlerle ölçülebilir; ruhsallığın dayandığı eğilim kısmen miras edilebilir. Epigenetik faktörlerin de içinde olduğu “ruhsallık” gibi olguların kalıtsallığının bir kısmının VMAT2 geni olarak adlandırılan bir gene atfedilebileceğine ilişkin bir hipotez bu. Teze göre bu gen, monoamin seviyelerini değiştirerek etki ediyor, bunun sonucunda ruhsal ve maneviyatı yüksek insanlar doğal seleksiyon tarafından tercih edilir çünkü bu tür insanlarda fiziksel veya psikolojik düzeyde olumlu etkiler üreten doğuştan gelen bir iyimserlik duygusu oluşur.

İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?

Başka Bir Yaklaşımımız Var: “İnanç Geni” mi, “Kişisel ve Evrensel Farkındalık” Geni mi?

Şöyle ki, bilim insanının “İnanç Geni” adını verdiği gen, insanoğluna, asıl ayırt edici özelliği olan “kişisel ve evrensel farkındalık” yeteneği de kazandırıyor. Böylece insanın “evren, sonsuzluk, tanrı” gibi soyut kavramlar üzerinde düşünmesini sağlıyor. Tanrıya İnanç Geni açıklaması, tüm dünyada büyük bir tartışma yarattı. Virginia Üniversitesi’nin psikiyatri uzmanı Lindon Eaves, “Tanrı kavramının beyinde şekillendiği doğru olabilir” açıklamasını yaptı. Eaves, ” Peki neden bu kavram oluşuyor ona bakmak lazım? Yani neden beyinde “inanma” isteğini doğuran kimyasal aktiviteler yaşanıyor? Bence bunun cevabı yine Tanrı’nın gücünde yatıyor” diye konuştu.

Bu hususta, Psikolog Robert Cloninger’in araştırmasına dayanarak, maneviyata yönelik bu eğilim, üç alt kümeden oluşan selransmesans ölçeği ile ölçülmektedir: “selfforgetfulness” (okuma gibi bazı etkinliklerde tamamen emilme eğiliminde olduğu gibi); “Kişilerarası özdeşleşme” (daha büyük bir evrene bağlılık hissi); ve “mistisizm” (ESP gibi kanıtlanmamış olan şeylere inanmaya açıklık) (Bu mistisizmin yanlış bir tanımıdır). Cloninger, birlikte alındığında, bu ölçümlerin birisinin ne kadar manevi hissettiğini ölçmenin (ölçülebilir hale getirmenin) makul bir yolu olduğunu öne sürer. Kendini aşma önleminin Lindon Eaves ve Nicholas Martin tarafından yapılan klasik ikiz çalışmalarla kalıtsal olduğu gösterilmiştir. Bu çalışmaların tercümanları, belirli dini inançların (İsa’ya inanç gibi) genetik bir temeli olmadığını ve bunun yerine taklitle aktarılan kültürel birimler (genetik olmayan araçlar) memler, olduğunu savunmaktadır.

“Bazı bilimadamları genin bulunmasının “Tanrı’nın insan vücuduna nüfuz ettiğini ve gücünü gösterir” savunmasını yaparken, Ataistler, “inanç geni” keşfinin “Tanrı’nın olmadığının” bir kanıtı olduğunu öne sürdü.

İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?

Birkaç Tane İnanç Geni Olabilir mi?

Time Dergisi’nde ‘Tanrı Genlerimizde mi Yaşıyor?’ başlığıyla kapak konusu yapılan İnanç Geni’nin aslında bir değil birkaç tane olabileceği ve bu genin ya da genlerin aslında insanın inançlı olup olmayacağını yüzde 1’den daha fazla etkilemeyeceği bizzat teorinin sahibi Hamer tarafından itiraf edildi. Neyse tartışmayı sonlandıralım. Tanrı, böyle mantıkla ve somut bir şekilde gösterilebilecek bir şey mi bundan emin değilim. İnsan davranışlarını binlerce gen kontrol ederken birinin çıkıp da “ben ‘X’ işine yarayan geni buldum” demeye kalkması çok anlamsız olabilir mi?

Davranış Bilimleri Profesörü Nicholas Epley ve diğer dört akademisyen tarafından 2009 yılında gerçekleştirilen bir dizi deneyde, insanların “Tanrı’nın dileği” olarak gördükleri pek çok şeyi değerlendirmeleri istenmiştir. Çok sayıda kavram hakkında sorgulama yaptırılmıştır. Bunlar arasında, eşcinsel evliliği, kürtaj, idam cezası gibi konular yer almaktadır. Deneyler sonunda insanların yanıtlarında, ahlaki açıdan olumlu buldukları görüşleri “Tanrının dileği” olarak yorumladıkları gözlemlenmiştir.

Deney bulgularını yorumlayanlar, kendileri için ahlaki ve olumlu olarak gördükleri şeyleri Tanrının da isteği olarak nitelendiren insanların aslında kendilerini merkeze alarak düşündükleri ve kendi düşüncelerini doğru gördükleri için her zaman doğruları bilen ve asla yanılmayan Tanrı’ya da aynı “doğru” düşünceyi atfettiklerini dile getirmişlerdir. Yani deney sonucuna göre insanlar, şu şekilde özetlenebilecek bir mantık dizisi ekseninde düşünüyorlar: (1) İdam cezası doğru/yanlış, (2) Tanrı yanlış düşünmez, o halde (3) Tanrı da idam cezasının doğru/yanlış olduğunu düşünüyor. Bu gerçekten ilginç!

İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?

Peki Bir Başka Bakış Açısı Sunalım: Daha Fazla İnanç, Daha Fazla Mutluluk mu?

İngiliz Daily Mail’ın haberine göre, kiliseye giden dindar kişiler ateistlere göre daha mutlu bir hayat sürüyor. Dinin aynı zamanda bir sigorta poliçesi olarak da görüldüğünü açıklayan bilim insanlarının çalışması, Royal Economic Society’s Conference’da anlatıldı. Avrupa çapında yapılan araştırmada, kiliseye giden vatandaşların hayatlarında daha mutlu, politik konulara bakış açısının daha akılcı olduğu ortaya çıktı. Dini, bir güvence olarak görmenin yeni bir şey olmadığını belirten araştırmacılar, bu hissin insanın kendi hayat tarzına göre değiştiğini savunuyor.

Bu konuyu ABD’de New Scientist’de yayımlanan bir araştırma ile bağlayacağız. Ve soracağız: ‘Din, beyinde bir Tanrı geni olması nedeniyle mi bir ihtiyaç?‘ New Scientist’deki araştırma, beynin metafizik inançlara olan yönelimini ortaya koydu. Araştırma, daha doğumdan itibaren beden ile zihni birbirinden ayırıyordu ve önemli bir tespit yapıyordu: İnsan beyni “Tanrı”ya inanmak için programlanmış.

Yakın zamanda bu araştırmalara eklenen yeni bir boyut da oldu. Bilim insanları, beynin dini inancı kontrol eden kısımlarının yerini saptadıkları iddiasıyla ortaya çıktılar. Bu bir nevi Tanrı parçacığına ulaşmak gibiydi. Aslında tam anlamda bilim adamları insan zihnindeki Tanrı noktasına ulaştılar. Gerek hayatta kalma refleksi olsun gerekse kendi varlığını ifade etme şansı olsun, beyinde bunun temsili olduğunu düşünen araştırmacılar, dini inancı kontrol ettiği düşünülen nöral “Tanrı noktası”nın bir değil, birkaç alanı olduğuna inanıyorlar.

İnanç Geni Diye Bir Şey Olabilir mi?

Bitirirken Tartışalım;

Neyse… Öncesinde de belirtmiştik, “İnanç geni” ya da bir diğer söyleyişle “Tanrı Geni” sadece bir hipotez. Doğrulanmaya ihtiyaç var ve daha çok yol var. Mesela İnanç Geni’ni bulduğunu iddia eden ABD’li bilim adamı Dean Hamer, Scientific Dergisi’nde okuyucu sorularına verdiği cevaplarla kendini yalanlamıştı. Öyle ki, Hamer, İnanç Geni’nin yüzde 1’den daha fazla etkili olamayacağını söylemişti. Uzmanlardan da tepki gecikmemişti. Teoloji uzmanı Neil Gillman: “Tanrı, böyle mantıkla ve somut bir şekilde gösterilebilecek bir şey değildir” diyerek görüşlerini ifade ediyordu. Newcastle Üniversitesi İnsan Geni Araştırmaları Merkezi’nden John Burn ise: “İnsan davranışlarını binlerce gen kontrol ediyor. Birinin çıkıp da ben ‘X’ işine yarayan geni buldum demeye kalkması çok anlamsız” olarak görüşlerini dile getiriyordu.

Gerçekten ben de, Hamer’ın iddia ettiği gibi insan davranışlarının bazı genler tarafından yönlendirildiğini ispatlayacak delil olmadığını savunuyorum, tüm araştırmalara ve meta analizlere bakıldığında. Dini inanç ve davranış, hayvana eşdeğer kabul edilmeyen ve tüm kültürlerde bulunan insan hayatı için ayırıcı bir özelliktir. Sonuçlarımız, dinî inancın belirli bileşenlerine iyi bilinen beyin ağları tarafından aracılık edildiğini ispat etmede mükemmel ve evrimsel uyabilen kavramsal fonksiyonlar içerisindeki temel dini inancın günümüze ait psikolojik teorilerini desteklemektedir. Buna rağmen bilimin geldiği noktada beynimizde tek başına bir Tanrı noktası bulunmuyor. Bu tip bir faaliyet sırasında, duygulanma, benlik bilinci veya vücudu boşlukta betimleme gibi değişik fonksiyonlarla birlikte tüm beyin çapında karmaşık bir hareket söz konusudur. Diğer taraftan Tanrı veya inanmak ile birlikte bir mutluluk ve barış duygusu hissettiğimiz kesin! Bu nedenle, inanmak, insanlara bütün ihtiyaçları karşılanma ve bütün evrenle bütünleşme hissiyatı veriyor gibi. Bu da onun gücü.

Doğrusu güzel konuydu. Neyse. Bitiriyorum. Bitiyorum! Ve hepinize şöyle sesleniyorum: Biz size düşünmeyin demiyoruz, hobi olarak yine düşünün. Ve büyük düşünün ki seneye de düşünürsünüz!

Uğur Batı
Uğur Batı Tüm Yazıları