preloader

Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”

27.05.2022
Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”

Yazı Boyutu:

aaa

Modern Türk resminde iz bırakan birçok usta sanatçı “Le Voyage” sergisinde buluştu. Baudelaire’in şiirini başlığına taşıyan serginin danışmanı Serap Atala ile projenin ortaya çıkarılış hikâyesini konuştuk.

Yolculuk teması pek çok yazarın, sanatçının üretiminde önemli bir esin kaynağı olarak karşımıza çıkan bir unsur. Sanat tarihi boyunca resimden edebiyata, sinemadan çağdaş sanata kadar birçok farklı disiplinlerde kendine yer bulan bu kavram Decollage Art Space’in yeni sergisine ilham verdi. Bünyesinde resim, heykel, seramik, cam atölye çalışmaları yapılabilen ve sanatsal performanslar için donanıma sahip olan mekânın ikinci sergisi olan “Le Voyage” Türk resim sanatının ustaları sayılabilecek; Selim Turan, Adnan Varınca, Avni Arbaş, Nejad Melih Devrim, Mübin Orhon, Burhan Uygur, Süleyman Saim Tekcan, Mustafa Pilevneli, İbrahim Örs, Fevzi Karakoç, Haşim Nur Gürel, Dilek Işıksel, Resul Aytemür, Mahmut Karatoprak, Kemal Önsoy, Mahir Güven, Bubi, Gülten İmamoğlu, Mehmet Güler, Atilla Atala ve Meliha Sözeri gibi isimleri bir araya getiriyor.

Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”
Adnan Varınca, Natürmort, tuval üzeri yağlıboya, 56.5×48 cm

Serginin de odağını oluşturan tema, sanatçıların yolculuk kavramına kendi perspektiflerinden bakışlarını izleyicilerle buluşturuyor. Doğa tasvirleri, natürmortlar, at figürleri, peyzajlar, günlük yaşamdan sahneler ve portrelerin konu olduğu resimlerin yanı sıra heykellerin de yer aldığı sergi, sanatseverleri bir yolculuğa davet ediyor.

19’uncu yüzyılın önemli Fransız şairlerinden, modernist estetiğin habercisi Charles Baudelaire’in aynı isimli şiirinden ilham alan “Le Voyage” başlıklı sergi 11 Mayıs-30 Haziran tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

“Bir yolculuk yapalım, buharsız ve yelkensiz! Bu sıkıcı zindanı biraz ışıtmak için / Ufkun çerçevesine tuval gibi gerilmiş zihnimize, ne görüp geçirdiniz resmedin / Deyin, neler gördünüz?” dizeleriyle hayat bulan serginin danışmanı Serap Atala ile hem Türk resminin ustalarını bir araya getirdiği çalışmasını hem de sergiye ilhamını veren detayları masaya yatırdık.

Serginin hikâyesini biraz anlatır mısınız, bu sergi nasıl oluşturuldu ve hazırlık sürecini nasıl geçirdiniz?

Decollage Art Space yeni kuruldu. İlk sergileri genç sanatçılarla güncel işleri kapsayan bir sergiydi. Benim ikinci sergideki amacım daha klasik ve sanat tarihine geçmiş ve yeni jenerasyona referans olmuş sanatçılarla çalışmaktı. 1940’lı yıllardan 2022 yılına kadar yapılan resimler var bu sergide. Baudelaire’in şiirinden yola çıkarak “Le Voyage” diye başladık. Ben karma sergiler için isim ararken sanatçılar arasında bir bağ olsun istiyorum. Kuşkusuz sanat tarihindeki sanatçıların hepsi birbirinden etkileniyor. Decollage zaten ‘yükseliş’ anlamını kapsayan bir söz. Bu yeni bir kuruluş olduğu için bir süreç ve bunu da bir yolculuk diye düşündüm. Serginin adını onun için “Le Voyage” koyduk.

Sanatçıları seçerken hangi kriterleri göz önünde bulundurdunuz? Özellikle vurgulamayı istediğiniz bir evre ya da Paris ekolü gibi unsurlar ne derece etkili oldu?

Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”
Mahmut  Karatoprak, Portre, ahşap üzeri akrilik, 82.5×60 cm

Paris ekolü sanatçıları, beni hep etkilemiştir. Zaten sanat tarihini de hep etkiledi. Bütün yaptığım karmalarda Paris kuşağı olsun istiyorum. Hem resimlerini çok seviyorum hem de etkilerinin büyük olduğunu düşünüyorum. Bir de yaşayan sanatçılar var. Onlar da sanat ortamında sözü olan, var olan ve üretmeye devam eden sanatçılar. Bedri Rahmi atölyesi ve Neşet Günal atölyesi mezunları var. Bedri Rahmi Eyüboğlu, hoca olarak üretken öğrenciler yetiştirmiş ve ressam olmalarını teşvik etmiş. Öğrencileri olan Mustafa Pilevneli, Dilek Işıksel, İbrahim Örs gibi sanatçılar belli bir yaşa gelmiş olsalar bile aktif olarak halen üretmeye devam ediyorlar.

Bir yandan o gelenek var bir yandan da o geleneğin takipçileri var bu temada öyle mi?

Kesinlikle öyle. Bu sergiye bakılınca geçmişte neler yapılmış ve halen neler yapılıyor diye görülsün ve belli bir performansın üstündeki işler olsun istedim. Sanatçıların bütün işleri aynı performansta olmuyor ona da dikkat ettim açıkçası. Sanat dünyasındaki sahte ve kopya işler o kadar yaygın ki biz burada sergilediğimiz işlerin hep arkasında duruyoruz. Ben kendi gözümle internet ortamında sahte Mübin Orhon gördüm mesela. Bir resim alıyorsunuz, sergiliyorsunuz ve satıyorsunuz. Bunun arkasında durmak zorundasınız.

{88334}

Buradaki eserler özel koleksiyondan çoğunlukla değil mi?

Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”
Dilek Işıksel, Galata Gece, 2006, tual üzeri yağlıboya, 105×55 cm

Evet, Decollege Art’ın kendi koleksiyonu da var, Paris’te yaşayan bir koleksiyonerden ve özel koleksiyonerlerden aldığım eserler de var, bir de sanatçılardan aldığım işler var.

Decollege’ın daha önceki sergisi de karma bir sergiydi, yine bir karma sergiyle geldiniz. Özellikle mi birçok sanatçıyı bir arada buluşturmak istiyorsunuz? Decollege’ın böyle bir misyonu mu var?

Böyle bir misyon belirlenmedi aslında. Tabii kişisel sergiler de olacak. Fakat hep belli bir düzeyin üstündeki sanatçılara yer vermek istiyoruz. Düzey anlamında küçümsemek maksadıyla söylemiyorum. Figüratif yapanlar soyutu, soyut yapanlar figüratifi küçümsüyor, gençler belli bir yaştakilere dinozor diyor. Oradaki asıl amacımız iyi resim ve kötü resim arasındaki farkı koyabilmek.

“Bu sergide sanat tarihine bir referans var”

Sergide bir yolculuk teması işleniyor. İçeriğe katkı sunan bütün eserler bu temayı destekler nitelikte mi yoksa birbirinden bağımsız başka şeyler de var mı?

Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”
Resul Aytemür, Beşiktaş Balık Pazarı/Peynirci 2013, tuval üzeri yağlıboya, 130×160 cm

Tabii bunlar ayrı dönemlerde yapılmış eserler. Bir konsept belirliyoruz ama küratörlük anlamında katkıda bulunduğumuz bir iş değil bu. Zaten onun için ‘sergi danışmanı’ unvanı olarak yazılmayı rica ettim. Bu sergiyi ben çok kısa bir sürede organize ettim. Bence şöyle bir bağları var; sanat tarihinde birbirinden etkilenmemeleri mümkün değil bu yolculuk öyle bir yolculuk zaten. Bu sergide sanat tarihine bir referans var. Nejat Devrim mesela Bizans mozaiklerinden etkileniyor. Selim Turan, Léopold Lévy’den etkilenmiş. Paris ekolü sanatçılarının birbirini beslemesi çok olağan bir şey. Mübin Orhon iktisat doktorası yapmak için Paris’e gidiyor ve desen dersleri alarak başlıyor. Orada Avni Arbaş, Abidin Dino, Albert Bitran, hepsi bir arada. Bu sanatçı ortamları sanatçıyı çok etkiliyor. Zaten hepsinin içinde var olan en belirgin şey sanat coşkusu. Bu birikimlerle beraber de tekrar ortaya büyük eserler çıkıyor.

“Ressamlarda birikim olmazsa resmin kendisi de zayıf olur”

{774001}

Charles Baudelaire’in bir şiirinden bir alıntı sergiye başlığını veriyor. Şiirle resim sanatı arasında nasıl bir yakınlık var sizce?

Ben kendim de ressamım. Kendi resimlerimi yaparken edebiyattan çok etkileniyorum. Bence birçok sanatçı edebiyattan çok etkileniyor. Şiirde de bir ritim, duygu ve müzik var. Bunu sanatçı duyarlılığı olan insanlar çok iyi hissediyorlar ve o yaptıkları resme yansıyor. Ben de iyi şairlerden bir şiir okuduğum zaman hemen gözümde bir resim canlanıyor. Nilgün Marmara mesela, onun her sözünden bir resim yapılabilir. Baudelaire’in “Le Voyage” uzun bir şiiri. Şairler bence ressamları çok etkiliyor. Edebiyatla ilgili birikimi olan sanatçılar çok etkileniyor. Ressamlarda o birikim olmazsa, resmin kendisi de zayıf oluyor. Donanımlı olması lazım sanatçının. Resim yapan kişinin edebiyatla da, heykelle de, müzikle de ilgilenmesi lazım. Hepsi birbirini çok besleyen şeyler.

“Le Voyage” kelimesi deniz yolculuğu anlamı da taşıyor. Resimlerde hem bir doğa yolculuğu hem bir kent yolculuğu var. Bu ikisi arasındaki ayrımı nasıl özetlersiniz?

Resmin Büyük Ustaları Bu Sergide; “Le Voyage”
Fevzi Karakoç, Açık Gökyüzü, 2021, tuval üzeri yağlıboya, 100×70 cm

Yolculuğa bir bütün olarak baktım ve öyle ele aldık. Bu sanatçıların çoğu çok yolculuk yapmış ve Anadolu’yu da gezmiş insanlar. Hasan Ali Yücel zamanında yurt gezileri yapıldı mesela onların birçoğuna gitmiş bu sanatçılar. Bubi (David Hoyan) antropoloji okumuş örneğin ve bunu o kadar içselleştirmiş ki resimlerinde çevreye duyarlı bir yaklaşımı var. Hepsinin yolculuğu farklı aslında ama bir yerlerde buluşuyorlar. Genel başlık olarak bunun seçilmesi kapsayıcı bir şemsiye olarak düşünüldü.

Decollage’dan gelecek dönem neler izleyeceğiz, buranın yolculuğu nasıl devam edecek?

Uzun yıllar sanat galerisi yöneticiliği yaptım. Decollage çok yeni bir oluşum ve çok heyecanlandırıyor beni. Decollage’ın yolculuğunda var olmayı istiyorum. Burada seçkilerin çok özel olmasını ve karakteristik bir yapıda olmasını istiyorum. Burada tamamen manevi bir doyumla ilgili bir bağ var. Galeriler ve sanatçıların sadece resim satmak ve resim sergilemek olmadığını ve amaçlarının paylaşmak, insanlara yeni bir vizyon getirmek ve geliştirmek olduğuna inananlardanım.