preloader

Fotoğrafçılığa Adanmış Bir Hayat: Mehmet Turgut

28.10.2022
Fotoğrafçılığa Adanmış Bir Hayat: Mehmet Turgut

Yazı Boyutu:

aaa

Fotoğrafçılık alanında dünya çapında bir kariyere ulaşan Mehmet Turgut ile mesleki hayatının 25 .yılını doldurduğu bu günlerde deneyimlerinden, anılarına kadar birçok konuyu konuştuk.  

Fotoğrafçılığa Adanmış Bir Hayat: Mehmet Turgut
Mehmet Turgut

Mehmet Turgut fotoğrafçılık alanında hem uluslararası düzeyde hem de Türkiye’de kendini ispat etmiş ve fotoğrafçılık denilince akla ilk gelen isimlerden. Başarılı fotoğraf sanatçısı yerli-yabancı dünyaca ünlü birçok ismin akılda kalan fotoğraflarını çekmesiyle hafızalarda yer etti.

Dedesi Mehmet Turgut’un hem adını taşıyan hem de mesleğini edinen Turgut; teorik fotoğrafçılık, baskı teknikleri, boyama, kara kalem ve fotoğraf işleme üzerine çalışmalar yaptı. İlerleyen zamanda kendini kurgusal fotoğraflar çekmeye ve fotoğraf sanatına adadı. Photographic Society of America ve Austria Super Circuit başta olmak üzere yurt içi ve yurt dışında sayısız ödül kazandı.

Mehmet Turgut, dededen babaya, babadan oğula geçen üç kuşaklık fotoğrafçılık yolculuğunun 25. yılını ustalara saygılarını sunarak kutluyor. “Ustalar” sergisi oyuncu, akademisyen, ressam, müzisyen, gazeteci, fotoğrafçı, yazar ve edebiyatçının fotoğraflarından oluşuyor.“Ustalar” sergisindeki fotoğrafların edisyon baskılarının satışlarından elde edilecek gelirle ve Türk Eğitim Vakfı (TEV) bünyesinde açılan “Yarının Ustaları” başlıklı burs fonuna yapılacak bağışlarla, güzel sanatlar ve gastronomiyle ilgili bölümlerde okuyan gençlerin eğitimine destek sağlanacak.

Ustalar sergisi vesilesiyle meslek hayatında 25 yılı dolduran Mehmet Turgut’la kariyerinin gelişiminden, fotoğraf sanatçılığındaki deneyimlerine ve hatıralarına kadar birçok konuyu konuştuk.

Ustalar sergisi 25 yıllık kariyerinizin özeti gibi olmasının yanı sıra Türkiye’nin yakın tarihine bir tanıklık neredeyse. Kendi jenerasyonunuzda hiçbir fotoğrafçının erişemediği bir imkân olarak düşünürsek kendinizi bu yönde çok şanslı hissediyor musunuz?

25 yıldır fotoğraf sanatıyla ilgileniyorum ama ben fotoğraftan 30 yıldır para kazanıyorum çünkü fotoğrafçılık benim ata mesleğim. Tabii ki bu yakın tarihe tanıklık etme meselesini kabul ediyorum ama orada enteresan olan bir şey var. Ben İstanbul’a 2007 senesinde geldim ve fark ettim ki çok fazla değerli isim var ve fotoğrafçılar bunların peşine düşmemişler. Bir fotoğrafçı için en önemli şeylerden biri arşivdir. Bunun peşine düşen en önemli örneklerden biri Ara Güler’dir. Ara Güler kendi dönemindeki birçok yerli ve yabancı önemli isimle çekimler yapmış. Ara Güler’in çektiği portreler zaman içinde çok değerlenmiş. Bu benim için işin başlangıcında çok örnek teşkil eden bir karakter oldu. İçinde bulunduğum topluluklar bu isimlerin de olduğu işlerdi.

Şansınız bu isimlere sizden önce gidilmemiş olması diyebilir miyiz yani…

İlla ki bu insanların fotoğrafları çekildi ama bir fotoğrafçı tarafından çekilmemiş. Ara Güler haricinde tabii. Hatta Ara Güler’le çakıştığımız isimler de oldu. Yaşar Kemal ve Ergin İnan gibi mesela.

Ara Güler’le sizin aranızda bunu yapan ikinci bir isim yok mu?

Yok, çünkü o ara dönemde genelde fotoğrafçılar para kazanmak üzerine yoğunlaşmışlar. Akım olarak ise daha çok moda fotoğrafına bir eğilim var.

Fotoğrafçılığa Adanmış Bir Hayat: Mehmet Turgut

İki yabancı arasındaki duvarı kaldırınca fotoğraf çekerken tabiri caizse görünmez oluyorum”

Fotoğraf çekmeyi bir sanat haline getiren sizce hangi unsurlar var? Bir Mehmet Turgut fotoğrafını özel kılan sizce ne? Prodüksiyon mu, yarattığınız atmosfer mi yoksa başka bir takım unsurlar mı, nasıl tanımlarsınız?

Ustalar sergisi özelinde konuşursak çok öyle dev prodüksiyonlu fotoğraflar değil bunlar. Genelde düz bir fon önünde çekilen fotoğraflar. Fotoğraflara baktığım zaman ben de anlıyorum ki; insanlar fotoğraf makinesine değil de birine bakıyormuş gibi bakıyorlar. Ben, iki yabancının arasında kurduğu duvarı ve aramızdaki fotoğraf makinesini kaldırmayı başarmışım.

Bununla ilgili bir sırrınız var mı?

Sır aslında şu; sizi belirleyen her şey. Sizin nasıl bir insan olduğunuz, onlara nasıl hitap ettiğiniz, o fotoğrafı çekme noktasına gelene kadar nereden geldiğiniz, neden o fotoğrafı çektiğiniz ve karşıdaki insanı nasıl rahatlattığınız gibi bir sürü şey sayabilirim. Bunlar beni hayatta belirleyen şeyler. Bunlar beni fotoğraf çekerken tabiri caizse görünmez kılıyor. Ben birisiyle çalıştığım zaman onlar benim kim olduğuma kapılmıyorlar. Acaba benden nasıl bir fotoğraf çıkaracak diye soru işaretleri ilk başta her insanda oluyor. Fakat beraber vakit geçirmeye başlayıp fotoğraf çekmeye başladığımız zaman onlara ben bunu unutturuyorum.

Fotoğraf çekmeniz aynı zamanda bir hikâye üretiyor değil mi?

Fotoğraf çekmeniz bir event aslında. Çekeceğiniz kişinin mekâna gelmesi, konuşmanız, beraber içtiğiniz şeyler ve karakteriniz tamamen yansıyor. Bir çoğuyla fotoğraf sayesinde tanıştım. Fakat öncesinde hikâyem olan insanlar da var. Aydın Boysan, Mustafa Alabora, Müjdat Gezen, Haldun Dormen, Halil Ergün, Seyyal Taner gibi. Bunların dışında da fotoğraf çektikten sonra da hayatında kaldığım insanlar oldu. İlber Ortaylı, Cem Yılmaz, MFÖ, Erkin Koray gibi.

“Fotoğrafın icadıyla yeteneksiz ressamlar derdini fotoğrafla anlatmaya başlamış”

Üç kuşaktır fotoğrafçı olan bir aileden geliyorsunuz. Eğer aileden böyle bir şey olmasaydı mesleki olarak başka bir alana savrulur muydunuz yoksa yine fotoğrafçı olurdum diyor musunuz?

Ben çocukluk yıllarımda resme çok meraklıydım. Sürekli bir şeyler çiziyordum kendi karakterlerimi yaratıyordum. Sonra bunu biraz daha geliştirmeye başladım. Ankara’da Resim Heykel Müzesi’nin altında çok eski bir resim atölyesi vardı. Bir dönem oraya gidip gelmeye başladım. Fotoğrafın icadıyla yeteneksiz ressamlar derdini fotoğrafla anlatmaya başlamış. Ben de resimle derdimi tam anlatamadığım için, elimde de böyle bir imkân varken derdimi fotoğrafla anlatmaya başladım. Resimde ilerleyebilseydim asla fotoğrafla devam etmezdim. Eliyle bir şey yapabilen biri fotoğraf makinesini eline almaz.

Sizin de fotoğrafla resim yaptınız gibi oldu mu peki, gelişen teknolojiyle baraber…

O yüzden ben fotoğrafta resimselliğe çok önem verdim zaten. Benim fotoğraflarımın bir resim bir tablo gibi görünmesini istedim.

Jan Saudek gibi diyebilir miyiz…

Aslında tam Jan Saudek gibi de değil tam olarak. Jan Saudek’in fotoğrafları tamamen fotoğraf aslında tablo gibi değil. Dedemin ve babamın yaptığı kuru pastelle renklendirme tekniğini kullanarak yüksek kalite fotoğrafları boyuyor. Bunu Türkiye’de ilk yapan kişi dedemdir benim. O bir teknik sonuçta. Ben fotoğrafta daha resim gibi görünmesi için bayağı bir çaba sarf ettim. Çok fazla dönem ressamının ışığını inceledim. Caravaggio, Modigliani gibi ressamların ışığı nasıl kullandıklarına baktım ve onları taklit ettim aslında. Bir noktada yakalamaya başladım ve hala yolculuğum bitmedi.

“İyi fotoğraf çekmek kişiyi iyi fotoğrafçı yapmıyor”

Sosyal medya kullanımının artmasıyla birlikte herkesin kendi çapında bir “fotoğrafçı” olması, fotoğrafçılığın değerini sizce nasıl etkiledi?

Bu durum fotoğrafçılığın kalitesini aşırı derece arttırdı bence. Çünkü içerik arttı ve hızlandık. Normalde yurt dışına çıktığımız zaman internet olmadığı için fotoğrafla ilgili kitaplar almak zorundaydık. Çok pahalı ve büyük kitaplardı onlar. Onun için özellikle para biriktirirdik. Çünkü bir fotoğrafçının gelişmesi için daha çok fotoğraf görmesi lazım. İnternet geldiği anda ekranda bütün kitaplar belirdi. Her fotoğrafçının tarihine ve neyi nasıl yaptığına ulaşma hızlandı. Bence faydalı oldu bu durum.

Herkesin Influencer ya da Instagramer olma hadidesi fotoğrafçılığın işlevi açısından nasıl bir etkiye yol açtı?

Onlar dediğiniz gibi Influencer ya da Instagramer oluyorlar, fotoğrafçı olmuyorlar ki. İyi fotoğraf çekmek kişiyi iyi fotoğrafçı yapmıyor. Onun altında fikir yoksa, felsefesi yoksa, çektiğin kişinin özellikleri gibi birçok aktör yoksa bunu iyi yapabilme olasılığın yok. Ben bile Yaşar Kemal’in fotoğrafını çekmek için çok çaba sarf ettim. “X” birisi ben senin fotoğrafını çekeceğim dese çektirir miydi Yaşar Kemal? Böyle şeyler var hayatta.

Fotoğrafı çekmekten çok fotoğraf üzerine oynanan müdahaleler de konuşuluyor. Bununla ilgili size yönelik bir eleştiri alıyor musunuz?

İlk zamanlarda evet. İnsanlar eleştirecek bir şey bulamadığı zaman oradan sizi eleştirirler. Bazı fotoğraf vardır çok photoshop ister, bazısı vardır hiç istemez. Photoshop’un ilk çıktığı dönemdeki yaptıklarınızla şimdiki arasında dağlar kadar fark var. Şu an çok az çok minimal photoshop’lar yapıyoruz. İlk çıktığında her şeyi yapmak istiyorduk. Onun için renkler, kontrastlar, bölgeler çok abartılıydı. Zamanla sadece bende değil tüm dünyada az müdahaleyle iyi fotoğraf nasıl elde edilir düşüncesine dönüldü. Herkes anlaştı da böyle yaptı değil, kendiliğinden böyle bir şey oldu.

Fotoğrafçılığa Adanmış Bir Hayat: Mehmet Turgut

En unutamadığınız anı hangisi?

Ozzy Osbourne ile çektiğim bir albüm kapağı var. Adam en son doğum gününde pastasının üzerine bastırmış mesela. Bu mesela dünya rock tarihine geçmek adına benim için değerli bir anekdot. Onun dışında Yaşar Kemal, Ara Güler, İlber Ortaylı, Erkin Koray, Yıldız Kenter bunları yaşarken yakalamak ve fotoğraflarını çekmek benim için değerli. Bunu dışında tatlı bir anektod olarak anlatabileceğim; Beyoğlu’ndaki stüdyomda sokağa bakan balkonum vardı. Uzaktan pembe ipek bir gecelikle birisinin kahvaltı ettiğini gördüm. Bir baktım Seyfi Dursunoğlu. O gün onunla çekimimiz vardı. “Mehmetciğim nerede kaldın, kahvaltıya geç kaldın” dedi. Ben de onunla oturup güzel bir sohbet ettim. İnsanların bana geldikleri zaman rahat olma hadisesi çok mühim. Onunla o duvarı kendiliğinden kaldırmış olduk. Orada bir gerginlik yok çünkü.

Fotoğrafını en çok çekmek isteyeceğiniz kişi kim peki?

Leonard Cohen vardı. Onun peşine çok düştüm. Kızına kadar ulaştık fakat çekemeden vefat etti. Onu çok isterdim. Bir de Metallica’yı ikinci İstanbul konserlerinde çekecektik. Stüdyo kurmuştuk. O gün onların bir gecikmeleri yüzünden çekemedik. Sahnede çektim ama karşıma stüdyoda alıp çekemedim. Çekemediğim rock starları için Los Angeles’a gidip 1 ay falan kalmayı düşünüyorum.

Uluslararası düzeyde isminiz tanınır oldu mu?

NFT’lere ilk girdiğimde Ozzy Osbourne’nun ve Alice Cooper’ın iki karesini videolaştırdım. Dört tane iş hazırladım. Platformlarda bu fotoğrafları çok iyi biliyoruz bunları sen mi çektin dediler. Emma Shapplin, Lara Fabian gibi birçok ünlü çektim. Fotoğrafları biliyorlardı ama beni bilmiyorlardı. Bu NFT meselesi global düzeyde benim açılmama sebebiyet verdi.

Sinema dünyasında bulunmayı hiç istediniz mi peki?

Hiç istemedim. Teklifler çok geldi ama benim fotoğrafla ilgili çok derdim var. Kendime rol model olarak aldığım iki insan varsa biri babamdır, biri Ara Güler’dir. İkisi de hiç bulaşmamış. Sinemaya girişsem 45 yaşındayım bir bu kadar daha vakit harcamam gerekir. Böyle bir hayalim hiç olmadı.

Gelişen teknolojiyle de birlikte bu işlere yeni başlayacak gençlere neler söylemek istersiniz?

Biri fotoğraf mı çekmek istiyor, tüm derdi fotoğraf olmalı. Ben başka bir meslek yapıyım aynı zamanda fotoğrafçılık da yapayım gibi bir şey söz konusu değil. Takıntı meselesi çünkü bu. Kafayı tek bir şeye takma meselesi. Fotoğraf çekmek gözle büyütüldüğü kadar büyük bir şey değil. Fotoğraf makinesi içinde kullanma kılavuzu olan bir alet. Elektrik süpürgesi gibi. Öğretilebilen bir şey. Fotoğrafçılığına yetecek kadar fizik, kimya, matematik biliyorsan bunu yapabilirsin.