preloader

Radikal Deneyimlerin Işığında Performans Sanatı

14.12.2022
Radikal Deneyimlerin Işığında Performans Sanatı

Yazı Boyutu:

aaa

Ata Doğruel’in 40 gün boyunca karanlık bir odada gerçekleştirdiği “Işık Kaynağı” performansının etkileriyle beraber Türkiye’de performans sanatının çerçevesini Performistanbul kurucu direktörü Simge Burhanoğlu ile konuştuk.

Performans sanatı Türkiye’de etki yaratan örnekleriyle birlikte ortaya iddialı sunumlar çıkarmaya devam ediyor. Performans sanatçılarını tek çatı altında birleştirmek amacıyla 2016 yılında kurulmuş uluslararası bir performans sanatı platformu olan Performistanbul bu yönüyle Türkiye’de bu disiplinin ciddi örneklerini ortaya koyuyor. Bunun son örneği olarak performans sanatçısı Ata Doğruel’in “Işık Kaynağı” adlı performansı Eskişehir’deki OMM (Odunpazarı Modern Müze)’de 40 gün boyunca kesintisiz bir şekilde karanlık bir odada kalmasını içeriyor. Performistanbul iş birliğiyle, Simge Burhanoğlu küratörlüğünde gerçekleşen performansta sanatçı, 40 gün/960 saat boyunca karanlık bir odada yaşayacak ve ışığa yalnızca ziyaretçiler mum getirdiğinde erişebilecek. TEPTA sponsorluğunda gerçekleşen “Işık Kaynağı” 7 Kasım – 17 Aralık 2022 tarihleri arasında OMM’da ziyaretçilerle buluşuyor. Performans, Türkiye’de bir müzenin ev sahipliği yaptığı ilk en uzun süreli ve kesintisiz performans olması özelliğiyle de dikkatleri üzerine çekiyor.

“İnsan insanın ışığıdır” fikrinden ortaya çıkan “Işık Kaynağı” insanların birbirlerine duydukları ihtiyaca dair performatif bir yorum sunuyor. Hayatın gerçekliği ile sanatın sınırlarının kesiştiği 40 günlük süreçte Doğruel, toplumsal yaşam ve sosyal ilişkilerin yanı sıra bedensel, ruhsal ve zihinsel sınırlar ve değişimler üzerine gözlem yapma fırsatı sunarken, sanatçı/seyirci ayrımının belirsizleştiği bir ortamda katılımcıları da bu sürece dahil ediyor.

Canlı sanat üzerine temel kaynakları barındırarak performans sanatının gelişimine önemli bir katkı sağlamak amacıyla ortaya örnekler koyan Performistanbul’un kurucu direktörü Simge Burhanoğlu ile Ata Doğruel’in son performansını merkeze alarak hem “40” projesini hem “Işık Kaynağı” performansını hem de performans sanatının Türkiye’deki gelişimini konuştuk.

“Işık Kaynağı” performansı nasıl başladı ve nasıl şekillendi?

2018 yılında Ata Doğruel, “Tevazu” adında 28 gün aralıksız bir performans yapmıştı. OMM’daki sergiler sorumlusu Zeynep Birce, İdil Tabanca ile beraber Ata’nın performansına katıldı ve çok etkilendiler. 2018’de bizim onunla diyaloğumuz başladı. Henüz OMM inşaat sürecindeyden 2019 yılında bu performans konuşulmaya başlandı. Ata; 40 yaşına kadar sadece 40 günlük performanslar yapmaya karar verdiğini söyledi. Uzun süreli performansları bir sisteme oturtmak ve performans sanatı tarihindeki dönüşüme de dikkat çekmek için 40 sayısını ele aldı.

Bu uzunlukta bir performans ilk kez mi oluyor?

Bu hem Ata’nın performans sergilediği hem benim küratörlüğünü yaptığım hem de bir müzenin dünyada açık tuttuğu en uzun süreli performans. Ata, 40 sayısının tüm coğrafyalardaki kadim tarihine vurgu yaparak 40 yaşına kadar yani 2019’da başlayıp 2031’de bitirmek üzere sadece 40 günlük performanslar yapacak. Işık Kaynağı fikri ise şöyle ortaya çıktı; Ata üniversiteyi bitirdikten sonra İstanbul’da kalacak imkân bulamayınca Ankara’ya ailesin yanına dönüyor. Fakat tüm sosyal hayatı İstanbul’da kalıyor. Öyle olunca Ankara’daki odasında pandemiden önce zaten bir izolasyona giriyor. Tüm zamanını odasında yalnız geçiriyor ve karanlığa kalıyor. O zaman “Ben şunu anladım ki; kesinlikle insan insanın ışığı” diyor. Karanlığın esasını o odada yaşadığını söylüyor. Bunu nasıl bir işe dönüştürebileceğini düşünüyor ve o zaman ben 40 gün bir karanlık odada kalayım fikri doğuyor. İnsanların aslında birbirleri için ne kadar önemli olduklarını, birbirlerini aydınlattıklarını ve ihtiyacı olduklarını anlatan bir iş yapmak istiyor. Bütün ışık kaynaklarını eleyerek zifiri karanlık bir odada sadece insanlar mumuyla geldiğinde beni aydınlatabilsinler ve onu da müzeden ya da organizasyonu yapan kişiden biri sağlamasın düşüncesi doğuyor. Performans oraya gelip insanların Ata’nın notunu okumasıyla başlıyor ve mumu insanların kendilerinin temin etmesi isteniyor. İnsanlar evinden getirebilir ya da civardan alabilir bu mumu. Yani aslında birinin ışığı olabilmesi için bir efor sarf etmesi isteniyor. Orada aslında bir risk de var; her gelen mumuyla gelmiyor. Ata’nın vurguladığı şu; sen benimle karanlığı da paylaşabilirsin. Yeter ki karanlıktaki bir insan için oraya gelmiş ol. Kendi bedenin de aslında bana aydınlık. Tabii 40 gün boyunca ihtiyaçlarını giderebilmesi, bir şeyler yazabilmesi için aydınlığa ihtiyacı var. Gözünde bir problem yaşadı ve sade muma bakamadı bir süre. Orada anladı ki mum sadece bir simge, aydınlanmak için bir araç.

Radikal Deneyimlerin Işığında Performans Sanatı

Ata gündelik hayatını idame ettirirken nasıl bir ortama sahip? Hiç kimseyle konuşmuyor mu peki?

2020’de bu işi İdil Tabanca koleksiyonuna aldı. Henüz kâğıt üzerinde hiç gerçekleşmemişken. Araya pandemi girdiği için ertelendi ve 2022’de bu fikir için odayı tasarladık. Oda, sadece elzem ihtiyaçlarla hiçbir şekilde çarpmaması, devirmemesi gereken bir düzenle kuruldu. Bir köşede tek kişilik bir yatak ve ortada altı kişilik yere sabit bir masa var. Diğer bir detay ise Ata’nın her gelenin fotoğraflarını çektiği polaraid fotoğraflar var duvarlarda. Öbür köşede birkaç tane yer minderi var. Diğer köşede de tuvalet kuruldu. Duş yok. Ata bir takım fedakârlıklarda bulundu. Müzelerde canlı sanat için, insanı bir eser olarak ağırlamak üzere bir alan yok. OMM sağ olsun bir ilk olarak yaşam alanı yarattı çünkü canlı performans için alan yok. Müze 40 gün boyunca açık kalmasa bu işin hiçbir anlamı olmayacaktı. İşe gider gibi sabah girip akşam çıksa hiçbir dönüşüm elde edilemeyecekti. OMM pazartesi dahil 7-24 müzeyi açık tutmayı başardı. Biz de bu performansı hakkıyla gerçekleştirebildik.

Civardaki yerel halkın ilgisi nasıl oldu bu performansa?

Eskişehir’de çeşitli bilboardlar koyuldu. Basına yansımalar da oldu. Küçük bir şehir olduğu için kulaktan kulağa da yayılıyor. Geçtiğimiz günlerde performans görevlisi bir arkadaşımız taksiye binmiş ve taksici bu performanstan bahsetmiş. Bir de öğrenci şehri olduğu için dinamik bir kent. Öğrenciler arasında çok hızlı yayıldı. Gece 4 buçukta bile insan var. Eskişehir hâlâ çok saf ve parlak. Oradaki insanlar sakince gelip vakit ayırabiliyorlar. Biz bunu İstanbul’da yapsaydık sadece uğranıp, çıkılabilirdi. Burada 6 saat kalan bile oluyor. Gecesini gelip orada geçiren bile var. Üç mumuyla gelip mumunu yenileyenler de oluyor. Kural şu; sen varsan ışığın var düşüncesiyle sen mumunla geliyorsun ama çıktığın an mumunu söndürüp çıkıyorsun.

Şu ana kadar gelen insan sayısıyla ilgili bir bilgi verebilir misiniz?

Şu ana kadar (8.12.2022), mumuyla gelen insan sayısı 700’ü geçti, bilet alanların sayısı ise 2 bini geçti. Günü birlik farklı şehirlerden gelen insanlar da oluyor.

Gelenlerden nasıl tepkiler alıyorsunuz?

Karanlık toplumumuzda kötü bir algıya sahip. Klastrofobinin ürkütücü bir algı olmasının yanı sıra insanların içeri girdikten sonra karanlığa karşı bakışları değişiyor. Özellikle yaşlılardan; “Karanlıktan korkardım ama sayende alıştım” diyenler var. İçeriye telefon ve akıllı saat gibi hiçbir ışık saçan nesne alınmadığı için içerisi neredeyse uzay gibi zaman algısını değiştiren bir yapıya sahip. Sanki havada asılıymışsınız gibi. Bekleyen varsa 20 dakika sonra çıkarıyoruz insanları mesela, “Nasıl ya daha yeni girdim” diye tepki veriyorlar. Karanlıkta girmek özel bir deneyim yaratırken bazıları asla mumsuz girmem diyor, bazıları ise umarım içeride mum yansa da söndürtebilir miyim deyip tamamen Ata’nın yaşadığını yaşamak istiyor. Gelip dans eden, gitar çalan, yemek getiren, doğum gününü kutlayıp pasta getirenler oldu.

Finalde deneyimsel olarak nasıl bir vurguyla bitirmek istiyor Ata, kalıcı bir şekilde ortaya bir dökümantasyon çıkarılması düşünülüyor mu, nasıl bir final bekliyoruz?

Bir sürü data var oraya gelen insanlarla ilgili. Bunu kitaplaştırmak istiyoruz. Onun dışında Ata’nın tuttuğu bir günlük var. Belki bu günlük de sonrasında basılabilir. Ayrıca seyircilerin yazdığı bir sürü notlar var. Şu an sadece sürece odaklıyız.

Radikal Deneyimlerin Işığında Performans Sanatı

Ata’nın bu süreçte nasıl tepkileri oldu peki?

İlk günlerde ciddi bir problem yaşadık, ilk hafta sonu çok fazla insan geldi ve ışık Ata’nın gözünü çok etkiledi. Gözünde bir kuruluk oluştu ve gözünü açamamaya başladı. Biz hatta sürecin devamlılığından şüphe ettik. Sağlık probleminden dolayı bitirmek zorunda mı kalacağız diye. Orada muma bakamıyordu. Ata’nın dediği çok enteresan bir şey var; “İnsanlara gel benim ışığım ol, mumunla gel dedim şimdi muma bile bakamıyorum.” Onun dışında; “Rüyalarım renkli ama kalkıyorum gerçek hayat siyah” dediği de oldu.

Öncesinde ruhen kendini buna nasıl hazırladı, o sürece de tanıklık ettiniz mi ve özellikle neden ışık, kapanma ve inziva temalı bir şey tercih etti?

Üç senedir bunu bekliyordu. Ata için bu bir kapanma, bir zorluk değil. Bir seyirci gelip şunu dedi mesela; “Bunu kendine niye yapıyorsun? Hayattan bu kadar mı zevk almıyorsun da bu hayatı nasıl böyle karanlığa tercih ediyorsun?” Ata’nın algısında bu bir zindan, bir ceza değil, o orada çok mutlu zaten. Ata’nın 2017’de yaptığı 48 saatlik bir performans vardı. Orada da kulaklarını ve gözlerini 48 saatliğine kapatmıştı. Onun araştırdığı şey o karanlıktan çıkacak aydınlıklar. Bir söz okudum; “Göz karanlıkta görmeye başlar” diye. Bunların hepsi algı. Karanlığa yüklediğimiz anlamlar. Karanlıkta beyin daha fazla çalışıyor ve gelişiyor. Sözel herhangi bir iletişim kurmadığı için bir sessizlik orucu da var. Şu an günde tek öğün besleniyor. Enerjisini beslenmeye de harcamak istemiyor. Sanatçının kendisine uygun gördüğü ve haz aldığı yaklaşım bu. Öyle bakmak lazım.

Performansın çağrışımları Sufizm’deki ‘40 gün kapanma’, ‘inzivaya çekilme’ ve ‘ışık-pervane’ unsurlarını anımsatıyor. Kavramsal çerçevede özellikle böyle bir vurgu var mı?

Bütün dönüşümlerin kanıtlanmış sayısı olduğu için 40 gün unsuruna bir vurgu var. Fakat Ata sadece o ‘40’ı referans alıyor, diğer konuları değil. 40’ın performans sanatı tarihinde 40 olarak geçmesini önemsiyor. Ata’nın bu 12 yıllık performansından sonra belki şunu diyeceğiz; “Performans sanatı tarihindeki 40 rakamı” Ben sadece Işık Kaynağı’nın küratörü değilim, 40’ın küratörüyüm. Aslında ben 12 senelik bir yolculuğa evet dedim. Bu sadece bir tanesi. Bundan sonra önümüzde 9 yıl var. Buradaki hedef tarihte belki de bir devrim yaratmak.

Performans sanatı denilince akla hep bedenin sınırlarını zorlamakla alakalı bir şey geliyor, neden sizce? Bedeni bir materyal olarak ele alarak, tabiri caizse bir ‘challange’ sunmak mı gerekli, siz bu disiplini nasıl tanımlarsınız?

Bu tamamen popüler kültürden kaynaklanıyor. Bu artık içi boşaltılmış ve bir ikon haline gelmiş, kendimin de bire bir şahit olduğum Marina Abramovic’in bize bıraktığı kötü bir miras. Çünkü onunla öğrenilmiş ve onun ekolü üzerinden algılanma diye bir problem var. Tarihte birçok farklı şekillerde bu disiplinin icra edildiğini görüyoruz ama ne kaynak, ne arşiv ne de üniversitelerde eğitim var. Bilgi Üniversitesi’nde 3 senedir Performistanbul’la birlikte kendim yürütücülüğünü üstlendiğim performans sanatı pratikleri dersini veriyoruz. Bununla birlikte öğrencilerde bir aydınlanma yaşanıyor ama bu bizim yapabildiğimiz ufacık bir dokunuş. Bunun Türkiye’de ve dünyada birçok yansıması olması gerekiyor. Bir şeyi öğretmeden neden böyle diye soramazsın çünkü. Basında ya da internette araştırdığı zaman gördüğü şey o örnek. Sadece o örnek üzerinden algılıyor ve başka da bir örneğe ulaşamıyor. Öncelikle bunun kırılması lazım. Performistanbul olarak bu algıyı yıkmaya çalışıyoruz çünkü bütün sanatçılarımızın pratiği bambaşka. Kimi bedenini hiç kullanmıyor sadece performatif yerleştirmeler yapıyor, kimi sadece sorular üzerinden ilerliyor, kimisi ise gerçekten fiziksel dayanıklılık üzerine çalışarak algılıyor. Biz bunu anlatmaya çalışıyoruz. Ben şöyle tanımlıyorum; performans belirli bir zaman, mekân, konum içerisinde yapılan bir eylem. Tabii ki beden bir şekilde araç ama amaç değil. Yüzyıl ve şartlar değiştikçe sadece ilkel bir beden üzerinden bunu devam ettiremezsin. Bu yüzyıla uygun yeni diller çıkmak zorunda. Bedenimiz sadece bir objeye dönüşecek ve zihinlerimizin içerisinde olacak bazı şeyler, bunu bilmiyoruz. O yüzden kesinlikle ben bedenle sınırlama taraftarı değilim. Kişisel olarak ilgilendiğim kısım bedenin uzun süreli değişimleri.

Radikal Deneyimlerin Işığında Performans Sanatı

Performistanbul olarak yaptıklarınız dünya literatüründe bir karşılık buluyor mu ve reaksiyonlar aldınız mı bununla ilgili?

“İhtiyaç:sen” çok yankı uyandırmıştı. Çünkü Türkiye’deki en uzun süreli performans projesiydi. 28 gün hiç kapımızı kapatmadık ve 9 ayrı performans olan bir binadaydık. O dünyadan yorumlar almıştı. Ben bu son performansın da bir yankı getirmesini hedefliyorum. Şu an süreç devam ettiği için bilmiyorum, bazı şeyler maalesef bittikten sonra değerine ulaşıyor. Biz bir şeyi tekrarlamıyoruz. Biz dünyadaki bir şeyin peşinden gidip onun aynısını yapmanın hedefinde değiliz. Bir şeyin ilk olmasının da hedefinde değiliz açıkçası. İlk olması güzel olması anlamına gelmiyor. Yankılanacaksa tutku ve açılım yankılanmalı. Yankıdan çok destek önemli. Yankı ve yorumdan çok bu disiplinin bu yüzyıl için önemli bir yerde olduğu sağlanmalı.

2016’da Performistanbul’un hikâyesi başladı. Performans sanatçılarına bir platform sağlama adına Türkiye’de bir ilk miydi ve o günden bugüne nasıl bir gelişim gördünüz?

İlk başladığımızda Türkiye’de performans sanatı ne durumda diye baktım ki hiçbir şey yok. Türkiye’deki galerilerde performans değil fotoğrafları ve videoları satılıyor. Performanslar ise şov gibi yapılıyor. Art Basel, Frieze gibi fuarlara gittiğimde ise performansın küçük bir alana kıstırılmış diğer işleri satmak üzere bir pazarlama aracı olarak kullanıldığını görüyorum. Çok büyük bir potansiyel var ve teknoloji çok hızlı ilerliyor. Gerçeklik eksik, insanların ihtiyacı var ve iletişim için çalışılabilecek bir malzeme sunuyor bu disiplin. O zaman bir platform kuralım fikri doğdu. Performans sanatçılarından hiçbir şey istemiyorum. Sermaye ve yatırım yok, sadece projelerimizi gerçekleştirirken başvuruyoruz. Tek derdim doğru şekillerde performansı hayata geçirmekti ve mekânsız başladık. İlk kuralımız şuydu; hiçbir şekilde açılışlarda performans yapılmayacak. Performans kesinlikle şov gibi ve insanları eğlendirmek için yapılmayacak. İstedikleri kadar da para verseler duruşumuzu hiç bozmayacağız diyerek birçok projeyi reddettik. Ben bu işe giriyorsam sadece bu performansları sunup çıkmak yerine, işin hukuki, finansal tarafının da açık olduğunu görünce sanatçıların performanslarını nasıl daha iyi bir noktaya getirebiliriz diye hedefledik.

İşleyiş nasıl oluyor peki, birisi sizinle çalışmak istediğinde süreç nasıl işliyor?

İlk günden itibaren insanın içindeki inancı ve tutkusunu savundum. Çünkü piyasada yararlanan olmak istiyor herkes ben ise yararlı olan olmak istiyorum. Dolayısıyla ben hâlâ ismi bilinen sanatçılarla çalışmayı reddediyorum. Temsil ettiğim sanatçılar hayatında hiç performans yapmamış ama hayatını performansa adamak isteyen ve doğal bir güdüyle bunu yapmak isteyen insanlar. Bu insanlarla çalışmayı tercih ediyorum. Ben akademik yaklaşmıyorum bu disipline, onu tamamen etkili bir iletişim aracı olarak ele alıyorum. Bu alanda gerçekten bir şeyler yapmak isteyen ama popüler kültürde olmayan kişilerle yola çıkmak istiyorum. Biz 2016’da bu işe başladığımızda performans sanatı bilinmiyordu, halen bilinmiyor. Dolayısıyla popüler kültürle ilgilenmiyoruz. “Ben performans sanatçısı olmak istiyorum” değil benim için cevap, “Yaptığım iş performans sanatına çıkıyor” diyorsa ve yapmak istediği bizim disiplinimizle uyuşuyorsa mümkün olan bütün desteği sağlamaya çalışıyoruz.