preloader

Yazar Sohbetleri: Arsen Yarman

25.11.2022
Yazar Sohbetleri: Arsen Yarman

Yazı Boyutu:

aaa

Kitaplarında anlattıklarıyla bizleri farklı dünyalara taşıyan ve yeni bilgiler keşfetmemizi sağlayan yazar Arsen Yarman ile keyifli bir röportaj gerçekleştirdik.

Anlattıkları hikâyeler ile bizleri farklı dünyalara taşıyan ve yeni bilgiler keşfetmemizi sağlayan kitapların yazarları ile keyifli bir yolculuğa çıkıyoruz. Gerçekleştirdiğimiz yolculuğun sayfalarını ise bu ay “Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular” kitabının yazarı Arsen Yarman ile çeviriyoruz.

Yazar olma yolculuğuna nasıl ve ne zaman başladınız?

Bu konuda kişisel bir arzudan ya da içsel bir baskıdan çok toplumsal bir ihtiyaç hissettiğimi ve yazıyla temasımı bu ihtiyacın belirlediğini söylemeliyim. 1990’lı yılların sonlarında İstanbul Yedikule’deki Surp Pırgiç Hastanesi’nin yönetim kurulundaydım ve şehrin köklü, eski bir sağlık kurumu olmasına rağmen hastanemizin tarihine ilişkin kapsamlı bir yayının bulunmamasından rahatsızlık duyuyordum. Hastane arşivinin henüz düzenlenmemiş olması, kaynakların dağınıklığı gibi sorunlara rağmen, 1832 yılında kurulmuş olan hastanenin tarihine giriş niteliğinde bir broşür-derginin yayımlanmasını organize ettim. Bu yayın bende araştırmalarımı derinleştirme, Osmanlı arşivlerinden de yararlanarak kapsamlı bir hastane tarihi yazma fikrini güçlendirdi ve 2001 yılında ilk kitabımı yayımladım. Bu dönem iş dünyasından çekilme, emekli olma sürecimle de kesişince okumaya-yazmaya devam ettim. Osmanlı Ermenileri’nin kurum ve şehir tarihine dair çalışmalar yayımladım. “Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular” sekizinci kitabım.

Kitap yazmadan önce konularınızı nasıl belirliyorsunuz?

İtalya’daki üniversite eğitimimi arkeoloji alanında yapmak istiyordum ama aile mesleğini sürdürme zorunluluğu nedeniyle bölüm değiştirmek zorunda kaldım. İlk kitabımdan bu yana geçen yirmi yıllık süreye dönüp baktığımda, gerçekleştiremediğim bu isteğimin okuma ve yazma sürecimde etkili olduğunu düşünüyorum. Üzeri toz-toprakla kaplanmış, görmek için çaba sarfetmek gereken alanlara, konulara yönelmemde bunun payı olduğunu sanıyorum. Dikkatle çalışılan bir arkeolojik kazıda yeni bir şehir ve yeni objeler bulacakmış gibi heyecanlanıyor, geçmişle bugün arasındaki zayıf bağları, kökleri güçlendirmek istiyorum. Kitaplarımın merkezinde bu duygunun bulunduğunu söyleyebilirim.

Yazarken size neler ilham veriyor?

Güncel hayatın karmaşasını, olgu ve objelerin gerçek değerinin anlaşılmasını engelleyen hızını azaltmak, geçmişle bugün arasındaki bağlantıyı güçlendirmek. Geçmişe ait bir objeyi kendi tarihsel bağlamı içerisine yerleştirme arzusu.

“Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular” kitabı nasıl ortaya çıktı?

İş hayatım boyunca belli bir sürede bitirilmesi gereken bir işin parçalara ayrılması, eşgüdümlü olarak devam ettirilmesi ve biten parçaların bir araya getirilmesi sürecini organize ettim. Bu organizasyonun önemli bir parçası her sürecin ve işin dikkatli bir şekilde incelenmesiydi. Bu işlerin bir bölümü doğrudan mühendislik bilgisi gerektiriyor, bir bölümü de klasik bir zanaat süreci gibi işliyordu. Bütün iş hayatım boyunca bir işin yapılışını, zanaatkârın işine gösterdiği dikkati gözlemlemeyi çok önemsedim. Belki bunda çocukluğumda izlediğim zanaatkârların kabiliyetine özenmemin de payı vardır. Mücevher ve kuyum işçiliği de belirli bir süreci, değerli metal ve taşların teminini, ticaretini, bir zanaatkârın elinde estetik bir objeye dönüşüm sürecini içeriyor.

Ermenilerin demircilik, taş ustalığı, ayakkabıcılık, fotoğrafçılık gibi birçok zanaat dalında usta olduğu, işlerini özenle yaptığı, usta-çırak ilişkisiyle yürütülen işlerde başarılı olduğu geniş bir kabul görüyor. Aynı durum mücevhercilik ve kuyumculukta da geçerli. Kapalıçarşı’da kuyumculardan bu mesleğin önemli ustalarının Ermenilerden çıktığını, kendilerinin de kariyerlerine bir Ermeni ustanın çıraklığını yaparak başladıklarını sıkça duyardım. Sonuç olarak hem çocukluk gözlemlerim hem bu tür rivayetler ve bu tür rivayetlerin kayda alınıp kitaba dönüştürülmemesi hem de bir zanaati tarihsel çerçevede ele alma arzusu bu kitabı yazmama yol açtı diyebilirim.

Kitabınız hakkında okuyuculara biraz bilgi verebilir misiniz?

“Osmanlı Döneminde Mücevher ve Ermeni Kuyumcular”, Osmanlı İmparatorluğu’nun kuruluşundan yıkılışına kadar geçen altı yüzyıllık süreçte kuyumculuğun icra edilme koşullarını, imal edilen şaheserleri, hâkim üslûpları, lonca ilişkilerini ve Ermeni kuyumcuların bu mesleğe katkılarını, özgün yönlerini ortaya koymayı amaçlıyor. Mücevhercilik ve kuyumculuk her şeyden önce değerli metaller ve taşlar kullanılan bir zanaat olduğu için kitaba bunların ticareti, Osmanlı topraklarına getirilmesi, denetimi ve işlenmesine dair düzenlemelerden söz ederek başladık. Osmanlı mücevherciliği ve kuyumculuğunun ana çizgilerini Osmanlı sarayı için yapılan işler belirliyor. Bu da Osmanlı sultanlarının kuyumculuğa duydukları ilgiyi, bu zanaate dair ferman vd. düzenlemelerini, hem saray hem de yabancı ülke sultanları ya da diplomatları için sipariş ettikleri işleri ayrıntılı bir şekilde ele almayı gerektirdi. Sarayın bu belirleyici konumu başkent İstanbul’un önemli bir mücevher-kuyumculuk merkezi olarak gelişmesine yol açmıştı. Kapalıçarşı ise içindeki ve civarındaki hanlar, atölye ve dükkânlarla zanaatın icra edildiği, ürünlerin sergilendiği, ticaretinin yapıldığı en önemli mekân. Bu han ve atölyelerden söz etmeden Osmanlı’da mücevhercilik-kuyumculuk zanaatının emek sürecine dair koşullardan söz etmek imkânsız.

Değerli metallerin temini ve işlenmesi her zaman para darbı ve darphanelerin işleyiş sürecine dair de önemli bilgiler sunar. Darphane-i Ȃmire ve Kuyumcu Odası’nda üretilen mücevher-kuyumculuk ürünleri ağırlıkla sarayın siparişlerini aydınlatmakla birlikte piyasaya yapılan işler hakkında da fikir verir. Bu nedenle Darphane’nin işleyişinin tarihi dönüm noktalarına, burada imal edilen işlere ve 18. yüzyılın ortalarından itibaren bu kurumun yönetiminde yer alan Düzyanlara (Düzoğulları) çok geniş bir yer ayırdık.

Mücevherler ve kuyumculuk işlerinin imali, ticareti ve satışları toplumdaki hâkim sınıf ve kesimler hakkında da ipuçları verir. Ermeni ticaret burjuvazisi sayılan “amiralar” ve sarraflar bu bakımdan önemli bir rol oynarlar. Amiralar, başta Seğpos Amira ve Yağup Amira Hovhannesyan olmak üzere, hem değerli taş ticareti yapmaları hem de büyük finansal güçleri sayesinde bu zanaatın üretim ve satış aşamasının önemli figürleri olduklarından onların yaşayış biçimlerine, servetlerini nasıl sergilediklerine, Osmanlı sarayı ve Ermeni toplumuyla ilişkilerine ayrıntılı bir şekilde değinmek zorunluydu.

Kitabın kapsadığı tarihsel süreç çeşitli etkilerle biçimlenen Osmanlı mücevhercilik ve kuyumculuğunun farklı dönemlerde geçirdiği değişiklikleri, bu alanda ortaya çıkan yeni üretim teknikleri ve üslupların Osmanlı toplumuna uyarlanma süreçlerini de ele almayı gerektiriyordu. Bu nedenle özellikle 18. yüzyıldan itibaren imparatorlukta etkili olmaya başlayan Avrupa mücevhercilik-kuyumculuk tarzlarından ilham alan örneklere de geniş yer verdik.

Okuyucular kitabı okurken nelerle karşılaşacak?

En genel ifadeyle, mücevhercilik ve kuyumculuğun hem Osmanlı arşivlerinden belgeler hem de Ermenice ve diğer dillerden kaynaklar aracılığıyla tarih-emek-estetik çerçevesinde ele alındığını görecekler. Belgeler ağırlıkla devletin bu konuya yaklaşımını gösterirken diğer kaynaklar daha çok zanaatkârların çalışma koşullarını, beklentilerini anlamayı sağlıyor. Okurlar kuyumcu ailelerle yapılan sözlü tarih görüşmeleri sayesinde ise zanaatkârların kariyerlerinin resmi belgeler ve kayıtlar aracılığıyla ulaşılamayan kişisel yönlerini de bulabilecek.

Bu konuda yazılan bir eser imal edilen ürünlerin görsel çeşitlilik ve zenginliğini de yansıtmak zorunda olduğundan, okuyucu dünyanın çeşitli müze ve koleksiyonlarındaki mücevher-kuyum örneklerini de görebilecek. Kuyumcu ailelerin arşivlerinden elde edilen çizim ve tasarım örnekleri de kitabı görsel açıdan zenginleştiren ve okurun bir anlamda zanaatkârın zihninde şekillenen tasarımı kavramasını sağlayan bir unsur olarak görülebilir. Kitapta yer alan 2.500 belge-fotoğraf-çizim örnekleri sayesinde imal edilen ürünlerin estetik özellikleri daha da belirginleşmiş, somutlaşmış olacak.

Bu zengin görsel malzeme Osmanlı mücevhercilik-kuyumculuk tarihinin parlak örneklerini kaydetmenin yanı sıra bu zanaatın sadece takı ya da süs eşyalarından ibaret olmadığını, gündelik hayatın birçok alanında kullanım sahası bulduğunu da gösteriyor. Okurlar sultanların kullandığı ve hâkimiyet-güçlerinin bir sembolü olarak görülen taç, sorguç, yüzük, miğfer, kılıç, tüfek, hiyerarşi ve takdir belirten nişanların yanı sıra imal edilen çeşitli dinsel objeler ya da sigara-mücevher kutusu, saat, fincan zarfı, şamdan, avize, tepsi, kâse, ayna çerçevesi vs. gibi eserler aracılığıyla mücevhercilik ve kuyumculuğun çok geniş bir alana yayıldığını da görebilecek.

Kitap yazma yolculuğuna yeni başlayacaklar için önerileriniz nelerdir?

İlgilendikleri alanları gerçekçi bir değerlendirmeyle tespit etmelerini ve o alanda üretilmiş eserleri dikkatle incelemeden işe koyulmamalarını öneririm. Bir kitap ancak kendi alanındaki diğer eserlerle bağlar kurabilirse alana katkıda bulunabilir. Bu bağ daha önce üretilen eserlerin tekrarı ya da onaylanması anlamına gelmemeli, bu eserlere yoğun bir eleştiri getirilerek de bağ kurulabilir. Böyle bir eleştiri için de ele alınan konunun çeşitli yönlerini görebilecek bir yoğunlaşma zorunlu.

Günümüzde kitap okuma oranları ne yazık ki çok düşük. Bu oran sizce nasıl arttırılabilir?

Her kuşak öğrenme, bilgilenme sürecini kendine özgü koşullarda yaşıyor. Günümüzde bu süreç çok hızlı bir şekilde değişmiş görünüyor. Yeni kuşağın ağırlıkla görsel araçlara, metodlara dayanan öğrenme süreci hakkında ayrıntılı gözlemler yapacak yaşları geçtiğimi söylemeliyim. Bununla birlikte yoğun ve derinlikli bilgilenmenin temel aracının hâlâ kitaplar olduğunu düşünüyorum. İnternet ve cep telefonları görsel, işitsel avantajlara sahipler ve bilgiye ulaşmayı hızlandırıyorlar. Bu özelliklerinden belirli yöntemlerle yararlanılabilir ama öğrenmek sadece görmeye ya da işitmeye indirgenemez. Öğrenmek duyulan ve işitilen bilginin sindirilmesi, üzerine düşünülmesi, bir bağlam içinde değerlendirilmesidir ve bu açıdan kitaplar vazgeçilmezdir. Yeni teknolojilerin kitap okumayı özendirecek biçimde kullanılması, eğitim sürecinde kitap okumanın özendirilmesi, kitap yayıncılığının daha az maliyetle yapılabilmesinin teşvik edilmesi, semt kütüphanelerinin etkinleştirilmesi gibi konular üzerinde daha çok düşünmek lâzım.

KISA KISA

Kitaplarını beğenerek okuduğunuz üç yazar kim?

Yazar Sohbetleri: Arsen Yarman
Dostoyevski
Yazar Sohbetleri: Arsen Yarman
Yaşar Kemal
Yazar Sohbetleri: Arsen Yarman
Amin Maalouf

Dostoyevski, Yaşar Kemal, Amin Maalouf.

İlk okuduğunuz roman nedir?

Lev Nikolayeviç Tolstoy, “Diriliş”

Okuyuculara “Mutlaka okumalısınız” dediğiniz kitap nedir?

Knut Hamsun, “Açlık”