Çocukların Ahlaki Gelişimini Etkileyen Unsurlar

Çocuklarda Ahlak Gelişimi

İnsanoğlunun binlerce yıldır tartıştığı bir kavram olan ahlak, kişilerde ahlak gelişimi ve çocuk-ahlak ilişkisi hakkında bilmeniz gerekenleri Uzman Klinik Psikolog ve Aile Danışmanı Şeniz Pamuk sizler için kaleme aldı. 

Şeniz Pamuk

“İnsan beyninde ahlak kavrayışı ile ilgili bir bölüm var mı?” sorusu, bilim dünyasında bir süredir tartışılagelen bir konu. “Beyne yapılacak bir müdahale ile kişinin ahlak anlayışı düzeltilebilir mi?” sorusu da konuşulurken kendilerini transhumanist olarak tanımlayan uzmanlar, bazı insanların değişik yöntemler kullanılarak “iyileştirilmesi”, diğer bir deyişle “düzeltilmesi” gerektiğini öne sürüyor. Bu düzeltmelerin yöntemi de beynin bazı bölümlerine “uyaranlar” vererek o bölgelerin çalışma biçimlerini değiştirmek. Bu uzmanlar, insanoğlunun atom bombaları yapan, savaşlar çıkaran bir tür olduğunu ve ahlaki olarak düzeltilmesi gereken yönleri olduğunu savunuyor. Oysa bio-etik alanında çalışan kişiler, beyinde ahlak ile ilgili bir bölgenin tanımlanmamış olduğunu, ahlak kavramının çok karmaşık olduğunu belirtiyorlar. Üstelik böyle bir müdahalede hangi alanın neden, nasıl ve ne ölçüde değiştirileceği de kendi içinde ahlaki bir karmaşa.

Transhumanistler öncelikle “psikopati” tanısı almış ve cezaevinde yatan kişilerle çalışmak istiyorlar. Bu tanıyı almış kişilerin fazlasıyla kendilerine yönelik olduğunu, empati yeteneklerinin gelişmediğini ve kuralları umursamadıklarını biliyoruz. Ancak bu kişiler kendilerinde bir sorun olduğu kanısında değiller. O halde, bir kişinin beynine kendi rızası olmadan müdahale etmek ne kadar ahlaki? Beyne yapılabilecek müdahaleler saldırganlığı ve cinsel dürtüleri azaltıyor ancak bu müdahaleler kişinin konulara bakış açısını değiştirmiyor. Müdahale sonrasında beyin hasar almadıysa, kişi biraz daha kontrollü olabiliyor. Peki en ideal şartlarda dahi, kişinin ahlak anlayışını bu tip müdahalelerle daha kabul edilebilir bir noktaya getirmek mümkün mü?

Yaş büyüdükçe, yaşam alanları genişledikçe, dünya dijitalleşmeye devam ettikçe, yaşam algısı derinleştikçe karşılaşılan ahlaki ikilemler, günümüzde artıyor. Ahlaki ikilemlerle karşılaşmamak ise olanaksız. Bir yaklaşımın doğru mu yanlış mı olduğuna nasıl karar veriyoruz? Bir konudaki görüşlerimizle davranışlarımız her zaman birbirine uyumlu olabiliyor mu? Her konuda aynı ölçütlere göre mi karar veriyoruz yoksa ölçütlerimiz durumdan duruma farklılık gösterebiliyor mu?

Ahlak, insanoğlunun binlerce yıldır tartıştığı bir kavram; temel meselesi ise “doğru ve yanlış”. Ahlaki gelişim, çocukların toplum içindeki diğer bireylere karşı, sosyal ve kültürel normlar, kurallar ve kanunlar çerçevesinde, uygun tavırlar ve davranışlar geliştirmesi olarak tanımlanıyor.

Her çocuk, büyürken kendi istekleri ve ihtiyaçları ile topluma uyumlanması arasında bir denge kurmak zorunda olduğunu fark eder. Bu dengeyi kurmak bazı çocuklar için daha kolayken bazılarının daha çok yönlendirmeye gereksinimi olur. Kendisi haz ilkesi doğrultusunda hareket etmek istese de anne – babanın koyduğu kurallar, okulda uyulması gereken kurallar, kardeşler arasında uyulması gereken kurallar, toplumun uygun buldukları ve bulmadıkları, çocuğun haz ilkesinin yanına gerçeklik ilkesini de koymasına yardım eder. Bir topluluğun içinde olmak, çocuğa herhangi bir konunun nasıl ele alındığını, o konu hakkında insanların neler hissedebileceğini de gösterir. Çocuk yalnızca başına gelenler üzerinden değil, gözlemledikleri üzerinden de çok şey öğrenir.

Bir insanın karşılaştığı bir durum karşısında neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermesi ise sayısız unsura bağlı. Gelin; çocukların ahlaki gelişimi sırasında, neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermesindeki etkenleri birlikte göz atalım.

Aile İçindeki Sözel, Duygusal Paylaşımlar ve Etkileşimler

Bir kişinin, belli bir ahlak anlayışına sahip olması için bir topluluğun içinde, o topluluğun üyeleriyle etkileşim içinde olması ilk koşuldur. Araştırmalar, çocukların çok küçük yaşlardan itibaren çevrelerinde bulunan kişilerin duygularına hassasiyet gösterdiklerini ve duyguları anlamaya çalıştıklarını göstermektedir. Duygulara karşı duyarlı olmak, empati becerisinin temelini oluşturur ki, bu da ahlak anlayışının en önemli yapıtaşlarından birisidir. Bunun yanı sıra, çocuklar aile içinde zor durumda olana yardım etmeyi de gözlemler ve öğrenirler. Aile içindeki yetişkinler, çocuklara doğrular ve yanlışlar konusunda rehberlik etmenin yanında örnek de olurlar. Aile sohbetlerinde ele alınan konular, yapılan olumlu ve olumsuz yorumlar, çocuklar açısından yol gösterici olur. Örneğin, her ay gelirinin küçük de olsa bir bölümünü yardım kuruluşlarına bağışlayan ya da hasta komşularına yemek götüren bir ailede yetişen bir çocuk için, başkalarının ihtiyaçlarını düşünmek doğal bir davranışa dönüşebilir.

Aile içinde sohbet edilmesinin, yaşanan olayların kelimelere dökülmesinin ve duyguların konuşulmasının ahlaki gelişim açısından önem taşıdığı araştırmalarla desteklenmiştir. Böyle bir ortamda yetişen çocuklar, başkalarının niyetlerini, ihtiyaçlarını daha rahatlıkla çözebilmektedir. Bu sohbetler, çocuklara bir konuyu, hangi ortak kurallara göre değerlendirmek gerektiğini, hangi davranışların kabul edilebilir hangi davranışların kabul edilemez olduğunu da anlatır. Bu paylaşımlarda çoğu zaman amaç, çocuğa bir şey öğretmek bile değildir. Örneğin, hayvanlara nasıl davranılacağı böyle bir sohbetin konusu olabilir. “Odada bir sinek vardı, üzerine böcek ilacı sıktım” veya “Odada bir sinek vardı, açtım pencereyi, gazeteyle dışarı çıkardım onu” çocuğun birçok konudaki tavrını belirleyen yaklaşım örnekleridir. Aile içinde bazı davranışlara gülünür geçilir, bazıları ise çok ağır şekilde eleştirilir.

Aile içindeki sınırlar ve sınır aşımlarına yaklaşım biçimi de çocuğun ahlak anlayışının gelişiminde belirleyici bir rol oynar. Çocuğun, sınırları aştığında biraz suçluluk, endişe ve kaygı hissetmesinin, ahlaki değerlerin içselleştirilmesinde önemli bir yeri olduğu bulunmuştur. Araştırmalar göze göz, dişe diş şeklinde bir yaklaşımın, çocukta ahlaki bir kavrayışa uygun olmadığına dikkat çekmektedir. “Madem benden gizli bunları yedin, o zaman hafta sonu evde oturuyoruz” sözü, çocukta olaydaki sorumluluğuna, neden bu kuralı ihmal etmenin karşı tarafta öfke yarattığına dair bir içgörü yaratmamaktadır. Bunun yerine çocukla konu üzerinde konuşulması, onun da bir görüş belirtmesinin sağlanması ile çocuk doğru – yanlış konusu üzerine daha çok kafa yorar. Çocuğun, olumsuz duygularının uzun sürmemesi, konuşmaların yapıcı bir şekilde sonlanması, ahlaki değerlerin içselleştirilmesini kolaylaştırır.

Çocuğun bir davranışı sergilemeye izninin olup olmadığı algısı genellikle ailenin, kuralların çiğnenmesi karşısında verdiği tepkilerle şekillenir. Örneğin, çocuğun salıncak sırasında öne geçmesi görmezden gelindiğinde ya da bir kutu oyununda kazanmak için kuralları değiştirmesi komik bir durum olarak algılandığında çocuk kuralları esnetmekte beis görmeyecektir. Çocukların bir davranışta bulunma gerekçeleri de büyük ölçüde aile değerleri ile şekillenir. “Arkadaşıma silgimi verdim, çünkü silgisi yoktu ve derste zorlanıyordu” sözü karşıdaki kişinin durumuna ve duygularına olan hassasiyeti gösterir.

Ailenin, çocuğun ahlaki gelişimi üzerindeki bir diğer etkisi de kardeşler üzerinden gelir. Çocukların kardeşlerine karşı sergiledikleri davranışlarla anne-baba ya da arkadaşlarına sergiledikleri davranışlar arasında belirgin farklar olabilir. Örneğin, bir oyunu kazanmak için kardeşe hile yapmak çocuk için kabul edilebilir bir davranışken arkadaşa karşı kabul edilemez olabilir. Öte yandan küçüklerin büyük kardeşlerin tepkilerini izledikleri, onları çoğu zaman taklit ettikleri de bilinir.

Anne-baba ve büyük kardeşlerin tepkileri de zaman zaman küçük çocukların davranışları üzerinden şekillenir. Dolayısıyla, ahlaki gelişimde tek yönlü bir etkiden söz etmek mümkün değildir. Örneğin, çocuk bir mağazadan bir eşyayı cebine koymuş olarak eve döndüğünde, daha önce böyle bir durumla karşılaşmamış olan ebeveynlerin oturup bu konu hakkında düşünmeleri ve uygun bir davranışa karar vermeleri gerekebilir.

Kişinin Yaşı ve Muhakeme Düzeyi

Kişilerde ahlak gelişimini inceleyen birçok araştırmacı, konuya çocuğun yaşı ve muhakeme becerileri üzerinden yaklaşmıştır. Bu görüşe göre, çocuk, okul öncesi dönemde, olayları kendisine olan etkileri diğer bir deyişle sonuçları üzerinden değerlendirir. “Ama bir şey olmadı ki”, “O bana yaptı, ben de ona yaptım” bu dönemde sıklıkla karşılaşılabilecek bakış açılarıdır. Küçük yaştaki bir çocuk, abisine vurmak istemez, çünkü başına bir şey geleceğini bilir. Çocuk büyüdükçe “Bunu yaparsam karşılığında bu olur” şeklinde düşünebilir. Ailesiyle bağları güçlü olan ve onların dediklerini önemseyen çocuk, artık ahlaki değerleri içselleştirmeye başlamıştır. Aksi halde, yakalanmadığı sürece istediğini yapan bir çocuk olabilir.

Karşıdakinin niyetinin de o olayın gerçekleşmesinde bir payı olduğu daha ileriki yaşlarda kavranabilecek bir olgudur. Çocuk, artık kuralların oluşumunda pay sahibi olmak ister, kendi görüşlerini dile getirmeye çalışır. Kendisine konulan kuralları sorgulayabilir, onlara körü körüne itaat etmez. Yavaş yavaş adalet duygusu gelişmeye başlamıştır, Çocuk, kuralların arkasındaki mantığı daha rahat görür. Vicdan ve suçluluk duygusu davranışları belirlemede etkin olmaya başlar. Eşyalarını arkadaşlarıyla paylaşmak, arkadaşı üzülmesin diye bazı isteklerinden vazgeçmek bu yaşlarda gözlenebilir.

Ergenlikle beraber, gençlerin kendi ahlaki değerleri olduğunu görürüz. Burada hem aileden gelen hem de arkadaşların kendisine sunduğu değerler söz konusudur. Genç kimi zaman bu değerlerin arasına sıkışır kalır. Kendi değerleri ve toplumun değerleri uyuşmadığı için de hem içinde çatışmalar yaşar hem de dışarıyla çatışır. Genç, evrensel değer yargılarının farkındadır, örneğin her bireyin beslenme, barınma ve güven içinde yaşama hakkı olması gibi. Bazı kişiler, genel anlayışın ötesinde kendi ahlaki değer yargılarını oluşturur, örneğin ödeme gücü olmayan bir hasta için gereken bir ilacın fiyatı çok yüksek olabilir, ancak bu parayla hastaneye yeni bir görüntüleme cihazı almak yerine hastaya ilaç verilmesi gerektiğini savunabilir.

Toplumun Ahlak Değerleri

Kişinin bir durum karşısında vermeyi seçeceği “doğru” tepki, bir ölçüde toplumun değer yargıları ile de oluşur. Bireyselliği öne çıkaran toplumlar ile birlikte hareket etmeyi öne çıkaran toplumlarda yetişen bireyler arasında farklar olması beklenir. Örneğin, ailenin yaşlı bireylerinin bakımı söz konusu olduğunda, bireysel kültürün baskın olduğu toplumlarda, yaşlının ehil ellere bırakılma kararı daha kolay alınırken, kolektif kültürün baskın olduğu bir toplumda ailenin yaşlılarına aile içinde bakmak için her yol denenir.

Kısacası, her bireyin ahlak anlayışının hem yaşadığı ortamlar tarafından hem de kendi bireysel özellikleri ile şekillendiğini söylemek mümkündür.

Ahlaki Benlik

“Ahlaki benlik”, kişinin benlik oluşumunda önemli bir boyut olarak düşünülebilir. Ahlaki benliği oluşturan ögeler, yapılan bir hatayı itiraf edebilmek, özür dileyebilmek, hatayı telafi etme çabası göstermek, genel olarak kabul edilmiş olan kuralların ihlal edilmesine karşı duyarlılık, dışa bağlı olmayan, kişinin içselleştirdiği değerlere göre davranması, empati becerisi, başkalarının doğru ve yanlış davranışlarına karşı duyarlı olmak, suçlu hissetmek ve karşıdaki kişiyle olumlu duygular paylaşma isteği olarak özetlenebilir.

Bazı, temel konularda ahlaki değerler üzerinden hızlıca karar vermek daha kolaydır. Örneğin, kimsenin canını yakmamak, eşyasını izinsiz almamak, sıra beklemek, bir oyunda kurallara uymak evrensel sayılabilecek doğrulardır.

Ancak günümüzde, yaşam giderek daha karmaşık hale gelmekte ve daha önce bize sunulmuş olan kodların çözüm getirmediği durumlarla sıkça karşılaşılmakta. Sınıfta bir amaç için para toplandığında, bu parayı veremeyecek bir öğrencinin durumu ne olacak? Öğretmen kimseye fark ettirmeden o parayı kendisi mi ödeyecek, çocuğun durumunu okul idaresine mi bildirecek, sınıf önünde durumu ilan edip diğer öğrencilerin daha fazla ödemesini mi isteyecek?  Bir genç, arkadaşının sanal zorbalık yaptığını bildiği halde, aynı durumla kendisini de karşılaşabileceğini düşünüp açık etmezse ne olacak?

“İnsani” değerler ile güç, rekabet, mükemmellik, başarı gibi toplumsal değerler arasında seçim yapmak her geçen gün insanları sıkıştırmakta ve kimi zaman kendilerine dahi ihanet ettikleri hissini uyandırmakta. Böyle durumlarda “bilişsel uyumlanma/ cognitive resonance” imdada yetişir. Kişi, içine sinmeyen bir durumda kendini rahatlatmak için, çeşitli gerekçeler oluşturup verdiği kararı son derece yerinde bulabilir. İkilemlerin çokça arttığı, toplumsal değerlerden çok bireysel değerlerin öne çıktığı bu karışık zamanlar, her krizin bir değişim fırsatı olması ilkesinden hareketle, değerlerimizi yeniden gözden geçirmek için uygun bir zaman olabilir.

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.