Koronavirüs Sonrası Lüks Sektörü Neler Bekliyor?

Lüks, doğası gereği krizlerde en çok darbe yiyen sektörlerden biri. Tüketici davranışlarına göre lüks dünyasında yaşanacak gelişmeleri öğrenin.

Lüks denilince akıllara sadece pahalı ürünler, film yıldızları ve  keyif, eğlence odaklı sabun köpüğü gibi bir dünya gelse de, Bain&co’nun açıkladığı rakamlara göre  lüks 2019’da 1.3 trilyon euro’luk bir hacime ulaştı bunun 281 milyar euroluk bölümü ise  kişisel lüks tüketim ürünleri dediğimiz, moda, mücevher, kozmetik gibi kategorileri kapsıyor ve milyonlarca insana istihdam sağlıyor. Bu dönemde yaşanılan krizde de görüldüğü üzere, doğası gereği de krizlerde en çok darbe yiyen sektörlerden biri oluyor.

Bain&Company’nin raporu geçtiğimiz seneye kıyasla kişisel lüks satışlarında 65-75 milyar dolarlık bir düşüş görüleceğini belirtirken, McKinsey de bu durumun sonucunda %35-39 arasında küçülme yaşanacağını ifade ediyor. Sektördeki herkesin gözü ise an itibariyle Çin’e çevrilmiş durumda. Bunun en önemli sebebi tabii ki Çin’in en büyük lüks pazarı ve Çinli tüketicilerin de tüm dünyadaki lüks satışlarının üçte birinden sorumlu olması. Bazı markalar için bu oran %50’leri bile aşıyor. Bir diğer sebep ise salgının etkilediği ilk yer olan bölgenin yavaş yavaş normale dönme sinyalleri vermeye başlaması. Buradaki salgın sonrası tüketici davranışlarının dünyanın geri kalanı için de bir ipucu vereceği umuluyor.

Bunun yanı sıra psikolojik faktörler de tüketicilerin kriz sonrasındaki davranışlarını belirlemede büyük önem taşıyor. Doğası gereği zaruri olmayan lüks tüketimi temelde psikolojik bir tüketim. Ve insanların kendilerini güvende hissetmeleri ile doğrudan bağlantılı. Burada söz konusu olan güven ekonomiden sağlığa pek çok alanı kapsıyor. Ekonomideki küresel yavaşlama tüketicilerin güvenini sarsmaya başlamıştı zaten. Bu salgın ise çatlakları derinleştirip güvensizliği başka bir boyuta çıkardı. Bu tarz bir güvensizliğin, her şey kontrol altına alındığı takdirde bile bir gecede gitmeyeceği aşikar. Burada önemli olan ise yüksek gelir grubuna sahip olanların tüketim alışkanlıklarının nasıl etkileneceği olacak.

Çin’de yıllık geliri 180.000 dolar civarında olan kişilerle yapılan araştırmada %83 önümüzdeki dönemde lüks harcamalarını en az %20-25 oranında daha azaltmayı düşündüklerini söylerken; %42’si ise orta vadede lüksün negatif etkileneceğini belirtiyorlar. Büyük kısmı son 20 yılda servet sahibi olan Çinli zenginler, 20 sene öncesini ve yokluğun ne demek olduğunu hatırlıyor ve adımlarını dikkatli atmak istiyorlar. Öte yandan, lüks harcamaları her ne kadar zaruri sınıfına girmese de sektörün büyük bir avantajı var. Özellikle yatırım değeri yüksek olan mücevher gibi kategoriler bu dönemde ilgi görmeye devam ediyor. Bunun bir örneği ise geçtiğimiz günlerde Sotheby’s tarafında düzenlenen bir online müzayedede 1.3 milyon dolara alıcı bulan Cartier Tutti Frutti bilezik oldu. 

Bu gibi örnekler, lüks sektörünün krizlere dayanıklı olduğunu söyleyenlerin argümanlarını güçlendiriyor. Pek çok insan bunu 2008 krizine dayanarak dile getirse de sektörün bu özelliği çok daha eskilere gidiyor. Aralarında Burberry ve Hermes gibi isimlerin bulunduğu dünyanın en değerli 10 lüks markasından 8 tanesinin yaşı 100’ü aşmış durumda. Aynı şekilde mücevherin Mekke’si olarak kabul edilebilecek Place Vendome, 1899’dan beri ayakta ve Cartier, Boucheron ve Chaumet gibi ikonik markalara ev sahipliği yapıyor.

Bu da demek oluyor ki tüm bu markalar Büyük Bunalım’dan İspanyol Gribi’ne çok sayıda krizi atlattılar. Peki, nasıl? Lüks markaların en büyük avantajları sahip oldukları ve ürünleri ile müşterilerinin hayatlarına transfer ettikleri katma değer. Emek, zanaatkarlık, deneyim, itibar ve tarih ile eklenen bu değer,  bu markaların pahalı fiyat etiketleri ve güzel tasarımlardan öte olmasını sağlıyor.

Öte yandan, bir konuyu netleştirmek gerekiyor. Lüks sektörünün krizler karşısında dayanıklı olması tüm lüks markalarının bu krizden sağ çıkacağı anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu kriz sektörü bir anlamda tepetaklak edecek ve çok sayıda aktör lükse veda edecek. Bu krizden güçlenerek çıkanlar ise, dünyanın değiştiğini anlayıp kendilerini bu yeni gerçekliğe adapte edebilenler olacak. Bu esnekliğin ve adaptasyon yeteneğinin önemi o kadar büyük olacak ki, McKinsey tarafından yayınlanan bir rapora göre bu tarz değişiklikleri yönetebilmek adına bundan sonra şirketlerde “Chief Transformation Officer” pozisyonuna ihtiyaç duyulabilir.

Markaların bu süreci iyi yönetebilmeleri için sadece sistemdeki değişiklikleri anlayıp geleceğe dair öngörüleri doğru yapmaları yetmiyor. Aynı zamanda, kendilerine karşı dürüst olmaları gerekiyor. Eksik oldukları alanları objektif bir biçimde inceleyip bu noktaları avantaj haline getirene kadar çalışmaları gerekiyor. Dünyadaki ana akımlara paralel olarak lükse de yön verecek dört ana trendden bahsetmek mümkün; dijitalleşme, sadeleşme, lokalleşme ve sürdürülebilirlik. 

Lüksün Geleceği Dijitalleşmeye Bağlı

“Yenilikler, ihtiyaçtan doğar” derler… Bu krizi ve ihtiyaçlarını doğru okuyup; üretimden pazarlamaya kadar pek çok alanda doğru yenilikleri yapan şirketler, daha önceki krizlerde de görüldüğü üzere, bu dönemden güçlenerek çıkacaklar. Bunun için ise bu değişimi kavramaya çalışmak ve uzun vadede şansa dönüştürmek için yeni bakış açıları üretmek gerekiyor. Bu değişimin şansa dönüştürülebileceği alanların başında ise tabii ki dijital taraf geliyor. Lüks sektörünün dijitalleşme konusundaki isteksizliği yıllardır tartışılıyor. Bu durum bir yandan zamanın ruhuna aykırı bulunurken öte yandan ise hayaller alemini andıran lüksün doğasının bunu gerektirdiği de savunuluyordu. Dijitalleşmeyi celebrity’leri ve influencer’ları çok özel davetlerde ağırlayıp, ürün yerleştirme yapıp sosyal medyada paylaşmakla eş tutan lüks markalar; bu kriz ile birlikte tartışılacak bir şey kalmadığını fark edip kendilerini bir anda bu dünyaya attılar.

Bu değişimin ilk adımı, markaların müşterileriyle iletişim kurdukları etkinlik, fuarlar gibi platformların işlevsiz hale gelmesiyle atıldı. Birbiri ardına gelen etkinlik iptalleri, her sektörü alternatif çözümler aramaya yöneltti. Cenevre Otomobil Fuarı’ndan Shanghai Moda Haftası’na pek çok etkinlik ilk kez dijital olarak düzenlendi. Daha sonra mağazaların kapanması ile ise hem iletişim hem de satış kanalı olarak bir tek dijital platformlar kaldı markaların elinde. Bulgari’nin CEO’su Jean Christophe Babin’e göre bu platformlar işe de yarıyor. İnternet sitesi ve Wechat üzerinden satışlara devam eden markanın bugüne dek Çin’de hiç ürün satamadığı bir gün olmamış.

Yerel Markalar Lüksün Devlerine Rakip Olabilecek mi?

Son yıllarda politikadan ekonomiye pek çok alanda kendini gösteren içe dönüş ve milliyetçi eğilimler, lüks sektörüne de etki ediyor. Bu dönemde kendilerine yetmek durumunda bırakılan bireyler, marka tercihlerinde de daha duygusal kararlar vermeye başladılar. Yerel üretime öncelik veren olan tüketiciler, bu kriz sırasında en çok zararı gören bağımsız yerel markalar ile küçük işletmeleri desteklemeye öncelik verecekler. Bu durum yerel markalar için büyük bir fırsat anlamı taşıyor.

Bu noktada Türkiye’de Moda Haftaları’nı destekleyen İTKİB gibi sektörel bazlı STK’ların markalara destek sunarak yerel markaları güçlendirmesi de bekleniyor.  Reuters Intelligence’a göre, yerel markaların yükselişi uluslararası markaları bekleyen büyük tehlikelerden biri olacak. Bu etki, özellikle lüks markaların satışlarının bel kemiğini oluşturan Çin’de görülecek. Son dönemde artan milliyetçi ruh ile birlikte Çinli tüketicilere uzun süredir hakim olan “Çinli markaların değersiz olduğu” fikri değişmeye başlamıştı zaten. Bilhassa Y ve Z jenerasyonunun tüketime katılması ile başlayan bu değişim artarak devam edecek. 

Öte yandan, değişim sadece müşterilerin tercihlerinde yaşanmayacak ve seyahat kısıtlamaları ile birlikte markaların müşteri profilleri de değişecek. Seyahatlerde yapılan alışveriş, seyahat deneyiminin bir parçası olarak kabul ediliyor. Özellikle İtalya ve Fransa gibi ülkelerde bu ülkelere ait lüks markalardan yapılan alışverişler, sadece ürün satın almanın ötesinde o ülkelerin kültürünün bir parçasını satın almak anlamını taşıyordu. 

Tüketicilerin yabancı ülkelerdeyken yaptıkları bu alışverişler ise lüks tüketiminin %20-30’luk  bir bölümünü temsil ediyor. Örneğin; dünyanın en büyük lüks pazarını oluşturan Çinli tüketiciler, sadece geçtiğimiz sene 150 milyon kez seyahat ettiler ve lüks harcamalarının %50’sinden fazlasını turist olarak gittikleri bu ülkelerde gerçekleştirdiler. Seyahat kısıtlamaları kalktıktan sonra bile bu orana ulaşmak uzun zaman alacak. Bu nedenle markaların yerli müşterilerine odaklanarak pazarlama ve satış stratejilerini buna göre tekrar düzenlemeleri gerekecek. 

Lükste İntikam Alışverişi Kalıcı mı?

“Çin’de hayatın normale dönmeye başlaması ile birlikte herkesin gözü, ”intikam alışverişi” beklentisi ile oraya çevrilmiş durumda. Peki, nedir bu intikam alışverişi? İlginç bir şekilde, bu terim ilk kez 1980’lerde yine Çin için kullanılmıştı. Çin Ekonomik Reformu kapsamında yapılan değişiklikler ile ülkenin kapıları yabancı yatırımcılara açılmış ve yabancı markalar Çin’e ilk kez giriş yapmıştı. Yıllardır bir anlamda tüketimden mahkum bırakılan halk ise bu markaların mağazalarının önünde uzun kuyruklar oluşturmuştu. Günümüzdeki beklenti de, uzun süredir evlerinden çıkamamış olan tüketicilerin ilk fırsatta özellikle kişisel lüks denilen, moda, mücevher, kozmetik gibi markaların kapılarında benzer kuyrukları oluşturmasıydı. Satışlarının geçtiğimiz sene aynı zamanlara göre %50 arttığını açıklayan LVMH Grubu’na ve Hermes gibi markaların yaptıkları rekor satışlar bu beklentiyi haklı çıkarır nitelikte. Bu durumun devam edip edemeyeceği ise tartışmaya açık.

Bu beklentinin en büyük kaynaklarından biri kuşkusuz 2003’teki SARS krizinde yaşanan tecrübeler oldu. Asya’daki bu krizden sonra en hızlı toparlanan sektörlerden biri lüks olmuştu fakat iki dönem arasında sosyo ekonomik açıdan büyük fark var. Öncelikle şunu kabul etmek gerekiyor. Küresel bir ekonomik kriz tehdidi ve küreselleşmenin tersine dönmeye başlaması ile, sektördeki kriz salgından çok daha önce başlamıştı. 2003’te olduğu gibi bu dönemin hemen ardından da yoğun bir tüketim süreci yaşanabileceği doğru fakat bunun kısa dönemli olması muhtemel. Morgan Stanley tarafından yapılan araştırma da bunu destekliyor. Buna göre, katılımcıların %29’u lüks harcamalarını azaltmayı planlıyor. Bu sebeple, Corona krizi süresince edilen zararın bu yolla karşılanması da pek mümkün gözükmüyor.  Peki, sektördeki aktörlerin neredeyse krizin ilk gününden beri gelmesini beklediği bu etki sürdürülebilir mi?

Logosuz Lüks Bling’in Yerini mi Alacak? 

Millennial jenerasyonunun tüketime katılmaya başlaması ile lüks sektöründe büyük değişiklikler yaşandı. Bunlardan biri “deneyim”in  hızla artan önemi oldu. Yeni deneyimler yaşamayı yeni ürünler satın almaya tercih eden bu nesil, Instagram’‘da paylaşabilecekleri an’ların peşine düştü. Diğer jenerasyonların da onlara katılmasıyla artan talebe, markalar da hızla kendilerini adapte edip ürün değil deneyim satmaya başladılar. Yaşanan bu kriz ile birlikte ise işler değişti. Tüketiciler, en azından ilk etapta, tekrar satın alma içgüdüsü ile hareket edecekler. Bu noktada ise iki farklı yönde eğilimler gözlenmesi bekleniyor. 2. Dünya Savaşı ve 2008’deki ekonomik krizde olduğu gibi, tüketicilerin bir kısmı hissettikleri anksiyete ile mücadele etmek için tüketim yolunu tercih edecekler. 

Belirsizliğin hakim olduğu ve bireylerin olaylar üzerinde kontrol sağlayamadığı bu dönemde, bu grup adeta meydan okurcasına alışveriş yapacaklar. Duygusal hareket edip “ben buradayım” demek ve var olduklarını kanıtlamak için tüketmek isteyecekler. Kimlik kaygılarıyla ilişkilendirilebilecek bu durum, en azından geçici bir duygusal rahatlama sağlayacaktır. Kendini gösterme amacı taşıyan bu alışverişler esnasında tercih edilen ürünlerin de bu amaca hizmet etmesi beklenebilir. Öte yandan, başka bir grup ise tam tersi yöne gidip bilinçli tüketimi tercih edecekler. Rasyonel tercihler yapacak olan bu grup dünyaya ve kendilerine minimum zarar verecek ürünlere öncelik tanıyıp  “Az, çoktur.” felsefesi ile hareket edecekler. Fonksiyonelliğe ve kaliteye atfettikleri önem artarken, dönemin şartlarının bilincinde hareket edip bağırmayan tercihler yapacaklar. 

Lüksü Yaşatacak Kuşak GEN Z

1997 ve 2012 yılları arasında doğanlar Z jenerasyonu olarak kabul ediliyor ve lüks sektörünün geleceği olarak görülüyorlar. Bain & Company’nin yayınladığı bir rapora göre; şu anda tüketicilerin %40’ını temsil etmekte olan bu grup, 2035 yılı itibariyle lüks tüketiminin %40’ını gerçekleştiriyor olacaklar.  Bunun bilncinde olan lüks markaları, son yıllarda pek çok alandaki stratejilerini bu jenerasyonu kazanmak için uyguladılar. Z kuşağı gençleri, Koronavirüs döneminde oluşan belirsizliklerden en çok etkilenen kesimlerden biri olarak karşımıza çıkıyor. Hayatlarında sadece bir kere yaşayabilecekleri mezuniyet, balo, ilk iş ve staj gibi özel davet ve imkanların dijital ortamlara taşınmış olması sebebiyle kariyer belirsizliklerine bağlı korku ve endişe yaşıyorlar. 2020 senesinde kişisel gelişime odaklanmak isteyen gençler bu dönemi hayatları boyunca kayıp yıl olarak adlandıracaklar.

Kantar’ın yaptığı araştırmaya katılan Z Jenerasyonu katılımcıların %49’u evlerine giren gelirin şimdiden azalmış olduğunu söylerken %26’sı ise bu etkilerin gelecekte de devam edeceğine inanıyor. McKinsey&Co tarafından yapılan bir ankete göre ise %20 -30 ‘u kriz bittiği takdirde bile harcamalarını azaltacaklarını ifade ediyor. Finansal etkilerin yanı sıra, bu salgın Z jenerasyonunun kişiliklerini, düşünce yapılarını ve bir anlamda hayata bakışlarını şekillendirmeleri gereken bu yıllara büyük bir darbe vurdu. Peki, bu durum lüks sektörü için ne anlama geliyor? 

Lüks Devlerin Oyun Alanına mı Dönüşüyor?

Lüks sektörü çok hızlı büyüme gösterse de bu büyümenin ve karın büyük kısmı birkaç büyük grubun tekelinde. LVMH ve Kering gibi bu dev aktörler ile sektörün geri kalanı arasındaki uçurum, kriz ve sonrasında daha da büyüyecek. Daha küçük markalar kapılarını kapatma tehlikesiyle karşı karşıyayken, bu gruplar bu krizde sadece ayakta kalacak değil, krizden daha da güçlenerek çıkabilecekleri kaynaklara sahipler. Sektörün çok karlı olduğunu düşünüp hiçbir tecrübeleri ve bilgi birikimleri olmamasına rağmen bu alana yatırım yapan Amerikalı ve Ortadoğulu pek çok yatırımcı oldu son yıllarda. Bu eksiklikleri yüzünden bu dönemi iyi yönetemeyecek olan bu şirketler, daha fazla zarar etmemek için sahip oldukları markaları potansiyellerinin altında satacaklar. Satın almalar ise büyük oranda bahsedilen köklü lüks grupları tarafından gerçekleştirilecek ve bir anlamda saflar sıkılaştırılacak.

Bu dönemde yapılacak ortaklıklar da yeni fırsatlar doğuracak. Herkes yeni düzeni kavramaya ve ona adapte olmaya çalışırken, markalar bilgi paylaşma hususunda hiç olmadıkları kadar açıklar. Tüm oyuncuların hayatta kalmaya çalıştığı bu dönemde bilgi paylaşma ve ortak bir akıl yaratmanın gerekliliği herkes tarafından kabul ediliyor. Bunun bir adım ötesinde ise, üretime devam edebilmek, ayakta kalabilmek ve uzun vadede büyüyebilmek için yeni ortaklıklar kurmak var. 6 ay önce yan yana gelmeleri mümkün olmayan isimlerin işbirliği yapacağı bu dönemde, özellikle teknoloji alanındaki firmalar ve lüks markaları arasında daha önce hayal edilemeyen ortaklıklar görmek mümkün.

Lükste Müşteri Olsa Bile Üretici Kalacak mı?

Lüks sektörünü bu günlerde en çok meşgul eden sorulardan biri lüks markaların ürün temin edip edemeyeceği. Lüks üretiminin %40’ından fazlası İtalya’da, bütün fabrikalar ve aile işletmeleri uzun süre kapılarını kapatıp, üretimlerini durdurdular.  Haftalarca kapılarını açamayan atölye ve fabrikalardan %30-40’ının kapılarını temelli kapatmak zorunda kalacağı tahmin ediliyor. İtalya deyince akla ilk moda endüstrisi gelse de, mobilyadan yatçılığa, Mücevherden otomobile pek çok sektörün devamı için İtalya’nın ayakta kalması büyük önem taşıyor.

Örneğin, aralarında B&B Italia ve Molteni Group gibi ikonik markaların bulunduğu İtalyan mobilya üreticileri, Nisan ayında bir bildiri yayınlayarak üretime 2 hafta içinde başlamazlarsa İtalyan mobilya sektörünün 25-30 yıllık birikimi kaybedebileceğini açıklayarak, hükümetten üretime devam izni isteseler bile  üretim Mayıs ayında ancak başlayabildi.  Ancak krizden kimlerin sağlam çıkabileceği belirsizliğini koruyor. Bu durumun lüks sektöründeki etkisi ise büyük olacak. Lüks demek çok iyi hammadde, çok iyi işçilik ve derin bir bilgi birikimi demek. Bunlar ise senelerin tecrübesi ve kuşaktan kuşağa aktarılan bilgiler ile elde edilebiliyor. Bu sebeple İtalya’dan vazgeçmek lüks sektörü için kolay değil çünkü bu bilgi birikiminin ve deneyimin alternatifi yok denecek kadar az.

Öte yandan, bir de madalyonun öbür yüzü var. İtalya’nın lüks sektörü için üretim ve pazarlama açısından önemi tartışılmaz olsa da pek çok sektörde olduğu gibi burada da Çin’e bağımlılık söz konusu. BMW gibi otomobil markalarından Prada gibi moda markalarına farklı sektörlerden çok sayıda şirket üretimlerinin kayda değer bir kısmını Çin’de gerçekleştiriyorlar. Ucuz iş gücü nedeniyle bu ülkeyi tercih eden markalar, bu kriz yüzünden ülkede üretim durduğunda pek çok alanda Çin’e bağımlı olmanın getirdiği zorluklarla yüzleştiler. Yabancı markaların Çin Pazarı’nda genişlemesine yardım eden danışman Hervé Roland Rogazy’ye göre, 15 sene önce üretimlerini Doğu Avrupa’dan Çin’e taşımaya çalışanlar şimdiyse Doğu Avrupa’ya geri dönmeye çalışıyor. 

Kaynaklar: 

Bain & CompanyBCG (Boston Consulting Group)BOF (Business of Fashion)ForbesFortuneJing DailyLuxury DailyMcKinseyVogue BusinessWWD (Women’s Wear Daily)

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.