preloader

Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

04.03.2022
Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

Yazı Boyutu:

aaa

Geçtiğimiz yılların en popüler kavramlarından biri olan sürdürülebilirlik, moda sektörünü de etkisi altına almış durumda. Pandemi ise sürdürülebilir modaya olan ilgiyi daha da arttırdı. Markalar, arka arkaya bu doğrultuda açıklamalar yaparken akıllardaki en önemli soru ise şu: Sürdürülebilir bir moda sektörü ne kadar gerçekçi? Cevabı yazımızda…

Kuşkusuz pandemi hem kişisel hem de ekonomik anlamda çok büyük etkiler yarattı ve maalesef hâlâ da yaratmaya devam ediyor. Bu süreçten en çok etkilenen sektörlerin başında gelen moda endüstrisinin, aslında yıllardır süregelen ve ihmal edilmiş olan temel sorunları da, ilk kez bu vesile ile görünür hale geldi. Tedarik zincirini uzak lokasyonlara bağımlı kılmış, neredeyse her hafta mağazalara yeni ürün sokma hızına ulaşmış ve mantıklı bir arz/talep öngörüsü yerine keyfi büyüme hedeflerine göre hareket eden sektörün genelinin son yıllardaki halini, freni patlamış bir arabaya benzetmek doğru olacaktır.

Pandemi sebebiyle dünyanın durma noktasına gelmesi ile aniden binlerce mağazasının kapanması, tedarik zincirinin kırılması ve hatta ürünlerini üreten insanların sorumluluğu ile karşı karşıya kalan moda markaları, ilk kez mevcut sistemi sorgulamaya başladı.

“Moda sektörü, global su ve kimyasal kirliliğinin %20’sini, toplam karbon emisyonunun %5’ini ve okyanuslardaki plastik kirliliğinin %35’ini yaratıyor.”

Moda sektörünün dünyaya etkileri

Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

Çoğumuzun aşina olduğu üzere son yıllarda moda, çevreye ve insanlığa verdiği zarar ve sebep olduğu atık krizi ile de çok gündemdeydi. Global su ve kimyasal kirliliğinin %20’sini, toplam karbon emisyonunun %5’ini ve okyanuslardaki plastik kirliliğinin %35’ini yaratmakla kalmayıp aynı zamanda sınıf farkı ve cinsiyet ayrımcılığına da en çok ayna tutan sektör olarak biliniyor.

Özellikle son 15 yıl içinde fast fashion (hızlı moda) akımının daha da yaygınlaşması sonucu, hem ürünlerin kullanım ömürleri oldukça kısalmış hem de tekstil atıkları ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Rakamsal olarak bilgi vermek gerekir ise, üretilen tekstil ürünlerinin %70’i aynı senenin sonunda ya stok fazlası olarak tüketiciye dahi ulaşmadan ya da kullanım ömrünü tamamlayıp atık halini alıyor. Geri dönüşüm oranı ise %1 bile değil… Neredeyse kullan at dönemi yaşadığımız günümüzde, ürünlerin ortalama kullanım sayısı 7’ye kadar düşmüş durumda.

Tüm bu gerçeklerin su yüzüne çıkması, tüketicilerin bilinçlenmesi ve bazı platformların baskıları ile, markalar çevreye olumsuz etkilerini azaltıcı uygulamaları odak noktalarına almak zorunda kaldı. Çoğu markanın su/enerji tasarrufu, geri dönüşümle atık değerlendirme hedefleri ve (tartışmaya açık) başarı hikâyeleriyle sıkça karşılaşır olduk. Sürdürülebilir moda trend bir kavram halini alırken, maalesef suistimali de bir o kadar hızla büyüdü; konunun pazarlama amacıyla kötüye kullanılmasına verilen isim olan ‘greenwashing’ kavramı da hayatımızda yerini aldı.

Birçok moda markası ve üretici firma, ulaştıkları hedeflerini ve başarı hikâyelerini paylaşadursun sektörün bu alandaki gelişimini tarafsız bir şekilde ölçen Global Fashion Agenda, 2019 sonunda yayınladığı raporda moda şirketlerinin, hızla büyüyen endüstrinin olumsuz çevresel ve sosyal etkilerini dengeleyecek hız ve yeterlilikte çözümler uygulamadığını rakamsal olarak da kanıtladı.

“Kullan at dönemi yaşadığımız günümüzde, ürünlerin ortalama kullanım sayısı 7’ye kadar düşmüş durumda.”

Sürdürülebilir modayı hayata katmanın yolları

Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

Bir yandan da bilinç düzeyi yüksek markalar, moda sektörünün bu yıkıcı sonuçlarına ‘dur’ diyor ve etik üretimle çevreye sahip çıkıyor. Tüketicilere düşen görev ise tercihini sürdürülebilir markalardan yana yapmak… Ancak bunun öncesinde gardırop detoksuyla başlayın.

  • Dolabınızın ücra bir köşesine attığınız kıyafetlerinizden kurtularak temizlik yapmanız, sürdürülebilir bir gardıroba sahip olmanız için oldukça önemli bir adım. Dolabınızda sürekli kullandığınız, çok yönlü giysilerinize yer verin. Özellikle birbiriyle uyumlu parçalar kalmasına özen gösterin. Birbirleriyle uyumları kadar renk uyumlarına da dikkat etmeyi unutmayın. Sade ve bir nevi kapsül dolaba geçmek, hem ruhunuzu hafifletecek hem de daha kararlı alışveriş yapmanıza yardımcı olacaktır.
  • Ortaya çıkan atık miktarını azaltmanın en önemli yollarından biri satın alınan kıyafetlerin ömrünü uzatmak. Siz de kıyafetlerinizi daha uzun süre kullanabilmek için mutlaka yıkama talimatlarına uyun ve her parçaya hak ettiği özeni gösterin. Bu özeni sadece gardırobunuzda tutacağınız kıyafetler için değil “gidecekler” kategorisi için de göstermeniz önemli.
  • Sorumlu bir gardırop sahibi olmak için “Az al, iyisini seç, daha uzun süre kullan” prensibine uygun olarak alışveriş yapmanızı öneriyoruz. Böylece, her gardırop detoksu yaptığınızda “gitmesi gereken” daha az kıyafetiniz olacak ve gittikçe daha bilinçli bir tüketici haline geleceksiniz.  
  • Alacağınız ürünleri uzun süre kullanacağınızı hesaplayarak satın almayı da unutmayın. Aynı şekilde al-at döngüsünden kurtulmak adına, yıpranan giysilerinizi onarmaya özen gösterin. Stilinizi seçin, uygun parçalar satın alın, atmayın ve onarın. Bu kısa döngü hayatınızı sürdürülebilir kılmanıza yardımcı olacaktır.

Sürdürülebilir Türk moda markalarını gardırobunuza dahil edin

İhtiyacınıza yönelik her kıyafeti çevre dostu seçeneklerle sunan Türk markalara gardırobunuzda yer verebilirsiniz. Günlük, sade ve şık, evrensel bir çizgide olan “one square meter”… Amacı kadınların öncelikle kendi bedenleri, diğer kadınlar ve yeryüzü ile şefkatli, özen gösteren ve dayanışmacı bir ilişki kurmasını sağlamak olan Atölye Ren… Kullandıkları malzemelerle çevreyi koruyan ve yavaş üretim yapan Türk sürdürülebilir moda markalarını bir araya getirdik. Radarımızda markaları siz de keşfedin!

Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

Sürdürülebilirlik kavramı ile moda endüstrisinin büyüme tutkusu

Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

Aslında temel anlamda sürdürülebilirlik kavramı ile moda endüstrisinin büyüme tutkusu arasında ciddi bir tezat ve çelişki söz konusu. Her sene daha fazla mağaza açarak, daha fazla ürünü tüketiciye sunma ve dolayısıyla sürekli büyüme gayretinde olan markalar, aslında sürdürülebilir olmaktan giderek daha da uzaklaşmaktalar. Bu konuyu daha net kavrayabilmek için biraz geçmişe bakmakta fayda var.

Sanayi devriminden önce, üretim ve tüketim çok makul ve çevre dostu bir şekilde işlemekteydi. O zamanlar, ürünler ihtiyaç oranında üretiliyor ve tüketiliyordu. Uzun ömürlülük bir seçenek değil, doğal bir özellikti. Daha sonra ürünlerin çok daha ucuz, daha hızlı ve daha fazla miktarda üretilebileceği keşfedildi. Düşük fiyat ve ihtiyaç ötesi alışveriş, tüketici talebiyle değil, kapitalizme daha iyi hizmet edebilecek bir sistemin keşfi ile başladı ve öyle de devam ediyor. Sadece endüstriyel kuruluşlar değil; tasarım, satış, pazarlama ve mühendisliğin temelleri ve tüm eğitim sistemi de bireyleri bu modele hizmet edecek şekilde yetiştirmeye odaklanmış durumda.

Özetle, mevcut yaşam ve çalışma alışkanlıklarımıza dair ne varsa tümü, tüketimi artırmak ve ‘ekonomik büyüme sağlamak’ hedefine dayalıdır. Başarı ekonomik büyümeyle, büyüme ise hep refah ve zenginlik ile ilişkilendirildi. Ancak, büyüme tutkusunun insanlık ve çevre üzerindeki yan etkileri maalesef fazla hafife alındı, hatta görmezden gelindi. Tam bu noktada, yeni bir kavram olan ‘de-growth’ hareketinden bahsetmek yerinde olacaktır. 

Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün

Bu yeni kavram, ne pahasına olursa olsun büyümeyi sürdüren, insan sömürüsüne ve çevresel tahribata neden olan küresel kapitalist sistemi eleştiren bir fikirdir; kâr odaklılık, aşırı üretim ve tüketim yerine sosyal ve ekolojik refaha öncelik veren toplumları savunur. Sürdürülebilirlik hedeflerinde gerçek dönüşümün ancak bu şekilde olacağına inananların sayısı giderek artıyor. Şimdilik bir ütopya gibi görünse de, bu akım yeni olasılıkların alternatif dünyasını bizlere göstermesi açısından önem taşıyor.

“Her sene daha fazla mağaza açarak, daha fazla ürünü tüketiciye sunma ve dolayısıyla sürekli büyüme gayretinde olan markalar, sürdürülebilir olmaktan giderek daha da uzaklaşıyorlar.”

Moda sektörüne geri dönersek; çevreye ve insana saygılı ürün kavramından bahsederken, organik/recycle materyal ve su/enerji tasarrufu ile çözüm bulmaya odaklı sektör, aslında sorunun kaynağına inerek gerçek dönüşüm yaratmaktan çok uzak… Albert Einstein’ın çok güzel ifade ettiği gibi: Sorunlarımızı, onları yaratan aynı düşünce düzeyiyle çözemeyiz.

Nedenleri değil semptomları tedavi etmeye odaklı yaklaşım, gerçek çözüm için yetersizdir. Sezonluk koleksiyon kavramını değiştirmeden, aynı sokakta 3 mağaza açmaya devam ederek, her hafta yeni ürün yaklaşımını sürdürerek, özetle bilinçsiz tüketime ve tekstil atığına katkıda bulunmaya devam ederek pozitif katkı yaratmayı beklemek oldukça ironik

Pandeminin başlarında, dünya daha şoktayken attığı radikal adımlar ve yayınladığı mektup ile moda endüstrisini sallayan Gucci tasarım direktörü Alessandro Michele, yılda 5 sezon yerine sezonsuz 2 koleksiyona :geçme kararı alarak tüm sektöre ilham oldu. Michele moda endüstrisine yönelttiği çarpıcı mektubunda, “Her şeyden önce, çok ileri gittiğimizi anlıyoruz” diye yazdı. Michele sözleri şöyle devam etti: Pervasız davranışlarımız, içinde yaşadığımız evi yaktı. Kendimizi doğadan ayrı düşündük, kurnaz ve kudretli hissettik. Doğayı gasp ettik, biz ona hâkim olduk ve yaraladık. Bu kadar kibir, çiçeklerle, ağaçlarla ve köklerle kardeşliğimizi kaybetmemize neden oldu. Bu kadar açgözlülük, uyumu, bağlantıyı ve aidiyeti kaybetmemize neden oldu.