Sürdürülebilir Moda Gerçekten Mümkün mü?

Sürdürülebilir Moda Üzerine Post-Covid Düşünceler

Geçtiğimiz yılların en popüler kavramlarından biri olan sürdürülebilirlik, moda sektörünü de etkisi altına almış durumda. Covid-19 ise sürdürülebilir modaya olan ilgiyi daha da artırdı. Markalar, arka arkaya bu doğrultuda açıklamalar yaparken akıllardaki en önemli soru ise şu: sürdürülebilir bir moda sektörü ne kadar gerçekçi? Cevabı yazımızda...

Kuşkusuz Covid-19 hem kişisel hem de ekonomik anlamda çok büyük etkiler yarattı ve maalesef hala yaratmaya devam ediyor. En çok etkilenen sektörlerin başında gelen moda endüstrisinin, aslında yıllardır süregelen ve ihmal edilmiş olan temel sorunları da, ilk kez bu vesile ile görünür hale geldi. Tedarik zincirini uzak lokasyonlara bağımlı kılmış, neredeyse her hafta mağazalara yeni ürün sokma hızına ulaşmış ve mantıklı bir arz/talep öngörüsü yerine keyfi büyüme hedeflerine göre hareket eden sektörün genelinin son yıllardaki halini, freni patlamış bir arabaya benzetmek sanıyorum ki doğru olacaktır.

Pandemi sebebiyle dünyanın durma noktasına gelmesi ile aniden binlerce mağazasının kapanması, tedarik zincirinin kırılması ve hatta ürünlerini üreten insanların sorumluluğu ile karşı karşıya kalan moda markaları, ilk kez mevcut sistemi sorgulamaya başladı. Moda yoğun bir şekilde ‘yeni normal’ tanımlarını, dijital alternatifleri ve finansal krizleri konuşadursun, ben konuyu farklı bir açıdan; son yıllarda popüler bir kavram haline gelmiş olan ‘sürdürülebilirlik’ açısından ele almak istiyorum. Profesyonel olarak bu alanda danışman ve eğitmen olarak çalışmayı seçmiş biri olarak, karantina süreci bana mevcut tanım ve uygulama modellerini farklı bir gözle değerlendirmem için bolca vakit sağlamış oldu.

Çoğumuzun aşina olduğu üzere, moda son yıllarda koleksiyonlar ve trendler kadar çevreye ve insanlığa verdiği zarar ve sebep olduğu atık krizi ile de çok gündemde idi. Global su ve kimyasal kirliliğinin 20% ‘sini, toplam karbon emisyonunun 5%’ini ve okyanuslardaki plastik kirliliğinin 35%’unu yaratmakla kalmayıp aynı zamanda sınıf farkı ve cinsiyet ayrımcılığına da en çok ayna tutan sektör olarak biliniyor. 2019 yılında toplam 110 milyar parça giyim eşyası satıldı ki bu kişi başına 15 yeni ürün anlamında geliyor.

Özellikle son 15 yıl içinde fast fashion (hızlı moda) akımının daha da yaygınlaşması sonucu, hem ürünlerin kullanım ömürleri oldukça kısalmış hem de tekstil atıkları ciddi boyutlara ulaşmış durumda. Rakamsal olarak bilgi vermek gerekir ise, üretilen tekstil ürünlerinin 70%’i aynı senenin sonunda ya stok fazlası olarak tüketiciye dahi ulaşmadan ya da kullanım ömrünü tamamlayıp atık halini alıyor. Geri dönüşüm oranı ise 1% bile değil… Neredeyse kullan at dönemi yaşadığımız günümüzde, ürünlerin ortalama kullanım sayısı 7’ye kadar düşmüş durumda.

Tüm bu gerçeklerin su yüzüne çıkması, tüketicilerin bilinçlenmesi ve bazı platformların baskıları ile, markalar çevreye olumsuz etkilerini azaltıcı uygulamaları odak noktalarına almak zorunda kaldı.  Çoğu markanın su / enerji tasarrufu, geri dönüşümle atık değerlendirme hedefleri ve (tartışmaya açık) başarı hikayeleriyle sıkça karşılaşır olduk.  Sürdürülebilir moda trend bir kavram halini alırken, maalesef suistimali de bir o kadar hızla büyüdü; konunun pazarlama amacıyla kötüye kullanılmasına verilen isim olan ‘greenwashing’ kavramı da hayatımızda yerini aldı. 

Birçok moda markası ve üretici firma, ulaştıkları hedeflerini ve başarı hikayelerini paylaşadursun sektörün bu alandaki gelişimini tarafsız bir şekilde ölçen Global Fashion Agenda, 2019 sonunda yayınladığı raporda moda şirketlerinin hızla büyüyen endüstrinin olumsuz çevresel ve sosyal etkilerini dengeleyecek hız ve yeterlilikte çözümler uygulamadığını rakamsal olarak da kanıtladı. 

Aslında temel anlamda sürdürülebilirlik kavramı ile moda endüstrisinin büyüme tutkusu arasında ciddi bir tezat ve çelişki söz konusu. Her sene daha fazla mağaza açarak, daha fazla ürünü tüketiciye sunma ve dolayısı ile sürekli büyüme gayretinde olan markalar, aslında sürdürülebilir olmaktan giderek daha da uzaklaşmaktalar. Bu konuyu daha net kavrayabilmek için biraz geçmişe bakmakta fayda var… 

Sanayi devriminden önce, üretim ve tüketim çok makul ve çevre dostu bir şekilde işlemekteydi. O zamanlar, ürünler ihtiyaç oranında üretiliyor ve tüketiliyordu. Uzun ömürlülük bir seçenek değil, doğal bir özellikti. Daha sonra, çok daha ucuz, daha hızlı ve daha fazla miktarda üretilebileceği keşfedildi. Düşük fiyat ve ihtiyaç ötesi alışveriş, tüketici talebiyle değil, kapitalizme daha iyi hizmet edebilecek bir sistemin keşfi ile başladı ve öyle de devam ediyor.  Sadece endüstriyel kuruluşlar değil; tasarım, satış, pazarlama ve mühendisliğin temelleri ve tüm eğitim sistemi de bireyleri bu modele hizmet edecek şekilde yetiştirmeye odaklanmış durumda.

Özetle, mevcut yaşam ve çalışma alışkanlıklarımıza dair ne varsa tümü, tüketimi artırmak ve ‘ekonomik büyüme sağlamak’ hedefine dayalıdır.  Başarı ekonomik büyüme ile, büyüme ise hep refah ve zenginlik ile ilişkilendirildi. Ancak, büyüme tutkusunun insanlık ve çevre üzerindeki yan etkileri maalesef fazla hafife alındı, hatta görmezden gelindi. Tam bu noktada, yeni bir kavram olan ‘de-growth’ hareketinden bahsetmek yerinde olacaktır. 

Bu yeni kavram, ne pahasına olursa olsun büyümeyi sürdüren, insan sömürüsüne ve çevresel tahribata neden olan küresel kapitalist sistemi eleştiren bir fikirdir; kar odaklılık, aşırı üretim ve tüketim yerine sosyal ve ekolojik refaha öncelik veren toplumları savunur.  Sürdürülebilirlik hedeflerinde gerçek dönüşümün ancak bu şekilde olacağına inananların sayısı giderek artıyor. Şimdilik bir ütopya gibi görünse de, bu akım yeni olasılıkların alternatif dünyasını bizlere göstermesi açısından önem taşıyor.

Moda sektörüne geri dönersek; çevreye ve insana saygılı ürün kavramından bahsederken, organik/recycle materyal ve su/enerji tasarrufu ile çözüm bulmaya odaklı sektör, aslında sorunun kaynağına inerek gerçek dönüşüm yaratmaktan çok uzak… Albert Einstein'ın çok güzel ifade ettiği gibi; "Sorunlarımızı, onları yaratan aynı düşünce düzeyiyle çözemeyiz." Nedenleri değil semptomları tedavi etmeye odaklı yaklaşım, gerçek çözüm için yetersizdir. Sezonluk koleksiyon kavramını değiştirmeden, aynı sokakta 3 mağaza açmaya devam ederek, her hafta yeni ürün yaklaşımını sürdürerek, özetle bilinçsiz tüketime ve tekstil atığına katkıda bulunmaya devam ederek pozitif katkı yaratmayı beklemek oldukça ironik…

Pandeminin başlarında, dünya daha şoktayken attığı radikal adımlar ve yayınladığı mektup ile moda endüstrisini sallayan Gucci tasarım direktörü Alessandro Michele, yılda 5 sezon yerine sezonsuz 2 koleksiyona geçme kararı alarak tüm sektöre ilham oldu. Michele moda endüstrisine yönelttiği çarpıcı mektubunda, "Her şeyden önce, çok ileri gittiğimizi anlıyoruz" diye yazdı. "Pervasız davranışlarımız, içinde yaşadığımız evi yaktı. Kendimizi doğadan ayrı düşündük, kurnaz ve kudretli hissettik. Doğayı gasp ettik, biz ona hâkim olduk ve yaraladık. Bu kadar kibir, çiçeklerle, ağaçlarla ve köklerle kardeşliğimizi kaybetmemize neden oldu. Bu kadar açgözlülük, uyumu, bağlantıyı ve aidiyeti kaybetmemize neden oldu."

Şu ana kadar öyle görünmese de umarım ki pandemi, doğayla ilişkimizi, yaşam, çalışma ve tüketim alışkanlıklarımızı yeniden gözden geçirmemize sebep olur. Hatırlamanıza vesile olmak isterim ki, her birimiz fark yaratma gücüne sahibiz; iş, yaşam ve moda seçimlerimizi vicdanımızı iyi hissettiren, doğaya ve insanlığa saygılı kılmak bizim elimizde.

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.