white banner
Modern Aşk Filmlerinin Gizli Mitleri

Yazı Boyutu:

Modern aşk filmleri antik mitlerin izini mi sürüyor? Titanic’ten Her’e uzanan bu seçkide aşk, kader, hafıza ve trajedinin mitolojik kökenlerini keşfedin.

Sevdiğimiz filmlerin mitolojiye uzanmasına artık şaşırmıyoruz. İnsan duyguları, tıpkı mitler gibi, şekil değiştiriyor ama özünü kaybetmiyor. Ayrılık, özlem, kavuşma, kader, takıntı… Antik Yunan’da neyse bugün de o. Sadece kostümler ve dekorlar değişti.

Bu yazıda, son yıllarda öne çıkan modern aşk filmlerini, hikâyelerinin arkasındaki mitolojik arketiplerle birlikte okuyarak, aşkın neden hâlâ aynı yerden vurduğunu anlamaya çalışıyoruz.

The Notebook, IMDb: 7.8

  • Yönetmen: Nick Cassavetes
  • Oyuncular: Ryan Gosling, Rachel McAdams
  • Yıl: 2004
  • Tür: Romantik, Dram
  • Mitolojik Referans: Eros, Mnemosyne (Hafıza)

The Notebook, büyük bir aşk hikâyesi gibi görünse de derininde hafızayla yapılan bir pazarlık var. Burada sahneye Eros çıkar: Ani, mantıksız, bedeni ve kalbi ele geçiren o karşı konulmaz güç… Allie ile Noah’ın aşkı da böyle başlar; sınıf farklarını, zamanı, hatta mantığı umursamayan bir çekimle. Eros’un doğası bu zaten; hesap yapmaz, güvenli olandan hoşlanmaz, “ya hep ya hiç” der. Bu yüzden The Notebook’taki aşk, göze alınmış bir deliliktir. Film boyunca tekrar tekrar şunu hissederiz: Bu aşk yaşanmasaydı, hayat daha kolay ama daha eksik olurdu.

Eğer aşk hatırlanmadığında da var olmaya devam ediyorsa, onu gerçekten kaybedebilir miyiz?

Asıl kalp kıran mitolojik bağ ise Mnemosyne ile kurulur. Filmde sınav, sevmek değil; hatırlamaktır. Hafızanın silindiği yerde aşk da silinir mi? Noah’ın her gün aynı hikâyeyi yeniden anlatması, Eros’u hayatta tutmak için Mnemosyne’ye tutunma çabasıdır. Burada aşk bilinçli bir direnişe dönüşür: “Hatırlamasan bile ben buradayım.” The Notebook, aşkı bir hafıza eylemi olarak ele alır. Unutmanın karşısına, ısrarla anlatmayı koyar.

Titanic IMDb: 7.9

  • Yönetmen: James Cameron
  • Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Kate Winslet
  • Yıl: 1997
  • Tür: Romantik, Dram, Felaket
  • Mitolojik Referanslar: Orpheus & Eurydice, Icarus ve Hades

Titanic, büyük bir aşk hikâyesi gibi anlatılsa da aslında mitolojik bir kayıp anlatısı. Jack ve Rose’un ilişkisi, en çok Orpheus ile Eurydice’i çağırır: Kısa süren bir kavuşma, ardından geri dönülmez bir ayrılık. Orpheus’un tek hatası geriye bakmaktı; Jack’in kaderi ise Rose’a son kez bakmadan gitmek… Titanic’te aşk, anlatılmaya mecbur bir hatıraya dönüşür. Rose’un hayatta kalması bir tanıklıktır. Jack’i yaşatmanın tek yolu, onu sürekli hatırlamaktır. Aşk burada “onsuz yaşamak zorunda kalmak”tır.

Filmin asıl trajedisi ise Icarus ve Hades üzerinden okunur. Jack, Icarus gibi yükseğe uçar: Sınıf sınırlarını, kaderini, hatta ölümü hiçe sayar. Rose’a verdiği özgürlük hissi, güneşe fazla yaklaşmanın bedelidir. Gemi battığında ise sahne artık Hades’indir; soğuk, karanlık ve dönüşsüz bir eşik. Jack o eşiği geçer, Rose geride kalır. Titanic, mitolojik bir geçiş hikâyesidir. Aşkın bedelini, hayatta kalanların ödediğini fısıldar.

500 Days of Summer (Aşkın 500 Günü) IMDb: 7.6

  • Yönetmen: Marc Webb
  • Oyuncular: Joseph Gordon-Levitt, Zooey Deschanel
  • Yıl: 2009
  • Tür: Romantik, Dram, Komedi
  • Mitolojik Referans: Narcissus & Echo

500 Days of Summer, romantik komedi gibi paketlenmiş ama özünde narsisizm ve yankı üzerine kurulu modern bir mit. Burada Narcissus Tom: Aşık olduğu kişi Summer değil, Summer’ın kendi zihninde yarattığı yansıma. Onu gerçekten tanımakla ilgilenmez; sevdiği şey, bu ilişkinin kendisinde uyandırdığı duygudur. Tom’un aşkı, kendi iç monoloğuna çalışır. Film bu yüzden rahatsız eder; çünkü Tom’un hatası yanlış yere bakmaktır. Aynaya.

Summer ise Echo’dur. Duyulmak istenmeyen kadın. Başından beri ne istediğini açıkça söylese de Tom’un romantik senaryosunda ona yer yoktur. Echo’nun laneti modern bir forma bürünür: Konuşur ama anlaşılmaz, var olur ama görülmez.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind, IMDb: 8.3

  • Yönetmen: Michel Gondry
  • Oyuncular: Jim Carrey, Kate Winslet
  • Yıl: 2004
  • Tür: Romantik, Dram, Bilim Kurgu
  • Mitolojik Referans: Lethe Nehri ve Hades

Eternal Sunshine of the Spotless Mind, aşkı unutmak üzerinden anlatan nadir filmlerden. Mitolojik karşılığı ise, Lethe. Antik Yunan’da Lethe Nehri’nden içen ruhlar, geçmiş hayatlarını unuturdu. Joel ve Clementine’ın hafızalarını sildirme arzusu da bu: Acının kaynağını değil, anıyı ortadan kaldırmak. Ama film der ki; unutmak iyileştirmez, sadece boşluk yaratır. Hafıza silindiğinde geriye kalan şey, anlam kaybıdır. Aşkın acıtan tarafı da silinmek istenmesi ama silinememesidir.

Bu hikâyede Hades ise zihnin karanlık arka planında durur. Hafızanın derinlerine inildikçe Joel, kendi iç dünyasının yeraltına çekilir; bastırılmış anılar, yarım kalmış cümleler ve kaçmak istediği duygularla yüzleşir. Hades’ten dönüş mümkün ama bedelsiz değildir. Film, aşkın hafızayla var olduğunu söyler: Acıyı silersen, sevinci de silersin. Eternal Sunshine dürüst bir filmdir. “Unutsak daha kolay olurdu” fikrini alır, paramparça eder ve geriye şu cümleyi bırakır: Hatırlamak zor, ama unutmak çok daha tehlikeli!

Her, IMDb: 8.0

  • Yönetmen: Spike Jonze
  • Oyuncular: Joaquin Phoenix, Scarlett Johansson (ses)
  • Yıl: 2013
  • Tür: Romantik, Dram, Bilim Kurgu
  • Mitolojik Referans: Pygmalion & Galatea ve Narcissus

Her, modern bir aşk hikâyesi gibi başlasa da kökleri çok eski bir mite dayanır: Pygmalion & Galatea. Theodore’un Samantha’ya âşık oluşu, aslında kusursuz bir “yaratma” arzusudur. Pygmalion’un kendi idealine göre şekillendirdiği heykele âşık olması gibi, Theodore da ihtiyaçlarına tam oturan bir bilinçle bağ kurar. Samantha dinler, anlar, yargılamaz; çünkü tam olarak bunun için vardır. Film rahatsız edici bir soru sorar: Biz birini mi seviyoruz, yoksa bizi en iyi yansıtan versiyonumuzu mu? Her, aşkı; tasarım üzerinden tartışmaya açar.

Ama hikâyenin asıl kırılma noktası Narcissus’ta gizli. Çünkü Theodore’un Samantha’ya duyduğu aşk, bir noktadan sonra kendine duyduğu hayranlığa dönüşür. Samantha geliştikçe, genişledikçe ve insani sınırların dışına çıktıkça bağ kopar; çünkü Narcissus aynanın içinden hoşlanır, ötesinden değil. Her bu yüzden acımasız bir filmdir. Aşkın sadece “anlaşılmak” olmadığını, karşı tarafın bağımsızlaşabildiği yerde gerçekliğe kavuştuğunu söyler.

La La Land, IMDb: 8.0

  • Yönetmen: Damien Chazelle
  • Oyuncular: Ryan Gosling, Emma Stone
  • Yıl: 2016
  • Tür: Romantik, Müzikal, Dram
  • Mitolojik Referans: Moirai (Kader Tanrıçaları) ve Kairos

La La Land, aşkı “olursa ne güzel olurdu” ihtimali üzerinden anlatan bir kader hikâyesi. Burada sahnenin arkasında Moirai çalışır. İplik eğirilmiştir; Mia ve Sebastian’ın yolları kesişir ama aynı noktada sabitlenmez. Film boyunca hissedilen hüzün, kaderin acımasızlığından değil; tarafsızlığından gelir. Çünkü Moirai kimseyi cezalandırmaz, kimseye ödül vermez; sadece olanı olur kılar. La La Land de tam olarak bunu söyler: Aynı anda hem büyük bir aşk hem de büyük bir kariyer her zaman mümkün değil. Bazı hayaller birbirini sevse de birlikte yaşayamaz.

Filmin kalbinde Kairos var. Doğru an, doğru kapı, ama çok kısa bir süre… Mia ve Sebastian için Kairos birkaç kez gelir; bazen yakalanır, bazen ıskalanır. Ve finalde anlarız ki asıl mesele “yanlış zaman” değil. La La Land, aşkın her zaman seçilmesi gereken bir şey olmadığını, bazen sevmenin yetip vazgeçmenin büyüdüğünü anlatır.

The Shape of Water, IMDb: 7.3

  • Yönetmen: Guillermo del Toro
  • Oyuncular: Sally Hawkins, Michael Shannon, Doug Jones
  • Yıl: 2017
  • Tür: Fantastik, Romantik, Dram
  • Mitolojik Referans: Eros & Psyche, Sirens / Deniz Tanrıları ve Hades

The Shape of Water, sessizliğin içinden doğan bir aşk masalı gibi başlasa da kökleri çok daha derin mitolojik katmanlara uzanır. En güçlü bağ Eros & Psyche ile: Görmeden, tanımın sınırlarını zorlayarak sevmek. Elisa’nın yaratığa duyduğu çekim içsel sezgiye dayanır. Psyche’nin Eros’u karanlıkta sevmesi gibi, Elisa da “normal” denilenin ötesinde bir bağ kurar. Film burada aşkı cesaretten tanımlar. Sevmek, korkuyu aşmakla eşdeğer hâle gelir; dokunmak, konuşmaktan daha güçlü bir dile dönüşür.

Hikâyenin suları derinleştikçe Sirens ve deniz tanrılarının çağrısı duyulur; bilinmeyenin, geri dönülmez çekimin sesi. Yaratık suya ait, Elisa ise yeryüzüne. Bu ayrım da bizi Hades’in eşiğine getirir. Eski dünyadan vazgeçmeden yeni bir forma girilemez.

Call Me by Your Name, IMDb: 7.8

  • Yönetmen: Luca Guadagnino
  • Oyuncular: Timothée Chalamet, Armie Hammer
  • Yıl: 2017
  • Tür: Romantik, Dram
  • Mitolojik Referans: Narcissus & Echo, Eros ve Kairos

Call Me by Your Name, bakışların konuştuğu, cümlelerin hep yarım kaldığı bir yaz aşkı gibi ilerlerse de derininde Narcissus & Echo’nun hüzünlü yankısı var. Elio, Oliver’a bakarken aslında kendi arzularını keşfeder; Oliver ise çoğu zaman bu duyguların yankısını geri verir, ama tam merkezinde durmaz. Echo burada bilinçli bir geri çekilmedir. Film bu yüzden can yakar: Herkes hissettiğini söylemez, herkes sevdiğini yaşayamaz. Aşk bazen iki kişinin eş zamanlı cesaret gösterememesinden kırılır.

Hikâyenin asıl ritmini Eros ve Kairos belirler. Eros gelir, bedeni ve zihni ele geçirir; Kairos ise çok kısa bir pencere açar. O yaz, o ev, o saatler… Hepsi geçici ve tam da bu yüzden unutulmazdır. Call Me by Your Name, aşkın yoğunlukla ölçüldüğünü söyler. Elio’nun finaldeki gözyaşları, yaşanmışlığın yasını tutar.

Romeo + Juliet, IMDb: 6.7

  • Yönetmen: Baz Luhrmann
  • Oyuncular: Leonardo DiCaprio, Claire Danes
  • Yıl: 1996
  • Tür: Romantik, Dram, Trajedi
  • Mitolojik Referans: Pyramus & Thisbe, Eros & Thanatos ve Moirai (Kader Tanrıçaları)

Romeo + Juliet, özünde eski bir trajedinin çağdaş bir yankısı. Shakespeare’in bu hikâyesi, mitolojik olarak en çok Pyramus & Thisbe’ye yaslanır: Aileler, duvarlar, yasaklar ve yanlış zamanlama. İki genç âşık, birbirlerine en yakın oldukları yerde en uzak kalırlar. Romeo ve Juliet’in balkonu, Pyramus ile Thisbe’yi ayıran duvarın modern versiyonudur. Aşk var ama temas sınırlı; kavuşma hep bir adım sonra. Film bu yüzden hızla akar, nefes almaz.

Asıl çarpışma Eros ile Thanatos arasındadır. Romeo + Juliet’te aşk ve ölüm aynı hızda gelir, aynı ateşle yanar. Bazen sevmek, ölümü göze almaktır. Ve tüm bu kaosun üzerinde sessizce Moirai çalışır. İpler kesilmiştir, kimse fark etmez. Film, kaderin tarafsız olduğunu söyler. Romeo ve Juliet kendi zamanlarında yaşarlar.

Beauty and the Beast, IMDb: 7.1

  • Yönetmen: Gary Trousdale, Kirk Wise
  • Oyuncular (ses): Paige O’Hara, Robby Benson
  • Yıl: 1991
  • Tür: Fantastik, Romantik, Animasyon
  • Mitolojik Referans: Eros & Psyche, Metamorfoz ve Hades

Beauty and the Beast, ilk bakışta bir çocuk masalı gibi anlatılır ama özünde karanlık bir mitolojik yolculuk. En güçlü damar Eros & Psyche’den: Görünmeyeni sevmek, korkuyu arzuya dönüştürmek. Belle’in Canavar’a duyduğu bağ, onu gerçekten görmek için başlar. Psyche’nin Eros’u karanlıkta sevmesi gibi, Belle de biçimin ardındaki özü tanır.

Bu dönüşüm (yani metamorfoz) sadece Canavar’a ait değil. Belle de Hades’in eşiğine iner; şatoya adım attığı an eski hayatı biter. Hades burada bir bir eşiktir: Geri dönülebilir ama aynı kalınamaz. Canavar’ın insan formuna dönüşmesi kadar, Belle’in dünyaya bakışının değişmesi de bu yolculuğun parçası. Beauty and the Beast, aşkın geri dönüşsüz bir değişim” olduğunu söyler.

Lars and The Real Girl, IMDb: 7.3

  • Yönetmen: Craig Gillespie
  • Oyuncular: Ryan Gosling, Emily Mortimer
  • Yıl: 2007
  • Tür: Romantik, Dram, Komedi
  • Mitolojik Referans: Pygmalion, Narcissus ve Hestia

Lars and the Real Girl, ilk bakışta tuhaf bir ilişki hikâyesi gibi durur ama derininde çok eski bir mit yatar: Pygmalion. Lars’ın Bianca’ya bağlanışı, bir “aşk”tan çok güvenli bir yaratım alanıdır. Pygmalion’un kendi idealine göre şekillendirdiği heykele âşık olması gibi, Lars da temasın, reddedilmenin ve karmaşanın olmadığı bir bağ kurar. Burada ilişki, bir insanla onun ihtiyaçları arasında yaşanır.

Burada Narcissus ve Hestia devreye girer. Narcissus, Lars’ın kendini koruma refleksinde görünür. Bianca bir sığınaktır. Ve bu sığınağın merkezinde Hestia vardır: ev, sıcaklık, güvenli alan. Kasaba Lars’ın ritmine eşlik eder. Lars and The Real Girl, iyileşmenin kabullerle başladığını söyler. Aşkı değil; insanı romantize eder.

Gone Girl, IMDb: 8.1

  • Yönetmen: David Fincher
  • Oyuncular: Ben Affleck, Rosamund Pike
  • Yıl: 2014
  • Tür: Psikolojik Gerilim, Dram
  • Mitolojik Referans: Medea, Nemesis ve Eris

Gone Girl, evlilik mitini paramparça eden bir film. Mitolojik karşılığı en sert yerden: Medea. Amy, ihaneti stratejiye çeviren bir figür. Medea gibi o da acıyı içe atmaz, sahneye taşır. Öfkesi son derece hesaplıdır. Gone Girl, görmezden gelinen, küçümsenen ve anlatısı elinden alınan bir kadının intikamını anlatır.

Bu mücadelenin terazisini Nemesis tutar; adalet kişisel, ceza sarsıcı! Nick’in suçu sadakatsizlik ve anlatıyı sahiplenme isteğidir. Ve tam burada Eris devreye girer: Kaos. Film bize evliliğin, iki kişinin birbirini sevmediği hâlde birbirine mahkûm kalması halini gösterir.

Mamma Mia, IMDb: 6.5

  • Yönetmen: Phyllida Lloyd
  • Oyuncular: Meryl Streep, Amanda Seyfried, Pierce Brosnan, Colin Firth, Stellan Skarsgård
  • Yıl: 2008
  • Tür: Müzikal, Romantik, Komedi
  • Mitolojik Referans: Aphrodite, Odysseia ve Dionysos

Mamma Mia!, güneşli bir Yunan adasında geçiyor. Özünde aşkın, kimliğin ve köklerin mitolojik bir karması yatıyor. Sahnenin merkezinde Aphrodite var: Donna’nın özgür ruhunda, Sophie’nin merakında, şarkıların dur durak bilmeyen romantizminde… Aşk hayata, bedene, anın kendisine akıyor. Film, “doğru adam” fikrini dağıtıyor. Aphrodite’nin alanında seçimler net değil, hisler çoğuldur. Mamma Mia kadınların arzularını, pişmanlıklarını ve bağımsızlıklarını şenlikli bir kabullenişle sahneye taşır.

Hikâyenin omurgasında ise Odysseus’un uzun yolculuğu ve Dionysos’un coşkusu birlikte çalışır. Sophie’nin babasını arayışı, bir eve dönüş arzusudur; cevaplardan çok yolda olmak kıymetlidir. Dionysos sahneye girdiğinde kurallar gevşer, geçmiş affedilir, dans bir dile dönüşür. Mamma Mia, hayatın her zaman çözüm sunmadığını ama ritmini yakaladığında iyileştirici olduğunu söyler.

Undine, IMDb: 6.6

  • Yönetmen: Christian Petzold
  • Oyuncular: Paula Beer, Franz Rogowski
  • Yıl: 2020
  • Tür: Fantastik, Romantik, Dram
  • Mitolojik Referans: Undine (Su Perisi), Melusine ve Hades

Undine, adını aldığı Undine mitiyle baştan kaderini ilan eder: Sevilen ama terk edilen su perisi, ihanete uğradığında âşığını ölüme mahkûm eder. Filmde Undine’in aşkı, varoluşsal bir sözleşmedir. Berlin’in katmanlı mimarisi arasında anlatılan hikâye, suyla kara, geçmişle şimdi, anlatıyla beden arasında gidip gelir. Buradaki aşk “istersen kalırsın” diyen modern ilişki diline ait değil; geri dönüşü olan ama bedelsiz olmayan bir bağ.

Bu karanlık masala Melusine’in ikili doğası eşlik eder: İnsanla peri arasında, evcille vahşi arasında sıkışmış bir figür. Ve kaçınılmaz olarak Hades’in eşiğine gelinir. Suya iniş…

OGGUSTO
OGGUSTO Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için