preloader

Sanatçı Sohbetleri: Dilşad Aladağ

10.06.2024
Sanatçı Sohbetleri: Dilşad Aladağ
OGGUSTO CLUB’A ücretsiz üye olarak yazıyı sesli dinleyebilirsiniz.

Yazı Boyutu:

Pratiğini sanat, araştırma, miras ve ekoloji alanlarının kesişiminde sürdüren sanatçı Dilşad Aladağ ile sanatçı ve çalışmaları üzerine röportaj gerçekleştirdik.

Dünya ile kurulan ilişkilere dair tarifleri yeniden ele alan, araştırma ve programlarını Dilşad Aladağ’ın üstlendiği “Mahsul Vakaları”, iş birlikleri ve bir aradalıklara dayalı bir sergi ve kamu programı olarak, 27 Nisan’da İzmir’de yer alan Bayetav Sanat’ta açıldı. Sergiyi ve güncel çalışmalarını Dilşad Aladağ’dan dinledik. Sergiyi 22 Eylül tarihine dek ziyaret edebilirsiniz.

Kendinizden ve işlerinizden bahsedebilir misiniz?

Mimarlık alanında eğitim aldım. Meraklı bir öğrenciydim, mimarların kültür sanat alanındaki olası rollerine dair deneyim biriktirdiğim paralel bir öğrenme sürecim oldu. Sırasıyla Ali Taptık, Meriç Öner, Alexis Şanal ve Aslıhan Demirtaş gibi bu alanda farklı roller üstlenen mimarların üretimlerine eşlik ettim. Hem bu deneyimler hem de 2017-2022 yılları arasında Eda Aslan ile birlikte yürüttüğümüz “Unutma Bahçesi” projesi sürecinde öğrendiklerim kendi üslubumu geliştirmeme yardımcı oldu. Yüksek lisansımı kent çalışmaları alanında sosyal bilimlerin çalışma prensibini öğrendiğim bir alanda yaptım. Şimdi sanat ve tasarım alanında, pratiğe dayalı araştırma biçimleri üzerine düşünen, ekoloji etrafında şekillenen söylemlerden beslenen bir doktora programının parçasıyım. Kültür sanat alanında aktif bir kooperatif olmaya doğru giden ANATOPIA’nın kurucularındanım. Tüm bu deneyimlerin, birlikteliklerin izlerini taşıyan, ölçeği ve platformu çok değişken bir üretimim var. Genellikle uzun süreçlere yayılan, Berlin, İstanbul ve Adana arasında bağlar dokuyan, farklı aşamaları ve dolayısıyla istasyonları, çıktıları içeren, iş birliklerine açık süreçler oluşturuyorum. Bu süreçlerde de kendimi bir araştırmacı, sanatçı veya tasarımcı olarak buluyorum, bazen de küratör rolü üstleniyorum.

Çalışmalarınızda neler üzerine yoğunlaşıyor, hangi bakış açılarını ön plana çıkarıyorsunuz?

Sanatçı Sohbetleri: Dilşad Aladağ

2010’lu yılların başı İstanbul’a bir mimarlık öğrencisi olarak taşınmam tam da şehrin hafıza mekânlarını bir bir kaybetmeye başladığımız, küresel şirketlerin çevre üzerindeki hakimiyetini hızla arttırdığı yıllara denk geliyor. Aynı zamanda hem kültür sanat alanında kendime roller bulduğum hem de kentsel ve toplumsal mücadelelerde paydaş olmayı öğrendiğim bir dönem. Dolayısıyla mekân, hafıza ve adalet kavramlarının üretimlerimde büyük bir yeri var.

Aslıhan Demirtaş, Dilşad Aladağ, Eylül Şenses ve Yasemin Ülgen, “ANATOPIA”; 2024

Öte yandan kırla kent arasında büyüdüm, toprak, toprakta yetişenler evimizin bir parçasıydı hep. Çevreyle ilişkim çocuklukta, yaylada, bağda bahçede köklendi. Bu kökler de sorularımı, yaklaşma şeklimi şekillendiriyor.

Miras, hatırlama, onarma, koruma biçimleri üzerine sadece mimarlık değil, biyoloji, etnoloji, arkeoloji gibi farklı alanların bilgisiyle düşünmek beni çok besliyor. Bir konuya çok farklı açılardan bakabilme imkânı sunuyor. İz sürmek, toplamak, biriktirmek, parçaları birleştirmek, anlatı kurmak bunu yaparken de özellikle de farklı türler üzerinde tahakküm kurma eğilimi olan disiplinlerin ölçme, kaydetme, arşivleme ve değerlendirme biçimlerini yeniden ele almakla, dönüştürmekle ilgileniyorum. Bu şekilde kuşaklar, alanlar arası diyaloglar geliştirmeye odaklanıyorum. Kelimelerle çalışmaya, metin üretmeye meyilliyim. Dilin taşıdığı tarihsel dinamikleri düşünerek anlatıları, söylemleri incelemek, sökmek ve yeniden takmak ilgilimi çekiyor.

Merkezin dışına doğru bakmayı, yalnızca coğrafi olarak çeperdekileri değil merkezdeki anlatıların da dışında kalmış olanları da görebilecek açılar bulmayı deniyorum. Bu açıları insan olmayan türlerin, örneğin bir ağacın hafızasında ya da bir ağaç kurdunun göç rotasında aramak yepyeni yönler sunabiliyor. Yerle ilişkilenen, dokunduğu yeri tüketen değil, türeten kendisiyle birlikte açığa çıkarabilmeye niyetlenen süreçler kurmayı önemsiyorum.

Yaptığınız bütün işler arasında sizin için en heyecan verici ve özel işiniz hangisi?

Zor bir soru, hepsi çok biricik, heyecan verici.

“Taklak”tan bahsedebilirim. Metinler ve kişisel bir arşiv etrafında kurulan, bir okuma performansına evrilmiş, yayınlanma süreci devam eden işimden bahsedebilirim. Zor geçen bir dönemde eşlikçim olmuş bir bitki, Erguvan’ın, coğrafyalar ve zamanlar arası yayılmış izlerini, anlamlarını birleştirdiğim bir sürecin kaydı “Taklak”. Bana kendimle ilgili, dünyaya bakmakla alakalı çok şey öğretti. Hem pek çok kabuğumu soydu hem de pek çok yaramı sardı. Karşılaşmalara ve sürprizlere olan güvenimi arttırdı. Çok kişisel, çok yakın olduğu için biraz daha özel.

Şu anda üzerinde çalıştığınız veya çalışmayı planladığınız işlerden bahsedebilir misiniz?

“Taklak” bir kitaba dönüşüyor. Editörlüğünü Merve Şen yapıyor, tasarımını ise Ali Cindoruk. Önümüzdeki aylarda ona odaklanmayı planlıyorum. Asıl meşguliyetim ise doktora. Mahsul sürecinden, Çukurova’dan beslenmiş yeni başlayan bir araştırma sürecim var. Bauhaus Üniversite’sinde sanat ve tasarım alanında, disiplinler ötesi, pratiğe dayalı araştırma ve öğrenme yöntemleri geliştirmeye odaklanan bir programda doktora yapıyorum. Çukurova’da türler arası iş birliklerin sürdürdüğü konargöçer yaşantıları hatırlamak, döngüleri devam ettiren kayıt dışı bilgiler, ritüeller, zanaatları anlamak üzerine çalışıyorum. Hafızalarda, dolaplarda geriye itilmiş aile mirası pek çok ritüel, malzeme ve zanaat dahil oluyor çalışmama. Öte yandan odaklandığım konu doğrudan Çukurova insanıyla, peyzajıyla, dağlarıyla, vadileriyle Toroslarla ilişkili. Hâliyle zamanım çokça Adana’da geçiyor. Adana’da hem Mahsul Projesi’nin kalıcı bir istasyonu olabilecek hem de doktora sürecinin genişlemesine, çevresiyle bağlar geliştirmesine imkân sağlayacak bir alan açma hayali kuruyorum.

Programlamasını gerçekleştirdiğiniz, Bayetav’da açılan “Mahsul Vakaları” serginiz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Mahsul Vakaları, Çukurova’da başlayan ve İzmir’de devam eden, kırsal modernleşme süreçlerinin bu bölgelerdeki çevresel, kültürel ve toplumsal mahsullerini araştıran “Mahsul Projesi”nin bir mahsulü. Sergiyi 26 Nisan’da Bayetav Sanat’ta şahane bir kalabalık eşliğinde açtık, 22 Eylül’e dek ziyaret edilebilir. ANATOPIA, Ali Cindoruk, Aslıhan Demirtaş, Aslı Özdoyuran, Eylül Şenses, Fatma Belkıs, İz Öztat ve Yasemin Ülgen’in üretimlerinin görülebileceği sergi süreci film gösterimlerinden, konuşmalara ve atölyelere uzanan kapsamlı bir programla genişliyor.

İlk olarak Mahsul Projesi’nin araştırma sürecinden süzülen ve bir anlatı kurmaya başlayan, farklı türlerin yaşantılarının ve bilgilerinin kesiştiği vakalar etrafında oluşmaya başladı Mahsul Vakaları. Tanıklıklardan, saha gözlemlerinden, geçmiş araştırmalardan beslendiği kadar kurmaca anlatılardan, ritüellerden ve mitlerden de beslenen, bugünü anlamak için geçmişe bakabilme cesaretine sahip, hatırlayan ve hatırladıklarını geleceğe taşıyabilen, çok dilli, sesli ve türlü diyalogların hayalini kurabilen üretimlerin dahil olmasıyla büyüdü.

Sergideki yerleştirmeler birbirine dolanık türlerin ve jeolojik katmanların devinimiyle oluşmuş ekolojilerde mahsullerin de bir o kadar dolanık olduğunu hatırlatıyor. Yalnız hasılata odaklanan insan merkezli bir bakış yerine, hasılatın yörüngesindeki vuku bulanları da görmeyi öneriyor. Rafa kaldırılan usül ve araçlarla sürdürebilmenin biçimlerini araştırıyor. Birbirine dokunan, iz bırakan ve muhafaza eden yerel malzeme ve usullerle arşiv malzemeleri, tanıklıklar, yayınlar, ses, çizim, fotoğraf ve video gibi pek çok farklı mecra ve malzemeyi buluşturan bir deneyim sunuyor.

Çukurova’dan İzmir’e uzanan bir hikâye bu, nasıl başladı, gelişti, Bayetav ile buluştu?

Kişisel bağlar üzerinden başlayan bir hikâye Mahsul. Çukurova’da, yayla ile ova arasında geçen yılların hatıraları mesleğimin, üretimimin getirdiği sorular ve bakış açılarıyla yeni anlamlar kazandı. Bu yakınlık ve tanışıklığın ötesinde bir de Çukurova çok yoğun bir coğrafya. Bölgenin çevre tarihini çalışan Chris Gratien’in deyimiyle hem Osmanlı İmparatorluğu’nun hem de Türkiye’nin modernleşme ve dönüşüm süreçlerinin bir mikrokozmosu. Çok farklı düğüm noktalarını barındırıyor ve hatta bir lokomotife dönüşüyor. Bunun sonucu olarak da bugün büyük bir ekolojik tahribat yaşıyor. Ova dev bir endüstriyel üretim çanağı, monokültür tarımdan zehirli dumanlar tüttüren petrokimya sanayisine bu tahribatı büyüten etmenlere ev sahipliği yapmaya devam ediyor. Mahsul Projesi’ne başlarken aklımda bu süreç nasıl başladı, hangi ideallerin teşvikiyle gelişti, neye ne kadar dokundu ve en önemlisi ova bu dönüşüm öncesi nasıl bir yerdi, kimlerin yuvasıydı gibi sorular vardı.

Sanatçı Sohbetleri: Dilşad Aladağ
İz Öztat & Fatma Belkıs, “Özgür Akacak”; 2015

Bu meraklarla başvurduğum, bir Avrupa Birliği projesi olan CultureCIVIC: Kültür Sanat Destek Programı’nın da desteğiyle Çukurova’da çalışmaya başladım. Sorularıma arşivlerde, kurmaca anlatılarda, geçmiş bilimsel çalışmalarda, saha gezilerinde, buluşmalarda cevaplar aradık. Anadolu’nun bir başka kıyısındaki İzmir ve çevresinin dönüşümüne ışık tutan çok sayıda belgeyle karşılaşıyordum. Aynı ideal etrafında gelişen, mahsulleri ve aktörler değişen paralel bir sürecin izlerini toplamaya başladım. BAYETAV’ın Bir Arada Yaşarız Destek Programı desteğiyle de bu izleri sürmeye devam etme fırsatım oldu. Bölgede benzer projeler yürüten Aylak Mutfak Ekibi’nden Cansu Pelin İşbilen rehberliğinde düştük yollara. Endüstriyel üretim süreçlerinin baskısına rağmen kadim bilgilerle üretmeye devam eden yerel üreticilerle buluştuk.

Bu ziyaretlerin kaydı ve Mahsul’ün gelişme, projelenme sürecine dair kaleme aldığım yazılar sergide de yer alan Mahsul kitabından okunabilir. Ayni kitap serginin kataloğu gibi de bir işleve sahip. Hem kitabın yayınlanması hem de biriken malzemelerin, oluşan anlatıların bir sergiye dönüşme hayali de Bayetav Sanat’ın davetiyle gerçek oldu. Açtıkları alan ve destekleri sayesinde sergi ve program iş birlikleri ve ortaklıklar ile çoğaldı, genişledi. İzmir için harika bir fırsat Bayetav Sanat.

Sergide birçok iş birlikçi yer alıyor. Onlardan da bahsetmenizi istesek?

Mahsul eşlikçisi çok fazla olan bir araştırma süreciydi. Sergiden evvel, projenin gelişme ve üretim süreçlerinde farklı ortaklıklar üzerinden diyalogda olduğum çeşitli isimler oldu. Sergide Mahsul Projesi’nin mahsullerini hem de o sürece yön vermiş, beslemiş, yeni sorular sordurmuş diyalogların parçalarını mekâna ve programa taşımak istedim. Yerleştirme ve tasarımlara ek olarak arşiv belgeleri, araştırma yayınları, romanlar, hikâyeler, filmler, konuşmalar sergiye eklemleniyor, birbirini tamamlıyor, dayanışıyor. Bu sergiyi var eden sanatçıların ve tasarımcıların yanında uzun da bir iştirakçi listemiz var dolayısıyla. Örneğin Kalkınma Atölyesi, Yolda İnisiyatifi, Sarı Denizaltı, Arka Bahçe Parşömen Atölyesi, Aylak Mutfak gibi dayanışma temelli ekipler sergiye destek veriyor.

Sanatçı Sohbetleri: Dilşad Aladağ
Dilşad Aladağ, “Yerliler ve Yersizler”; 2024

Dayanışmanın birbirine yaslanan, dayanan ufak birimleri destek mekanizmaları kurarak daha güçlü bir birlikteliğe taşıyan yapısı sergideki pek çok üretimin odaklandığı da bir konu. İz Öztat ve Fatma Belkıs’ın ‘’Suyu Kim Taşır | Özgür Akacak’’ yerleştirmesi Loç Vadisi’ndeki tahribat karşısında türler arası iş birliklerine dayanan yaşantının korunabilmesi için oluşan dayanışmayı hatırlatıyor. Mahsul’ün çıktısı olan ‘’Yerliler ve Yersizler’’ kadim iş birliklerinin yokluğunda oluşan ekolojileri araştırıyor. Babamın bahçesindeki incir ağacının parçaları, anneannemden yadigâr yünlerin de dahil olduğu bir aile işbirliği var arka planda. Yasemin Ülgen’in ‘’Topluluk Mahsulleri’’ seçkisi İzmir ve çevresinde yerel yöntemlerle, dayanışarak üreten gıda kooperatiflerine dikkat çekiyor. Eylül Şenses’in ‘’Taşlıca’nın Kadim Sesleri’’ yerleştirmesi türler arasında yoldaşlıklar kuran kadim bir dili mekâna taşıyor. Ali Cindoruk’un ‘’taklamekan’’ tasarımı insanın eşlikçisi olduğu başka tür bir canlı ve ekolojisi ile iş birliği içerisinde hareket ederek dünyayı mesken tutuşunu merkezine alıyor.

Öte yandan benim de bir parçası olduğum, Aslıhan Demirtaş, Yasemin Ülgen, Eylül Şenses ile birlikte kurduğumuz ANATOPIA da sergideki iş birliklerinden biri. ANATOPIA’nın yerleştirmesi RENK davetler ve katkılar üzerinden var oluyor. Ekip üyelerinin yanı sıra Alen Mevlat, Bilge Bal, Dicle Kumarslan, Emre Gönlügür, Ezgi Hamzaçebi, Fulya Peker, Gizem Kıygı, Merve Bedir ve Seda Mimaroğlu seçtikleri metinler ve sesleriyle yerleştirmenin ve dolayısıyla serginin parçası oldu. RENK yerleştirmesini, KHORA’dan Aslıhan Demirtaş ve ekibi, akustik kabukları – “Sesigüzel”leri, geleneksel bir zanaat olan elekleri kullanarak tasarladı. Tahtakale’den elekçi Oğuz Usta, Tire’den Tire Keçecilik dahil oldu tasarımın uygulamasına. Bu tasarım genişledi serginin farklı noktalarında yayın ve arşiv belgelerini taşıyan çeşitli kaplara da evrildi. Sergide bunun gibi başka malzemeler, tanıklıklar da farklı üretimler arasında paylaşılıyor. Bunda özellikle de ANATOPIA’nın takasçı, destekçi ve alışverişci usullerle çalışıyor oluşu rol oynadı. Bu usulleri devam ettirdiğimiz yeni yolculuklarda iş birliklerinin çoğalacağını hayal edebiliyorum.

Peki “Mahsul Vakaları”nın hikâyesi farklı şehirlerde, kişilerde yaşamaya, gelişmeye devam edecek mi? Neler planlıyorsunuz?

Sergi, kamusal program ve yayın çok kısa bir zamanda çok yoğun bir çalışma temposuyla hazırlandı, temposu azalmış olsa da işler hâlâ devam ediyor. Bu sebeple Mahsul’ün yeni yolculuklarını düşünebilmek için bir araya ihtiyaç duyuyorum. Sonrasında paydaşlarının da hevesi ve desteğiyle yeni yolculuklara çıkabilir. Önceki soruda söylediğim gibi doktoram için Çukurova’da çalışmaya devam ediyorum. Adana’da hem kendi çalışmalarımı genişletmeye devam edebileceğim hem de benzer meraklarla dünyayı mesken tutanları ağırlayabilecek, yeni araştırmalara ve üretimlere teşvik edebilecek bir istasyon kurma hayalim var. Bunu destekleyecek bir mekanizma kurmak gelecek planlarım arasında yer alıyor.

Öte yandan Mahsul Vakaları, Mahsul Projesi’nin bir parçası. Mahsul Akdeniz ikliminde başlayan, yeni iklimlerde ve yerlisinin de dahil oluşuyla yolu, yordamı ve yoldaşları çeşitlenmeye müsait bir merak. Çukurova’daki araştırma sürecine Arda Aslan dahil olmuştu, İzmir’deki sürece Sezer Koç, sergi sürecine ise Dilara Hadroviç çok destek oldu. Bir şekilde kadrosunu büyütüyor proje. Başka coğrafyalarda yeni isimlerin iş birliğiyle köklenmeye de açık. Öte yandan taze bir ortaklığımız var, ANATOPIA. Bayetav Sanat’taki sergiye sesiyle ve malzemesiyle yayılan RENK yerleştirmemiz ilerleyen zamanda geçici ve uçucu ses dalgaları aracılığıyla, mekân ötesinde, genişleyen, paylaşılan ve yayılan bir sanal ortamda da devam edecek. Serginin başka parçalarının da gelecekte ANATOPIA’nın filizlendirdiği çeşitli iş birliklerinin, yolculukların parçası olabilmesini umut ediyorum.

{261630}

Burcu Dimili
Burcu Dimili Tüm Yazıları