Sinema eleştirmeni Burak Göral, vizyonda ve dijital platformlarda zamanınıza gerçekten değecek film ve dizileri OGGUSTO okurları için seçiyor.
Okuyacak çok fazla kitap, izlenecek çok fazla film ve dizi var. Sosyal medyada da şişirme abartılarla dolu tek cümlelik yerli yersiz tavsiyelerden geçilmiyor. Size de öyle geliyor mu?
Ama 30 yıldır hayatını bir şeyler izlemek üzerine kurmuş bir sinema yazarı/film eleştirmeni olarak bundan sonra OGGUSTO’da her hafta vizyonda ve sayıları giderek artan dijital platformlarda eski-yeni izlediklerimden bazı izlenimler paylaşacağım. Belki sizlerin de izleme listelerinize bir katkım olur. O zaman ilk haftanın menüsünden başlayalım…
Moana
Vizyon tarihi: 10 Temmuz 2026

Disney, 2020’lerde, animasyon klasiklerini gerçek oyuncularla tek tek çekme kararı aldı. Ancak bu kararın izleyicilerden ne kadar karşılık aldığı tartışılır. “Aslan Kral”, “Güzel ve Çirkin”, “Aladdin”, “Lilo ve Stitch” ve “Orman Çocuğu” gibi eski tarihli olanların yeni “live action” versiyonları çoğunlukla yeni nesiller tarafından ilgi gördükleri için oldukça kârlı hasılatlar yakaladılar. Ama “Küçük Deniz Kızı” ve “Pamuk Prenses”, çocuk izleyiciler için önerilebilecek yapımlar olsalar da hasılat anlamında bu başarı serisini devam ettiremediler.
Stüdyonun 2000’lerdeki en büyüt hit filmlerinden biri olan “Moana”, daha dokuz yıl önce sinemalarda oynamış, hâlâ da Disney+ platformunda oldukça rağbet gören bir film. Şimdi neredeyse birebir aynı sahnelerle ve gerçek oyuncularla karşımıza tekrar geldi.

Güney Pasifik’in tropik adalarından birinde ama okyanustan korkarak yaşayan Motunui halkının şefinin genç ve meraklı kızı Moana, çocukluğundan beri merak ettiği açık denizlere açılmak ve halkının karşı karşıya kaldığı kıtlığa çare bulmak ister. Bunun için önce bir zamanlar yaptığı kötü bir hareket sonucu bir nevi sürgüne düşmüş olan “yarı tanrı” Maui’yi bulup onu kendisine yardım etmeye zorlaması gerekmektedir. Ancak Maui’nin dev bir kibrin altında sakladığı bazı özgüven sorunları vardır.
Dwayne Johnson’ı sürekli dazlak görmeye alıştığımız için bu saçlı haline alışmak biraz zaman alsa da Maui rolünde keyifli bir performans sunmuş. Genç Moana rolünde de ilk sinema filminde Avustralyalı genç oyuncu Catherine Laga’aia hiç fena değil. Müzikler zaten orijinal filmdeki gibi Lin Manuel Miranda’nın elinden çıkma. Sadece son jenerikte çalan yeni bir şarkı var: “Along the Way”. Şarkıda hem animasyonda hem de filmde Moana’ya hayat veren iki oyuncunun sesini Dwayne Johnson’ınkiyle birlikte dinliyoruz.
Doğrusu orijinal filmden en büyük farkı, bazı diyalogların biraz daha seri ve esprili hale getirilmiş olması. Zaten orijinal “Moana” çok iyiydi, bu versiyonu da tropik iklimle, güzel deniz manzaraları eşliğinde keyifle izleniyor.
Kötü Ruh: Cehennem Ateşi (Evil Dead Burn)
Vizyon tarihi: 10 Temmuz 2026
Korku filmleri son birkaç yıldır yine atakta. Bu sene düşük bütçelerine rağmen tüm dünyada gördükleri ilgi sayesinde çok büyük hasılatlar yakalayan “Saplantı” (“Obsession”) ve “Backrooms” sayesinde önümüzdeki dönemde daha çok korku filmi izleyeceğiz belli ki.
Yönetmen Sam Raimi’nin 1981 yapımı filmi “Kötü Ruh” (“Evil Dead”), izleyenlerin kolay aklından çıkaramadığı bir film olmuştu. 1987 ve 1992’de gelen devam filmlerinde içerdiği hafif mizah unsurları da seriye son şeklini vermişti. 2013’te ilk filmin yeniden çevrimi yeni kuşaklara sunuldu. 2023’te de orijinal hikâyeye yeni bir damar ekleyen “Kötü Ruh: Uyanış” (“Evil Dead Rise”) çıktı karşımıza. İkisi de korku hayranlarının çok beğendiği yapımlar oldular. Yapımcılar iki filmi de Avrupalı yönetmenlere emanet ederek daha kanlı sahneler çekmelerinin önünü açmışlardı. Bu hafta vizyona giren “Kötü Ruh: Cehennem Ateşi”nin yönetmeni ise korku sinemasında “yeni Fransız aşırılığı” olarak anılan ekolde “Infested” isimli bir film çekmiş olan Fransız yönetmen Sébastien Vanicek.

Hikâye ve karakterler çok basit aslında: Kocasından şiddet gören Fransız asıllı genç kadın, alkollü bir gecede yaşanan tartışma sonucunda bir şekilde dul kalır. Aslında şeytani bir lanet artık bu ailenin başına dert olmuştur. Cenaze sonrasında büyük bir evde bir araya gelen altı kişi, dehşetengiz olaylar yaşarlar.
Doğrusu karakterler tek boyutlu ve olayların mantıksal tutarlılığı çok zayıf. Sonuçta çok da tanıyamadığımız bir grup insanı bir araya getiren senaryo onları çok vahşi ve kanlı olayların içine atıyor sadece. Yaşanan vahşet dolu sahneler ise korkutmaktan ziyade kan revan ve tükürük/salya üzerinden yürüyen iğrendirme amaçlı sahneler. Birçok şiddetli sahnede gözlerinizi kaçırmanız mümkün. Hikâye bir şekilde erkek şiddetine bağlanarak sosyal mesaj da verilmeye çalışılmış. Ama biraz eğreti olmuş maalesef. Yine de özellikle çok kanlı korku filmlerini sevenlerin ilgisini çekebilir.
İyi Erkek Yok (No Good Men)
İzleyebileceğiniz Platform: MUBI

Afgan yönetmen Shahrbanoo Sadat’ın yazıp yönettiği ve başrolünde olduğu “İyi Erkek Yok”, 76. Berlin Film Festivali’nin açılış filmiydi. Ülkemizde doğrudan MUBI platformunda izlenebiliyor. Farklı türleri bir araya getirmiş, duygusal bir film. Finalinde hüzünlendiren politik bir romantik komedi olarak tanımlamak mümkün. Olaylar 2021 yılında ABD ordusunun Afganistan’dan geri çekilme kararı almasından sonra Taliban’ın yeniden Kabil’i ele geçirmeye başlayacağı/başladığı günlerde geçiyor.
Naru, bir TV kanalında gündüz kuşağı kadın programında kameraman olarak çalışan tek kadındır. Ülkedeki yasalar velayet konusunda babayı kayırdığı için dört yaşındaki oğlunu kaybetme korkusu yüzünden resmi olarak boşanamamaktadır. Hayatındaki ve çevresindeki kötü tecrübeler nedeniyle Afganistan’da “hiç iyi erkek kalmadığına” inanmaktadır. Beklenmedik bir olay sonucu kanalın 50 yaşındaki saygın haber muhabiri Qodrat’ın kameramanı olarak çalışmaya başladığında bu fikri de biraz değişmeye başlar. Evli bir adam olan Qodrat ona giderek daha saygılı ve centilmence yaklaşır, kısa süre sonra aralarında bir aşk filizlenir. Ancak sosyal konumları ve Taliban’ın Kabil’e giderek yaklaşması onları bir karar almaya zorlayacaktır.

Dört başı mamur bir film olduğu söylenemez “İyi Erkek Yok”un; bazı sahneleri oldukça amatör görünüyor mesela, ama romantik komedi formunu, haber odası dramasını, bir ülkenin politik iklimini, cinsiyet ayrımcılığını ve sivri dilli bir kadının baskıcı ortama karşı direnişini organik bir şekilde bir araya getirebiliyor yine de. Çok samimi, gerçekçi ve trajikomik durumları karanlık bir tonla anlatmayan, izlediğinize asla pişman etmeyen anlamlı bir film.
Mobland
İzleyebileceğiniz Platform: Netflix

“Mobland” aslında geçen yıl ülkemizde TOD platformunda haftalık olarak yayınlanmış bir İngiliz dizisi. Geçtiğimiz hafta 10 bölümden oluşan ilk sezonu Netflix’e de geldi. Yakında ikinci sezonu da başlayacak.
İngiltere’de aktif bir mafya organizasyonunun patronu Conrad’ın (Pierce Brosnan) eşi Maeve (Helen Mirren), onun kararlarına yön ve destek veren bir güç olarak hep yanındadır. Doğrusu ikisi de birbirinden çılgın ve acımasızdır. Ailenin en güvendiği aksiyon adamı, sık sık sadakat ve kendi kişisel meseleleri arasında kalan Harry ise (Tom Hardy) en başta tereddütsüz bir profil çizse de olaylar ilerledikçe bazı çelişkilerin içine düşer. Conrad’ın genç ve kontrolsüz torununun pervasızca yaptığı bir hareket, şiddet dozu yüksek olayların başlamasına ve ailenin etrafındaki güven örgüsünün de yavaş yavaş yıkılmasına yol açar. Bu zor durumlarda Harry sürekli hareket halinde olmalıdır.

İlk iki bölümünü aynı zamanda dizinin yürütücü yapımcılarından biri olan Guy Ritchie’nin üstlendiği dizide olaylar Conrad ve Maeve’in çılgın kararları ve Harry’nin hem kendi ailesini hem de mafyatik aileyi korumak için yaptığı kriz çözümlerini izliyoruz. Bu karakteri Tom Hardy oynamasa aynı keyfi verir miydi emin değiliz. Çünkü senaryolarda bir noktadan sonra mantık zincirleri epey zayıflıyor, zaten sonra da mantığı bir kenara bırakmaya zorlanıyorsunuz. Dizinin yapısı, seyirciyi tamamen “bakalım Harry şimdi nasıl gelecek bu sorunun da üstesinden?’ merakına tutunduruyor.
The Ballad of Wallis Island
İzleyebileceğiniz Platform: Prime Video

Piyango çıkınca büyük bir servetin sahibi olan Charles, eşinin vefatından sonra inzivaya çekilmeyi seçmiş, küçük bir adada sakin ve yalnız bir yaşam sürmektedir. İçindeki çocuksu ruhu hiç kaybetmeyen Charles’ın hayattaki en büyük arzusu, yıllar önce yollarını ayıran en sevdiği müzik grubu McGwyer/Mortimer ikilisini yeniden bir araya getirmektir.

Eski rock yıldızı Herb McGwyer, bu adaya sadece tek bir kişiye özel konser vermek için geldiğini sanmaktadır. Ancak geçmişteki partneri Nell’in de adaya geleceğini, üstelik yanında kocasıyla olacağını öğrendiğinde huzuru kaçar. Zamanında birlikte müzik yapan Herb ve Nell, birbirlerine âşık olsalar da hayat onları farklı yönlere savurmuş ve grup dağılmıştır. Yıllar sonra ikili, Charles’ın sunduğu yüklü paraya ihtiyaç duydukları için vahşi, büyüleyici ama imkânları kısıtlı bu adada mecburen karşı karşıya gelir.
Filmde Tom Basden’ın canlandırdığı bıkkın rock yıldızı ile Tim Key’in hayat verdiği zengin ama içine kapanık çocuksu karakter arasındaki inişli çıkışlı çatışma, Carey Mulligan’ın ustalığıyla mükemmel bir dengeye kavuşuyor. Mulligan’ın canlandırdığı Nell karakteri, iki erkek arasındaki gergin havayı çok tatlı bir tonla yumuşatıyor. Nell ve Herb’ün, muhteşem kırsal manzaralarına sahip bu izole adada eski günleri ve bastırılmış duyguları yeniden hatırlaması, izleyiciyi de kendi gerçekliğinden koparıp büyülü bir dünyaya davet ediyor.
İnsana çok iyi gelen, tam yaz akşamlarına uygun yumuşacık bir film.
🎬 Bu Hafta İzleme Listenize Eklemeyi Unutmayın!
Haftanın önerilerini izleyip bitirdiniz mi? Farklı platformlarda izleyebileceğiniz beş yapımı daha listenize ekleyebilirsiniz.
- Bıçağın İki Yüzü (Both Sides of the Blade), HBO Max
- Bir Şair (A Poet), MUBI
- Notes from the Last Row, Netflix
- Kiralık Aile (Rental Family), Disney+
- Gizli Ajan (Secret Agent), TV+


