white banner

4 Chefs of EDITION: Bodrum’da Dört Şef, Dört Farklı Mutfak Hikâyesi

07.08.2026
4 Chefs of EDITION: Bodrum’da Dört Şef, Dört Farklı Mutfak Hikâyesi

Yazı Boyutu:

Farklı mutfak kültürleri, güçlü şef vizyonları ve Bodrum’un eşsiz gastronomi atmosferi tek bir sofrada buluşuyor. The Bodrum EDITION çatısı altında bir araya gelen dört başarılı şef ve otelin genel müdürüyle, gastronominin bugünü ve geleceği, yerel üretimin önemi, ilham veren mutfak hikâyeleri ve unutulmaz deneyimlerin ardındaki vizyon üzerine konuştuk.

Bir Bakışta

The Bodrum EDITION Genel Müdürü Mustafa Bulmuş ve şefler Osman Sezener, Mehmet Akdağ, Cihan Kıpçak ile Stefano Ciotti; “4 Chefs of EDITION” projesi çatısı altında Bodrum’un sürdürülebilir yerel üretimine, Ege ve Anadolu mutfağının çağdaş yorumlarına ve uluslararası gastronomi vizyonuna dair görüşlerini OGGUSTO’ya aktarıyor.

Gastronomi artık seyahatin en önemli parçalarından biri. Misafirler farklı mutfakları tatmak ve unutulmaz sofralarda yer almak için de yola çıkıyor. Bu dönüşümün en iyi temsilcilerinden biri olan The Bodrum EDITION, farklı mutfak anlayışlarını aynı çatı altında buluşturarak Bodrum’un gastronomi sahnesine özgün bir bakış kazandırıyor.

“4 Chefs of EDITION” projesi de bu vizyonun yansımalarından biri. Kitchen by Osman Sezener, DAHA Mehmet Akdağ, Zula ve The Trattoria by Stefano Ciotti’nin yaratıcı mutfak anlayışları, The Bodrum EDITION’ın gastronomiye yaklaşımını ortaya koyarken; farklı kültürlerden beslenen iş birliği, misafirlere çok katmanlı bir deneyim sunuyor.

The Bodrum EDITION Genel Müdürü Mustafa Bulmuş‘un gastronomi vizyonundan, Osman Sezener’in Ege mutfağına bakışına; Mehmet Akdağ‘ın Anadolu mutfağını çağdaş yorumlama anlayışından, Cihan Kıpçak‘ın uluslararası deneyimlerine ve Stefano Ciotti’nin İtalyan mutfağını Bodrum’un yerel ürünleriyle buluşturma yaklaşımına kadar uzanan röportaj dosyasında, gastronomiye yön veren isimlerin ilham veren görüşlerini bir araya getirdik.


Mustafa Bulmuş ile The Bodrum EDITION’ın Gastronomi Vizyonu


The Bodrum EDITION bugün farklı mutfak anlayışlarını temsil eden restoranları ve şefleri aynı çatı altında buluşturuyor. Bu gastronomi yapılanmasını oluştururken nasıl bir vizyonla hareket ettiniz?

Parlak ahşap bir masanın üzerinde duran oval metal bir tabakta, domates sosu ve taze yeşilliklerle zenginleştirilmiş ıstakozlu spagetti makarna yemeği, iki elin çatal ve özel ıstakoz servis aleti kullanarak bu lezzetli deniz ürünleri ziyafetinden porsiyonlar almasını gösteriyor.
Çeşitli boyutlarda, aynalı disko toplarının yeşil yapraklı dallar arasına asıldığı, loş ışıklı bir dış mekan etkinlikte arka planda sohbet eden ve eğlenen insan silüetlerinin yansıdığı, neşeli ve canlı bir parti sahnesi.
Ön planda ahşap bir iskele ve turkuaz denizi çevreleyen, bembeyaz şemsiyeler ve şezlonglarla dolu uzun bir kum plajın ardından yemyeşil yamaçlara kurulmuş modern binaların göründüğü, berrak gökyüzü altında huzurlu bir sahil manzarası.

The Bodrum EDITION olarak yola çıkarken amacımız Yalıkavak’ın eşsiz doğasında, gastronomi dünyasının merkezine yerleşecek yaşayan bir destinasyon yaratmaktı. Vizyonumuzun temelinde, farklı mutfak kültürlerinin ve özgün vizyonların birbirini tamamladığı dinamik ve lokal bir gastronomi ekosistemi kurmak yatıyor.

Misafirlerimize hikâyesi olan, hafızalarda yer eden bütünsel bir deneyim vaat ediyoruz. Her restoranımızın ve şefimizin kendine ait bir karakteri var; ancak hepsi The Bodrum EDITION’ın yenilikçi, rafine ve tutkulu ruhunda birleşiyor. Bu çeşitliliği tek bir çatı altında, en üst kalitede sunabilmek en büyük önceliğimizdi.

Günümüzde pek çok misafir seyahat planını artık gastronomi deneyimleri için de yapıyor. Sizce The Bodrum EDITION’ı bu anlamda diğer lüks otellerden ayıran en önemli özellik nedir?

Alacakaranlıkta, tepelerdeki beyaz binalarla çevrili bir kıyı kasabasında, sahile ve denize nazır, zarif, ışıklandırılmış bir açık hava restoranının masaları beyaz örtülerle donatılmış olarak sakin bir akşam yemeği atmosferi sunuyor.
Alacakaranlıkta, denize nazır lüks bir restoranda beyaz örtülü masalarda yemek yiyen misafirler, tavandan sarkan sıcak ampuller ve masalardaki modern aydınlatmalar eşliğinde, yeşil bitkilerle çevrili huzurlu bir akşam yemeği atmosferinde görülüyor.

Günümüzün seyahat ve lüks anlayışı kökten değişti. Misafirlerimiz sadece konforlu bir yatak veya güzel bir manzara değil, özgün ve unutulmaz deneyimlerin peşinde artık.

The Bodrum EDITION’ı diğer yapılardan ayıran en temel özellik; gastronomiye otelin kalbinde atan ana enerji olarak yaklaşmamız. Lokal üretimi ve en taze malzemeleri küresel tekniklerle buluştururken, lüksü kalıplaşmış resmiyetten uzaklaştırıp samimi, şık ve zamansız bir atmosferde sunuyoruz. Misafirlerimiz otelimize geldiklerinde Bodrum’un ruhunu hissederken, aynı zamanda dünya standartlarında üst düzey bir gastronomi yolculuğuna çıkacaklarını biliyorlar. Bu güven ve özgünlük bizi farklı kılıyor.

Osman Sezener, Stefano Ciotti, Mehmet Akdağ ve Cihan Kıpçak gibi kendi alanlarında güçlü isimleri bir araya getirmek nasıl bir sinerji yaratıyor? Bu çeşitliliğin misafirlere nasıl yansıdığını gözlemliyorsunuz?

Beş erkek, biri parlak mavi önlük giymiş olmak üzere üçü beyaz şef üniformasıyla, ikisi ise şık günlük kıyafetleriyle, zengin yeşil bitki örtüsü ve çağdaş aydınlatma elemanları arasında açık havada bir restoran terasında kameralara gülümseyerek bakıyor.
Osman Sezener, Mehmet Akdağ, Stefano Ciotti, Mustafa Bulmuş ve Cihan Kıpçak

Her biri kendi alanında birer mihenk taşı olan, mutfağa tutkuyla bağlı değerli şeflerimizle çalışmak bizler için büyük bir gurur. Osman Sezener, Stefano Ciotti, Mehmet Akdağ ve Cihan Kıpçak gibi şeflerimizin aynı çatı altında buluşması, otelimizde çok güçlü bir dinamizm yaratıyor. Bu birliktelik mutfaktaki ilhamı ve yaratıcılığı sürekli beslerken; misafirlerimize de her anı incelikle tasarlanmış, bütünüyle özgün bir gastronomi deneyimi olarak yansıyor.

Misafirlerimiz; Ege’nin ve Akdeniz’in mutfak mirasından modern İtalyan dokunuşlarına, açık ateş disiplininden çağdaş sunum tekniklerine uzanan geniş bir yelpazeyi aynı ortamda tatma şansı buluyor. Bu da misafirlerimizin otelimizdeki her anını sürprizlerle dolu ve dinamik geçirmesini sağlıyor.

“4 Chefs of EDITION” gibi projeler, The Bodrum EDITION’ın gastronomi yaklaşımını yansıtan önemli örneklerden biri. Önümüzdeki dönemde gastronomi alanında oteli nasıl konumlandırmayı hedefliyorsunuz? Yeni iş birlikleri veya uluslararası projeler gündeminizde mi?

4 Chefs of EDITION: Bodrum’da Dört Şef, Dört Farklı Mutfak Hikâyesi
Lüks bir tatil vaat eden, ahşap döşemeli bir sonsuzluk havuzunun kenarında, zeytin ağacının yaprakları arasından süzülen güneşin altında dinlenmeye hazır, bembeyaz şezlongların ve yemyeşil doğanın iç içe geçtiği huzurlu bir köşe.

“4 Chefs of EDITION” gibi özel projeler, gastronomi vizyonumuzun ne kadar canlı ve yenilikçi olduğunun göstergesi. Önümüzdeki dönemde The Bodrum EDITION’ı Akdeniz çanağının en önemli gastronomi ve stil destinasyonlarından biri olarak konumlandırmaya devam edeceğiz.

Gündemimizde hem lokal gastronomi mirasını ön plana çıkaracak sürdürülebilir odaklı yeni projeler hem de global EDITION ağının gücünü arkamıza alarak gerçekleştireceğimiz etkinlikler var. Sınırları zorlamaya, gastronomi tutkunlarını heyecanlandıran yeni iş birliklerine imza atmaya ve Bodrum’un adını dünya gastronomi sahnesinde duyurmaya kararlılıkla devam edeceğiz.


Osman Sezener: Ege Mutfağını Çağdaş Yorumlamak


Kitchen by Osman Sezener’de Ege ve Anadolu mutfağını deniz ürünleri, mevsimsel malzemeler ve modern tekniklerle yorumluyorsunuz. Bodrum’un denizi, iklimi ve üretici ağı, Kitchen’daki mutfak dilinizi Urla’daki çalışmalarınızdan hangi yönleriyle ayırıyor?

Yemyeşil bir yamaçta konumlanmış modern, taş mimarili bir otel veya tesise ait, ışıklı süs lambalarıyla aydınlatılmış beyaz tenteli geniş bir açık hava teras restoranında, birçok misafirin beyaz örtülü masalarda yemek yediği ve etraftaki zeytin ağaçlarıyla çevrili lüks bir akşam yemeği ortamı.

OD Urla ve Kitchen aynı mutfak anlayışını paylaşıyor. İki restoranda da çıkış noktamız yerel ürün, mevsimsellik ve mümkün olduğunca sıfır kilometre anlayışı. Ancak coğrafya değiştiğinde mutfağın dili de doğal olarak değişiyor. Bodrum’da deniz çok daha belirleyici bir rol üstleniyor. Çevredeki balıkçılarla çalışıyor, her gün çıkan balıklara göre menümüzü şekillendiriyoruz. Bu sezon Kitchen’da deniz ürünleri üzerine kurulu bir rota izliyoruz. Bir yandan da tüm bunları EDITION gibi uluslararası bir markanın çatısı altında, modern tekniklerle yorumlamak farklı bir perspektif kazandırıyor. Ne kadar kendi coğrafyamıza sadık kalırsak, dünyaya anlatacak o kadar güçlü bir hikâyemiz olduğuna inanıyorum. Kitchen da bunun en güzel örneklerinden biri.

“4 Chefs of EDITION” gecesi için orkinos ve çipurayı aynı tabakta buluşturdunuz. Bu tabağın çıkış noktası neydi? Farklı karakterlere sahip iki balığı aynı tabakta buluştururken nasıl bir denge kurmayı hedeflediniz?

Beyaz, yuvarlak bir servis tabağında, ince kesilmiş kırmızı ve açık renkli balık dilimleri, badem, fıstık ve parlak turuncu renkli minik meyvelerle süslenmiş, açık sarı-yeşil bir sosun içinde sunulan bu zarif gurme lezzet, sanatsal bir dokunuşla serpilmiş baharatlı yağ damlalarıyla tamamlanıyor.

Bu tabak aslında Ege’nin iki farklı kıyısını aynı hikâyede buluşturma fikriyle ortaya çıktı. Urla açıklarından gelen orkinosu, Ildır’dan gelen çipurayla bir araya getirirken; Bodrum mandalinası ve bölgenin tarlalarından gelen köy biberiyle hazırladığımız sos da bu yolculuğu tamamladı.

Farklı karakterlere sahip iki balığı aynı tabakta kullanırken amacımız biri diğerinin önüne geçsin değildi. Tam tersine, her ikisinin de kendi lezzetini koruduğu ama birlikte yeni bir denge oluşturduğu bir kompozisyon yaratmak istedik. Bu tabağı Ege’nin kendi içinde yaptığı bir yolculuk gibi görüyorum.

Kitchen, Michelin yıldızını korurken aynı zamanda sezonu yoğun geçen bir destinasyon restoranı olmayı sürdürüyor. Sizce bugün bir restoranı farklı kılan şey kusursuz teknik mi, iyi bir hikâye mi, yoksa misafirde bıraktığı duygu mu?

Bence bunların hiçbirini birbirinden ayırmak mümkün değil. İyi bir teknik zaten işin temelinde olmalı. Ama teknik tek başına restoranı unutulmaz yapmıyor. Aynı şekilde yalnızca güzel bir hikâye anlatmak da yeterli değil.

Asıl farkı yaratan şey, tüm bunların bir araya gelmesi. Yerel ve kaliteli bir ürünü doğru teknikle işleyebilmek, ait olduğu coğrafyanın hikâyesini tabağa taşıyabilmek ve misafire bunu samimi bir şekilde hissettirebilmek. Özellikle EDITION gibi uluslararası bir markanın çatısı altında bunu Bodrum’un ürünleriyle yapabilmek çok değerli. Misafirler ayrılırken aklında yalnızca iyi bir yemek değil; Bodrum’un tadı, manzarası ve misafirperverliğiyle bütünleşmiş bir anı kalıyorsa, bence gerçek başarı da budur.

Ne kadar kendi coğrafyamıza sadık kalırsak, dünyaya anlatacak o kadar güçlü bir hikâyemiz olduğuna inanıyorum.

Osman Sezener

Son yıllarda Ege mutfağı dünya gastronomi sahnesinde giderek daha görünür hâle geldi. Sizce bu ilginin kalıcı olabilmesi için şeflerin bundan sonraki sorumluluğu ne olmalı?

Bugün dünyada en çok ilgi gören mutfaklardan biri Ege mutfağı. Bunun en önemli sebeplerinden biri ürün çeşitliliği. Çok güçlü bir tarımsal üretim, zengin bir deniz kültürü ve gerçekten yüksek kaliteli malzemelerden bahsediyoruz. Aynı zamanda bu ürünlerin doğal ve sağlıklı oluşu da dünya gastronomisinin önem verdiği değerlerle örtüşüyor.

Bence bundan sonraki sorumluluğumuz, bu ürünlere gerçekten güvenmek ve gereğinden fazla değiştirmemek. Şef olarak her zaman kendimizi göstermek zorunda değiliz; bazen en doğru yaklaşım, malzemenin kendisini konuşturmak oluyor. Ege’nin gerçek karakterini koruyarak, çağdaş tekniklerle dünyaya anlatmaya devam etmeliyiz. Böylece bu ilginin geçici bir trend değil, kalıcı bir gastronomi kültürüne dönüşeceğine inanıyorum.

Osman Sezener’in mutfak dünyasını daha yakından keşfetmek için Kitchen by Osman Sezener rehberimize göz atabilir, şefin Akdeniz’e uzanan yeni adresi Esca’yı keşfedebilir ve favori mekanlarını merak ediyorsanız Osman Sezener’in Lezzet Rotaları seçkisine göz atabilirsiniz.


Mehmet Akdağ: Anadolu Mutfağını Geleceğe Taşımak


DAHA, Anadolu mutfağını çağdaş bir bakış açısıyla yorumlayan özgün bir restoran. Bu projeyi hayata geçirirken nasıl bir mutfak vizyonu ortaya koymak istediniz? DAHA’yı sizin için özel kılan nedir?

Yüksek bir bakış açısından, karanlıkta hafifçe parlayan denizin kıyısında konumlanmış, beyaz masa örtüleri ve zarif sandalyelerle düzenlenmiş teraslı bir açık hava restoranı alanı, ortama sıcak bir ambiyans katan modern sütun lambalarıyla aydınlatılmış olarak görülüyor; kıyı şeridinde ise kapalı şezlonglar ve bir iskele uzanıyor.

DAHA‘nın çıkış noktası isminde saklı. Anadolu mutfağını değiştirmek değil, ona saygı duyarak bugünün anlayışıyla yorumlamak istedik. Daha fazla özen, daha iyi ürün ve her detayın üzerinde daha fazla düşünülmüş bir mutfak anlayışıyla yola çıktık. Benim için DAHA’yı özel kılan da geleneksel lezzetleri özünden uzaklaştırmadan bugüne taşıyabilmemiz.

Mehmet Akdağ’ın mutfağının yanı sıra kendi favori lezzet duraklarını da merak ediyorsanız, şefin İstanbul’dan Antalya’ya uzanan önerilerini Mehmet Akdağ’ın Lezzet Rotaları içeriğimizde bulabilirsiniz.

Üç kuşaktır devam eden 7 Mehmet’in köklü mutfak mirası, kuşkusuz yaklaşımınızı şekillendiriyor. Bu birikimden hangi değerleri DAHA’ya taşırken, hangi noktalarda yeni bir hikâye yazmayı tercih ettiniz?

Loş ışıklar altında, beyaz masa örtüleriyle özenle hazırlanmış ahşap sandalyeli yemek masalarının bulunduğu şık bir restoran terasında, arka plandaki geniş aynada dağları, sakin bir su yüzeyini ve parıldayan şehir ışıklarını yansıtan büyüleyici bir akşam manzarası.
Beyaz bir tabağın ortasında, etrafı açık kahverengi kremalı bir sosla çevrelenmiş, üzeri parlak karamelize sos, kavrulmuş susam taneleri ve ince kıyılmış yeşilliklerle süslenmiş, ustaca hazırlanmış lezzetli bir balık yemeği; sosun üzerine damlatılmış koyu renk noktalar sunumu zenginleştiriyor.

Dedemden babama, babamdan bana geçen mutfak kültürü bizim en büyük mirasımız. DAHA’da da bu temelin üzerine çıktık. Geçmişten gelen değerlerimizi korurken, bugünün mutfak anlayışını ve beklentilerini de göz ardı etmedik. Bizim için önemli olan, bu mirası korurken onu bugünün diliyle anlatabilmek.

Bazı lezzetlerin en büyük gücü, yıllar geçse de aynı özenle ve aynı reçeteyle hazırlanabilmesinde yatıyor.

Mehmet Akdağ

“4 Chefs of EDITION” gecesinde hem oğlak gerdanı hem de kabak tatlısını hazırladınız. Anadolu mutfağının hafızasında önemli yere sahip bu iki lezzeti, uluslararası misafirlere hitap eden çağdaş bir tadım menüsüne uyarlarken nasıl bir yaklaşım benimsediniz?

Ön planda, beyaz seramik bir kasede, parlak beyaz kalamar halkaları taze yeşil dereotuyla süslenmiş, altında ince kıyılmış bulgur, minik kuruyemiş parçaları ve pembemsi renkli sos içeren bir taban üzerinde özenle sunulurken; arka planda ise bol kızarmış soğan ve parlak kırmızı bir sebze dilimiyle süslenmiş, koyu renkli et yemeği gibi görünen bir tabak beyaz bir masada göz alıcı duruyor.
Karamelize edilmiş, yer yer hafifçe kararmış balkabağı dilimlerinin şerbet içinde olduğu beyaz tabak, yanında beyaz bir kapta yoğun kaymak, başka bir kapta akışkan tahin sosu, öğütülmüş bisküvi veya helva kırıntıları, küçük bir fincanda safran ve metal bir kaşıkla birlikte beyaz zeminde sunulan bir Türk tatlısı hazırlığı görülüyor.
Parlak güneş ışığı altında, mavi gömlekli bir kişinin oturduğu beyaz örtülü masada, altın renkli bir kokteyl kadehi, yumurta ve taze yeşilliklerle süslenmiş iştah açıcı bir salata, kremalı soslu rendelenmiş patates tabağı ve yeşil sebzelerle dolu diğer tabakların bulunduğu şık bir öğle yemeği sofrası tüm detaylarıyla görülüyor.

Bu iki ürüne aynı şekilde yaklaşmadık. Oğlak gerdanında biraz daha özgür davrandık ve Uzak Doğu mutfağından ilham aldık. Yıllardır hazırladığımız Oğlak gerdanını Japon mutfağındaki teriyaki sosuyla ve Antalya Manavgat’ın altın susamından hazırladığımız tahin kremasıyla bir araya getirdik. Böylece tanıdık bir lezzeti farklı bir bakış açısıyla yorumladık.

Güneşli bir günde, masmavi bir koy manzarasına karşı konumlanmış açık hava bir restoranda, beyaz örtülü bir masada serili çeşitli lezzetli yemeklerin ve kadehteki içeceklerin ortasında, çizgili ceketli, kel ve sakallı bir adamın bir tabağa doğru hafifçe eğildiği lüks ve huzurlu bir an.

Kabak tatlısında ise tam tersini yaptık. 1937’den beri aynı reçeteyle hazırlıyoruz, reçeteye hiç dokunmadık. Bazı lezzetlerin en büyük gücü, yıllar geçse de aynı özenle ve aynı reçeteyle hazırlanabilmesinde yatıyor. Bu yüzden Kabak tatlısını en doğal haliyle sunmayı tercih ettik.

Son yıllarda Anadolu mutfağı uluslararası gastronomi dünyasında giderek daha çok ilgi görüyor. Sizce Türk mutfağını dünya sahnesinde güçlü kılacak en önemli unsur nedir ve DAHA bu hikâyeye nasıl bir katkı sunmayı hedefliyor?

Yeşil sarmaşıklarla kaplı tuğla duvar önünde, beyaz masa örtüleri ve ambiyans yaratan aydınlatmalarla şıkça hazırlanmış masaların dizildiği, deniz manzarasının yansıtıldığı geniş aynalı bir panelle tamamlanan zarif bir dış mekan restoranı.

Türk mutfağının en büyük gücü, köklü bir geçmişe sahip olması. Bugün hâlâ sofralarımızda yer bulan birçok lezzet, yüzyıllarca denenmiş, gelişmiş ve kuşaktan kuşağa aktarılmış. Bence dünya gastronomisinde bizi güçlü kılacak en önemli unsur da bu zengin mirası doğru anlatabilmek. DAHA’da da amacımız bu mirası özüne sadık kalarak bugünün mutfak anlayışıyla yorumlamak ve gelecek nesillere aktarabilmek.


Cihan Kıpçak: Global Deneyimleri Yerel Lezzetlerle Buluşturmak


Kariyeriniz boyunca İstanbul’dan Oscar gecelerine uzanan, farklı kültürleri ve servis ölçeklerini kapsayan uluslararası deneyimler edindiniz. Zula’daki mutfak anlayışınıza bu deneyimlerden en fazla hangi disiplin veya bakış açısı yansıdı?

En büyük yansıması, kalıplaşmış yaklaşımlardan uzaklaşarak benimsediğimiz odaklanma ve tutarlılık disiplini oldu. Fine dining mutfaklarında ya da Oscar gibi kusursuzluk gerektiren dev organizasyonlarda öğrendiğiniz en önemli şey, teknik mükemmeliyet ve malzemenin potansiyelini en üst düzeye çıkarmaktır.

Zula‘da bu disiplini sokağa, yani en erişilebilir formata taşıdık. Karmaşadan uzak, çağdaş bir sunum anlayışıyla; az bileşenli ama her bir bileşeni kusursuz işlenmiş, arkasında ciddi bir mutfak matematiği bulunan ürünler sunuyoruz.

Yuvarlak ahşap bir masanın üzerinde, metal bir tepside kızarmış ekmekler arasında erimiş peynirli ve bol soslu iştah açıcı bir burger ile, yanında metal bir kapta servis edilmiş çıtır çıtır patates kızartmaları ve kırmızı Zula logolu bir menü kartı sıcak bir ortamda görülüyor.

“4 Chefs of EDITION” menüsünü ata tohumu domatesle açtınız. Çok yalın görünen tek bir ürün üzerinden güçlü bir başlangıç tabağı yaratmak için domatesin hangi özelliklerini öne çıkardınız?

Parlak beyaz bir tabağın ortasında, zeytinyağı sosuyla harmanlanmış, gümüşi renkli bütün sardalyalar, yeşil bezelye, küp doğranmış turuncu sebzeler, taze domates dilimleri, halka soğanlar, bir dilim limon ve mikro yeşilliklerle ustalıkla süslenmiş, ferahlatıcı ve göz alıcı bir başlangıç tabağı.

Yalınlık aslında mutfaktaki en zor sınavdır çünkü saklanacak hiçbir yeriniz yoktur. O tabakta yerel malzemeye duyulan saygıyı merkeze aldık. Ata tohumu domatesin doğal asiditesi, topraktan gelen derin umami aroması ve dokusu zaten başlı başına güçlü bir karakter taşıyor. Biz sadece bu özelliklerini öne çıkaracak küçük dokunuşlar yaptık.

Wolfgang Puck ile çalıştığınız Oscar gecelerinde Türk mutfağını uluslararası misafirlere sunma fırsatı buldunuz. Sizce bir mutfağı dünyaya anlatırken reçeteyi uyarlamak mı, yoksa kültürel hikâyesini korumak mı daha önemli?

Kesinlikle kültürel hikâyeyi ve lezzet profilinin ruhunu korumak daha önemli. Reçeteyi veya sunumu uluslararası standartlara, modern fine dining anlayışına göre uyarlayabilirsiniz; hatta bunu yapmak, yemeğin global sahnede doğru anlaşılması için çoğu zaman gereklidir.

Ancak o yemeğin arkasındaki hafızayı, baharat dengesini ve yerel karakterini bozduğunuz anda, yemeğin ruhunu da kaybedersiniz. Çağdaş sunum anlayışıyla kendi mutfak mirasımızı harmanladığımızda, bunun dünyanın her yerinde karşılık bulabildiğini gördüm.

Yalınlık mutfaktaki en zor sınavdır çünkü saklanacak hiçbir yeriniz yoktur.

Cihan Kıpçak

Aynı gece dört güçlü şefin art arda tabak sunduğu bir menüde ilk tabağı hazırlamak, gecenin ritmini ve misafirlerin beklentisini de belirliyor. Diğer şeflerle menüyü oluştururken tabaklar arasındaki geçişler ve ortak anlatı üzerine nasıl çalıştınız?

Gastronomi dünyasına yön veren böylesine değerli şeflerle bir arada olmak müthiş bir sinerji yaratıyor. İlk tabağı sunmak, orkestranın açılış notasını çalmak gibidir. Damağı uyandırmanız ama sonrasında gelecek yoğun lezzetlere de alan bırakmanız gerekir.

Yeşilliklerle bezeli bir dış mekan restoranında, hepsi neşeyle gülümseyen dört kişilik bir grup poz veriyor; grubun üç üyesi beyaz aşçı ceketi giyerken, biri mavi önlüklü, diğeri ise şık bej ceketiyle aralarında yer alıyor.

Menüyü tasarlarken bireysellikten çok bütüne odaklandık. Benim tazelik ve asiditeyle başlattığım hikâye, diğer şeflerimizin Ege’den ilham alan lezzetleri, ustalık gerektiren teknikleri ve derinlikli tabaklarıyla kusursuz bir gastronomi deneyimine dönüştü.


Stefano Ciotti: Bodrum Ruhunu Taşıyan İtalyan Mutfağı


The Trattoria’da Michelin yıldızlı mutfak deneyiminizi, geleneksel İtalyan aile sofralarının sıcaklığı, anıları ve sadeliğiyle buluşturuyorsunuz. Güçlü bir teknik altyapıya sahip bir şef olarak, sade görünen bir tabağı kusursuz hazırlamanın en büyük zorluğu nedir?

Ortada beyaz şef ceketli, beyaz çerçeveli gözlüklü ve yaka bağcıklı, güler yüzlü Şef Stefano Ciotti mutfak tezgahına yaslanmış bir şekilde poz verirken, arkasında bulanık bir trattoria mutfağı görülüyor.
Stefano Ciotti

En büyük zorluk, gerektiği yerde durabilmek. Teknik altyapıya sahip olduğunuzda, tabağa daha fazla malzeme, daha fazla teknik ve daha fazla katman ekleme isteği duyabilirsiniz. Oysa gerçek sadelik, kusursuzluğu gerektirir.

Bir trattoria içindeki samimi atmosfer, beyaz masa örtülü masalar, her masada sıcak bir ışık yayan lambalar, ahşap panelli duvarlarda sıralanmış çerçeveli resimler ve bambu detaylı tavanla rahat ve davetkar bir yemek deneyimi sunuyor.

Yalnızca üç malzemeden oluşan bir tabak hazırlıyorsanız, hiçbir kusuru gizleyemezsiniz. Her malzemenin mükemmel olması, kullanılan tekniğin ise misafir tarafından hissedilmeyecek kadar doğal kalması gerekir. Amacımız klişelerden uzaklaşarak yemeğin yalın ama duygusal tarafını ön plana çıkarmak; bunu yaparken de fine dining disiplininden ödün vermemek.

İtalyan ve Ege mutfakları; zeytinyağı, mevsimsel sebzeler, deniz ürünleri ve mevsimselliğe duyulan saygı gibi pek çok ortak değeri paylaşıyor. Bodrum’un yerel ürünleri İtalyan mutfağı yorumunuzu nasıl etkiledi? Burada keşfedip mutfağınızın vazgeçilmezlerinden biri hâline gelen bir malzeme oldu mu?

Yakın çekim bir görüntüsünde, bakır renkli servis tenceresinde kremalı turuncu-kırmızı sosla zenginleştirilmiş, üzerine taze kıyılmış yeşil otlar serpilmiş iri boru makarna (rigatoni) bir kaşıkla karıştırılıyor; bu sunum, sıcak ve davetkar bir İtalyan trattoria deneyimini yansıtıyor.
İtalyan trattoria'sında akşam yemeği için beyaz masa örtüsüyle özenle düzenlenmiş, oymalı beyaz bir tabağın, parlak çatal bıçak takımının, boş bir şarap kadehinin, dekoratif seramik altlığın ve sıcak turuncu ışık yayan bir masa lambasının oluşturduğu davetkar masa düzeni.
Sarı radyal desenli ve mavi kenarlı beyaz bir tabakta, pudra şekeri serpilmiş ve uçları bol antep fıstığıyla kaplı üç adet çıtır İtalyan cannoli görülüyor; ön planda ise, sarmal desende sıkılmış, üzeri taze portakal zestleriyle süslenmiş kremalı bir tatlı, bu lezzetli trattoria menüsünü tamamlıyor.

İtalyan ve Ege mutfağı arasında çok doğal bir uyum var. Her ikisi de yerel ürünlere, mevsimselliğe ve sürdürülebilirliğe büyük önem veriyor. Bodrum olağanüstü ürünlere sahip.

Güneşte olgunlaşmış domatesler, yarımadaya özgü yabani otlar ve yüksek kaliteli yerel zeytinyağı mutfağımın doğal bir parçası hâline geldi. Özellikle Ege’nin yerel otları ve kıyıdan günlük olarak gelen deniz ürünleri beni çok etkiledi. Bu ürünler İtalyan mutfağı kimliğimi değiştirmiyor; aksine onu zenginleştiriyor ve Bodrum’un ruhunu taşıyan bir İtalyan mutfağı sunmama olanak sağlıyor.

Gerçek sadelik, kusursuzluğu gerektirir.

Stefano Ciotti

“4 Chefs of EDITION” akşamında menüye risotto ile katkıda bulundunuz. İtalyan mutfağının en ikonik yemeklerinden biri olan risottoyu, diğer şeflerin hazırladığı Anadolu ve Ege esintili tabaklarla uyum sağlayacak şekilde nasıl yorumladınız?

Koyu renkli baharatlar, yeşil ve kahverengi sos şeritleri ile süslenmiş kremalı bir yemeğin yakın çekimi; yemeğin üzerinde parlak kırmızı kavrulmuş kiraz domates dilimleri ve kenarlarında mavi, kırmızı ve mor floral motifler bulunan zarif, oymalı bir tabakta servis ediliyor.

Risotto benim için hem güçlü bir ana karakter hem de farklı mutfaklar arasında köprü kurabilen bir tabak. İtalyan köklerime sadık kalırken, diğer şeflerin ortaya koyduğu yaratıcı enerjiyle uyum sağlayacak bir yorum sunmak istedim.

Bulunduğumuz kıyı coğrafyasını yansıtan malzemeleri tercih ederek tabağa çağdaş bir karakter kazandırdım. Bir yandan klasik bir risottodan beklenen kremamsı ve konforlu hissi korurken, diğer yandan menünün başlangıç tabaklarıyla açık ateşte pişirilen ana yemekleri arasında doğal bir geçiş oluşturacak tazeliği yakalamayı hedefledim.

Michelin yıldızı kazandığınız Nostrano’dan uluslararası lüks otellerde yönettiğiniz mutfaklara kadar farklı ülkelerde İtalyan mutfağını temsil ettiniz. Sizce İtalyan mutfağının özgün kimliğini korurken, bulunduğunuz destinasyonun kültürünü ve yerel ürünlerini mutfağınıza dahil etmenin dengesi nasıl kuruluyor?

Yarı karanlık bir trattoria masasında, baharatlı burrata peyniri, fesleğen ve kurutulmuş domatesli turuncu sosla servis edilmiş bir tabağın yanı sıra, arkada parlak bir masa lambası, Olio yazılı zeytinyağı şişesi ve çeşitli renkli sebzelerden oluşan bir salata tabağı, İtalyan yemeklerinin samimi atmosferini vurguluyor.

Benim için İtalyan mutfağının gerçek özgünlüğü, yalnızca tariflerde değil, mutfak felsefesinde saklı. İtalyan mutfağının özü; bulunduğunuz coğrafyanın en taze, en mevsimsel ve en kaliteli ürünlerini kullanmaktır.

Bu yüzden Bodrum’un kültürünü ve ürünlerini mutfağıma dahil etmek, aslında İtalyan mutfağına bağlılığımı güçlendiriyor. Teknikleri, paylaşım kültürünü ve sofranın sıcaklığını korurken; bulunduğunuz coğrafyanın renklerini tabağa yansıtıyorsunuz. Bence unutulmaz ve sürdürülebilir gastronomi tam da bu denge sayesinde ortaya çıkıyor.

Sıkça sorulan sorular
4 Chefs of EDITION nedir?

4 Chefs of EDITION, The Bodrum EDITION çatısı altında farklı mutfak anlayışlarına sahip şefleri bir araya getiren özel bir gastronomi projesi. Proje; Ege ve Anadolu mutfağından İtalyan mutfağına uzanan farklı yaklaşımları aynı deneyimde buluşturuyor.

4 Chefs of EDITION şefleri kimler?

4 Chefs of EDITION'da Osman Sezener, Mehmet Akdağ, Cihan Kıpçak ve Stefano Ciotti yer alıyor. Dört şef de kendi mutfak kimliğini ve deneyimini The Bodrum EDITION'ın gastronomi yaklaşımıyla buluşturuyor.

The Bodrum EDITION'da hangi restoranlar bulunuyor?

Röportaj dosyasında Kitchen by Osman Sezener, DAHA Mehmet Akdağ, Zula ve The Trattoria by Stefano Ciotti öne çıkıyor. Her restoran farklı bir mutfak anlayışı ve şef vizyonuyla The Bodrum EDITION'ın gastronomi deneyiminin bir parçasını oluşturuyor.

Osman Sezener The Bodrum EDITION'da hangi restoranın şefi?

Osman Sezener, Kitchen by Osman Sezener ile The Bodrum EDITION'da yer alıyor. Kitchen'ın mutfak anlayışının merkezinde Ege ve Anadolu mutfağı, yerel ürünler, mevsimsellik ve özellikle Bodrum'da denizin sunduğu ürünler bulunuyor.

The Bodrum EDITION'ın gastronomi yaklaşımı nasıl?

The Bodrum EDITION, gastronomiyi yalnızca otel içinde sunulan bir hizmet olarak değil, deneyimin merkezindeki unsurlardan biri olarak konumlandırıyor. Yerel ve mevsimsel ürünler, farklı mutfak kültürleri ve şeflerin kendilerine özgü yaklaşımları bu anlayışın temelini oluşturuyor.

Gülce Fidan
Gülce Fidan Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için