white banner

Tarihte Zaman Yolculuğu: Türkiye’de Mutlaka Görmeniz Gereken Antik Kentler

03.08.2026
Tarihte Zaman Yolculuğu: Türkiye’de Mutlaka Görmeniz Gereken Antik Kentler

Yazı Boyutu:

Türkiye’nin en etkileyici antik kentlerini keşfedin. Göbeklitepe’den Efes’e, tarihi yapılar, giriş bilgileri ve bilinmesi gereken detaylar OGGUSTO’da.

Bu Rehberde Ne Bulacaksınız?

  • Özel Detaylar: Şehirlerin konumları, öne çıkan yapıları ve tarihsel kırılma noktaları.
  • Tarihi Çeşitlilik: Anadolu’da Lidyalılardan Hititlere, Roma’dan Bizans’a ev sahipliği yapmış en önemli antik kentler.
  • Öne Çıkan Yapılar: Dünyanın ilk tapınağı Göbeklitepe’den en eski ahşap yapıyı barındıran Gordion’a kadar öne çıkan detaylar.

Konu antik kentler olunca Türkiye en bereketli topraklardan bir tanesi. Çağlar boyunca farklı medeniyetlere ev sahipliği yapan Anadolu’da Lidyalılardan Friglere, Hititlerden Perslere çok sayıda toplumun izini görmek mümkün.

Bu izlerden en etkileyici olanlar ise şüphesiz antik kentler. Medeniyetlere ev sahipliği yapmış şehirler bugün hâlâ iyi korunmuş yapılarıyla ve kalıntılarıyla Ege’den Güney Doğu’ya Anadolu’nun her yerinde görülebiliyor. Tarihin en eski yerleşim yeri olduğu yakın zamanda keşfedilen Göbeklitepe’den her yapısıyla etkileyici olan Efes’e kadar tarihe ilgili olan herkesin görmesi gereken; yollarında yürürken zaman yolculuğu yapacağınız antik kentleri bu rehberde bir araya getirdik.

Adana’nın Antik Kentleri

Anavarza Antik Kenti

Türkiye’nin önemli antik kentlerinden Anavarza’ya ait, zamanın yıpratıcı etkilerine rağmen ayakta kalmış, kısmen çökmüş ancak metal strüktürlerle güçlendirilmiş, sağlam taş bloklardan inşa edilmiş, ardında yemyeşil bir ağaç ve görkemli dağ sırasının belirdiği, masmavi bulutlu gökyüzü altında duran görkemli bir kemerli yapı.
  • Konum: Adana, Kozan ilçesi
  • Kuruluş: M.Ö. 1. yüzyıl; Efes’in yaklaşık 5 katı büyüklüğünde
  • Öne Çıkanlar: 1500 m uzunluğunda 20 burçlu sur, Zafer Takı (M.Ö. 19, Augustus), sütunlu yol, hamam, kilise, tiyatro, amfitiyatro, stadyum
  • Bilinmesi Gereken: Antik tıbbın kurucularından Pedanius Dioskorides burada (Anazarbus’ta) doğdu; De Materia Medica adlı eseri 1500 yıl boyunca Batı tıbbının temel kaynağı oldu.

M.Ö. 1. yüzyılda kurulan bir Roma şehri olan Anavarza, aslında çok büyük bir alana sahip. Öyle ki antik kentle ilgili kazı çalışmaları tamamlanınca Efes’in neredeyse beş katı büyüklükte bir alanın ortaya çıkması bekleniyor. Adana’nın Kozan ilçesinde, Dilekkaya Mahallesi sınırları içinde yer alan kent, tarihte “yenilmez şehir” adıyla da anılıyor ve UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde bulunuyor.

Romalılar, Bizanslılar, Ermeniler, Abbasiler, Selçuklular döneminin önemli şehirlerinden biri olan Anavarza Antik Kenti, en parlak dönemini MS 2. yüzyılda Roma İmparatoru Septimius Severus’un desteğiyle yaşadı ve 408 yılında Kilikya eyaletinin başkenti unvanını aldı. Kentten geriye kalan yapılar arasında 1500 metre uzunluğunda, 20 burçlu sur duvarları, mozaikler, lahitler, sütunlu cadde, hamam, su yolları, kilise, amfitiyatro ve stadyum bulunuyor. Kentin en görkemli yapısı olarak kabul edilen, 22,5 metre genişliğinde ve 10,5 metre yüksekliğindeki Zafer Takı, MÖ 19 yılında Roma İmparatoru Augustus’un ordusuyla birlikte kente girişini simgeliyor. Kilikya bölgesinde üç girişli olarak inşa edilen tek zafer takı olma özelliğini taşıyor.

Şehrin özellikle bilim ve tıp alanında döneminin ilerisinde olduğu biliniyor. Antik tıbbın en önemli isimlerinden Pedanius Dioskorides’in (MS 40-90 civarı) burada, yani Anazarbus’ta (Anavarza) doğduğu kabul ediliyor. Dioskorides’in kaleme aldığı beş ciltlik De Materia Medica (Tıbbi Malzeme Üzerine), 600’e yakın bitkiyi, yaklaşık 90 minerali ve 30 kadar hayvansal kökenli maddeyi tıbbi kullanımlarıyla birlikte tanımlayan bir eczacılık ansiklopedisiydi. Eser, “farmakognozinin babası” unvanını kazandıran Dioskorides sayesinde Antik dönemden 19. yüzyıla kadar Avrupa, Ortadoğu ve İslam dünyasında tıp ve eczacılığın temel başvuru kaynağı olarak kullanıldı. İçerdiği cilt ve deri rahatsızlıklarına yönelik bitkisel tedavi reçeteleri nedeniyle günümüzde de tıp tarihi araştırmalarında referans gösteriliyor.

Ankara’nın Antik Kentleri

Gordion Antik Kenti

Türkiye'nin Antik Kentleri rehberindeki önemli bir durak olan Gordion'da, ziyaretçileri yeşil bitki örtüsüyle kaplı büyük bir tümülüsün içine yönlendiren, taş duvarlarla çevrili modern bir giriş yapısı ve patika görülüyor, bu anıtsal mezar yapıları bölgenin tarihi derinliğini yansıtıyor.
  • Konum: Ankara, Polatlı ilçesi (Yassıhöyük)
  • Kuruluş: Frig yerleşimi M.Ö. 1200’lerden itibaren; kalıntılar M.Ö. 3000’lere kadar iniyor
  • Öne Çıkanlar: ~85 Frig tümülüsü, Kral Midas’ın (Büyük) Tümülüsü. 300 m çap, 53 m yükseklik, dünyanın en eski ahşap yapısı
  • Bilinmesi Gereken: 1957’de açılan mezar odasında MÖ 8. yüzyıla ait, dünyanın bilinen en eski ahşap mobilyaları bulundu. 2023’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.

Tarihte adı “eşek kulaklı” olan Kral Midas’ın da yaşadığı Gordion, Friglerin Anadolu’ya M.Ö. 1200’lerde Balkanlar’dan gelmesiyle başkentlik yapmaya başlamış bir antik şehir. Ama şehirde bulunan kalıntılar Frigyalılardan çok daha öncesine, Tunç Çağı’na (M.Ö. 3000’lere) kadar gidiyor. Gordion’un hemen yanı başındaki Polatlı Höyüğü’nde yapılan kazılarda M.Ö. 3000-1200 yılları arasına tarihlenen 31 farklı yerleşim katmanı tespit edildi.

Ankara’nın Polatlı ilçesine bağlı Yassıhöyük köyünde bulunan Gordion’da Friglerden kalma yaklaşık 85 tümülüs bulunuyor ve bunların arasında “Büyük Tümülüs” olarak da bilinen Kral Midas’ın tümülüsü de yer alıyor. 300 metre çapında ve 53 metre yüksekliğindeki bu tümülüs, Anadolu’daki en büyük ikinci tümülüs unvanını taşıyor (Türkiye ve Anadolu’daki en büyüğü, Manisa’daki Lidya Kralı Alyattes’e ait).

Ardıç tomrukları ve çam ağacından inşa edilen mezar odası ise dünya üzerinde günümüze ulaşabilmiş en eski ahşap yapı örneği olarak kabul ediliyor. 1957 yılında Pennsylvania Üniversitesi’nden bir ekip tarafından, o dönem için yeni sayılan bir “tünel yöntemi”yle açığa çıkarıldı ve içeride MÖ 8. yüzyıla ait, neredeyse mükemmel korunmuş masa ve tabureler bulundu. Bunlar dünyanın bilinen en eski ahşap mobilyaları arasında sayılıyor. Mezarın gerçekten Midas’a mı yoksa babası Gordias’a mı ait olduğu konusunda arkeologlar arasında hâlâ tartışma var.

Frig tümülüsleri adı verilen mezarların görülebileceği Gordion Antik Kenti’nde bulunan eserler Gordion Müzesi ve Ankara’daki Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde görülebiliyor. Kent, 18 Eylül 2023’te UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girerek Ankara’nın bu listeye alınan ilk yeri oldu.

Antalya’nın Antik Kentleri

Simena Antik Kenti

Simena antik kentinin berrak masmavi sularında kısmen su altında kalmış bir kaya mezarı ile çevresindeki yemyeşil tepeler ve kıyıya demirlemiş teknelerin oluşturduğu bu eşsiz manzara, Türkiye'nin antik kentleri arasındaki doğal güzelliği ve tarihi izleriyle öne çıkan Simena'nın büyüleyici atmosferini yansıtıyor.
  • Konum: Antalya, Kaş-Demre arası, Kekova
  • Kuruluş: M.Ö. 4. yüzyıl, Likya kenti
  • Öne Çıkanlar: Orta Çağ kalesi, Likya’nın en küçük tiyatrosu (~200-300 kişi), kaya mezarları, su altında kalan “Batık Şehir”
  • Bilinmesi Gereken: Antik depremler kıyı şeridinin bir kısmını sular altında bıraktı. Deniz içindeki lahit ve kaya mezarları teknelerle gezilebiliyor.

Bugün Kaleköy olarak bilinen ve teknelerle ulaşım sağlanan Simena, Likyalılardan kalan antik kentlerden biri. Kentin tarihi M.Ö. 4. yüzyıla kadar uzanıyor. Simena, Likya Birliği’nin bir üyesi olarak kendi oy hakkına sahipti. Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinde de kesintisiz yerleşim gördü.

Doğal liman olan bir coğrafyada kurulan şehrin, Kekova çevresindeki korsan tehdidine karşı savunma amacıyla güçlendirilmiş Orta Çağ kalesinin surları hâlâ antik kenti çevreliyor. Kalenin içinde, doğal kayaya oyulmuş 7 oturma sırasıyla yaklaşık 300 kişi kapasiteli küçük bir tiyatro bulunuyor. Bu tiyatro, tüm Likya kentleri arasındaki en küçük örnek olma özelliğini taşıyor. Tiyatronun yanı sıra bir tapınak ve bu tapınakla bağlantılı stoanın kalıntıları, kaya mezarları ve Likçe yazıtlı lahitler de Simena’daki mutlaka görülmesi gereken kalıntılar arasında yer alıyor.

Antik kentin diğerlerinden farklı olarak tarihi yapıları denizin içerisine kadar ilerliyor ve kıyı boyunca antik zamanlardan kalma yapılar görülebiliyor. Bunun nedeni, muhtemelen 2. yüzyılda bölgeyi vuran depremler sonucu kıyı şeridinin bir kısmının sular altında kalması. Bu yüzden bölge “Batık Şehir” olarak da anılıyor. Kaya mezarları ve lahitler, deniz içerisinde kalan tarihi izlerden bazıları. Su altındaki bir bazilikanın kapısındaki haç kabartması da tekne turlarıyla bölgeyi gezenlerin dikkatini çeken detaylardan biri.

Myra Antik Kenti

Myra Antik Kenti'nin iyi korunmuş taş basamaklı tiyatrosu, sahne alanındaki devam eden kazı çalışmaları ve kalıntılarıyla, arka planda ağaçlar ve uzaklardaki modern yapılarla çevrili bir manzarayı gözler önüne sererek Türkiye'nin zengin tarihi antik kentler mirasını yansıtıyor.
  • Konum: Antalya, Demre
  • Kuruluş: Likya Birliği’nin en büyük 6 kentinden biri (3 oy hakkı); zaman zaman başkentlik de yaptı
  • Öne Çıkanlar: Kaya mezarları, tiyatro, akropol, nekropol
  • Bilinmesi Gereken: Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolaos (MS 4. yy) burada piskoposluk yaptı.

Tarihin ilk demokratik oluşumu olarak tanınan Likya Birliği’nin en büyük altı kentinden biri olan Myra, sosyo-politik yapısıyla bugünün devletleri tarafından baz alınan bir sisteme sahipti. M.Ö. 167’de kurulan ve 23 kentten oluşan Birlik’te oy hakkı kentlerin büyüklüğüne göre belirleniyordu. Ksanthos, Patara, Pınara, Tlos ve Olympos ile birlikte Myra da bu adil temsil sisteminde en yüksek oy hakkına (3 oy) sahip altı büyük kentten biriydi. Birliğin siyasi merkezi ve meclis toplantılarının yapıldığı yer genellikle Patara olsa da, kaynaklara göre Ksanthos ve Myra da tarih boyunca farklı dönemlerde başkentlik görevini üstlendi. Bu demokratik federasyon yapısı, dönemin filozofu Montesquieu tarafından “Kanunların Ruhu” adlı eserinde en mükemmel konfederasyon örneği olarak tanımlandı, hatta ABD Anayasası’nın hazırlık sürecinde kurucular tarafından incelenerek modern demokrasiye ilham kaynağı oldu.

2000 yıllık tarihine çok fazla detay sığdırmış bir antik kent olan Myra’da; duvarlara yapılan kabartmalı işlemeler, tiyatrosu, kaya mezarları, akropolü, kiliseleri, freskleri ve nekropolüyle görülecek birçok tarihi kalıntı var. Myra’nın diğer antik kentlerden farklı olmasını sağlayan noktalardan biri de Noel Baba olarak bilinen Aziz Nicholas’ın (Myra Piskoposu Aziz Nikolaos) mezarının burada bulunması. MS 4. yüzyılda yaşamış olan Aziz Nikolaos, günümüzde de kentteki kilise ve müze alanıyla dünya çapında ziyaretçi çekmeye devam ediyor.

Side Antik Kenti

Güneş batarken turuncu tonlara bürünmüş bulutlu gökyüzünün altında, Side Antik Kenti'nin antik kalıntıları arasında, devasa sütunların yere serilmiş mermer parçaları ve ortada hala ayakta duran etkileyici dairesel tapınak yapısı, Türkiye'nin zengin tarihine ışık tutuyor.
  • Konum: Antalya, Manavgat
  • Kuruluş: M.Ö. 7. yüzyıl, Kyme’den gelen Aiol Yunanları
  • Öne Çıkanlar: Apollon Tapınağı, tiyatro, sütunlu cadde, kara surları (M.Ö. 2. yy)
  • Bilinmesi Gereken: Yerel halk zamanla kendi Anadolu kökenli “Sidece” dilini benimsedi. Bu dil hâlâ tam çözülemedi. “Side” kelimesi “nar” anlamına geliyor.

Doğu Akdeniz’in en eski yerleşim yerlerinden biri olan Side, kaynaklara göre M.Ö. 7. yüzyılda kuruldu. Kentin kalıntıları ise Hititler dönemine kadar uzanan çok daha eski bir yerleşim geçmişine işaret ediyor. Strabon ve Arrianos gibi antik yazarlara göre kent, Batı Anadolu’daki Aiol şehri Kyme’den gelen Yunan göçmenler tarafından kuruldu ve zamanla Lidya egemenliğine girdi. Side’de çok uzun süre hâlâ tam olarak çözülemeyen “Sidece” adlı bir dil konuşuldu. Araştırmacılara göre bu dil Luvi kökenli olup Hint-Avrupa dil ailesine ait.

İlginç bir ayrıntı: Kyme’den gelen Yunan göçmenler yerel halktan öyle etkilenmiş ki zamanla kendi dillerini unutup Sidece konuşmaya başlamışlar. Bu durum, Büyük İskender kenti ele geçirdiğinde Grekçenin yeniden öğrenilmesini emretmesine kadar sürmüş.

Büyük İskender’in ardından Makedonya Krallığı döneminde kent kendi adına gümüş sikkeler bastı. Bu sikkelerin üzerinde kentin simgesi olan nar meyvesinin yanı sıra tanrıça Athena ve tanrı Apollon figürleri de yer alıyordu (“Side” kelimesi Anadolu dilinde nar anlamına geliyor). Tarih boyunca Hititler, Lidyalılar, Persler, Ptolemaioslar, Romalılar, Bizanslılar ve Osmanlılar gibi birçok medeniyete ev sahipliği yapan kent, Roma döneminde MÖ 1. yüzyılda bölgedeki korsanlığın temizlenmesiyle Roma egemenliğine katıldı ve zaman zaman Pamfilya bölgesinin idari merkezi olma statüsü kazandı.

Mimari olarak diğer Pamfilya şehirlerine çok benzer bir yapısı olan Side Antik Kenti’nde caddelerde dolaşabilir; tapınakları, kapıları, sütunları, tiyatroyu ve MÖ 2. yüzyıla ait kara surlarını görebilirsiniz.

Perge Antik Kenti

Türkiye'nin mimari kalıntılarıyla dikkat çeken ve ziyaretçilerine adeta zaman yolculuğu yaşatan Perge Antik Kenti'nden bir görünüm: Sıra sıra dizilmiş görkemli sütunlarla çevrili geniş antik caddede dolaşan birkaç kişi, yeşil tepelerin arasında uzanan kadim yapıları inceliyor.
  • Konum: Antalya, Aksu
  • Kuruluş: Efsaneye göre Truva Savaşı sonrası (Mopsos, Kalkhas); arkeolojik iz M.Ö. 3. binyıla kadar gidiyor
  • Öne Çıkanlar: ~15.000 kişilik tiyatro, 12.000 kişilik Stadium, M.Ö. 3. yy Hellenistik Kent Kapısı, Agora
  • Bilinmesi Gereken: M.S. 2. yüzyılda kurulan Heykeltıraşlık Okulu kenti diğer Pamfilya şehirlerinden ayırdı. Aziz Pavlus Yolu’nun başlangıç noktalarından biri.

M.S. 100’lerde (bugünkü kalıntıları bırakan haliyle) inşa edilen antik kentlerden biri olan Perge, mimari kalıntılarıyla dikkatleri çekiyor. Efsaneye göre kent, Truva Savaşı sonrasında Akhalı kahramanlar Mopsos ve Kalkhas önderliğinde kuruldu. Arkeolojik bulgular ise yerleşimin M.Ö. 3. binyıla kadar uzandığını gösteriyor. Hitit döneminde “Parha” adıyla anılan kent, sırasıyla Frigler, İyonlar ve Likyalıların hakimiyetine girdi, M.Ö. 334’te Büyük İskender’in Anadolu seferinde ise direniş göstermeden Makedon idaresine katıldı.

Döneminin en şaşalı şehirlerinden biri olduğu günümüzdeki kalıntılarından da anlaşılan antik kent, heykeldeki başarısıyla meşhurdu. M.S. 2. yüzyılda Perge’de kurulan Heykeltıraşlık Okulu, kenti diğer Pamfilya şehirlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri oldu. Buradan çıkan eserlerin bir kısmı bugün Antalya Müzesi’nde sergileniyor. Bugün yaklaşık 15.000 kişilik kapasitesiyle dönemin en büyük yapılarından biri olan tiyatroyu, 12.000 kişilik Stadium’u, M.Ö. 3. yüzyıla tarihlenen Hellenistik Kent Kapısı’nı, Agora’yı, Macellum’u ve Palaestra’yı Perge Antik Kenti’nde görmek mümkün.

Kent, ayrıca İncil’de de adı geçen kutsal bir yer. Aziz Pavlus’un misyonerlik yolculuğu sırasında Aksu Nehri üzerinden kente ulaştığı ve buranın “Aziz Pavlus Yolu” olarak kabul edilen güzergahın başlangıç noktalarından biri olduğu kabul ediliyor. Birçok Akdeniz medeniyetine ev sahipliği yapan Perge’yi gezerken büyülenmemek imkansız.

Xanthos Antik Kenti

Türkiye'nin tarihi antik kentlerinden Xanthos'ta, geniş bir alana yayılan, basamaklı oturma sıralarıyla dikkat çeken antik tiyatronun yanı sıra, kurak bir arazide yükselen görkemli iki anıt mezarın ve çevredeki dağların açık mavi gökyüzü altında görüldüğü büyüleyici bir manzara.
  • Konum: Antalya-Muğla sınırı, Kınık
  • Kuruluş: Likya Birliği’nin en büyük kentlerinden biri, zaman zaman başkent
  • Öne Çıkanlar: Harpiler Anıtı (kabartmaları British Museum’da), Nereidler Anıtı, tiyatro, akropol
  • Bilinmesi Gereken: Halkı M.Ö. 540 civarında Perslere ve M.Ö. 42’de Brutus’a karşı iki ayrı kez toplu direnişle şehri yakıp canlarına kıydı. UNESCO listesinde.

Xanthos, tarihin en özgürlükçü kentlerinden biri olarak biliniyor. Özgürlük tutkusu, kentin egemenlik altına hiç girmeden yaşadığı anlamına gelmiyor tabii. Aksine Persler, Büyük İskender sonrası Ptolemaioslar, Suriye Kralı III. Antiokhos, Rodos ve son olarak Roma gibi güçlerin hakimiyetine defalarca girmiş bir kent. Xanthos’u tarihe geçiren asıl özellik, bu egemenliklere boyun eğmektense ölümü seçen halkının kararlılığı.

M.Ö. 540’lı yıllarda kendilerinden kat kat daha kalabalık bir orduyla Pers komutanı Harpagos’un şehri kuşatması üzerine tutundukları tavır hâlâ tarih derslerinin konusu. Herodot’un aktardığına göre Perslerin saldırısına daha fazla direnemeyeceklerini anlayan Xanthoslular, savaş sırasında şehir dışında bulunan yaklaşık 80 aile dışında tüm kadın ve çocuklarını öldürüp geriye kalan tüm erkekleriyle savaşmışlar ve şehirden geriye bir şey kalmaması için ateşe vermişler.

Kent, benzer bir toplu direniş sahnesini yaklaşık beş asır sonra bir kez daha yaşadı: M.Ö. 42’de, Julius Caesar’ın katlinin ardından destek arayan Brutus’un ordusu şehri kuşattığında Xanthoslular aynı kararlılıkla direnip şehri yakarak canlarına kıydılar. Bu ikinci felaketten sağ kurtulanların sayısı 150 kişi civarındaydı.

Yaşadığı dönemde ihtişamlı olan antik kentten geriye kalanlarsa kesinlikle görülmeye değer. Yüksek inşa edilmiş anıt mezarlar, Harpiler Anıtı’nın kabartma parçaları (anıtın kendisi British Museum’da sergileniyor; kentte bugün görülebilen sütun ise bir kopya), Nereidler Anıtı’nın çıkarıldığı alan (o da British Museum’da), tiyatro, kemer, akropol, su kemeri ve çok daha fazlası Xanthos Antik Kenti’ni gezerken görebileceklerinizden. Kent, 1988’den beri komşusu Letoon ile birlikte UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Patara Antik Kenti

Güneşli bir günde, Patara Antik Kenti'ndeki iyi korunmuş amfitiyatronun taş basamakları ve sahne alanı, arkasındaki yıkık durumdaki anıtsal yapılarla birlikte yeşil tepelerin ve uzaktaki dağların eşlik ettiği manzarada büyüleyici bir tarihi doku sunuyor.
  • Konum: Antalya-Muğla sınırı, Kaş/Kalkan yakını
  • Kuruluş: En eski izler M.Ö. 5500 (Kalkolitik); Likya Birliği’nin başkenti
  • Öne Çıkanlar: Dünyanın en eski meclis binalarından Bouleuterion, Roma Zafer Takı, dünyanın en eski deniz fenerlerinden biri, Granarium
  • Bilinmesi Gereken: Noel Baba (Aziz Nikolaos) M.S. 4. yüzyılda burada doğdu; çocukluğunu burada geçirdi.

Deniz kenarında kurulan antik kentlerden biri olan Patara, arkeolojik kazılarda ele geçen taş baltalar ve seramik buluntularla Geç Kalkolitik-Erken/Orta Tunç Çağı’na, yani yaklaşık M.Ö. 5500’lere kadar uzanan bir yerleşim geçmişine sahip. Hitit kaynaklarında da M.Ö. 2. binyılda “Patar” adıyla anılan kent, IV. Tuthaliya’nın Lukka Seferi bağlamında geçiyor. M.Ö. 800’lerden bu yana ise yerleşik hayatın, şehirleşmenin izleri yapılan kazılarda daha belirgin şekilde gün yüzüne çıkıyor. Likya kenti olan Patara, zamanında bulunduğu Xanthos Vadisi’nin denize açılan tek yeri olduğu için jeopolitik olarak önemliydi.

Patara, sadece Likya Birliği’nin altı büyük (3 oy hakkına sahip) kentinden biri değil, aynı zamanda Birliğin başkenti ve meclis toplantılarının yapıldığı merkeziydi. Kentteki Meclis Binası (Bouleuterion), dünyada ayakta kalabilmiş en eski parlamento binalarından biri olarak kabul ediliyor. M.S. 43’te Roma İmparatorluğu’nun Likya Eyaleti’nin başkenti olan kent, bu statüsünü Likya ve Pamfilya’nın birleştirilmesinden sonra da korudu.

Roma Zafer Takı’ndan giriş yapılan Patara Antik Kenti’nde lahitleri, amfitiyatroyu, Korinth Tapınağı’nı, Vespasian Hamamı’nı, limanı, dönemin tahıllarının toplandığı ambarı (Hadrian/Traianus Granarium’u), meclis binasını, su yollarını ve dünyanın bilinen en eski deniz fenerlerinden birini görmek mümkün. Patara’nın tarihteki yerini bir adım öne çıkaran detaylardan biri de Noel Baba olarak bilinen Aziz Nikolaos’un M.S. 4. yüzyılda bu şehirde doğmuş olması. Nikolaos, çocukluğunu Patara’da geçirdi, hayatını ise yakınındaki Myra’da (Demre) piskopos olarak tamamladı.

Aspendos Antik Kenti

Türkiye’nin eşsiz antik kentlerinden Aspendos’ta yer alan, bir kişinin ölçeğini gösterdiği sahne zemininden yukarı doğru yükselen basamakları ve kemerli sahne binasıyla günümüze dek en iyi korunmuş, harika akustiğe sahip görkemli Roma tiyatrosu.
  • Konum: Antalya, Serik
  • Kuruluş: M.S. 2. yüzyıl (Marcus Aurelius döneminde tiyatro)
  • Öne Çıkanlar: Dünyanın en iyi korunmuş Roma tiyatrosu (mimar Zenon), su kemerleri, stadion, bazilika
  • Bilinmesi Gereken: Selçuklu Sultanı I. Alaeddin Keykubat döneminde tiyatronun sahne binası yazlık saray/kervansaray olarak kullanıldı. Bu da yapının bu kadar sağlam kalmasını sağladı.

Roma Dönemi’nin günümüze kadar en iyi şekilde gelen ve harika bir akustik sistemi olan tiyatroya sahip Aspendos, tarihe ilgisi olan herkesin görmesi gereken bir antik kent. Yaklaşık 12.000-15.000 kişi kapasiteli tiyatro, mitolojideki tanrılar için değil, yerli tanrılara ve dönemin imparatoruna adanarak inşa edildi. Sahne binasının güney duvarındaki yazıta göre yapının mimarı Theodoros’un oğlu Zenon. Tiyatronun inşasına M.S. 2. yüzyılda, İmparator Marcus Aurelius döneminde (M.S. 161-180) başlandı. Selçuklular döneminde, Sultan I. Alaeddin Keykubat zamanında onarılarak bir süre yazlık saray, sonrasında ise kervansaray olarak kullanıldı. Selçuklu onarımı, yapının günümüze bu kadar sağlam ulaşmasının en önemli nedenlerinden biri.

Söylenceye göre Aspendos Valisi, kızı Belkıs’ı, kente en yararlı eseri kazandıracak kişiyle evlendireceğini duyurmuş. Yarış, su kemerlerini yapan İtalicus ile tiyatroyu inşa eden Zenon arasında geçmiş. Locada dinlenirken tiyatronun akustiği sayesinde Zenon’un fısıltısını duyan vali, kararını tiyatrodan yana kullanmış ve kızını Zenon’la evlendirmiş. Bu efsane tarihsel bir belgeye dayanmasa da halk belleğinde hâlâ yaşıyor.

Antik kentin iyi korunmuş tek yapısı tiyatrosu değil. Kemerlerle süslü ve tekniğiyle hâlâ ilgi uyandıran su yolları (kente yaklaşık 25 km uzaklıktaki dağlardan su taşıyan su kemerleri), Stadion, bazilika, agora, meclis binası, anıtsal çeşme, hamamları, Helenistik tapınak ve surları Aspendos Antik Kenti içerisinde görülebilir.

Aspendos hâlâ konserler ve sahne gösterileri için kullanılıyor. Hatta 1930’da Mustafa Kemal Atatürk’ün de ziyaret ettiği tiyatro, bugün de Aspendos Uluslararası Opera ve Bale Festivali’ne ev sahipliği yapıyor.

Aydın’ın Antik Kentleri

Afrodisias Antik Kenti

Aydın'ın Karacasu ilçesinde yer alan UNESCO Dünya Mirası Listesi'ndeki Afrodisias antik kentinde, yemyeşil bir zeminde yükselen, beyaz mermer sütunları ve yer yer yıkılmış kısımlarıyla geçmişin görkemini bugüne taşıyan, etkileyici bir antik yapı fotoğrafı.
  • Konum: Aydın, Karacasu
  • Kuruluş: Yerleşim M.Ö. 5. binyıla uzanıyor; “Afrodisias” adı ve parlak dönemi M.Ö. 2. yüzyılda
  • Öne Çıkanlar: Aphrodite Tapınağı, dünyanın en iyi korunmuş stadyumlarından biri (270m, 30.000 kişi), Sebasteion
  • Bilinmesi Gereken: Babadağ’daki zengin mermer ocakları sayesinde ünlü bir heykeltıraşlık okulu geliştirdi. 2017’de UNESCO listesine girdi.

2017 yılında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Afrodisias, Afrodit’e adanan antik kentlerden biri. Yerleşim tarihi M.Ö. 5. binyıl ortalarına kadar uzanan kent, M.Ö. 6. yüzyılda hâlâ küçük bir köy görünümündeydi. “Afrodisias” adını ve asıl parlak dönemini ise Roma egemenliğinin güçlenmesiyle birlikte M.Ö. 2. yüzyılda kazandı. Kentin döneminde sanatla öne çıkmasının arkasında somut bir neden var: Hemen kuzeyinde, Babadağ eteklerinde yer alan zengin mermer ocakları, burada güçlü bir heykeltıraşlık okulunun gelişmesini sağladı.

Roma’nın ilk imparatoru Augustus’un “Tüm Asya’dan kendime bu kenti seçtim” dediği rivayet edilir.

Hâlâ ayakta olan kalıntılar arasında Aphrodite Tapınağı (aynı zamanda bir felsefe okuluydu), tiyatro, Sebasteion (Julius-Claudius Hanedanı’na adanmış tapınak kompleksi), Odeon, sütunlar ve yaklaşık 270 metre uzunluğunda, 30.000 kişi kapasiteli stadyum bulunuyor. Afrodit’e adanan şehirden kalan yapılar çok sağlam bir şekilde günümüze kadar geldi. Öyle ki antik dönemden kalma en iyi korunmuş stadyum burada görülebilir. Nüfusu en parlak döneminde yaklaşık 15.000 kişi olan kentte bu stadyum, yarışmalardan gladyatör dövüşlerine kadar çeşitli gösterilere ev sahipliği yaptı.

Afrodisias’ta yerleşim M.Ö. 5000’lerde başlasa da antik kentteki yapıların birçoğu M.Ö. 2. yüzyıl ile M.S. 3. yüzyıl arasındaki Roma dönemine ait. Şehirdeki yapılar kadar ince işçiliklerle yapılan kabartmalar da göz alıcı güzellikte. Kentin yeniden keşfi de ilginç bir tesadüfe dayanıyor: 1950’lerde bölgede kaybolan fotoğrafçı Ara Güler’in çektiği sütun fotoğrafları ilgi çekince, kentte 1961’den itibaren sistemli kazılar başladı…

Milet Antik Kenti

Milet Antik Kenti'nin geniş bir alana yayılan, basamaklı oturma sıralarına ve merkezi arenaya sahip, Helenistik ve Roma dönemlerinden kalma iyi korunmuş taş tiyatrosu, yemyeşil otlar ve uzaktaki tarım arazileriyle çevrili bir manzara içinde görülüyor.
  • Konum: Aydın, Didim yakını
  • Kuruluş: Efsaneye göre Girit bağlantılı; M.Ö. 494’te Pers istilasıyla büyük yıkım yaşadı
  • Öne Çıkanlar: 15.000 kişilik tiyatro, Bouleuterion, Apollon Tapınağı, İonik Stoa
  • Bilinmesi Gereken: Filozof Thales, öğrencileri Anaksimandros/Anaksimenes ve coğrafyacı Hekataios (ilk dünya haritası) burada yaşadı. Güney Agora Kapısı Berlin Pergamon Müzesi’nde.

M.Ö. 2000’li yıllarda Girit’ten Anadolu’ya göç edenlerin kurduğu Milet ya da Miletos’ta Helenistik ve Roma dönemlerinden kalıntılar var. Efsaneye göre kentin adını, Girit Kralı Minos’un gazabından kaçan Miletos’tan aldığı söylenir. Bir başka anlatıma göre ise Atina Kralı Kodros’un oğlu Neleus, taht mücadelesini kaybedince buraya gelip kenti yeniden kurdu. M.Ö. 494’te Pers istilası sırasında büyük ölçüde yıkıma uğrayan kent, Helenistik dönemde yeniden inşa edildi.

Dünyanın ilk haritasını çıkaran Hekataios’un ve Batı felsefesinin kurucularından kabul edilen Thales’in de yaşadığı Milet Antik Kenti, aynı zamanda Thales’in öğrencileri Anaksimandros ve Anaksimenes’in de yetiştiği bir düşünce merkeziydi. Bu üçlü, pozitif bilimin temellerini attıkları için “Fizikçiler Okulu” olarak da anılır. Thales’in bir güneş tutulmasını önceden hesapladığı ve geometride yeni teoriler ürettiği biliniyor. Kent ayrıca ızgara planlı, birbirine paralel ve dik sokaklardan oluşan modern şehircilik anlayışının öncüsü Hippodamos’un da memleketi. Bu planlama sistemi sonradan Roma’nın kurduğu birçok koloni kentinde de uygulandı.

Milet Antik Kenti'nin Berlin'deki Pergamon Müzesi'nde sergilenen görkemli Agora Kapısı, Korint ve İyon sütunları, kemerli geçitleri ve heykelleriyle ziyaretçileri binlerce yıl öncesinin mimarisine taşıyan anıtsal bir cephe.

Apollon Tapınağı, İonik Stoa, hamam, kilise, Bouleuterion ve 15.000 kişilik tiyatro dahil daha birçok yapının kalıntılarını görmek mümkün. Milet antik şehri Osmanlı döneminde de kullanıldığı için hemen yanında daha yeni yapılar da yer alıyor. Milet’ten günümüze kalan tek kalıntılar burada görecekleriniz değil: Güney Agora’ya ait görkemli Milet Pazar Kapısı’nın (Agora Kapısı) parçaları Almanya’ya taşınmış olup bugün Berlin’deki Pergamon Müzesi’nde sergileniyor.

Balıkesir’in Antik Kentleri

Antandros Antik Kenti

Türkiye'nin Antandros antik kentinde yapılan kazılarda ortaya çıkarılan, merkezinde dönen spiral desen, etrafında karmaşık geometrik motifler ve fresk kalıntılarıyla çevrili duvarlara sahip, kahverengi, siyah ve kırmızı tonlarındaki taşlardan oluşan büyük ve iyi korunmuş bir taban mozaiği, binlerce yıllık sanatsal mirası sergiliyor.
  • Konum: Balıkesir, Edremit/Altınoluk
  • Kuruluş: Arkeolojik kanıt M.Ö. 7-8. yüzyıl; efsanede Truva Savaşı dönemine (M.Ö. 1200) bağlanıyor
  • Öne Çıkanlar: “Yamaç Ev” mozaikleri ve freskleri, nekropol
  • Bilinmesi Gereken: Vergilius’un Aeneas Destanı’na göre Truva’dan kaçan Aeneas burada 20 gemilik donanma inşa etti. Kereste ve gemi yapımıyla ünlüydü. Peloponnesos Savaşları’nda hem Atina hem Sparta gemilerini buradan aldı.

Altınoluk’a iki kilometre mesafede, Kaz Dağları’nın (antik dönemde İda Dağı olarak bilinirdi) eteğindeki Kaletaşı Tepesi üzerinde yer alan Antandros’un kesin kuruluş tarihi bilinmiyor. Kazılarda ele geçen en eski bulgu (M.Ö. 8. yüzyıla ait bir çocuk mezarı) kentin en geç M.Ö. 7.-8. yüzyılda var olduğunu gösteriyor. Kentin kökeni konusunda antik yazarlar da hemfikir değil: Herodot kentin bir Pelasg yerleşimi olduğunu söylerken, Thukydides bir Aiol yerleşimi olduğunu, Vergilius ise Aeneas Destanı’nda bir Frig yerleşimi olduğunu aktarıyor. Bu destana göre M.Ö. 1200’lerde Truva Savaşı sonrası yıkılan Troia’dan kaçan Aeneas, Antandros’a gelerek burada 20 gemiden oluşan bir donanma inşa etti ve yeni bir yurt aramak üzere buradan yola çıktı. Kentin Truva Savaşı hikâyeleriyle anılması büyük ölçüde bu efsaneye dayanıyor.

Şehirden geriye kalan ev kalıntıları arasında en çok dikkat çeken ise şüphesiz Roma dönemine ait “Yamaç Ev” adı verilen villadaki mozaikleri ve freskleri.

Troas bölgesinin en önemli şehirlerinden biri olduğu tahmin edilen ve kazı çalışmalarında Kaz Dağları’ndan kestikleri ağaçları diğer şehirlere satarak, özellikle gemi yapımı için ünlü kerestesiyle geçindiği görülen Antandros Antik Şehri’nin adı, Truva Savaşı hikâyelerinde bile geçiyor. Kentin gemi yapımındaki ünü o kadar büyüktü ki, M.Ö. 431-404 yılları arasındaki Peloponnesos Savaşları’nda hem Atina hem Sparta, Antandros’un ürettiği gemilere ihtiyaç duydu.

Kentte 2000 yılından bu yana Ege Üniversitesi öncülüğünde süregelen kazılarda, nekropolün büyüklüğüne bakılarak kentin Troya ve Bergama’dan bile daha kalabalık olabileceği düşünülüyor.

Batman’ın Antik Kentleri

Hasankeyf Antik Kenti

Gri, bulutlu bir gökyüzünün altında, Hasankeyf Antik Kenti'nin engebeli yamaçlarında yer alan, kısmen harabe haldeki taş yapılar, geleneksel evler ve zirvedeki kale kalıntıları yemyeşil bitki örtüsüyle bezenmiş bir tarih manzarasını gözler önüne seriyor.
  • Konum: Batman
  • Kuruluş: İzler M.Ö. 10.000’lere kadar gidiyor
  • Öne Çıkanlar: Tek parça kayadan oyulmuş kale, Zeynel Bey Türbesi, Sultan Süleyman Camii, Koç Camii, Artuklu Hamamı
  • Bilinmesi Gereken: Ilısu Barajı nedeniyle sular altında kalan kentin tarihi eserleri (Zeynel Bey Türbesi dahil) yakın çevreye taşındı. Türkiye’de bütünsel taşınan ilk eser Zeynel Bey Türbesi oldu.

Şu an Dicle Nehri’ne kurulan Ilısu Barajı’nın suları altında olsa da bu listede Hasankeyf’e yer vermemek olmazdı. Tarihteki adı (Asurca “Kipani” kelimesinden geldiği tahmin edilen) Hısn Keyfa olan antik şehrin adı, kalesinin taştan olması nedeniyle Süryanice’de kaya taşı anlamına gelen “kifa” kelimesinden geliyor olabileceği de düşünülüyor. Roma tarihçileri kente Kipas, Cepha veya Ciphas demiş. Hâlâ birazı su üzerinde görülebilen kalesi tek parça taşın oyulmasıyla oluşturulmuş. İlk ne zaman kurulduğuna dair kesin bir bilgi olmasa da yapılan çalışmalarda M.Ö. 10.000’lere dair parçalar da bulunuyor. Çevredeki binlerce mağara da yerleşimin ne kadar erken dönemlere uzandığının bir göstergesi.

Mezopotamya’nın verimli topraklarında bulunması, ticaret yollarının buradan geçmesi bölgeyi yaşamak için cazibeli bir yer yaptı. Tarih boyunca Med, Pers, Asur, Roma, Bizans, Emeviler, Abbasiler, Artukoğulları (1101-1232 arası kentin başkentliğini yapmışlar), Eyyubiler, Akkoyunlular ve Osmanlılar gibi medeniyetlere ev sahipliği yapan Hasankeyf’i görmek için Batman şehir merkezinden 30 dakika süren araba yolculuğu yapmak gerekiyor.

Hasankeyf’in Akkoyunlular’dan kalma 550 yıllık Zeynel Bey Türbesi (Akkoyunlu hükümdarı Uzun Hasan’ın, Otlukbeli Savaşı’nda yaralanıp burada ölen oğlu Zeynel Bey için yaptırılmış), 1407 yılında Eyyubi Sultanı Süleyman tarafından inşa ettirilen Sultan Süleyman Camii, ondan ayrı bir yapı olan Koç Camii ve 700 yıllık Artuklu Hamamı gibi tarihi yapıları teker teker baraj sularının altında kalmayacak yakın çevreye taşınıyor. Zeynel Bey Türbesi, Türkiye’de bütünsel olarak taşınan ilk tarihi eser olması nedeniyle de ayrı bir öneme sahip. Eserler yine Batman’ın Hasankeyf ilçesindeki Yeni Kültürel Park Alanı’nda görülebilir. Hasankeyf’ten çıkarılan tarihi eserler ise Batman Müzesi’nde sergileniyor.

Burdur’un Antik Kentleri

Sagalassos Antik Kenti

Sagalassos antik kentinden günümüze ulaşan, Roma döneminin ihtişamını yansıtan ve hâlâ su izleri taşıyan Antoninler Çeşmesi'nin merkezindeki zarif beyaz mermer kadın heykeli, çevresindeki gösterişli sütunlar ve detaylı taş işlemelerle süslü yapısıyla, Türkiye'nin antik kentlerinin büyüleyici tarihini gözler önüne seriyor.
  • Konum: Burdur, Ağlasun
  • Kuruluş: İlk yerleşim izleri 12.000 yıl öncesine kadar; M.Ö. 333’te Büyük İskender fethetti
  • Öne Çıkanlar: Antoninler Çeşmesi (hâlâ akıyor), ~9.000 kişilik Büyük Tiyatro, Neon Kütüphanesi
  • Bilinmesi Gereken: Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri. Sagalassoslular İskender’in fethine karşı büyük direniş gösterdi.

Burdur’un Ağlasun ilçesinde yer alan Sagalassos Antik Kenti, tarihe tanıklık eden büyüleyici bir miras. Antik dönemde Pisidia bölgesinde yer alan kentte ilk yerleşim izleri günümüzden 12.000 yıl öncesine kadar uzanıyor. Türkiye’nin en iyi korunmuş antik kentlerinden biri olan Sagalassos, orijinal yapı taşlarının neredeyse tamamının bulunabilmesiyle de dikkat çekiyor.

Büyük İskender’in M.Ö. 333’te fethettiği kent, Roma döneminde altın çağını yaşadı. M.S. 2. yüzyılda, İmparator Marcus Aurelius döneminde inşa edilen ve tanrı Dionysos’a adanan Antoninler Çeşmesi, mimarisiyle dikkat çekiyor ve dağdan gelen suyla beslenerek hâlâ akmaya devam ediyor. Kentin simgesi kabul edilen yapı 2010 yılında yeniden faaliyete geçirildi. Yaklaşık 9.000 kişi kapasiteli ve en yüksek rakımlı tiyatro sahnesi olarak bilinen Büyük Tiyatro’nun yapımına da M.S. 2. yüzyılın başlarında, İmparator Hadrian’ın kenti Pisidia bölgesinin imparatorluk kült merkezi ilan etmesiyle başlandı.

Agora, tiyatro ve diğer yapılarıyla Roma kültürünü yansıtan kentte ayrıca Neon Kütüphanesi, Roma hamamı, Macellum, kaya mezarları, Heroon ve üç ayrı çeşme daha (Severuslar Çeşmesi, Hadrian Çeşmesi, Helenistik Çeşme) bulunuyor. Kazılarda çıkarılan heykeller ve buluntular ise Burdur Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Çanakkale’nin Antik Kentleri

Assos Antik Kenti

Assos Antik Kenti'nin Ege Denizi'ne nazır bir dağ yamacındaki kalıntılarını gösteren bu görüntüde, dimdik duran ve yıkılmış taş sütunlar, masmavi gökyüzü ve ufukta uzanan kıyı şeridiyle birleşerek Türkiye'nin zengin antik kentler mirasını gözler önüne seriyor, birkaç turist harabeleri inceliyor.
  • Konum: Çanakkale, Ayvacık
  • Kuruluş: M.Ö. 7. yüzyıl (Methymnalılar); Tunç Çağı’ndan beri yerleşim
  • Öne Çıkanlar: Dor düzeninde Athena Tapınağı (M.Ö. 540-530), tiyatro, liman
  • Bilinmesi Gereken: Aristoteles M.Ö. 347-345’te burada felsefe okulu kurdu.

Aristoteles’in M.Ö. 347-345 yılları arasında felsefe okulu kurduğu Assos, liman kenti olarak kurulsa da dağ yamacında, sönmüş bir volkanik tepe üzerinde bulunuyor. Antik kentte görülebilen tapınak ve amfitiyatroda bölgeden çıkarılan andezit taşı kullanıldı. İşlenmesi zor ama son derece dayanıklı olan bu taş sayesinde yapılar bugüne kadar sağlam kalabildi.

Döneminde “Sarcophagus” yani “et yiyen” adı verilen bu malzemeyle üretilen lahitler Assos’un en meşhur yapılarından biriydi. İlginç bir ayrıntı: Romalı yazar Plinius’un bu taş için kullandığı “sarcophagus” tabiri, günümüzde tüm dünyada kullanılan “lahit” anlamındaki uluslararası terimin kökenini oluşturuyor. Lahitlerin içindeki bedenin hızla toprağa karışmasını sağladığı için bu adı aldığı düşünülüyor. Öyle ki burada üretilen lahitlerin Lübnan, Suriye, Yunanistan ve Roma’ya kadar başka şehirlere de satıldığı kaynaklarda görülüyor.

Mitolojide Ege’nin başladığı yer olarak kabul edilen ve Tunç Çağı’ndan beri yerleşim gördüğü, M.Ö. 7. yüzyılda ise Midilli Adası’ndan (Lesbos) gelen Methymnalılar tarafından kurulduğu tahmin edilen Assos Antik Şehri’ndeki Athena’ya adanmış tapınak, amfitiyatro ve Nekropolis en etkileyici yerlerden. M.Ö. 540-530 yılları arasında inşa edilen Athena Tapınağı, Anadolu’da inşa edilmiş bilinen ilk ve tek Dor düzenindeki tapınak olma özelliğini taşıyor.

Çorum’un Antik Kentleri

Hattuşaş Antik Kenti

Hattuşaş antik kentinin etkileyici taş surları arasında, kabartma figürlerle bezeli anıtsal kapısı, yemyeşil bir vadiye açılan geçidiyle Türkiye’nin zengin tarihine tanıklık eden bu önemli antik kentin büyüleyici atmosferini yansıtıyor.
  • Konum: Çorum, Boğazkale
  • Kuruluş: M.Ö. 17. yüzyılda I. Hattuşili tarafından yeniden kuruldu; yerleşim izleri M.Ö. 3. binyıla kadar
  • Öne Çıkanlar: Aslanlı Kapı, Sfenksli Kapı, Kral Kapı, Yerkapı Tüneli, Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı
  • Bilinmesi Gereken: M.Ö. 1274’te Mısırlılarla imzalanan Kadeş Barış Antlaşması, tarihin ilk yazılı barış anlaşmalarından. 1834’te Charles Texier keşfetti, 1986’da UNESCO listesine girdi.

Hititler’in başkenti olan Hattuşaş, M.Ö. 17. yüzyılda I. Hattuşili tarafından yeniden kurularak 400 yıldan uzun süre hüküm sürecek bir uygarlığın başkenti haline geldi. Ancak yerleşim izleri bölgede çok daha eskiye, M.Ö. 3. binyıla kadar uzanıyor. Şehrin adı Hitit tabletlerinde “Bin Tanrılı Şehir” olarak geçiyor. 1834 yılında Fransız gezgin Charles Texier tarafından keşfedilen Hattuşaş, o dönemde antik Pteria kenti sanıldı. Kalıntıların gerçekte Hititlerin başkentine ait olduğu ancak 1882’deki çalışmalarla anlaşıldı. Bugün özellikle Aslanlı Kapı, Sfenksli Kapı, Kral Kapı ve Yer Kapı gibi etkileyici kapılarıyla ziyaret edilen antik şehirde tapınaklar (özellikle Büyük Tapınak), tahıl ambarları, kraliyet konutları, yazıtlar ve 70 metre uzunluğundaki Yerkapı tüneli görülebilir. Kentin yaklaşık 2 km dışındaki Yazılıkaya Açık Hava Tapınağı’ndaki tanrı-tanrıça kabartmaları da mutlaka görülmesi gerekenler arasında.

Tarihin ilk yazılı anlaşmalarından birini (M.Ö. 1274’te Mısırlılarla imzalanan Kadeş Barış Antlaşması) yapan, tarımda ilerleyen, nüfus kaydı yapan Hititler’in tarihi ve yaşamına dair izler burada detaylarıyla görülebilir. Kentte bulunan tabletlerin büyük bölümü Hititçe çivi yazısıyla yazılmış olsa da Hattice, Luvice, Hurrice, Akadca ve Sümerce gibi farklı dillere ait metinler de ele geçti. Bu da Hattuşaş’ın çok kültürlü bir merkez olduğunu gösteriyor. Hattuşaş, 1986’da UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne, buradan çıkarılan tabletler ise sonrasında UNESCO Dünya Belleği Listesi’ne dahil edildi.

Denizli’nin Antik Kentleri

Hierapolis Antik Kenti (Pamukkale)

Islak zemini ve kısmen bulutlu gökyüzü altında, solda yükselen basamaklı oturma düzeni ve sağda detaylı oyulmuş sütunlu sahne binasıyla Hierapolis Antik Kenti'nin görkemli tiyatrosu, Türkiye'nin antik kentleri rehberinde öne çıkan büyüleyici tarihi yapılarından biridir.
  • Konum: Denizli
  • Kuruluş: M.Ö. 2. yüzyıl başı, Bergama Kralı II. Eumenes
  • Öne Çıkanlar: 12.000 kişilik tiyatro, hamamlar, travertenler
  • Bilinmesi Gereken: Adını Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı, Amazonlar Kraliçesi Hiera’dan alır. Aziz Philippus M.S. 80 civarında burada öldürüldü.

Travertenleri ile meşhur Pamukkale’de kesinlikle görmeye değer bir antik kent ve hikâyesini dinlemeye değer mitoloji bulunuyor. Bergama Krallığı bünyesinde, M.Ö. 2. yüzyılın başlarında Kral II. Eumenes tarafından kurulan şehrin adı, Bergama’nın efsanevi kurucusu Telephos’un karısı olan Amazonlar Kraliçesi Hiera’dan geliyor. Mitolojiye göre Hiera, Truva Savaşı sırasında Yunan savaşçı Nireus tarafından öldürüldü ve tasviri bugün Bergama Altarı’nın iç frizinde yer alıyor.

Travertenlerin yanına kurulan Hierapolis’in bugün en dikkat çeken yapıları hamamı ve 12.000 kişi kapasiteli antik tiyatrosu. Tiyatronun yapımı yaklaşık 150 yıl sürdü. Arkeoloji literatüründe içindeki çok sayıda tapınak nedeniyle “Kutsal Kent” (Holy City) olarak da anılan kent, M.S. 60 yılında yaşanan depremde büyük ölçüde yıkıldı ve tipik bir Roma kenti olarak yeniden inşa edildi. Hristiyanlık için de büyük öneme sahip. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Philippus’un M.S. 80 civarında burada öldürüldüğü kabul ediliyor.

2000 yıllık tarihi olan şehir; surları dışında kalan nekropol alanı, şifalı sularla dolu havuzları, tapınakları, kapıları ve yolları ile ziyaretçilerini büyülüyor. Hierapolis, yanı başındaki travertenlerle birlikte UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirası Listesi’nde yer alıyor.

Laodikeia Antik Kenti

Denizli’deki Laodikeia antik kentinden günümüze ulaşan, spiral yivli, bej renkli sütunlar, aralarındaki kapı açıklığı ve arkada yükselen taş basamaklardan oluşan etkileyici kalıntıların, Türkiye’nin zengin tarihini yansıttığı, açık mavi gökyüzü altında çekilmiş bir görsel.
  • Konum: Denizli
  • Kuruluş: M.Ö. 261-253 civarı, Seleukos Kralı II. Antiokhos (karısı Laodike adına); yerleşim izleri M.Ö. 5500’e kadar
  • Öne Çıkanlar: Anadolu’nun en büyük stadyumlarından biri (285x70m), iki tiyatro, Apollon-Artemis Tapınağı
  • Bilinmesi Gereken: M.S. 60 depremi kenti yıkmadı, aksine bugün görülen yapıların çoğu bu depremden sonra inşa edildi. Kentin gerçek sonu M.S. 494 ve 7. yüzyıl depremleriyle geldi. İncil’deki Yedi Kilise’den biri burada.

Denizli’nin kuzeyinde kalan Laodikeia’da gezerken göreceğiniz antik şehir kalıntıları ve sütunlar M.Ö. 1. yüzyıla ait olsa da antik kentin tarihi M.Ö. 300’lere kadar gidiyor. Hatta bölgedeki yerleşim izleri kalkolitik döneme, M.Ö. 5500’lere kadar uzanıyor. Kent, M.Ö. 3. yüzyılın ortalarında (yaklaşık M.Ö. 261-253) Seleukos Kralı II. Antiokhos tarafından kuruldu ve adını kralın karısı Laodike’den aldı. Antik kaynaklarda adı Lykos’un kıyısındaki Laodikeia olan şehir, döneminde adına basılan sikke ile de tarihte yer alıyor. İmparator Caracalla döneminde kentte kaliteli bir sikke serisi basıldı.

M.S. 60 yılında bölgede meydana gelen deprem kenti yerle bir etse de bu, Laodikeia’nın sonu olmadı. Aksine bugün görülebilen yapıların çoğunluğu tam da bu depremin ardından yeniden inşa edilenler. Kentin gerçek sonu çok daha sonra, M.S. 494 ve M.S. 7. yüzyıldaki depremler, Arap akınları ve su yollarının tahrip olmasıyla geldi. Halk bugünkü Denizli-Kaleiçi ve Babadağ eteklerine göç etti.

O zamandan bu yana ayakta kalabilen ve hâlâ görülebilen Laodikeia Antik Kent kalıntıları arasında iki amfitiyatro (Helenistik Batı Tiyatrosu ve M.S. 2. yüzyılda yapılan Kuzey Tiyatrosu), Anadolu’nun en büyük stadyumlarından biri (285×70 metre), çeşme, Apollon-Artemis ve İmparatorluk kültüne adanmış tapınak, kilise ve Gimnazyum görülebilir. Kent ayrıca İncil’de adı geçen Yedi Kilise’den birine ev sahipliği yapması nedeniyle Hristiyanlık için de önemli.

Gaziantep’in Antik Kentleri

Zeugma Antik Kenti

Türkiye’nin zengin antik kentleri arasında yer alan Zeugma Antik Kenti’nden, yıllar süren kazılarla ortaya çıkarılmış, farklı katmanlarda tarihi yapı kalıntıları ve onları ziyaretçilere sunan modern koruyucu çatı ile metal yürüme yolları içeren geniş bir arkeolojik alan gözleniyor.
  • Konum: Gaziantep, Nizip
  • Kuruluş: M.Ö. 300 civarı, I. Seleukos Nikator (Seleukeia Euphrates + Apama ikiz kentleri)
  • Öne Çıkanlar: Ev avlusu mozaikleri, “Çingene Kızı” (Mainad) mozaiği, 100.000+ kil mühür (bulla)
  • Bilinmesi Gereken: Adı Yunanca “köprü” anlamına gelir. Kentin bir kısmı Birecik Barajı sularının altında; eserler Zeugma Mozaik Müzesi’nde.

Roma İmparatorluğu’nun en önemli şehirlerinden biri olan Zeugma, aslında iki ayrı şehrin birleşiminden oluşuyor: M.Ö. 300 civarında Büyük İskender’in generallerinden I. Seleukos Nikator’un kurduğu Seleukeia Euphrates ile eşi Apama’nın kurduğu Apama, Fırat’ın karşılıklı iki yakasında yer alıyor ve bir köprüyle birbirine bağlanıyordu. Kentin bugünkü adı da buradan geliyor: “Zeugma“, Yunanca’da “köprü” ya da “boyunduruk” anlamına geliyor. Kommagene Krallığı’nın en büyük dört şehrinden biri olan Zeugma, M.S. 1. yüzyılda Roma topraklarına katılınca burada bir Roma lejyonu konuşlandırıldı. İpek Yolu’nun Fırat geçiş noktasında yer alması sayesinde de büyük bir zenginliğe kavuştu.

Zeugma’nın en ayırt edici özelliği evlerinin avlusunda bulunan mozaikleri. Dönemin yüksek rütbeli askerlerinin ve zengin tüccarlarının yaşadığı antik kentin bir bölümü şu an Birecik Barajı’nın suları altında. Kentin daha yüksekte kalan kısımları (Belkıs Tepe) ise hâlâ su üzerinde görülebiliyor ve kazılar sınırlı alanlarda sürüyor. Barajın suları yükselmeden önce 1992’den itibaren yürütülen kurtarma kazılarında, aralarında dünyaca ünlü “Çingene Kızı” (Mainad) mozaiğinin de bulunduğu 2.500 metrekareyi aşkın taban mozaiği, 100.000’i aşkın kil mühür (bulla) ve çok sayıda heykel ve sütun gün yüzüne çıkarıldı.

Zeugma’nın zengin yaşantısından geriye kalan kalıntıların bir kısmı hâlâ su üzerinde görülebiliyor. Antik kentten bulunan kalıntılar ve eserler ise Gaziantep şehir merkezindeki, 2011’de açılan ve 30.000 metrekarelik alanıyla açıldığı dönemde dünyanın en büyük mozaik müzesi olan Zeugma Mozaik Müzesi’nde görülebilir.

İzmir’in Antik Kentleri

Pergamon Antik Kenti

İzmir'deki Pergamon antik kentinin akropolünden yükselen, gökyüzüne uzanan üç adet süslü sütun başlığına sahip mermer sütunlar ve üzerindeki yıkık mimari yapılar, binlerce yıllık medeniyetlere ev sahipliği yapmış bu görkemli Türkiye antik kentinin zengin tarihini gözler önüne seriyor.
  • Konum: İzmir
  • Kuruluş: M.Ö. 7. yüzyıl ilk izler
  • Öne Çıkanlar: Athena Tapınağı, Traian Tapınağı, 10.000 kişilik tiyatro (II. Eumenes), Pergamon Kütüphanesi
  • Bilinmesi Gereken: Kütüphane rekabeti yüzünden Mısır papirüs ihracatını kesince Bergamalılar “parşömen”i icat etti. Zeus Sunağı 19. yüzyılda (kısmen kaçak, kısmen izinli) Almanya’ya götürüldü, bugün Berlin Pergamon Müzesi’nde. İadesi için 2021’de girişim başlatıldı.

Pergamon ya da bir diğer adıyla Bergama etkileyiciliği ile mutlaka görülmesi gereken antik kentler arasında ilk sıralarda yer alıyor. İzmir’in kuzeyinde yer alan antik kentin M.Ö. 7. yüzyılda ilk adımlarının atıldığı öngörülüyor. Athena Tapınağı, Traian Tapınağı, Pergamon Kütüphanesi, Roma imparatorlarının heykelleri, 10.000 kişilik amfitiyatrosu (II. Eumenes döneminde yapılmış ve antik çağın en dik tiyatrolarından biri kabul ediliyor), Heroon kalıntıları günümüze kadar gelebilen Bergama yapılarından.

Pergamon Kütüphanesi’nin hikâyesi de ayrıca ilginç: Ptolemaios Mısır’ının, Bergama Kütüphanesi’nin kendi İskenderiye Kütüphanesi’ni geçmesinden çekinerek papirüs ihracatını yasakladığı, çaresiz kalan Bergamalıların ise keçi/koyun derisinden işlenmiş “parşömen”i icat ederek 200.000 rulo kitaplık bir arşive ulaştığı anlatılır. Böylece kent, antik dünyanın en büyük ikinci kütüphanesine sahip olmuş.

Berlin'deki Pergamon Müzesi'nin geniş salonunda, Türkiye'nin İzmir ilinde bulunan önemli antik kentlerden Pergamon'a ait olan, üzerinde figürlü kabartmalar ve sütunlar bulunan görkemli Zeus Sunağı'nın basamaklarında oturan ve ayakta dolaşan çok sayıda ziyaretçi antik mirası ilgiyle inceliyor.

Pergamon Antik Kenti’nin büyük ve önemli bir parçası olan, tanrılarla devlerin savaşını betimleyen kabartmalarıyla ünlü Zeus Sunağı, 19. yüzyılın sonunda Almanya’ya götürüldü. Osmanlı arşiv kayıtlarına göre, Bergama-Dikili yolunu inşa eden Alman mühendis Carl Humann, sunağın büyük bölümünü 1869-1878 arasında kaçak kazılarla Berlin’e taşıdı. Geri kalan parçalar ise sonraki yıllarda Müze-i Hümayun Müdürü’nün yardımıyla alınan resmi izinlerle götürüldü. Bu nedenle sunağın yasal mı yoksa kaçak yollarla mı yurt dışına çıkarıldığı hâlâ tartışma konusu.

Bugün Berlin’deki Pergamon Müzesi’nde bütün haliyle sergilenen Zeus Sunağı’ndan (bir diğer adıyla Zeus Altarı) geriye Bergama’da yalnızca temelleri kaldı.

2021’de İzmir Büyükşehir Belediyesi, Bergama Belediyesi ve Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın ortak yürüttüğü bir projeyle eserin iadesi gündeme getirildi.

Metropolis Antik Kenti

İzmir'in Torbalı ilçesindeki Metropolis Antik Kenti'ne ait, yarı dairesel taş oturma sıralarına ve sahne alanına sahip, yeşillikler içindeki tiyatrosunun drone çekimi, ön planda devam eden kazı çalışmalarıyla birlikte Türkiye’nin antik kentleri arasındaki kültürel mirasını gözler önüne seriyor.
  • Konum: İzmir, Torbalı
  • Kuruluş: M.Ö. 3. yüzyıl, Lysimakhos’un adamları; akropoldeki izler M.Ö. 3000’lere kadar
  • Öne Çıkanlar: Tiyatro, Mozaikli Salon (Dionysos-Ariadne), Bouleuterion (400 kişilik)
  • Bilinmesi Gereken: Adı “Ana Tanrıça Şehri” anlamına gelir (Meter Gallesia/Kybele). Tanrıçaya ait heykel Uyuzdere Mevkii’ndeki kült mağarasında bulundu.

Adı çok bilinmese de İzmir’in Torbalı ilçesinde kesinlikle görülmeye değer bir antik şehir bulunuyor. İyonya şehri olan Metropolis’in kelime anlamı: “Ana Tanrıça Şehri”. Kent, M.Ö. 3. yüzyılda Seleukos Krallığı döneminde, komutan Lysimakhos’un adamları tarafından kuruldu. Ancak akropolisteki yerleşim izleri çok daha eskiye, Erken Tunç Çağı’na (yaklaşık M.Ö. 3000’lere) kadar uzanıyor. Kentin adını aldığı Ana Tanrıça’nın yerel adı Meter Gallesia (daha bilinen adıyla Kybele); bu tanrıçaya ait kült mağarası, kentin yaklaşık 5 km kuzeyindeki Uyuzdere Mevkii’nde bulunuyor. Tanrıçaya ait heykel de burada yapılan kazılarda ortaya çıkarıldı.

Tiyatro, Akropolis, Peristilli Ev, Mozaikli Salon (ana mozaiğinde tiyatro ve eğlence tanrısı Dionysos ile karısı Ariadne’yi betimliyor), Atriumlu Ev, Balneum, Orta Çağ Kalesi, Agora, hamam, açık tuvalet (latrina) kısmı bulunan antik şehirde 1989’dan beri süren kazı ve araştırma çalışmaları hâlâ devam ediyor.

Ayrıca 400 kişi kapasiteli, M.Ö. 2. yüzyıla tarihlenen bir Bouleuterion (meclis binası) da kentte bulunuyor. Şimdiye kadar çok sayıda pişmiş toprak Ana Tanrıça heykelciği çıkarılan Metropolis’in, özellikle Helenistik dönemde döneminin heykeltıraşlıkla öne çıkan şehirlerinden biri olduğu tahmin ediliyor.

Efes Antik Kenti

Türkiye’nin zengin Antik Kentleri arasında öne çıkan Efes’teki, zamana meydan okuyan görkemli Celsus Kütüphanesi'nin yüksek sütunlu ve heykellerle süslü cephesi, berrak bir gökyüzü altında ziyaretçilerini binlerce yıl öncesine taşıyor.
  • Konum: İzmir, Selçuk
  • Kuruluş: Tarihi M.Ö. 6000’lere, kesintisiz yerleşim 9.000 yıla dayanıyor
  • Öne Çıkanlar: Celcus Kütüphanesi, Hadrian Tapınağı, 25.000 kişilik Büyük Tiyatro, Artemis Tapınağı (dünyanın 7 harikasından biri)
  • Bilinmesi Gereken: Aziz Pavlus’un tiyatroda verdiği vaaz, gümüşçülerin isyanına neden oldu (İncil’de anlatılır). Meryem Ana Evi ve Yedi Uyurlar Mağarası ile birlikte UNESCO listesinde.

Döneminin en büyük liman kentlerinden biri olan (şimdi Küçük Menderes Nehri’nin doldurduğu alüvyonlar sayesinde denizden içeride kalsa da) Efes Antik Kenti’nin tarihi M.Ö. 6000 yıllarına kadar gidiyor. Kesintisiz yerleşim 9.000 yıllık bir geçmişe işaret ediyor. Hâlâ büyük kısmı korunan yapılar ve yollardan oluşan antik şehir içerisinde dolaşırken kendinizi o yıllardaymış gibi hayal edebileceğiniz kadar etkileyici olan Efes’i detaylarıyla görebilmek için en az üç saat ayırmanız gerekli.

Celcus Kütüphanesi, Hadrian Tapınağı, Kuretler Caddesi, 25.000 kişilik kapasitesiyle antik dünyanın en büyük açık hava tiyatrolarından biri olan Büyük Tiyatro, Mermerli Yol, Herakles Kapısı, Yuhanna’nın mezarının olduğu iddia edilen St. Jean Bazilikası, Belediye Sarayı (Prytaneion), Memmius Anıtı, Hamam, umumi tuvalet, dönemin aşk evini gösteren ayak izi ve dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı (Artemision) da Efes’te görebileceğiniz yerlerden. Tiyatro, aynı zamanda Hristiyanlık tarihi açısından da önemli: Aziz Pavlus’un burada halka seslendiği ve Artemis’e adanmış hediyelik eşya satan gümüşçülerin bu vaazlara tepki göstererek saatlerce “Efeslilerin Artemisi büyüktür!” diye bağırdığı, İncil’de de anlatılan olay burada geçmiş.

Efes’e gelmişken girişi farklı yerlerden olan Meryem Ana Evi ve Yedi Uyurlar Mağarası’nı da görebilirsiniz. Efes, Çukuriçi Höyük, Ayasuluk Tepesi ve Meryem Ana Evi ile birlikte dört bileşenden oluşan bir bütün olarak UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alıyor ve yılda ortalama 3 milyon kişi tarafından ziyaret ediliyor.

Smyrna Agorası

Taş bloklarla örülmüş, uzayıp giden kemerli bir tünel ya da koridor, zeminde toprak ve yeşil otlarla kaplı bir patika ile birlikte, İzmir'deki Smyrna Agorası'nın, antik çağda çarşı olarak kullanılmış katmanlarından birini sergileyen büyüleyici bir Antik Kent kalıntısı.
  • Konum: İzmir, Kemeraltı
  • Kuruluş: M.Ö. 4. yüzyıl sonu, Büyük İskender sonrası
  • Öne Çıkanlar: Bazilika, Batı Stoa, Faustina Kapısı
  • Bilinmesi Gereken: M.S. 178 depreminde büyük ölçüde yıkıldı, İmparator Marcus Aurelius’un desteğiyle yeniden inşa edildi. Kazılar 1932’den beri sürüyor.

İzmir merkezindeki Kemeraltı’nda görülebilen Smyrna Agorası şehre en yakın antik kent olabilir. M.Ö. 4. yüzyılda kurulan Agora (adına uygun olarak Antik Yunan dilinde “çarşı” ya da “meydan” anlamına geliyor) şehrin idari, siyasi, adli ve ticari merkezi olarak kullanılıyordu. Söylenceye göre kentin yeni konuma taşınması Büyük İskender’e bağlanır: Efsaneye göre İskender, Kadifekale civarında ilahi bir işaret alarak burada yeni bir Smyrna kenti kurulmasını istemiş.

M.S. 178 yılında yaşanan deprem Agora’yı önemli ölçüde yıktı. Ancak yapı, Roma İmparatoru Marcus Aurelius’un desteğiyle kısa sürede yeniden inşa edildi. Bugün görülebilen kalıntıların çoğunluğu da işte bu deprem sonrası inşa edilen Roma dönemi yapılarına ait.

Üç katlı olarak inşa edilip kullanılan Smyrna Agorası yapı kalıntılarının yanı sıra çıkarılan heykeller ve aletler dikkat çekiyor. Bugün yaklaşık 129×83 metrelik avlu alanı, Batı Portiko’nun büyük kısmı ve Bazilika’nın tamamı ortaya çıkarılmış durumda.

Agora Antik Kenti’nin kazı çalışmaları Cumhuriyet’in ilk yıllarından (1932) bu yana devam ediyor. Kent, 2020’de “İzmir Tarihî Liman Kenti” adıyla oluşturulan miras alanının bir parçası olarak UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’ne de dahil edildi.

Teos Antik Kenti

Türkiye'nin görülmeye değer antik kentlerinden Teos'ta, binlerce yıllık tarihi yansıtan yarım daire biçimli tiyatro kalıntıları, kuru toprak ve yemyeşil ağaçlarla çevrili olarak kuşbakışı bir görüntüyü sunuyor.
  • Konum: İzmir, Seferihisar/Sığacık
  • Kuruluş: M.Ö. 1050-1000 civarı; kurucusu Athamas (Dionysos’un oğlu)
  • Öne Çıkanlar: Dionysos Tapınağı (mimar Hermogenes), iki liman, tiyatro
  • Bilinmesi Gereken: M.Ö. 3. yüzyılın ikinci yarısında burada kurulan İyonya ve Hellespontos Dionysos Sanatçıları Birliği, tarihte bilinen ilk sanatçı örgütlenmesi. Şair Anakreon, filozof Demokritos gibi isimler burada yaşadı.

Seferihisar’ın Sığacık koyunda yer alan Teos, 3000 yıllık tarihi olan bir antik kent. M.Ö. 1050-1000 yılları arasında kurulduğu düşünülüyor ve antik kaynaklara göre kurucusu, şarap tanrısı Dionysos’un oğlu Athamas. Antik coğrafyacı Strabon’a göre ünlü lirik şair Anakreon, kentin kuruluş efsanesinden yola çıkarak Teos’a “Athamantis” adını vermiş.

İyonya kenti olan ve sanatıyla öne çıkan Teos’tan geriye kalanlar bugün kocaman zeytin ağaçları arasında gezerek görülebiliyor. Teos’un döneminin sanat şehri olarak tanınması ise tesadüf değil. Şehir ilk kurulduğu günlerden itibaren yazarlara, şairlere önem verdi. Roma İmparatorluğu döneminde değil, daha erken, M.Ö. 3. yüzyılın ikinci yarısında, Dionysos kültünün kentteki önemi nedeniyle şair, müzisyen, tiyatrocu ve şarkıcılardan oluşan İyonya ve Hellespontos Dionysos Sanatçıları Birliği Teos’ta kuruldu. Bu, tarihte bilinen ilk sanatçı örgütlenmesi olarak kabul ediliyor.

Lirik şair Anakreon’un yanı sıra şair Antimakhos, filozoflar Nausiphanes ve Demokritos, tarihçi Hekataios ve Aristoteles’in kütüphanesini satın alan Apellikon gibi önemli isimler de Teoslu olarak kayıtlara geçti. Ancak zamanla kentte özerklik talep ederek huzursuzluk kaynağı haline gelen bu sanatçılar topluluğu yaklaşık bir yüzyıl sonra önce Efes’e, ardından Myonnessos’a, son olarak da Lebedos’a gönderildi.

Teos’un kazı çalışmaları 2010’dan bu yana Ankara Üniversitesi öncülüğünde devam ediyor. Ve eğer uzman görüşleri doğru çıkarsa gelecek yıllarda daha çok eserin görülebileceği bir antik kent olacak. Şimdilik antik kentte iki liman, Helenistik dönemin ünlü mimarı Prieneli Hermogenes tarafından inşa edilen ve Anadolu’nun en büyük Dionysos tapınaklarından biri olan Dionysos Tapınağı, tiyatro, meclis binası ve sur duvarları görülüyor.

Kars’ın Antik Kentleri

Ani Harabeleri

Türkiye'nin tarihi antik kentlerinden Ani Harabeleri'nde, kuru otlarla kaplı geniş bir platoda ve derin bir vadi kenarında yer alan, kesme taşlardan inşa edilmiş, belirgin kubbeli çatısıyla Meryem Ana Kilisesi'ni (Ani Katedrali) gösteren güneşli bir manzara.
  • Konum: Kars, Türkiye-Ermenistan sınırı
  • Kuruluş: İzler 7.000 yıl öncesine, mağaralar M.Ö. 4500’lere kadar
  • Öne Çıkanlar: Ani Katedrali (Meryem Ana Kilisesi, 990-1001), Ebu’l Manucehr Camii, sur duvarları
  • Bilinmesi Gereken: “Binbir Kilise Şehri” olarak da anılır. Sultan Alparslan 1064’te fethettiğinde katedralde ilk fetih namazını kıldı (“Fethiye Camii”). UNESCO Geçici Listesi’nde.

Ani Antik Kenti ya da bir diğer adıyla Ani Harabeleri Türkiye-Ermenistan sınırında, Arpaçay Nehri kıyısında bulunuyor. Antik kente dair en eski bulgular yedi bin yıl geriye gitse de (kentin altındaki mağaralar M.Ö. 4500’lerden beri yerleşim ve mezar alanı olarak kullanılmış), üzerinde bulunan Ani Katedrali olarak da bilinen Meryem Ana Kilisesi’nin temelleri Bagratlı Kralı II. Sembat tarafından M.S. 990’da atılmış, kral öldükten sonra ise eşi Kraliçe Katranide tarafından 1001’de tamamlanmış. Mimarı, aynı yüzyılda İstanbul Ayasofya’nın da tamiratını yapan Trdat Usta. Sultan Alparslan 1064’te kenti fethettiğinde ilk fetih namazını burada kıldığı için katedral “Fethiye Camii” olarak da anılıyor.

Zamanının kalabalık bir şehri olan Ani’den geriye kalan birkaç yapı dışında şehre dair sadece kalıntılar bulunuyor. Kent, döneminde inşa edilen sayısız kilise nedeniyle “Binbir Kilise Şehri”, “Kırk Kapılı Şehir” ve “Medeniyetler Beşiği” gibi adlarla da anılıyor. Sur duvarları, Aslanlı Kapı, Kars Kapısı, 1072’de Şeddadi Beyi Ebu’l Manuçehr tarafından yaptırılan ve Anadolu’daki ilk Türk camilerinden biri kabul edilen Ebu’l Manucehr Camii, Divin Kapısı, Ani Katedrali, Amenaprgiç Kilisesi, Selçuklu Sarayı kalıntıları Ani Antik Kenti’nde görülebilir. Ayrıca Anadolu’nun ilk Zerdüşt tapınağı olan Ateşgede de burada yer alıyor. Rakımı yüksek bir plato üzerine kurulu olan Ani Harabeleri, UNESCO Dünya Mirası Geçici Listesi’nde yer alıyor. Kalıcı listeye alınması için çalışmalar sürüyor.

Malatya’nın Antik Kentleri

Aslantepe Höyüğü

Türkiye'nin önemli antik kentlerinden Aslantepe'de, yeşil ağaçlık bir arka planın önünde uzanan taş döşeli bir yola bakan iki büyük, aslan figürlü taş heykel ve çevresindeki blok taş duvarlar, höyüğün zengin tarihine ışık tutuyor.
  • Konum: Malatya
  • Kuruluş: M.Ö. 5000’ler; yerleşim M.S. 11. yüzyıla kadar sürdü
  • Öne Çıkanlar: M.Ö. 3300-3000’e tarihlenen dünyanın bilinen en eski saray kompleksi
  • Bilinmesi Gereken: İlk devlet/aristokrasi kavramının çıktığı merkez kabul ediliyor. 1961’den beri İtalyan ekip (La Sapienza Üniversitesi) kazı yapıyor. 2021’de UNESCO listesine girdi.

2021 yılının ortasında UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edilen Aslantepe, M.Ö. 5000’lere (Fırat Nehri kıyısındaki bu verimli araziye ilk yerleşim itibarıyla) giden tarihi ile dünyanın en eski yerleşimlerinden biri. Kazılarda bulunan mühürler ve keseler dönemin gümrük kontrol mekanizması olarak değerlendiriliyor ve bu da Aslantepe’de ticaretin aktif olarak yapıldığını kanıtlıyor. Mezopotamya’nın verimli arazisine kurulmuş Aslantepe’de ticaretin yanı sıra hayvancılık ve tarımın olduğu yaşam, Roma köyü ve ardından Bizans nekropolü (mezarlık) olarak kullanıldığı M.S. 11. yüzyıla kadar kesintisiz devam etti.

M.Ö. 3300-3000 yıllarına tarihlenen ve dünyanın bilinen en eski saray kompleksine ev sahipliği yapan Aslantepe, ilk devlet kavramının, aristokrasinin ve bürokrasinin çıktığı merkez olarak kabul ediliyor. Kerpiçten inşa edilen ve iki metreden yüksek duvarlarıyla çok iyi korunmuş olan saray yapısında, kral, kraliçe veya saray yöneticilerini betimlediği düşünülen özgün duvar resimleri de bulunuyor. K

azı çalışmaları ilk olarak 1930’larda Louis Delaporte başkanlığındaki bir Fransız ekip tarafından başlatıldı. 1961’den bu yana ise Roma’daki La Sapienza Üniversitesi öncülüğünde İtalyan ekip liderliğinde 60 yılı aşkın süredir kesintisiz devam ediyor. Höyük içerisinde yeni bulunan tapınağın yanı sıra taş kabartma işçilikleri, heykeller, duvar resimleri görülebiliyor. Kazılarda çıkarılan eserler ise Malatya Arkeoloji Müzesi’nde sergileniyor.

Manisa’nın Antik Kentleri

Aigai Antik Kenti

Manisa'daki Yunt Dağı'nın tepelerinde yer alan, Türkiye'nin antik kentlerinden Aigai'den günümüze ulaşan, kısmen ayakta duran ve zamanın derin izlerini taşıyan büyük kesme taş bloklardan oluşan bir yapının yıkıntıları, yemyeşil ağaçlar ve çalılarla çevrili alanda, parlak mavi bir gökyüzünün altında etkileyici bir tarihi manzara sunuyor.
  • Konum: Manisa, Yunt Dağı
  • Kuruluş: Antik kaynaklara göre M.Ö. 1100’ler (Aioller); kazılar M.Ö. 8. yüzyılı işaret ediyor
  • Öne Çıkanlar: Üç katlı agora, tiyatro, vomitorium, Demeter Tapınağı, stadyum
  • Bilinmesi Gereken: M.S. 17 yılında (Roma İmparatoru Tiberius döneminde) büyük depremle hasar gördü, ardından imparator desteğiyle onarıldı.

Manisa’daki Yunt Dağı’nın tepelerinde yer alan Aigai, antik yazarlara göre M.Ö. 1100’lerde Aioliler tarafından kurulmuş bir antik kent. Ancak kazı bulguları kentin kuruluşunun şimdilik M.Ö. 8. yüzyıldan daha erkene gitmediğini gösteriyor. Herodot, Aigai’yi Aiollerin Aiolis bölgesinde kurduğu 12 kentten biri olarak sayıyor. Akropolisi çevreleyen teras duvarlarındaki teknik de kentin en geç M.Ö. 6. yüzyıldan itibaren surlarla çevrili olduğunu gösteriyor.

Şehri ciddi şekilde hasara uğratan büyük deprem, M.S. 17 yılında meydana geldi. Deprem sonrasında kent yıkılmadı, aksine imparator Tiberius’un desteğiyle onarıldı. Onarımı belgeleyen bir yazıt da kentte bulundu. Hellenistik dönemin ardından Roma döneminde de önemli bir ticari merkez olarak varlığını sürdürdü.

Antik kentten geriye şu an amfitiyatro, tiyatro giriş binası olan vomitorium, üç katlı agora, meclis binası, stadyum, Demeter Tapınağı ve sur kalıntıları kalmış durumda. 2004 yılından itibaren Ege Üniversitesi, 2017’den beri de Manisa Celal Bayar Üniversitesi ekibi öncülüğünde kapsamlı kazı çalışmaları sürdürülüyor. Bulunan eserler Manisa Müzesi’nde koruma altında.

Sardes Antik Kenti

Manisa'nın Salihli ilçesindeki Lidya başkenti Sardes'in görkemli Gymnasium kompleksinin sütunlarla bezeli, kemerli girişlere sahip iyi korunmuş kalıntıları, yeşil bir alanda bulutlu gökyüzü altında Türkiye'nin antik kentleri arasındaki tarihi önemini vurguluyor.
  • Konum: Manisa, Salihli/Turgutlu
  • Kuruluş: Kral Giges döneminde, Lidya Krallığı’nın başkenti
  • Öne Çıkanlar: Dünyanın en büyük antik sinagoglarından biri, Artemis Tapınağı, Bintepe Tümülüsleri (~85 tümülüs)
  • Bilinmesi Gereken: Lidyalılar dünyada ilk devlet güvenceli madeni parayı bastı. Kral Midas’ın altın dokunuşundan kurtulmak için yıkandığı Paktolos (Sart) Çayı buradan geçer.

Tarihte parayı ilk bulan ve ticarette kullanan Lidyalıların başkenti olan Sardes (Lidya’nın tek şehri değil, çok sayıda kentten oluşan krallığın başkenti), bugün Manisa’nın Turgutlu ve Salihli ilçeleri arasında yer alıyor. Kral Giges döneminde kurulan ve Kral Kroisos (Karun) zamanında altın madenciliğiyle büyük zenginliğe ulaşan kent, tarihte devlet güvenceli ilk madeni parayı basmasıyla dünya ticaret tarihine yön verdi. İçerisindeki yapıları çok iyi korunarak günümüze gelen Sardes’teki tarihi yapıların yanı sıra biraz daha ileride bulunan, Lidya soylularının ve krallarının gömüldüğü yaklaşık 85 tümülüsten oluşan Bintepe (Lidya Tümülüsleri) de görülmeye değer.

Antik dünyanın en büyük sinagoglarından birine sahip Sardes, en iyi korunan antik tapınaklardan biri olan ve Helenistik dönemin İon düzenindeki en büyük tapınaklarından sayılan Artemis Tapınağı’na da ev sahipliği yapıyor. M.S. 3. yüzyılda inşa edilen ve bir gymnasium kompleksinin parçası olan sinagog, Anadolu’daki en iyi korunmuş örneklerden biri.

İncil’de adı geçen Asya’nın yedi kutsal kilisesinden birinin de burada bulunması nedeniyle antik kent Hristiyanlığın yayılmasında da büyük rol oynadı. Döneminde yaşadığı zengin hayatı bugün bile yansıtabiliyor.

Mitolojiye göre dokunduğu her şeyi altına çeviren Kral Midas’ın, bu lanetten kurtulmak için yıkandığı Paktolos (Sart) Çayı’nın kenarına kurulan şehir, nehirden çıkarılan altın sayesinde uzun süre büyük zenginlik yaşadı ve tarihe de adını yine bu zenginlikle yazdırdı.

Mardin’in Antik Kentleri

Dara Antik Kenti

Gün batımının kızıl ve mor tonlarında gökyüzünün altında, kayalık yamacın içine oyulmuş çok katlı mezar ve yaşam alanı kalıntılarıyla Dara antik kenti, Türkiye'nin büyüleyici antik kentleri arasında dikkat çekiyor.
  • Konum: Mardin, Oğuz köyü
  • Kuruluş: M.S. 505, İmparator I. Anastasius (Anastasiopolis)
  • Öne Çıkanlar: Kaya içine oyulmuş evler, çok katlı mezar alanları, zindan, tophane
  • Bilinmesi Gereken: Nusaybin’in (363) ve Diyarbakır’ın (502) Sasanilere kaybedilmesi üzerine sınır garnizonu olarak sadece 3 yılda inşa edildi.

Şehirdeki her detayın ilgi çekici olduğu Mardin’de, şehrin biraz dışında kalsa da mutlaka görülmesi gereken bir antik şehir var. M.S. 505 yılında yerleşime dönen Dara Antik Kenti, Doğu Roma İmparatoru I. Anastasius’un (491-518) girişimiyle, Doğu Roma İmparatorluğu’nun Yukarı Mezopotamya’daki sınırlarını korumak için kuruldu. Kurucusu olan imparatora atfen kente “Anastasiopolis” adı verildi. Şimdiki Nusaybin’in M.S. 363’te Sasaniler tarafından ele geçirilmesi ve ardından Diyarbakır’ın (Amida) 502 yılında kuşatılması, Doğu Roma’yı bu bölgede yeni bir garnizon kenti kurmaya iten temel nedenler oldu. İnşaat süreci olağanüstü kısa tutuldu. Suriye’den özel getirtilen işçilerle birlikte surlar ve temel yapılar üç yılda (M.S. 504-507 arası) tamamlandı.

Kentin su ihtiyacı da mühendislik açısından dikkat çekici bir şekilde çözüldü. İmparator I. Justinianus’un mühendisleri, yakındaki bir nehri kanalla şehre yönlendirdi, aynı zamanda bu suyun kuşatma altında düşmana ulaşmasını engellemek için 65 km kuzeyde bir yeraltı kanalına da bağladı. Bu sistem kenti birçok kez kuşatmadan kurtardı. Efsaneye göre, Aziz Bartholomeos’un kemikleri de İmparator Anastasius’un rüyasında aldığı bir işaretle Kıbrıs’tan Dara’ya getirtildi. Kentte 14. yüzyıla kadar bir Süryani metropolitliği de bulundu.

Kaya içerisine oyularak yapılan evler, şehrin dokusunu hissettiren agora yolu, çarşı, çok katlı mezar alanları, kilise dışında zindan ve tophane ile Dara Antik Kenti diğerlerinden farklı izleri olan bir yer.

Mersin’in Antik Kentleri

Uzuncaburç Antik Kenti

Yeşil çimenler üzerinde sıralanmış, göğe uzanan Helenistik döneme ait sütunların ve ön planda detaylı taş oymalarının görüldüğü Uzuncaburç antik kentinde, ziyaretçileri Zeus Tapınağı'nın görkemli kalıntıları karşılıyor.
  • Konum: Mersin, Silifke
  • Kuruluş: Helenistik dönem, Olba (Ura) Krallığı’nın kutsal alanı
  • Öne Çıkanlar: 36 sütunlu Zeus Tapınağı (I. Seleukos Nikator), 7m yüksekliğinde Tören Kapısı, 23m’lik Helenistik Kule
  • Bilinmesi Gereken: M.S. 72’de İmparator Vespasianus döneminde Olba’dan ayrılıp “Diokaisareia” (Tanrı-İmparator Kenti) adını aldı ve kendi sikkesini bastı.

Makedonya İmparatorluğu yıkıldıktan sonra I. Seleukos Nikator tarafından M.Ö. 312/305’te kurulan Seleukos İmparatorluğu’nun kurucusu tarafından yaptırıldığı düşünülen Zeus Tapınağı’na ev sahipliği yapan Uzuncaburç, aslında Helenistik dönemde Olba (Ura) Krallığı’nın kutsal ibadet merkeziydi. Hâlâ ayakta olan sütunlarıyla ziyaretçileri Helenistik döneme götüren kentte, her biri 1 metre çapında ve 7 metre yüksekliğinde Korinth başlıklı sütunlardan oluşan anıtsal Tören Kapısı ve dört bir yanı Korinth düzeninde toplam 36 sütunla çevrili, peripteros planlı Zeus Tapınağı bulunuyor. Bu tapınak, M.S. 5. yüzyılda Hristiyanlık etkisiyle kiliseye dönüştürüldü.

Ayrıca anıt mezar, nekropol ve şehrin savunmasında kullanılan, aynı zamanda Uzuncaburç adının da kaynağı olan 23 metre yüksekliğindeki beş katlı Helenistik Kule de görülebiliyor. Kentte hazine ve halkın kuşatma anında sığındığı bu kule, yazıtlara göre M.Ö. 3. yüzyılda Tarkyares tarafından Zeus Olbios’a adanarak yaptırıldı. M.S. 72’de İmparator Vespasianus döneminde Olba’dan ayrılarak “Diokaisareia” (Tanrı-İmparator Kenti) adıyla özerk bir kent statüsü kazanan Uzuncaburç, kendi adına sikke de bastı.

Muğla’nın Antik Kentleri

Knidos Antik Kenti

Türkiye’nin eşsiz antik kentlerinden Knidos’ta, parlak mavi denize bakan yamaca yayılmış, taş basamaklı antik tiyatro kalıntıları, koyda demirlemiş beyaz yelkenliler ve uzaktaki tepeler, tarihi bir mirasın doğal güzellikle buluştuğu zamansız bir manzara sunuyor.
  • Konum: Muğla, Datça
  • Kuruluş: M.Ö. 6. yüzyıl
  • Öne Çıkanlar: Afrodit, Apollon ve Korint tapınakları, iki amfitiyatro, Eudoksos’un güneş saati
  • Bilinmesi Gereken: Dr. Euryphon burada dönemin en büyük ikinci tıp okulunu kurdu. Ünlü “Knidos Aslanı” 1858-1859’da British Museum için çıkarıldı.

Datça Yarımadası’nın en ucunda bulunan Knidos Antik Kenti aynı zamanda güneşin en güzel battığı yerlerden biri. M.Ö. 6. yüzyılda kurulan antik kent bilim alanında yapılan çalışmalarla tanınıyordu. Nüfusunun M.Ö. 600-700’lerde 80-120 bin kişiye ulaştığı tahmin ediliyor. Öyle ki dönemin en büyük ikinci tıp okulu (Kos Adası’ndaki Hipokrat’ın okuluna rakip, hatta ondan bile daha eski) Doktor Euryphon tarafından burada kuruldu ve astronomi-matematik bilgini Eudoksos, M.Ö. 400-347 yılları arasında güneş saatini (hâlâ Knidos’ta görülebilen) burada geliştirdi. Kentte ayrıca ünlü ressam Polygnotos ve dünyanın yedi harikasından biri sayılan İskenderiye Feneri’nin mimarı Sostratos da yaşadı. Heykeltıraş Praxiteles’in ünlü Knidoslu Afrodit heykeli de bu kentte bulunuyordu ve dönemin sikkelerini süslüyordu.

British Museum'da sergilenen, yıpranmış taştan yapılmış görkemli Knidos Aslanı heykeli, üstü cam kubbeli geniş bir salonun ortasında yer alıyor ve Türkiye’nin antik kentleri bölümünde öne çıkan eserlerden biri olarak dikkat çekiyor.

İki amfitiyatrosu, Afrodit Tapınağı, Apollon Tapınağı, Korint Tapınağı, Nekropolis, Odeion, Meclis Binası kalıntıları ve antik limanlar ile Knidos ziyaret edilmesi gereken antik kentlerden biri.

Diğer antik kentler gibi Knidos’tan kalan eserler de tartışmalı bir şekilde yurt dışında sergileniyor. Knidos’un en görkemli heykellerinden biri olan Knidos Aslanı, İngiliz arkeolog Charles Thomas Newton başkanlığında 1858-1859’da yürütülen kazılarda çıkarılıp Londra’ya götürüldü ve o tarihten beri British Museum’da sergileniyor. Datça Belediyesi, 2008 yılında Knidos Aslanı ve Demeter Heykeli’nin geri iadesi için İngiltere’ye resmi bir talepte bulundu.

Letoon Örenyeri

Türkiye'nin zengin tarihine tanıklık eden, sular içinde yükselen Letoon Antik Kenti'nde, gökyüzünün ve çevresindeki kalıntıların yansımalarını taşıyan dingin su yüzeyi, ayakta kalan görkemli sütunları ve taş yapılarıyla büyüleyici bir manzara sergiliyor.
  • Konum: Muğla, Seydikemer
  • Kuruluş: M.Ö. 7. yüzyıla uzanıyor; Likya’nın “Pan-Likya” kutsal alanı
  • Öne Çıkanlar: Leto, Artemis ve Apollon’a adanmış üç tapınak, üç dilli yazıt (Likçe-Grekçe-Aramice)
  • Bilinmesi Gereken: 1973’te bulunan üç dilli yazıt, Likya dilinin çözülmesinde “Rosetta Taşı” görevi gördü.

Apollon ve Artemis’in annesi Leto için kurulan Letoon Antik Kenti’nin M.Ö. 7. yüzyıla kadar uzanan bir geçmişi olduğu tahmin ediliyor. En görkemli dönemini ise Helenistik ve Roma dönemlerinde yaşadı. Mitolojik kaynaklarda çocuklarının babası olan Zeus’un eşi Hera’dan kaçan Leto’nun, bebeklerini doğurduktan sonra yürüyerek buraya geldiği de söylenir. Likya’nın kutsal merkezi (aslında bir şehir devletinden çok, Likya Birliği’nin ortak dini törenlerine ve diplomatik buluşmalarına ev sahipliği yapan “Pan-Likya” kutsal alanı) kabul edilen Letoon’da Leto, Artemis ve Apollon’a adanmış yan yana üç tapınak kalıntısı bulunuyor. En batıda ve en büyüğü olan Leto Tapınağı, ortada daha küçük boyutlu Artemis Tapınağı ve doğuda Dor düzeninde inşa edilmiş Apollon Tapınağı.

Antik şehirde bulunan yazıt, mozaik ve anıtlar dönemin efsanevi sanat anlayışını gösteriyor. Bunların en önemlisi, 1973’te Leto Tapınağı yakınlarında bulunan ve M.Ö. 358/337 yıllarına tarihlenen, Likçe, Grekçe ve Aramice olmak üzere üç dilde yazılmış 103 satırlık yazıt. Bu yazıt, Likya dilinin çözülmesinde adeta bir “Rosetta Taşı” görevi gördü ve günümüzde Fethiye Müzesi’nde sergileniyor. Apollon Tapınağı’nın tabanında bulunan, güneş, lir ve ok-yay motifleriyle Likya’yı, Apollon’u ve Artemis’i simgeleyen mozaik de yine Fethiye Müzesi’nde korunuyor.

Kaunos Antik Kenti

Muğla'daki sarp bir kaya yamacına oyulmuş, cepheleri antik Yunan tapınaklarını andıran görkemli Kaunos Kral Mezarları, Türkiye'nin büyüleyici antik kentlerinden birindeki zengin tarihi dokuyu gözler önüne seriyor.
  • Konum: Muğla, Dalyan
  • Kuruluş: M.Ö. 10. yüzyıl civarı tahmin ediliyor
  • Öne Çıkanlar: Kral Mezarları (kaya mezarları), akropol, tiyatro
  • Bilinmesi Gereken: Efsaneye göre kurucusu Kaunos, ikiz kız kardeşi Byblis’in yasak aşkından kaçarak burayı kurdu. Byblis’in gözyaşlarının Dalyan’ın labirent kanallarını oluşturduğu söylenir.

Dalyan Boğazı boyunca görülen Kral Mezarları’nın da bir parçası olduğu Kaunos Antik Kenti, zamanının en büyük ve önemli liman şehirlerinden biriydi. Strabon’un “kapatılabilen bir limana ve tersanelere sahip” diye tanımladığı kent, kuruluşu M.Ö. 10. yüzyıla kadar tahmin edilen 3.000 yıllık bir geçmişe sahip. Alüvyonların zaman içerisinde doldurduğu sahil şeridi yüzünden artık kıyıdan içeride kalıyor.

Mitolojiye göre Miletos’un çocuğu olan Kaunos, ikiz kız kardeşi Byblis’in kendisine duyduğu yasak aşktan kendini korumak için buraya kaçarak bu şehri kurdu. Ovidius’un aktardığı hikâyeye göre Byblis, aşkını bir mektupla Kaunos’a itiraf edince kardeşi öfke ve tiksintiyle onu reddetti. Acıya dayanamayan Byblis ağlamaktan bitap düştü ve efsaneye göre bugün teknelerle gezilen, labirenti andıran Dalyan kanalları da onun gözyaşlarından oluştu. Herodot’a göre Kaunoslular aslında Karia’nın yerli halkındandı ama kendilerini Giritli sayıyorlardı. Kentin yerel adı ise “Kbid” idi.

Akropol, tiyatro, hamam ve tapınaktan kalıntılar bulunan şehir, Helenistik ve Arkaik başta olmak üzere birkaç farklı dönemden izler de barındırıyor. Kent, M.Ö. 387’de Helenlerle imzalanan Kral Barışı’nın ardından Pers satraplığını üstlenen yerel Hekatomnid hanedanının yönetimine girdi ve bir Karya kenti haline geldi. Tapınaktan kalıntılar bulunan şehir, Helenistik ve Arkaik başta olmak üzere birkaç farklı dönemden izler de barındırıyor.

Nevşehir’in Antik Kentleri

Derinkuyu Yeraltı Şehri

Kapadokya'daki Derinkuyu Yeraltı Şehri'nin loş sarı ışıklarla aydınlatılmış, kayadan oyma geniş bir geçidinde, sol tarafta yukarı doğru kıvrılan taş basamaklar ve sağda zeminde devam eden düz bir yol görülüyor, duvarlardaki pürüzlü doku ve modern tesisat izleri tarihi atmosferi modern dokunuşlarla harmanlıyor.
  • Konum: Nevşehir, Kapadokya
  • Kuruluş: M.Ö. 8. yüzyılda Frigler başlattı, sonraki dönemlerde genişletildi
  • Öne Çıkanlar: 8 kat (toplam tahmini 12-14 kat), 85 metre derinlik, mutfak/kiler/okul/ahır/şırahane
  • Bilinmesi Gereken: Kapadokya’da 200’e yakın yeraltı yerleşimi var. Derinkuyu bunların en büyüğü. 1963’te tesadüfen keşfedildi, ~20.000 kişiyi barındırabiliyor.

Diğer antik kentlere kıyasla en farklı olanları yeraltı şehirleri olabilir… Askeri akınlardan kendilerini korumak için sığınaklara benzeyen şehirler inşa edenlerin kim oldukları hâlâ tartışmalı olsa da bir Bronz Çağı toplumu oldukları ortak görüş. Günümüzdeki araştırmalar, yapımın M.Ö. 8. yüzyılda Frigler tarafından başlatıldığını, ardından Hitit, Roma ve Bizans dönemlerinde genişletilerek bugünkü haline ulaştığını gösteriyor.

Kapadokya bölgesinde 200’e yakın yer altı şehri olduğu tahmin ediliyor ve bunların en bilineni, tesadüfen 1963 yılında keşfedilen Derinkuyu. Bugün ziyarete açık kısmı sekiz kat ve yaklaşık 50 metre derinliğe inse de, henüz tamamen temizlenmemiş katlarıyla birlikte şehrin toplamda 12-14 kata ve 85 metre derinliğe ulaştığı tahmin ediliyor. Yaklaşık 20.000 kişiyi barındırabilecek kapasiteye sahip olduğu düşünülüyor. Hem yer altı hem de tarihi açısından antik şehir olarak kabul edilen Derinkuyu’yu klostrofobiyi tetikleyebilecek kadar dar alanlardan geçerek gezmek gerekiyor.

Mutfak, kiler, okul, ahır, şırahane, su kuyusu, cenazeleri gönderebilecekleri alan, günah çıkarma alanları olan şehir eski zamanlara dair görülebilecek en ilginç yerlerden biri. Tünellerle bağlantılı olduğu düşünülen Kaymaklı, Özkonak ve Mazıköy gibi diğer yeraltı yerleşimleriyle birlikte bölgedeki dev bir yeraltı ağının parçası.

Şanlıurfa’nın Antik Kentleri

Göbeklitepe

Göbeklitepe'nin kuşbakışı görüntüsünde, toprağın içinden çıkan, dairesel düzenlenmiş, yer yer sağlam, yer yer yıkılmış büyük T biçimli taş sütunlar ve çevreleyen alçak taş duvarlar, Türkiye'nin antik kentleri arasında benzersiz bir tarih öncesi yerleşim alanının kalıntılarını sergiliyor.
  • Konum: Şanlıurfa
  • Kuruluş: M.Ö. 9600-9500 civarı
  • Öne Çıkanlar: ~20 dairesel/dikdörtgen yapı, 200’ü aşkın T-biçimli dikili taş
  • Bilinmesi Gereken: İlk kez 1963’te fark edildi ama gerçek önemi 1994’te Klaus Schmidt tarafından anlaşıldı. Kazılar 1995’te başladı. “Tarihin sıfır noktası”. 2018’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne girdi.

Göbeklitepe’nin keşfi aslında iki aşamalı bir hikâye: 1963 yılında İstanbul ve Chicago üniversitelerinin ortaklaşa yaptığı yüzey araştırmasında bölgedeki taşlar ilk kez fark edilse de, bunların Neolitik döneme ait olduğu düşünüldü. Bölgenin gerçek önemi ancak 1994’te Alman arkeolog Klaus Schmidt’in incelemeleriyle anlaşıldı. Sistemli kazılar 1995’te başladı. Tarihe dair tüm bilgileri değiştiren bir antik kent olan Göbeklitepe, 12 bin yıl öncesine (yaklaşık M.Ö. 9600-9500) uzanan bir tarihi bulunan, dünyanın en eski ve en büyük tapınağı olarak “tarihin sıfır noktası” diye biliniyor.

Göbeklitepe Mısır piramitlerinden yaklaşık 7.500, İngiltere’deki Stonehenge’den ise 7.000 yıl daha eski!

Kireçtaşı yapısı olan bir platodaki yaklaşık 20 dairesel/dikdörtgen yapıda (tapınak alanında) toplam 200’ü aşkın “T” biçimli dikili taş bulunuyor. Sütunların boyları 3-6 metre arasında değişirken, ağırlıkları da 10 ila 60 ton arasında oynuyor. Sütunlerin üzerinde leopar, yaban domuzu, tilki, yılan, akrep ve ceylan gibi hayvan figürleri ve soyut semboller de işlenmiş.

M.Ö. 10. binyılda henüz metal alet edevatı olmayan bir toplumun hangi teknikleri kullanarak bu devasa sütunları buraya getirdiği büyük bir merak konusu.

Arkeologlar Göbeklitepe’nin birçok sorunun da cevabını getireceğine inanıyor. Halen kazı çalışmaları ve araştırmaları devam eden antik kentin insanlık tarihiyle ilgili önemli sorulara cevap olabileceği umuluyor. Avcı yaşayan insanlığın nasıl ve neden toprağı işlemeye başladığı; nasıl şehirleştiği Göbeklitepe ile cevap olabilir. Asıl cevap ise ibadet gibi toplumsal ritüellerin şehir hayatından çok önce çıkıp çıkmadığı olacak.

Göbeklitepe bir tapınak ile gün yüzüne çıkmış olsa da (arkeologlara göre bugüne dek burada doğrudan bir yerleşim yeri olduğuna dair kesin kanıt yok) arkeolojik çalışmalar bilinen tarihin akışının yeniden yazılmasını sağlayacak nitelikte. Kent, 2018’de UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne dahil edildi.

OGGUSTO
OGGUSTO Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için