preloader

Girişimci Hikayeleri: The Good Factor

12.02.2024
Girişimci Hikayeleri: The Good Factor

Yazı Boyutu:

Markaların, insanlara ve gezegenimize fayda sağlayan sorumlu sosyal kurum stratejileri oluşturmasına yardımcı olan The Good Factor’ün kurucuları Betül Selcen Özer ve Mehru Aygül ile sohbet ettik.

Girişimci Hikayeleri: The Good Factor

The Good Factor, isminden anlaşıldığı gibi iyi bir şeyler yapmak, buna katkı sağlamak için mi yola çıktınız? Bu işe başlama motivasyonunuz neydi?

The Good Factor olarak çıkış noktamız markaların içindeki kahramanı ortaya çıkartmak oldu. İkimizde neredeyse 23 yıldır sivil toplum sektöründe farklı odak alanlarında yönetici olarak çalışıyoruz. Yıllar içinde yaptığımız ortaklıklar, markalarla yaptığımız ve birçok ödül aldığımız projeler bizim içimizdeki yaratıcılık kasını güçlendirdi. Doğru markayla doğru amacı birleştirmenin ve bu ortaklığa kuvvetli bir iletişim dili ve yaratıcılık eklemenin yarattığı farkı hep ilk elden deneyimledik. Gücünü yaratacağı etkiden alan işlerin doğru anlatıldığında, markanın içinde tüm kahramanlar aynı amaca inandığında, yaratılacak etkinin ve değişimin eşsiz olacağına inanıyoruz. Bu inanç bizi markamız The Good Factor üzerine çalışmaya götürdü.

Misyonumuz, markaların toplumsal ve çevresel sorunlara duyarlılık göstererek, insanlara ve gezegenimize fayda sağlayan sorumlu sosyal kurum stratejileri oluşturmasına yardımcı olmak. Bunun için markaların sosyal etki ve sürdürülebilirlik stratejilerini belirliyor ve uygulamalarını yapıyoruz. Datanın, ama en önemlisi iyi anlatılmış datanın, yapılan iş kadar önemli olduğuna inandığımız için etki raporu ve sürdürülebilirlik raporu tarafında da markalara hizmet veriyoruz.

Siz geleceğin kurtarılmasında kendinizi nerede konumlandırıyorsunuz? Nasıl katkıda bulunuyorsunuz?

Girişimci Hikayeleri: The Good Factor

Kendimizi, geleceği iyi yönde değiştirmek için, öncü markalara cesur amaçlar tanımlayıp onları yarına ilham vermeye ve mükemmellik seviyesine ulaşmaya yönlendiren faktör olarak tanımlıyoruz.

Bu amacı gerçekleştirmek için, sürdürülebilirlik temelli pazarlama kampanyaları geliştiriyor, markaların sürdürülebilir uygulamalarını ve toplumsal sorunlara olan duyarlılıklarını vurguluyoruz. Markaları, geleceğe ilham veren, hikâyesi ile topluma önderlik eden ve hayata dokunabilen oluşumlar haline getiriyoruz.

Çözüm üretirken, yaratıcı olmayı nasıl başarıyorsunuz? Yaratıcı düşünce nasıl gelişir ya da sizin için nasıl işliyor süreç?

Yaratıcı düşünce, bizim için sürekli bir süreç ve birkaç önemli adımdan oluşuyor.

İlki, ekip olarak her projeye taze bir bakış açısıyla yaklaşıyor ve yenilikçi fikirlerin gelişmesini teşvik ediyoruz.

İkincisi, yaratıcı düşünce için bir ortam yaratmak amacıyla iş birliği ve takım çalışmasının önemli bir rol oynadığına inanıyoruz. Farklı perspektiflerin bir araya gelmesiyle yaratıcılığın arttığını gözlemliyoruz. Bu nedenle aslında hiçbir işimizi tek başımıza yapmıyoruz. İçinde bulunduğumuz ekosistemi güçlendirmenin ve büyütmenin önemine inanıyoruz. Ekosistemin en iyi freelance tasarımcı, stratejist ve yaratıcılarıyla birlikte çalışıyoruz.

Üçüncüsü, dışarıdan ilham almak ve sürekli olarak güncel trendleri, teknolojileri ve sektör gelişmelerini takip etmek için çaba harcıyoruz. Böylece, projelerimizde yeni ve etkileyici çözümler sunabiliyoruz.

Son olarak, hata yapma ve deneme-yanılma sürecine izin vermek de yaratıcı düşüncenin gelişmesi için çok önemli. Bu şekilde, farklı fikirleri test edebiliyor, öğrenme fırsatları yaratıyor ve en iyi sonuçlara ulaşmak için ilerlediğimiz yolu sürekli olarak iyileştirebiliyoruz.

Sürdürülebilir etki nedir? Mehru için Betül için sürdürülebilir etki nedir?

Sürdürülebilir etki, çalışmaların toplum ve çevre üzerinde kalıcı ve olumlu bir etki yaratması. Bizim için sürdürülebilir etki, markaların sadece kısa vadeli kazanımlara odaklanmak yerine uzun vadeli bir dönüşüm sağlamaları ve insanların hayatlarını iyileştiren, çevre dostu uygulamaları teşvik eden ve toplumun genel refahını artıran çözümler sunmak.

Girişimci Hikayeleri: The Good Factor

Bu, markaların değerlerini yansıtan ve toplumun ihtiyaçlarına duyarlılık gösteren sorumlu sosyal kurum stratejileriyle gerçekleşiyor. Böylece, uzun vadeli bir sürdürülebilirlik vizyonuyla hareket ederek markaların toplumsal ve çevresel sorumluluklarını yerine getirmelerine yardımcı oluyoruz. Başından sonuna tüm süreci tasarlayarak, sürdürülebilir bir etki bırakmalarını sağlıyoruz. Özetle, markaları geleceğe ilham veren, hikayesi ile topluma önderlik eden ve hayata dokunabilen oluşumlar haline getiriyoruz.

Yapılan araştırmalar, sosyal sorumluluk, gönüllülük faaliyetlerine katılan çalışanların şirket bağlılıklarının %38 oranında arttığını gösteriyor.

Şirketlerin sosyal sorumluluk projelerine gün geçtikçe daha çok önem verdiğini görüyoruz. Sizce bu toplumsal anlamda nasıl bir değişim yaratıyor?

İçinde bulunduğumuz dünya artık etkisi olmayan işlerin, dünyaya yararlı ürünler, hizmetler sunmayan markaların ayakta kalmakta zorlandığı bir dünya. Hem müşterileri hem de çalışanları bunu talep ediyor artık. Bir yandan da artan nüfus ve küresel iklim krizi hepimizi taşın altına elini koymaya itiyor. Markalar da bu kapsamda kendi çalışmalarında bu alanlara odaklanmaya, sadece kâr amaçlı değil toplumsal ihtiyaçlara duyarlı ve odaklı olmaya başladılar. Sosyal sorumlu markalar zaten son 5 yıldır bu alanda değişim yaratıyordu. Şu an gördüğümüz değişim bunun “olmasında fayda var” değil zorunlu hale gelmesi oldu. Bizce orta vadede tüm dünyada bu değişime ayak uyduran markalar ayakta kalacak. Tam da bu noktadan hareketle, The Good Factor olarak, markalara limitlerinin ötesine geçebilecekleri bir amaç belirleyerek, hayal bile edilemeyen değişimlere öncülük etmelerinin peşindeyiz.

Sivil toplumda uzun yıllar çalışmış iki kadın olarak Türkiye’de sivil toplum iletişimini ne kadar etkili buluyorsunuz? İnsanlara ulaşmak, özel sektörü ya da bireysel gönüllüleri sivil topluma dahil etmek için globalle kıyasladığımızda Türkiye’de bu alan nasıl gelişiyor ya da gelişiyor mu?

Girişimci Hikayeleri: The Good Factor

Türkiye’de sivil toplum iletişimini, gidecek yolu olan bir noktada görüyoruz. Sivil toplum, Türkiye’de aktif bir rol oynuyor ve önemli toplumsal konuların gündeme gelmesinde ve çözüm süreçlerinde öncü bir rol üstleniyor. Bunu en iyi en son yaşadığımız, 11 ili etkileyen deprem felaketinde gördük.

Hepimiz bir STK aracılığıyla yardımlar yaptık, gönüllü olduk ve sahaya gittik. Sivil toplum kuruluşları, toplumda farkındalık yaratmak, sorunları gündeme getirmek ve çözümler üretmek için iletişim araçlarını iyi bir şekilde kullanıyor. Ancak dijitalleşen dünyada henüz tam adapte olmuş bir sivil toplumdan bahsetmek de mümkün değil.

Özel sektör ve bireysel gönüllülerin sivil topluma dahil edilmesi konusunda da olumlu bir ivme görüyoruz. Kurum içi gönüllülük takımları ve kampanyaları bu alana etkiyi artırıyor. Herkes bir ucundan tutmak ve etki yaratmak istiyor. Özel sektörün sosyal sorumluluk projelerine olan ilgisi artarken, bireysel gönüllüler de çeşitli alanlarda sivil toplum çalışmalarına katılıyor. Bu durum, sivil toplumun etkisini ve topluma olan katkısını daha da güçlendiriyor. Ancak yapılan çok etkili işlerin iletişimlerinin etkili yapılamadığını, gereken insan gücü ve finansman ayrılmadığını da görüyoruz. Aslında yola çıkış amaçlarımızdan biri de bu bakış açısını değiştirmekti. Umarız önümüzdeki yıllarda bu bakış açısı daha çok değişir.

Araştırmalar, çalışan gönüllülerin, Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda tahmini 150 milyar dolar değerinde katma değer yarattığını söylüyor. Bir gün ülkemiz için de böyle rakamlarla konuşabilmek en büyük arzumuz.

Sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin ve şirket çalışanlarının hangi kaslarını geliştiriyor? Nasıl fayda sağlıyor?

İlk olarak, sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin itibarını ve marka değerini artırıyor. Topluma katkı sağlamak, etik değerlere uygun hareket etmek ve sürdürülebilirlik ilkelerini benimsemek, şirketlerin toplum nezdinde saygınlık kazanmasını sağlıyor. Bu da tüketici sadakati, müşteri ilişkileri ve marka sadakati gibi alanlarda pozitif bir etki yaratıyor. Aynı zamanda, sosyal sorumluluk projeleri şirketlerin çalışanlarını motive ediyor ve şirkete olan bağlılıklarını artırıyor. Yapılan araştırmalar, sosyal sorumluluk, gönüllülük faaliyetlerine katılan çalışanların şirket bağlılıklarının %38 oranında arttığını gösteriyor. Bununla beraber, çalışanların %89’u gönüllü faaliyetlere destek veren şirketlerin genel olarak daha iyi bir çalışma ortamı sunduğuna inanıyor. Çalışanların sosyal sorumluluk projelerine katılımı, iş yerindeki iletişimi, iş birliğini ve takım ruhunu güçlendiriyor.

Tüm bunların yanı sıra çalışan gönüllülüğü, topluma geri verme ve sürdürülebilirlik hedeflerini destekleme fırsatları da sunuyor. Araştırmalar, çalışan gönüllülerin, Amerika Birleşik Devletleri’nde yılda tahmini 150 milyar dolar değerinde katma değer yarattığını söylüyor. Bir gün ülkemiz için de böyle rakamlarla konuşabilmek en büyük arzumuz.

Betül Selcen Özer Kimdir?

Willows International, TURMEPA, Toplum Gönüllüleri Vakfı ve Tohum Otizm Vakfı gibi önde gelen sivil toplum kuruluşlarında; üreme sağlığı, çevre, çocuk, gençlik, eğitim ve engellilik alanlarında çalıştı. Öncü ve yenilikçi kaynak geliştirme çalışmalarının, proje ve kampanyaların hayata geçirilmesi noktasında fark yaratan işlere imza attı. 40’ı aşkın kampanyayı hayata geçirdi ve bu çalışmalar ulusal ve uluslararası alanda toplam 64 ödüle layık görüldü.

Mehru Aygül Kimdir?

Mehru Aygül, 23 yıllık sivil toplum deneyiminin ardından kuruluşundan bu yana Türkiye Girişimcilik Vakfı’nın Genel Müdürü olarak çalışıyor. Aynı zamanda 2002 yılından bu yana Türkiye’nin en büyük gençlik sivil toplum kuruluşu olan Toplum Gönüllüleri Vakfı’nın kurucu mütevelli heyet üyesi. Sosyal teknolojilerin dünyayı değiştireceğine olan inancıyla Techsoup Europe ile birlikte kendisi gibi düşünen bir grup arkadaşıyla Things projesini kurdu ve halen projenin danışma kurulunda yer alıyor.

OGGUSTO
OGGUSTO Tüm Yazıları