white banner

İyi Otel Bulduk da, İyi Misafir miyiz? Emir Hepoğlu’na Sorduk

22.09.2026
İyi Otel Bulduk da, İyi Misafir miyiz? Emir Hepoğlu’na Sorduk

Yazı Boyutu:

37 yılı aşkın otelcilik deneyimini “Otelleri Kullanma Kılavuzu – Otel Faresi 2” kitabında paylaşan Emir Hepoğlu ile lobideki ilk izlenimden oda seçimine, açık büfe alışkanlıklarından iyi misafirliğin inceliklerine uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.

Bir otelin kapısından girdiğinizde ilk neye dikkat edersiniz? Dekorasyona, lobinin kokusuna, sizi karşılayan kişinin tavrına mı? Emir Hepoğlu için bu ayrıntılar, henüz odanın anahtarını almadan otelin nasıl yönetildiğine dair ipuçları veriyor. Yıllarını otelciliğe adamış biri olarak yalnızca kendisine sunulan hizmeti değil, o hizmetin arkasındaki emeği ve işleyişi de görüyor.

Son kitabı Otelleri Kullanma Kılavuzu – Otel Faresi 2 vesilesiyle bir araya geldiğimiz Hepoğlu ile bu kez konaklamaya kapının iki tarafından baktık. Daha iyi bir oda istemenin yolunu, şikâyetimizi nasıl anlatabileceğimizi ve bir otelde gerçekten neye ihtiyaç duyduğumuzu konuştuk. Sohbete yıllar içinde biriken konuk hikâyeleri de eşlik etti. Hepoğlu’nun kendisi içinse otelci gözüyle bakmaya ara vermek pek mümkün değil: Dinlenmek için gittiği bir otelde bile mesleği onunla birlikte check-in yapıyor.

Bir Otelin Kalitesi Lobide Nasıl Anlaşılır? (İlk 5 Dakika Kuralı)

Otelcilikteki 37 yıllık deneyimini Otelleri Kullanma Kılavuzu – Otel Faresi 2 kitabında toplayan yazar Emir Hepoğlu, elindeki eserini tutarken objektife gülümseyerek, otelleri daha iyi kullanma ve iyi misafir olmanın yazılı olmayan kuralları üzerine verdiği röportajı temsil ediyor.

37 yılı aşkın süredir otellerin hem görünen hem de görünmeyen tarafındasınız. Bir otelin lobisine girdiğiniz ilk beş dakikada bizim göremediğimiz neleri görüyorsunuz? Oelin iyi olup olmadığını ele veren ilk detay nedir?

Karşılama çok önemli. Kapı güvenlikten, doormen’e, bellboy’dan, Guest Relation çalışanına hatta resepsiyoniste kadar karşılama zincirinde kim varsa işini çok iyi yapmalı. Karşılama eşittir ilk intiba; güleryüz, nezaketli davranışlar, kibarlık ve yardımcı olma isteği konuğa tesis içerisinde karşılaşacaklarının ilk şifrelerini verir.

Bu zincirin bir halkasında yaşanan kopukluk ya da tatsızlık otelin iyi yönetilmediği fikrini doğurabilir. Ancak tam tersi olduğu takdirde tatil boyunca yaşanan minik aksaklıklar bile görmezden gelinebilir. Zira karşılıklı güven alışverişi tamamlanmıştır. Öte yandan, dekorasyondaki incelik ve detaylar, temizlik, hatta lobinin güzel kokması, personel üniformasının tasarımı, kalitesi ve benzeri unsurlar da otelle ilgili ilk düşüncelere etki edebilir. Açıkçası ben önce kendini tanıtıp ardından “Size nasıl yardımcı olabilirim?” şeklinde karşılama yapan birini beklerim. Bu şekilde karşılandığım zaman da doğru yere geldiğimi anlamış olurum. Otel hakkında olumlu ilk intibayı oluşturan her şey sonrasında zincirleme olarak diğer hizmetlerin de doğru ve kaliteli olacağı konusunda fikir verir.

İyi Bir Otel Misafiri Olmanın 3 Altın Kuralı

Son kitabınızda insanlara “daha iyi otel bulmayı” değil, “otelleri daha iyi kullanmayı” anlatıyorsunuz. Peki iyi bir otel misafiri olmanın yazılı olmayan üç altın kuralı sizce nedir?

Nezaket, tutarlı istekler ve rahatlık.

Bu meslek hiç çıkaramayacağınız bir giysi gibi, onsuz yaşamanızın imkânı yok.

Aslında sadece otelde değil hayatın hemen her alanında nezaketli davranmayı bırakmamamız gerek. Dünya değişti, davranış biçimleri artık eskisi gibi nezaket ve kibarlık eksenli değil. Daha çok pratik ve hızlı iletişim revaçta, daha düz ve daha net. Ama nezaket bence hâlâ hayat kurtarıyor. Öncelikle otel çalışanlarının konaklama süreniz boyunca bize en iyi şekilde hizmet etmek için orada olduğunu unutmamanız lazım. Ayrıca tatil için ödediğimiz rakamın, çalışanların köleliğini kapsamadığını da iyi bilmek gerekir.

Otel personeline ne kadar kibar davranırsak karşılığında alacağımız hizmet kalitesinin ve güleryüzün doğru orantılı olarak katlanarak büyüdüğünü göreceğiz. İsimlerini öğrenmek, sabah güleryüzlü bir günaydını eksik etmemek, her şey için teşekkür etmek çalışanın beklentisidir. Bu sizi otomatik olarak iyi ve sevilen otel misafiri kategorisine sokar.

İsteklerinizde tutarlı olmak, abartıya kaçmamak, imkansızı istememek, otelcinin yoktan var etmesini beklememek tatilinizin huzurlu geçmesini sağlar. Her otelin belirli standartları vardır ve konaklamanın ücretini öderken bu standartların kapsadığı paketi satın alırsınız, daha fazlasını değil. Tatil ya da iş seyahati vesilesi ile konakladığınız oteldeki hizmet standartlarının haricinde bir isteğiniz olursa bunun gerçekleşememesi gayet olası ve doğası gereğidir.

Israrcı olduğunuz takdirde mutsuz tarafın siz olacağı aşikâr. Misal odaya ütü istiyorsunuz ancak tesisin böyle bir uygulaması yok, her zaman tercih ettiğiniz bir içki de barda bulunmuyor -olmak zorunda da değil-, odaya yemek çıkarmaya çalışıyorsunuz fakat yasak, akşam yemeğinde ana restorana mayo ile girmeye kalkıyorsunuz ki kesinlikle hoş karşılanmayacak bir durum. Tüm bu ve benzeri durumlarda ısrarcı olmak ve tutarsız isteklerde bulunmak yerine, otelin standart ve kuralları çerçevesinde konaklarsanız iyi misafir kategorisine girdiğiniz gibi huzurlu ve mutlu bir konaklamayı da garantilemiş olursunuz.

Rahat olun, kendinizi küçük ve gereksiz detaylar için üzmeyin, büyük şehirde alıştığınız ve günlük iletişiminizde kullandığınız davranışları bir kenara bırakın. Tatilin tadını çıkarmaya çalışmayın, bilakis buna özen gösterin. Her dakikanın bir öncekinden daha keyifli geçmesi için çabalayın. Tek stresiniz daha fazla nasıl eğleneceğiniz olsun. Barmenle sohbet edin, sabah odanızı temizlemeye gelen maid’e hâl hatır sorun, başka konuklarla iletişim kurun, yeni dostlar edinin, otelin görmediğiniz alanlarını keşfedin. Mümkünse genel müdürle tanışın ve bir kahve için, memnuniyetinizi ve varsa önerilerinizi ona iletin. Kasılmayın, gerilmeyin, çevrenizdekileri de germeyin, tatilin tadını çıkarın.

Otelde Ücretsiz Oda Yükseltme (Upgrade) Nasıl Alınır? (Efsaneler ve Gerçekler)

Biraz otel efsanelerini yıkalım: Resepsiyonda çok ısrar eden gerçekten daha iyi oda mı alır, personele yakın davranmak upgrade getirir mi, bahşiş hizmetin kalitesini değiştirir mi? Hangileri şehir efsanesi, hangilerinde doğruluk payı var?

Resepsiyonda daha iyi oda için ısrarcı olmak hatta ses yükseltmek çoğu zaman ters teper. Ne yazık ki uzun yıllara dayanan gözlemlerimde bunu alışkanlık haline getiren bir profilin varlığını keşfettim. Her zaman gittiği değil ama her yeni gittiği otelde şansını bir kez daha denemek isteyen bu profil tekrar gittiği tesislerde bunu yapamaz, hatta bunun için otel yönetiminden uyarı bile alabilir. Konuğa en iyi şekilde hizmet etmek için görevli resepsiyonist ile kurulan iyi iletişim bazen hayal ettiğinizin ötesinde bir oda almanızı bile sağlayabilir.

Her şeyin başı iletişim. Doğru zamanı ayarladığınız takdirde upgrade oda talebiniz geri çevrilmeyebilir. Resepsiyon çok yoğunken, yoğun giriş ve çıkış işlemi sürerken upgrade ya da room change talebi işin doğası gereği bekletilebilir. Ancak tüm bu stresli anlar geçtikten sonra resepsiyona sohbet etmek için giderseniz ardından yapacağınız upgrade talebi nezaketle değerlendirilir ve müsaitlik durumuna göre yeni odanıza geçmeniz mümkün olabilir.

Bazı oteller yolculuğun bir durağı, bazılarıysa başlı başına yola çıkma sebebi; bir sonraki seyahatinizin ilhamını Dünyanın En İyi 50 Oteli arasında arayın.

Bahşiş asla bir zorunluluk değildir; âdettendir, yazılı olmayan bir kuraldır ve aslında bir tür teşekkür biçimidir ve çoğu zaman da otelde yaşayacağınız deneyimin ilk yatırımıdır! Bu nedenle bahşişin (tip) hizmet kalitesini olumlu etkilediği doğru. İşin doğası gereği otel çalışanı maaş + bahşiş için turizm sektörünü tercih ediyor.

Otel Çalışanlarının En Sevdiği ve En Uzak Durduğu Misafir Tipleri

Otellerde binlerce farklı misafir profili görmüş biri olarak soralım: Otel çalışanlarının kendi aralarında “Yine geldi bu!” dediği misafir tipi kim? Ve “Keşke bütün misafirler böyle olsa” dedikleri kişi nasıl davranıyor?

Suni kaprisler yaratmakta usta olan, “Ben geçen sene falan otelde kalmıştım, şöyle bir hizmetleri vardı, böyle bir uygulamaları vardı, burada göremedim” diyen misafir pek sevilmez. Kıyas yapmak konuğun hakkı ancak her münferit otelin, her otel zincirinin farklı ve kendine has standartları var. Bunu unutmamak gerek. Her şeyden şikâyet ettiği halde ısrarla aynı otele giden misafir de pek sevilmez. “Hem ağlarım hem giderim” misali ısrarla aynı tesisi tercih ediyorsa asgari müşterekte o misafir aslında mutludur. Bir miktar kapris, bir tutam ısrar, az biraz ajitasyon yaratma çabası ile tatilde alacağı ayrıcalıklı hizmetin peşindedir. Elbette ücret ödemeden almak istedikleri de cabası.

Samimi ve sıcak misafir hangi milletten olursa olsun sevilir. Suistimal peşinde olmayan, çalışanlara saygılı, sadece mutlu, huzurlu olmak için gelmiş misafir sevilir. Seyahati, tatili bir sanatmış gibi icra etmeye çalışan, önceliği keyif almak olan, deneyimi ön planda tutan misafir çok sevilir ve hatta tüm otel personeline “Keşke tüm misafirler böyle olsa” dedirtecek kadar kendini sevdirir.

Açık Büfe Psikolojisi: F&B Ekipleri Misafirleri Nasıl İnceliyor?

Otelcilik duayeni ve Otelleri Kullanma Kılavuzu – Otel Faresi 2 kitabının yazarı Emir Hepoğlu, modern ve aydınlık bir otel lobisinde koyu renk takımı ve gözlükleriyle otururken, iyi misafir olmanın sırlarını ve ilk izlenimin otellerdeki kritik rolünü tartışmaya hazır görünüyor.
Emir Hepoğlu

Kitaplarınızda açık büfede bazı davranışların fark edildiğinden söz ediyorsunuz. Bir otelci gözüyle açık büfe, insan karakterini okumak için küçük bir sosyal deney alanı mı?

Evet, bizi büfede izleyen birilerinin olduğu doğru. Ana restorana girildiğinde F&B çalışanları otele ilk kez mi geliyorsunuz, açık büfeyle ilişkiniz ne, yoksa mevzuya hâkim bir açık büfe profesyoneli misiniz hemen anlarlar. Açık büfe bir bolluk, bereket gösterisi değil, tercih testidir. Tüketim çılgınlığının esiri olmadan bu detayı bilmek, tüm tatilin tadını değiştirebilir.

Açık büfe bir bolluk, bereket gösterisi değil, tercih testidir.

Tabakları üst üste mi doldurdunuz, özel hayatınızda para verip de almayacağınız şeyleri yemeye mi yeltendiniz, ilk kez gördüğünüz kabuklu deniz hayvanına “Bu ne böyle be!” diye mi baktınız? Hepsi ve daha fazlası o F&B ekibi tarafından itinayla fark edilir, kayıtlara alınır. Ama öte yandan sakin, ölçülü, ne aldığını ne yiyeceğini bilen, hatta diyetine dikkat eden misafir de fark edilir. Ve genelde de daha iyi hizmet görür. Unutmayın çalışanların gözlem yetenekleri zamanla müthiş bir şekilde gelişir ve bu bir kategori belirleme mevzusuna dönüşür.

Bundan 15 yıl önce otelciler arasında anket yapıp açık büfe alışkanlıkları ve hangi milletlerin açık büfede daha göze battığını sorsaydık bizimki dahil birkaç ülke ismi ancak geçerdi. Şimdi ise her şey dahil sistemi 40. yılına yaklaşırken ülkemize gelen tüm milletlerin açık büfe genelinde benzer davranışlar sergilediğine şahit oluyoruz. “Tüketim çılgınlığı bulaşıcıdır.”

Elbette bir de olayın ziyan ve günah boyutu var! Herkese yetecek yemek ve içki var ve hem de neredeyse her saat; coşmanın, kendini büfede kaybetmenin manası yok.

Otelde Yaşanan Bir Sorun Nasıl Çözülür? (Etkili Şikâyet Yönetimi)

Bir otelde şikâyetimiz olduğunda çoğumuz sesimizi yükseltmenin işleri hızlandıracağını düşünüyoruz. Oysa siz bunun tam tersini söylüyorsunuz. Bir misafir şikâyetini nasıl dile getirirse sonuç alır?

Çok basit; otel bir güç gösterme ya da görevliyi aşağılama alanı değildir. Aslında çözüm yaratma alanıdır. Ses yükseldikçe, çözüme ulaşma ihtimaliniz düşer. Örneğin resepsiyondan sizin için önemli ve belki de acil bir talebiniz var, fakat oradaki çalışan sadece sizi değil, sırada bekleyen diğer konukları da düşünmek zorunda. Sakin, net ve kısa cümleler her zaman sizi en hızlı sonuca götürür. En mantıklı ve makul yöntem bu. Hemen her resepsiyonist bas bas bağıranın değil, anlaşılabilir ve makul olanın sorununu öncelikli çözer. Eğer bağırdığınız için işiniz hızlı çözülüyorsa bu bir an önce oradan uzaklaşmanızı istedikleri içindir, talebinize saygı duydukları ya da size sempati duydukları için değil. Zaten otelde ses yükselterek işinizin hızlı çözülebileceğini düşünüyorsanız, demek ki sosyal hayatınızda da, misal bir bankada da, aynı tavrı gösteriyorsunuzdur.

Bir zamanlar başka hayatlara ev sahipliği yapan odalarda uyanmak, ahşap merdivenlerden geçmişin izinde inmek ve kahvenizi eski bir avluda yudumlamak için Türkiye’nin tarihi konak otellerini keşfedin.

Bir dönem bilhassa İngiliz misafirler yoğunlukla Muğla civarındaki otellerde her şikâyet ettiklerinde bedava masaj, her ses yükselttiklerinde room upgrade, oteli kötü anket doldurmakla her tehdit ettiklerinde ise meyve ve şarap hediyesi ile ödüllendiriliyorlardı. Bu yoğun ve kitlesel bir suistimale dönüşünce işler çirkinleşti ve ihtilaflı davalar Londra mahkemelerinde görüşülmeye başlandı. Zamanla ciddi tecrübe edinen Türk turizmcisi, bu ve benzeri durumların yaşanmaması için tedbirlerini almaya başladılar. Zaman zaman şansını denemeye kalkan Britonlar şimdilerde duvara çarpmış gibi oluyorlar.

Nezaket, kibarlık, samimiyet her zaman için sizi çözüme götürür, suistimal söz konusu değildir.

İdeal Bir Oda Nasıl Seçilmeli: Manzara mı, Sessizlik mi?

“En pahalı oda, en iyi oda değildir” fikrinden hareketle; siz bugün kendi paranızla bir otelde konaklayacak olsanız oda seçerken neye bakarsınız? Manzarayı mı, konumu mu, katı mı, sessizliği mi seçersiniz?

İş seyahati haricinde otelde konaklamam gerektiği takdirde tercihim butik oteller oluyor. Mesleğim gereği ise tüm yıl boyunca birçok büyük ölçekli otelde kalıyorum.

Sakin, net ve kısa cümleler her zaman için sizi en hızlı sonuca götürür.

Butik otel yeni deneyimler yaşamaya daha açık bence, bilhassa otelin bulunduğu bölge keşfedilmeyi hak ediyorsa. Bu bağlamda manzaranın önemi kalmıyor. Sessiz, temiz ve konforlu bir oda kâfi. Resort otelde kara tarafı ve bahçeye bakan oda tercih ediyorum. Daha sessiz oluyor, sabahları kuş sesleri ile uyanma şansınız yüksek, çocuklu aileler bu bölgedeki odaları daha az tercih ediyor. Hayatım boyunca muhteşem manzaralarda uyanmış olmamdan dolayı olsagerek, artık daha azı ama bence daha keyiflisiyle mutlu oluyorum.

Emir Hepoğlu, otelcilik deneyimlerini paylaşan bir yazar olarak, iyi misafir olmanın inceliklerini ve ilk izlenimin önemini vurgulayan içeriğe uygun bir şekilde şık takım elbisesiyle kameraya bakarken düşünceli ve profesyonel bir duruş sergiliyor.

Kitapta farklı misafir türlerini anlattığınız bölümler var. Siz kendinizi hangi konuk tipine yakın görüyorsunuz? Sizce otel çalışanları sizi nasıl tanımlardı?

Kitabımda biraz da kendimi yazmış olabilirim. İlk kez gittiğim bir otelde hemen hemen her çalışanla iletişim kurmaya çalışırım. Bu biraz da mesleki deformasyon olsa gerek. Sohbet eder ve otellerini ne şekilde temsil ettiklerini görmeye çalışırım. Kendimce puanlama yapar, dostlarıma önerip önermeyeceğimi değerlendiririm. Beklediğim gibi çıkarsa mutlu olur, değilse çok üzülürüm. Eğer tesiste tanınıyorsam bana biraz daha temkinli yaklaşılır ve çok özel olduğunu düşündükleri konulara da pek girmezler.

Olmasını istediğim ideal misafir tiplemesine yakınım aslında. Doğrusunun bu olduğunu düşündüğüm davranış şeklini esas alır ve bu şekilde iletişim kurarım tüm ekiple. Otel çalışanları tekrar gelmem konusunda samimi şekilde ısrarcıdır, sevdikleri misafir profili olduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. Aslına bakarsanız tüm turizm sektöründe ve elbette otellerde sevenim daha çok, sevmeyenim ise azdır. “İdeal Repeat Guest benim” desem yeri.

Kitapta ünlü konuklarla ilgili hikâyeler de anlatıyorsunuz. İsim vermeden soralım: Bir ünlünün oteldeki davranışıyla ilgili sizi şaşırtan ya da “Beklediğimden farklı biriymiş” dedirten bir anınız oldu mu?

Elbette oldu, hem de birçok kez. Şarkılarıyla büyüdüğüm, sevgililerim için eserlerinden karışık kaset yaptığım, tanışmak için can attığım büyük sanatçı bir vesile ile beni işten attırmaya çalıştı. Bir diğer büyük ses, bir hanımefendi, henüz ben stajyerken otel içerisinde kendisine yardımcı olduğum için bahşiş yerine peçeteye sardığı bir kurabiyeyi sıkıştırdı avucuma; uzun yıllar sonra kendisinin ne kadar eli sıkı (cimri) olduğuna istinaden haberler okudum. Bir diğerinde çok sevdiğim sinema sanatçısı hanımefendi gömleğimin yakasına bir öpücük kondurarak beni onurlandırdı, o gömlek hâlâ o günkü gibi duruyor, hiç yıkamadım.

Bağların arasında uzayan sofralar, gün batımına eşlik eden bir kadeh şarap ve ertesi sabaha yetişecek hiçbir planın olmadığı bir kaçamak için rotanızı Türkiye’nin en keyifli bağ otellerine çevirin.

Şöhret tuhaf bir olgu, kimisine çok iyi geliyor, kimisini ise ciddi şekilde hasta ediyor. “Beklediğimden çok farklıymış” deyişini her iki anlamda da kullanabilirim. Beklediğim gibiymiş, hatta daha fazlası ya da tam tersi. Ne yazık ki bazı büyük gördüğünüz insanlara yaklaştıkça göründüklerinden daha küçük olduklarına şahit oluyorsunuz. Çok üzücü ama hayat böyle.

Okurlardan gelen sizi en çok şaşırtan tepki ne oldu? Bir okur, kendi otel alışkanlığını sorgulamasına neden olan bir şey söyledi mi?

Beni en çok şaşırtan ve güldüren, hatta çok hoşuma giden şey kitabı benim sesimden okuduklarını söylemeleri. Sanırım bunu düzenli kaydettiğim podcast’lere borçluyum. Bunun haricinde bir değil birkaç farklı yorum aldım. Bunların başında check-out esnasında odayı neden temiz bırakmamız gerektiği, açık büfe çıkmazı ve bellboy bahşiş denklemi geliyordu. Hepsi de kendilerini sorguladıkları şeylerdi ve bundan sonra ne yapacaklarını düşünüyorlardı. Yeni bir akım yaratmış olabilirim.

Otellerin Perde Arkası: Kapalı Kapıların Ardında Neler Yaşanıyor?

Otelcilik dünyasının deneyimli ismi Emir Hepoğlu, otellerdeki ilk izlenimin ve iyi misafir olmanın yazılı olmayan kuralları üzerine sohbet ederken, profesyonel bir ortamda oturmuş, samimi ve nazik bir gülümsemeyle doğrudan objektife bakıyor.
Emir Hepoğlu

Biraz da otellerin perde arkasına geçelim. Misafirlerin romantik ya da kusursuz sandığı ama bir otelcinin gördüğünde bambaşka düşündüğü şeyler var mı? “Bir bilseniz arka tarafta neler oluyor…” dediğiniz bir otel klasiği?

Alakart restoranda çok iyi hizmet eden bir garsonu düşünün. Bakımlı, iyi görünümlü, kibar, hitabeti harika ve muhteşem bir akşam geçiriyorsunuz onun sayesinde. Kısır tartar, artizan peynir tabağı, dana dil istiyor ve yanında da bir şişe kırmızı Şili şarabı sipariş ediyorsunuz. Ve bu saydıklarımın hepsini eksiksiz size hikayesi ile anlatıyor bu güzel insan. Gece sona eriyor, memnun kaldığınız için doğal olarak çok tatminkâr bir bahşiş bırakıyorsunuz kendisine, o da mutlu, siz de.

Buraya kadar her şey yolunda ancak arka tarafta bambaşka şeyler söz konusu. Emin olun o garson masanıza getirdiği bazı şeyleri tatmamış olabilir. Senenin başında menüler belirlenirken yapılan tadımda bir parça almışsa ne mutlu; onun haricinde keyifle anlattığı tabakların çoğundan bihaber olma ihtimali var. Biraz önce salondaki şık ve kibar beyefendi mesaisi bitince üzerini değiştirir ve scooter’ı ile evine doğru yola çıkar; bir sonraki akşama hazır olması için iyice dinlenmesi gerekir. Şimdi kendi muhitindeki sıradan vatandaş olma zamanıdır.

Bu hayatta otelciler olarak iki ayrı sahnede rol alıyoruz. Biri ailemiz ve sevdiklerimizle tüm bir ömür boyunca yaşayacaklarımızın senaryosu dahilinde aldığımız rol, diğeri ise otele gelip üniformayı giydikten sonra girdiğimiz özel karakter. İşte o nedenle personel tarafından misafir alanına çıkarken duvarlarda ya da kapıda “Sahneye çıkmaya hazır mısın?” afişleri vardır.

37 yılın ardından hâlâ sizi şaşırtabilecek bir otel misafiri kaldı mı? “Artık her şeyi gördüm” dediğiniz anda yaşayıp fikrinizi değiştiren, bugün bile anlatırken güldüğünüz ya da şaşırdığınız bir hikâye var mı?

Çok şey gördüm, çok şey de yaşadım. Bazen olayların ortasındaydım, bazen de kıyısında, köşesinde. Enteresan, komik, dramatik hatta korkunç şeylere tanık oldum. 13 bölüm polisiye dizi çıkartacak kadar entrikası bol hikâyelere sahibim. Ama hiçbiri 111 Ahmet ve annesi kadar beni etkilememiştir. Ahmet bey ve annesi hatırladığım kadarıyla yaklaşık 10 yıl bir otel odasında yaşadılar, 111 numaralı oda. Perdelerin ardına kadar kapalı olduğu, neredeyse hiç güneş ışığının girmediği, yemeklerin room service tarafından servis edildiği uzun vadeli bir konaklama.

Bu hayatta otelciler olarak iki ayrı sahnede rol alıyoruz.

Ben de dahil olmak üzere neredeyse tüm personel sırayla Ahmet Bey ve annesine kahve içmeye hatta akşam oturmasına gider, sohbet ederdik. Ahmet Bey çok sigara içerdi, bu nedenle balkon kapısı yaz kış açıktı. Hanımefendi ise odayı kendi evine benzetmişti, televizyonun üzerinde üçgen dantel örtü, her daim taze çiçeklerle dolu vazolar, süs eşyaları ve tablolar. Odadan çok önemli bir ihtiyaçları olmadığı takdirde çıkmazlardı. İlaçları, doktorları ve hatta masörler bile odalarına giderdi. 111 Ahmet ve annesi hakkında çok şey konuşuldu, çok dedikoduları yapıldı ama gerçeği hiçbirimiz öğrenemedik. Çok zengin oldukları, sattıkları arsa ve dairelerle otellerde konakladıkları, ciddi psikolojik sorunları olduğu vesaire… O dönem birlikte mesai yaptığım tüm dostlarım onları güzel şekilde anarlar. Çok enteresan ancak bir o kadar da kibar ve hoşsohbet insanlardı.

Emir Hepoğlu, 37 yılı aşkın otelcilik deneyimini kaleme aldığı Otelleri Kullanma Kılavuzu - Otel Faresi 2 kitabıyla birlikte, röportaj esnasında düşünceli bir ifadeyle masada otururken, otelde iyi bir misafir olmanın incelikleri ve ilk izlenimlerin önemi üzerine konuşuyor.

Bugün bir otele check-in yaptığınızda, yılların otelcisi ve yazarı Emir Hepoğlu mu konuşur, yoksa sadece dinlenmek isteyen sıradan bir misafir olmayı başarabilir misiniz?

Hiç şüphesiz Emir Hepoğlu konuşur. Bu meslek hiç çıkaramayacağınız bir giysi gibi, onsuz yaşamanızın imkânı yok. Davranışlarınız profesyonel bakış açısıyla şekillenir. Kusur aramasanız bile bir şeyler mutlaka gözünüze batar. Sıradan misafir olarak tatile çıkmayı ve bunu başarmayı çok isterdim ama sanırım bu imkânsız.

Bu kez oda seçerken manzaradan önce sıcaklığı sormak isteyebilirsiniz; kar ve buzun mimariye dönüştüğü, geceyi geçirmenin bile başlı başına bir macera olduğu dünyanın en etkileyici buz otellerini keşfedin.

Otelcilik sektörüne yeni başlayan gençlere ilk gününde söyleyeceğiniz tek cümle ne olurdu?

Bu işi meslek edinmek ve uzun yıllar sürdürmek istiyorsan bir ve eğer mümkünse iki yabancı dil öğren, mutlaka yurt dışı tecrübesi edin, mümkünse farklı otel tipleri ve farklı destinasyonlarda çalış, okulda öğrendiklerini unut, otele ve sana öğreteceklerine konsantre ol, terfi isteyeceğin zamanı doğru seç, olgunlaşmadan öyleymiş gibi davranma, yılma, kazanan sen olursun.

Bir Otelcinin Gözünden Kusursuz Konaklama Kriterleri

Son olarak size küçük bir “Emir Hepoğlu usulü otel testi” yapalım: Kusursuz yatak, şahane kahvaltı, çok iyi servis, etkileyici manzara ve iyi bir bar… Bir otelde yalnızca üçünü tutup ikisinden vazgeçmeniz gerekse hangilerini seçerdiniz?

Etkileyici manzara ve iyi bir bardan feragat edebilirim, ama kusursuz yatak benim için elzem. Şahane olmasa bile iyi bir kahvaltı hiç fena olmaz, servis de iyi olursa değmeyin keyfime.

Gülce Fidan
Gülce Fidan Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için