white banner

Tarihe Misafir Olmak: Türkiye’nin En Güzel Konak Otelleri

•
29.08.2026
Tarihe Misafir Olmak: Türkiye’nin En Güzel Konak Otelleri

Yazı Boyutu:

Benzersiz bir deneyim arayanlar için, Türkiye’nin günümüzde otel olarak hizmet veren tarihi konaklarını sizler için listeledik.

Hazırlayan: Destan Harmancı

Anadolu’da köklü ve önde gelen ailelerin hayatlarını geçirdikleri tarihi konakların birçoğu şimdilerde otel olarak hizmet veriyor. Yeni nesil ev sahiplerinin çabaları, geçmişe saygılı mimarlar ve yerel zanaatkârların el işçiliği ile bugüne taşınan konaklar, misafirlerine konaklamadan çok öte, sadece o topraklarda yaşanabilecek bir deneyim sunuyor. Bu yapıların her biri “otel müşterisi” değil, eskiden bir ailenin yaşadığı konağın misafiri olma hissini veriyor. Zengin ahşap işçiliğinden süslü tavanlara, geniş avlulara, taş kemerlere ve asırlık bahçelere kadar birçok sürprizi de içinde barındıran konakları sizin için derledik.

Hagia Sofia Mansions İstanbul, İstanbul

Akşam karanlığında, geleneksel ahşap bir evin önündeki şık açık hava teras restoranında, masa düzenlemeleri ve ısıtıcı lambalarla donatılmış zeminde, arka planda Ayasofya'nın kubbesi ve zarif minaresi göz alıcı bir şekilde aydınlatılmış.
Kırmızı ve beyaz ikat desenli perdeler, yatak başlığı ve etekliği ile uyumlu, koyu ahşap oymalı mobilyalar, desenli asma lambalar ve zengin kırmızı halı içeren bu lüks oda, konforlu bir konaklama için geleneksel Türk ve Osmanlı estetiğini modern bir televizyon ile harmanlıyor.
Hagia Sophia bölgesindeki bir otelin zengin mavi ve turkuaz tonlarıyla dekore edilmiş, oymalı duvar detayları ve geniş pencerelerle aydınlanan, şık desenli sandalyelere sahip masaların bulunduğu açık büfe restoranı, çeşitli lezzetlerle dolu tezgahıyla dikkat çekiyor.

Hagia Sofia Mansions İstanbul’da, Topkapı Sarayı’ndan Ayasofya’ya, Yerebatan Sarnıcı’ndan Gülhane Parkı’na birbirinden önemli yapılarla çevrili olan Soğukçeşme Sokağı’nda yer alıyor. Bu sokaktaki evler, III. Selim döneminde yapılmış. Tarih içinde Saray ve Ayasofya görevlileri, seçkin Rum ve Müslüman Ailelerin yaşadığı bu sokak, 1980’li yıllarda Türkiye Turing ve Otomobil Kurumu öncülüğünde, zamanın genel müdürü ve İstanbul’un kültür mirasının korunmasında büyük çabaları olan Çelik Gülersoy’un yürüttüğü çalışmalarla yeniden ayağa kaldırılmış. Yaseminli Ev, Mor Salkımlı Ev ve Hanımeli Ev gibi isimler taşıyan yapılar, eski İstanbul’un ahşap konut kültürünü yaşatıyor. Otel, Hilton’un Curio Collection markası altında hizmet veriyor. Toplam 78 odası bulunan otelin spa bölümünde Türk hamamı ve yaklaşık 1500 yıllık bir sarnıcın içinde oluşturulan dinlenme alanı yer alıyor. Sabahları Green House Garden Restaurant’ta açık büfe kahvaltı servis ediliyor.

Hotel Tashkonak, İstanbul

Taşkonak Otel'in geleneksel Türk misafirperverliğini yansıtan, kadife kanepeler, ahşap mobilyalar, desenli duvar kağıtları ve antika detaylarla zenginleştirilmiş, geniş ve otantik bir ortak alanı.
Hotel Tashkonak'ın misafirperverliğini yansıtan, altın rengi desenli çift kişilik yatakta beyaz havlulardan oluşturulmuş kalp şekli ve pencereden süzülen ışıkla aydınlanan, ahşap zeminli, İstanbul manzaralı tabloyla dekore edilmiş konforlu bir otel odası.
Tarihe Misafir Olmak: Türkiye’nin En Güzel Konak Otelleri

Yine Sultanahmet’in her sokağında ayrı bir renk ve tarih barındıran sokaklarından birinde yer alan Hotel Tashkonak, 19. yüzyıldan kalma iki eski Osmanlı evinin bir araya getirilip, restore edilmesiyle ortaya çıkmış bir otel. Eski İstanbul evleri mimarisinin birçok izinin görüldüğü otel, ahşap ayrıntıları ve küçük avlusu ile bulunduğu bölgenin atmosferini de çok güzel bir şekilde konaklayanlara yansıtıyor. Toplam 33 odası bulunan otelde standart odaların yanı sıra deniz manzaralı süitler ve aile odaları da yer alıyor. Konaklama ücretine dahil olan açık büfe kahvaltı, her sabah otelin kapalı bahçe restoranında servis ediliyor. Hotel Tashkonak, büyük ve gösterişli bir konak otel değil ama eski bir İstanbul evi sıcaklığını yaşamak isteyenler için çok samimi bir alternatif…

OGGUSTO Notu: İstanbul seyahatinde Sultanahmet’teki bu iki konaktan birinde kalmak isteyenler, müzeler ve sarayları gezmekten arta kalan zamanlarında özellikle Tarihi Sultanahmet Köftecisi Selim Usta’da mutlaka köfte ve piyaz yemeli…

Kaf Konak, Bartın

Kaf Konak'ın geleneksel ahşap binasının önünde, içindeki misafirleriyle modern camlı bir kış bahçesi ve akşamüstü ışıklandırılmış yemyeşil peyzajlı bahçe yolu huzurlu bir atmosfer sunuyor.
Bir konak odasında, ahşap yatak takımı, desenli yatak örtüsü ve iki yastıkla donatılmış geniş yatak, zarif komodin lambalarıyla aydınlanan pencerelerin önünde yer alırken, sağda detaylı şehir manzarası çizimi olan cam kapılı dolap ve solda rahat bir tekli koltuk göze çarpıyor.
Sol tarafta ahşap işlemeli kapılar ve ortada bir geçit bulunan, ahşap zeminli, güneş ışığı alan bir odada, duvara dayalı koyu renkli bir çalışma masası ve iki sandalyenin önünde iki abajur duruyor; sağ tarafta ise kemerli büyük pencerelerin önünde, ışıkla dolup taşan bir atmosferde, iki bej koltuk ve küçük yuvarlak bir sehpa, Kaf Konak'ın sıcak ve otantik ortamını vurguluyor.

Bartın kent merkezinde bulunan Kaf Konak’ın geçmişi, 20. yüzyılın başlarına uzanıyor. Asıl adı Settarlar Konağı olan yapı, Settar Altınay tarafından Karadenizli ahşap ustalarına yaptırılmış. Aile içinde kuşaktan kuşağa aktarılan konağa Rukiye Altınay, 1932 yılında gelin olarak gelmiş; üç çocuğunu burada dünyaya getirmiş ve 2000 yılındaki vefatına kadar konakta yaşamış. Konak, geleneksel mimari özellikleri korunarak gerçekleştirilen restorasyon sonucunda butik otel olarak hizmet vermeye başlamış. Altı odalı konakta ahşap tavanlar, merdivenler ve geleneksel mimari ayrıntılar vintage mobilyalarla tamamlanıyor. Konağın bahçesindeki restoran ise aile büyükleri Rukiye Hanım’ın anısına Rukiye Restaurant adını taşıyor ve onun sofrasından esinlenen yöresel lezzetleri öne çıkarıyor. Bartın ve Amasra’yı bugüne kadar görmemiş olanlar ya da bölgeyi yeniden ziyaret etmek isteyenler için güzel bir seçenek sunuyor.

Hünnap Han, Çanakkale

Hunnap Han'ın beyaz sıvalı dış cephesi, kahverengi ahşap pencereleri ve kırmızı kiremit çatısıyla öne çıktığı, etrafını saran yemyeşil ağaçlar ve diğer geleneksel Türk mimarisi örnekleriyle çevrili tarihi bir mahalle manzarası.
Hunnap Han'ın taş dokulu binasının önünde, yemyeşil ağaçların ve bitkilerin çevrelediği açık havuz alanı; turkuaz renkli berrak suya sahip havuzun kenarında dizilmiş ahşap şezlonglar, küçük masalar ve iki adet pembe plaj şemsiyesiyle davetkar bir dinlenme köşesi sunuyor.
Mavi gökyüzü altında, yemyeşil sarmaşıklarla kaplı taş cepheli geleneksel Hunnap Han butik otelinin önünde, dinlenmek için şezlonglar ve beyaz şemsiyelerle çevrili, pırıl pırıl berrak mavi bir yüzme havuzu ile yemyeşil palmiye ve diğer ağaçların kuşattığı huzurlu bir bahçe manzarası.

Hünnap Han, Kaz Dağları’nın eteklerindeki Adatepe Köyü’nde bulunuyor. Yaklaşık 300 yıl bir taş konakta hizmet veren otel, Türk ve Rum kültürlerinin izlerini taşımanın yanı sıra, Adatepe’nin geleneksel mimarisini de yansıtıyor. 1997 yılında restore edilerek butik otel olarak hizmet vermeye başlayan Hünnap Han adını, tahmin edebileceğiniz gibi bahçesindeki yaklaşık iki asırlık hünnap ağacından almış. Hünnap Han’ın Konak, Palmiye, Mavi Ev ve Kırmızı Ev bölümlerine yayılan toplam 27 konaklama birimi bulunuyor. Tesisin konak bölümünde farklı büyüklükteki dokuz oda ve bir süit yer alırken Palmiye bölümündeki açık yüzme havuzu yaz aylarında hizmet veriyor. Kaz Dağları’nın doğasını, Adatepe’nin taş sokaklarını ve Kuzey Ege’nin sakin atmosferini bir arada yaşamak isteyenler için…

La Petra Hotel, İzmir

Mavi denizde sıralanmış teknelerin önünde, geleneksel taş mimarili La Petra Hotel ve çevresindeki restoranların kırmızı kiremitli çatılarıyla öne çıktığı, yeşil tepelerle çevrili şirin bir Ege kıyı kasabasının hareketli limanı.
Oymalı koyu ahşap karyola ve komodinlerin eşlik ettiği şık bir otel odasında, sol duvarda doğal taş dokusu dikkat çekerken, pencereden süzülen ışık bej tonlarındaki kalın perdelerle yumuşatılıyor; odanın ortasında kahverengi kapitone yorgan örtülü, beyaz yastıklı büyük bir yatak yer alıyor.
Akşamüstü çekilmiş bu fotoğrafta, dış cephesi taş işçiliğiyle bezeli, sıcak sarı ışıklarla aydınlatılmış ve üst katındaki demir balkon ile alt kattaki cam cephesi kırmızı begonvillerle süslenmiş iki katlı şık bir bina görülüyor; zemin katta içeride masaların ve La Petra Coffee tabelasının seçilebildiği modern bir kafe yer alıyor.

La Petra Hotel binası 1870 yılında tüccar bir aile için inşa edilen tarihi bir yapı… Yeni Foça Limanı’nda bulunan otel binasının zemin katının ilk dönemlerde ahır, üst katının ise konut olarak kullanıldığı biliniyor. Yapı zaman içerisinde kuyumcu, fırın, gazino, kışla ve otel gibi farklı işlevler üstlenmiş. Hem Türk hem de Yunan ordusu tarafından kışla olarak kullanıldığı belirtilen bina, tarihi ve mimari özellikleri nedeniyle 1990 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı tarafından taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiş. 2013 yılından bu yana otel olarak hizmet veren La Petra, denize bakan konumu, taş duvarları ve geçmişten kalan mimari ayrıntılarıyla Yeni Foça’nın tarihi atmosferini yansıtan adreslerden biri. La Petra, 25’i aşkın konaklama birimiyle hizmet veriyor. Konaklama ücretine kahvaltı da dahil.

Şirince Taş Konak, İzmir

Beyaz cephesi, kahverengi ahşap pencereleri ve açık panjurları olan, üzerinde Şirince Taş Konak Butik Otel yazan, yokuş yukarı uzanan toprak ve otlu bir yoldan çekilmiş üç katlı geleneksel konak, masmavi bir gökyüzünün altında duruyor.
Taş duvarlar ve ahşap detaylarla bezeli geleneksel bir Taş Konak odasında, kırmızı-gri desenli nevresimli çift kişilik yatak üzerinde katlanmış havlular dururken, yatağın başucundaki kemerli nişte kırmızı şarap şişesi ve kadehlerle birlikte bir duvar resmi göze çarpıyor, odaya otantik kilimler ve antika fenerli komodin sıcak bir hava katıyor.
Geniş bir Taş Konak serpme kahvaltı masasında, sahanda sucuklu yumurta, zeytin çeşitleri, peynirler, rengarenk ev yapımı reçeller, salata ve taze ekmeklerle dolu tabaklar, geleneksel çay bardakları ve işlemeli kahve takımlarıyla birlikte, taş dokulu, yarı açık ve bitkilerle çevrili otantik bir mekan atmosferinde iştah açıcı bir görünüm sunuyor.

Şirince Taş Konak, Şirince’nin taş sokakları ve geleneksel evleri arasında bulunan, aslına uygun biçimde restore edilmiş eski Rum evlerinden… Taş ve ahşabın birlikte kullanıldığı 7 oda, köyün geleneksel mimari karakterini koruyacak biçimde düzenlenmiş. Bahçesi, havuzu ve Şirince manzarasıyla doğanın içinde sakin bir konaklama deneyimi sunan tesis, Efes Antik Kenti ve Selçuk çevresini keşfetmek isteyenler için de elverişli bir konuma sahip. Konaklama ücretine dahil olan serpme köy kahvaltısı, havanın uygun olduğu günlerde bahçede servis ediliyor.

Güllü Konakları, İzmir

Yemyeşil bir yamaca kurulmuş Güllü Konakları'nın karakteristik beyaz evleri, kiremit çatılı yapıları ve ziyaretçilere huzur dolu anlar yaşatan teraslı bahçelerindeki şık oturma alanları kuşbakışı çekilmiş bu fotoğrafta doğal güzellikleriyle öne çıkıyor.
Güllü Konakları'nın zarif tarzını yansıtan bu geniş yatak odasında, mor desenli yastıklarla donatılmış konforlu bir yatak, tavan vantilatörü, şömine, klima ve pembe güller tablosuyla sıcak bir ortam sunuluyor.
Ayasofya çevresindeki lüks bir restoranın zarif iç mekanında, canlı turkuaz ve mavi tonlarının hakim olduğu bir atmosferde, desenli mavi sandalyelerin eşlik ettiği düzenli masalar ve taze yiyeceklerle dolu göz alıcı bir açık büfe dikkat çekiyor.

Şirince’nin tarihi dokusu içinde bulunan Güllü Konakları, Birinci Dünya Savaşı öncesine tarihlendirilen ve yüzyılı aşkın geçmişe sahip olduğu belirtilen eski bir Rum konağında hizmet veriyor. Kesin yapım tarihi ve ilk sahibi bilinmeyen yapı, Şirince’nin Rum nüfusunun yoğun olduğu dönemin geleneksel konut mimarisinden izler taşıyor. Taş ve ahşap ayrıntıları korunarak restore edilen konak, günümüzde farklı yapılara yayılan butik bir konaklama tesisi olarak değerlendiriliyor. Geleneksel taş ve ahşap mimarisini koruyan konak odalarının her biri farklı bir gül çeşidinin adını taşıyor. Antika mobilyalar, taş duvarlar ve ahşap ayrıntılarla şekillenen odalar, konağın geçmişten gelen atmosferini yansıtıyor. Gül bahçesi, zeytin ağaçları ve bölgenin mevsimsel ürünlerine odaklanan restoranıyla Güllü Konakları, Şirince’nin merkezinde sakin ve zarif bir konaklama deneyimi sunuyor.

Heritage Homes Mehmet Ali Ağa Konağı, Muğla

Avlulu, kemerli geçitleri ve ahşap detaylarla süslenmiş balkonları olan, taş ve sıva karışımı duvarlara sahip, iki katlı, geleneksel Türk mimarisini yansıtan bu tarihi yapı, yemyeşil bitkilerle çevrili huzurlu bir atmosfer sunuyor.
Geniş, ahşap zeminli ve duvarları detaylı oymalı ahşap panellerle kaplı bu tarihi yatak odasında, zarif pirinç başlıklı bir yatak odanın sağında, desenli kumaş döşemeli oymalı ahşap bir koltuk sol tarafta yer alırken, ortada mavi panelli aynasıyla dikkat çeken eski bir tuvalet masası ve küçük ahşap sandalye odanın geleneksel atmosferini tamamlamaktadır.
Geleneksel Türk mimarisinin zenginliğini sergileyen bu görkemli odada, geometrik desenlerle süslü ahşap tavan, çiçek ve manzara motifli duvar freskleri, zarif kemerler, pencereleri örten beyaz tüller ve etrafı minderlerle donatılmış sedirler dikkat çekerek kültürel mirasın derinliğini vurguluyor.

Datça’nın Reşadiye Mahallesi’nde bulunan ve yöre halkı tarafından “Kocaev” olarak adlandırılan Mehmet Ali Ağa Konağı, 19. yüzyılın başlarından günümüze ulaşan önemli bir kültür mirası. Tuhfezade Mehmet Ali Ağa’nın babası tarafından yaptırılan konak, en görkemli dönemini Rodos’ta yerel yönetici olarak da görev yapan Mehmet Ali Ağa’nın burada yaşadığı yıllarda geçirmiş. Tuhfezade Ailesi’nin son üyelerinin ardından 1950’li yıllarda el değiştiren yapı; tütün deposu, sinema, okul ve düğün salonu gibi farklı amaçlarla kullanılmış. Bu süreçte bazı bölümleri çöken konak, Pir Ailesi tarafından 2002 yılında neredeyse harabe durumdayken satın alınmış. Taş, ahşap ve kalem işi konusunda uzman isimlerle çok sayıda ustanın görev aldığı yaklaşık iki buçuk yıllık restorasyon, 2004 yılının sonunda tamamlanmış. Kalem işi süslemeleri, ahşap tavanları, taş kemerli revakı, külahlı ocakları ve küçük kubbeli Türk hamamıyla yaşayan bir müze atmosferine sahip olan konak; geniş bir bahçe içinde yer alıyor. Günümüzde Heritage Homes Mehmet Ali Ağa Konağı adıyla hizmet veren tesiste toplam 18 oda bulunuyor. Konaklama ücretine açık büfe kahvaltı da dahil.

Yeniçeri Ahmet Ağa Konağı, Antalya

Yeniceri Ahmet Aga'nın adıyla anılan bu tarihi evin yemyeşil bahçesinde, dağ manzarasına karşı konumlanmış iki ahşap şezlong ve beyaz bir şemsiyeyle çevrili taş duvar önünde açan pembe ortancalı çalılıklar dikkat çekiyor, binanın kendine özgü taş dokusu ve ahşap kafesli pencereleri geçmişin izlerini taşıyor.
Geleneksel bir Türk odasında, ahşap tavanlı ve beyaz duvarlı geniş bir iç mekanda, ortada desenli bir halı üzerinde kitaplar ve dekoratif objelerle dolu oval bir sehpa, sağda kırmızı çizgili ve oymalı ahşap bir divan, solunda yanık ahşap şömine ile iki büyük bronz şamdan, duvarlarda ise geleneksel motifli süslemeler ve bakır eşyalarla dolu raflarla Yeniçeri Ahmet Ağa'nın konağının otantik atmosferi vurgulanıyor.
Yeşil çimler üzerinde kırmızı beyaz kareli piknik örtüsü serili, üzerine özenle yerleştirilmiş yastıklarla çevrili alçak ahşap masada, kruvasan, peynir, zeytin, taze sebzeler, çay ve meyve suyu içeren iştah açıcı bir kahvaltı sofrası, davetkar ve güneşli bir açık hava keyfi sunuyor.

Antalya’nın İbradı ilçesine bağlı Ormana Mahallesi’nde bulunan Yeniçeri Ahmet Ağa Konağı, bölgeye özgü taş ve katran ağacından yapılan “Düğmeli Ev” mimarisinin günümüze ulaşan dikkat çekici örneklerinden biri. Ahşap hatılların taş duvarların arasına geçirilmesiyle oluşturulan bu geleneksel yapılarda, kullanılan ahşap parçaların dışarıda kalan uçları düğmeyi andırdığı için evler “düğmeli” olarak adlandırılıyor. İnşa tarihi kesin olarak bilinmeyen konağın 19. yüzyılın sonlarında yapıldığı kabul ediliyor. Aslına uygun biçimde restore edilen ve ailenin yeni kuşakları tarafından işletilen müze-otelde 11 oda bulunuyor. Konağın bazı bölümleri, geçmişte kullanılan mobilyalar ve gündelik eşyalarla birlikte müze olarak korunuyor. Yöresel kahvaltısı, geleneksel mimarisi ve Ormana’nın sakin atmosferi, burada konaklamayı kültürel bir deneyime dönüştürüyor.

Has Cave Konak, Nevşehir

Akşamın sıcak turuncu ışıklarıyla aydınlatılmış, taş duvarlı ve kemerli bir iç avluda, ferforje korkuluklu merdivenler, ahşap kapılar ve bir yemek masası bulunan atmosferik bir mağara otelinin detayları görülüyor.
Rustik ahşap zemini, oyma yatak başlığı, geleneksel desenli halısı ve aydınlatılmış kemerli nişleri ile sıcak bir atmosfer sunan bu özel mağara oda, modern konforu tarihi dokuyla harmanlayarak eşsiz bir konaklama deneyimi vadediyor.
Karanlık gökyüzünde parlayan ayın ışığı altında, kemerli taş mimarisiyle dikkat çeken, sıcak ve davetkar turuncu ışıklarla aydınlatılmış bir mağara oteli avlusunda, üzerine desenli örtü serilmiş ahşap bir masa, konukları ağırlamak için etrafındaki sandalyelerle birlikte huzurlu bir atmosfer sunuyor.

Has Cave Konak, Ürgüp’ün merkezinde bulunan, 1830’lu yıllardan kaldığı düşünülen tarihi bir Osmanlı konağında hizmet veriyor. Taş ve mağara odaların bir arada bulunduğu tesiste altı mağara oda, iki konak odası ve bir kemerli oda yer alıyor. El yapımı taş ayrıntılar, antika dolaplar ve geleneksel dekorasyon unsurları, Kapadokya’nın bölgesel mimarisini yansıtıyor. Ürgüp manzarasına açılan terası ve merkezi konumu sayesinde bölgenin vadilerini, yer altı şehirlerini ve tarihi yapılarını keşfetmek isteyenler için karakterli bir konaklama deneyimi sunuyor.

Gül Konakları, Nevşehir

Tarihi Gül Konakları'ndan birinin 1864 tarihli, kemerli ahşap kapısı ve demir parmaklıklı pencereleriyle süslü bej renkli girişi, asma yapraklarının gölgelerinin düştüğü duvarları ve canlı kırmızı-pembe çiçeklerle dolu saksılarıyla sıcak bir atmosfer sunuyor.
Gül Konakları'nın kendine özgü mimarisini yansıtan kemerli taş tavanlı ve ahşap zeminli geniş yatak odasında, turuncu desenli örtüsü ve bembeyaz nevresimleriyle konforlu bir yatak, ahşap bir sandık ve banyoya açılan bir kapı bulunuyor.
Gul Konaklari'nın taş duvarlı, loş ışıklı bir odasında, beyaz örtülü dikdörtgen yemek masası, özenle yerleştirilmiş tabaklar ve kadehlerle dört kişilik bir düzen sunarken, masanın etrafında üç ahşap sandalye bulunuyor; sağ duvarda renkli camları ve demir süslemeleri olan büyük bir pencere, sol duvarda ise çerçeveli bir tablo ve kemerli bir niş odaya karakteristik bir hava katıyor.

Gül Konakları, Kapadokya’nın eski adı Sinasos olan Mustafapaşa köyünde bulunuyor. Otel, 1861 yılına tarihlendirilen eski Rum konaklarının aslına uygun biçimde restore edilmesiyle meydana geliyor. Konaklar, varlıklı Rum aileler için bölgenin sarı kesme taşları kullanılarak ve bazı bölümleri kayalara oyularak yapılmış. Yaklaşık 4.000 metrekarelik alana yayılan kompleks, Alt Konak ve Üst Konak olmak üzere iki ana yapıdan oluşuyor. Alt Konak’taki geleneksel tandırın 100 yılı aşkın süredir kullanıldığı belirtiliyor. Taş işçiliği, kemerli geçişleri, avluları ve dönemin mimari özelliklerini taşıyan süslemeleriyle dikkat çeken tesiste 19 oda var. Her odanın farklı büyüklük ve karakter taşıması, yapıların özgün planlarının büyük ölçüde korunmasından kaynaklanıyor. Mustafapaşa’nın sakin köy atmosferi içinde yer alan Gül Konakları; Ürgüp, Göreme ve Kapadokya’nın önemli vadilerini keşfetmek isteyenlere farklı bir deneyim sunuyor.

Mardius Tarihi Konak, Mardin

Karanlık gece gökyüzünde parlayan hilal ayın altında, kemerli pencereleri ve zengin taş işçiliğiyle süslenmiş tarihi bir otelin sıcak ışıklarla aydınlatılmış avlusu ve terasları görülüyor; sağda cam çatılı şık bir restoran, çevresinde beyaz perdeli oturma bölümleri ve arka planda Mardin'in dağa yayılan eşsiz mimarisi ve bir minare yer alıyor.
Mardin'in taş mimarisine uygun tasarlanmış otantik bir Mardius otel odasında, vitraylı pencerenin iki yanında geometrik desenli kemerli panjurların önünde yer alan iki tek kişilik yatak, pirinç tabanlı zarif lambalar ve işlemeli komodinlerle tarihi ve konforlu bir atmosfer sunuyor.
Mardius yazılı zarif ibrikler eşliğinde, taze yeşillikler, meyveler, yöresel baharatlar ve geleneksel ekmeklerle donatılmış zengin bir sofra, uzaktaki ovanın ve şehir siluetinin eşsiz manzarasına nazır kurulmuş.

Mardin’in en eski sivil mimari örneklerinden biri kabul edilen Mardius Tarihi Konak, yaklaşık 700 yıllık geçmişe sahip taş bir yapıda misafirlerini ağırlıyor. Yüzyıllar boyunca farklı kuşaklara ev sahipliği yapan konak, özgün mimari özellikleri korunarak restore edilmiş. Taş işçiliği, kemerli geçişleri, geniş avlusu ve Mezopotamya Ovası’na açılan terasıyla Mardin’in tarihsel kimliğini güçlü biçimde yansıtıyor. Geleneksel biçimde döşenen 11 odasının yanı sıra yöresel Mardin yemeklerinin sunulduğu restoranıyla da öne çıkan Mardius, şehrin kültürünü ve mutfağını birlikte deneyimleme olanağı sağlıyor. Yapının hamamı ise konaklama deneyimini tamamlayan en özel bölümlerinden biri.

Tarihi Selçuklu Konağı, Mardin

Gece gökyüzünün lacivert tonlarında, taş duvarlı ve kemerli pencereleriyle zarifçe aydınlatılmış bu tarihi Selçuklu konağı, avlusundaki masaları ve balkonlardaki bitkileriyle misafirperver bir atmosfer sunuyor.
Odanın ortasında mor renkli, işlemeli yatak takımlarına sahip ferforje yatağın bulunduğu, taş duvarları kemerli nişler ve zarif Selçuklu motifleriyle bezeli, altın detaylı bordo perdeler ve şık avizeyle aydınlatılmış lüks bir Tarihi Selçuklu Konağı yatak odası görülüyor.
Taş duvarlarla çevrili, ortasında fıskiyeli bir çeşme bulunan ve renkli masa sandalyelerle süslenmiş bu tarihi konak avlusu, Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan huzurlu bir dinlenme alanı sunuyor.

Eski Mardin’in taş sokakları arasında yer alan 19. yüzyılda adliye sarayı olarak kullanılan, Tarihi Selçuklu Konağı, geniş avluları, yaz aylarında gölgede oturmak için tasarlanmış eyvanları ve geleneksel Mardin taş işçiliğiyle şehrin karakteristik mimarisini yansıtıyor. Farklı dönemlerde çeşitli amaçlarla kullanılan yapı, gerçekleştirilen restorasyonun ardından yedi odalı bir butik otele dönüştürülmüş. Konaklama ücretine dahil olan kahvaltı, sabah 07.00 ile 12.00 saatleri arasında servis ediliyor. Konağın terasından Mezopotamya Ovası’nın geniş manzarası izlenebiliyor. Taş kemerleri, avlusu ve geleneksel mimari ayrıntılarıyla öne çıkan tesis, Eski Mardin’in mistik atmosferini daha sakin ve özel bir ortamda deneyimlemek isteyenler için dikkat çekici bir seçenek.

Konak Avula Boutique Hotel, Antakya

Beyaz sıvalı duvarları, ahşap kepenkleri ve renkli vitray pencereleriyle geleneksel bir mimariye sahip Konak Avula Butik Otel'in taş avlusunda, etrafı güllerle süslü taş merdivenler ve kırmızı tenteli dış mekan oturma alanı akşamüstü ışığında huzurlu bir görünüm sunuyor.
Tarihi bir konakta yer alan, yüksek tavanlı ve zengin detaylara sahip bir yatak odasında; oymalı ahşap çerçeveli, düğmeli döşemeli başlığa sahip çift kişilik yatak, gösterişli kristal avize, taş kemerli duvar ve ahşap panellerle süslü duvarlar, geometrik desenli yer karoları ve geleneksel bir halı göz kamaştırıyor.
Konak Avula Boutique Hotel'in taş döşeli avlusunda, geleneksel beyaz binaların ahşap detayları ve taş duvarlar sıcak ışıklarla aydınlanırken, demir korkuluklu merdivenleri saran güllü bitkiler ve ön plandaki limon ağacı, bulutlu akşamüstünde samimi bir atmosfer sunuyor.

Antakya’nın Uzun Çarşı bölgesinde bulunan Konak Avula Boutique Hotel, Kuseyri Konağı olarak bilinen 19. yüzyıl sonlarına ait geleneksel bir Antakya evinde hizmet veriyor. Uzun yıllar Reşit Kuseyri’ye ait olan konağın 1890 yılı dolaylarında Ermeni taş ustaları tarafından konut olarak inşa edildiği belirtiliyor. Geleneksel Osmanlı dönemi konut mimarisini yansıtan yapının alt katında taş, avluya ve sokağa doğru çıkma yapan üst katında ise ahşap bağdadi tekniği kullanılmış. Antakya Müze Müdürlüğü tarafından 1982 yılında etnografya müzesine dönüştürülmesi gündeme gelen yapı, sahiplerinin kararıyla konut işlevini korumuş. Pandemi döneminde başlatılan ve yaklaşık üç yıl süren restorasyonun ardından 2022 yılında butik otel olarak hizmet vermeye başlamış. Özgün dokusu korunarak restore edilen tesis; taş duvarları, kemerli geçişleri ve üç ayrı avlusuyla bölgenin geleneksel konut kültürünü günümüze taşıyor. Yaklaşık 1000 metrekarelik alana yayılan otelde toplam 30 oda bulunuyor. Otelde, bölgenin mutfak kültürünü yansıtan yöresel ürünlerin yer aldığı kahvaltı da servis ediliyor.

Lusavor 1755, Gaziantep

Işıltılı sarı duvarlara sahip tarihi bir avluda, gece vakti özenle aydınlatılmış kemerli pencereler, renkli vitray detayları ve ferforje korkuluklu merdiven, ekose masa örtülü şık hasır sandalyelerle çevrili dış mekan yemek alanını gözler önüne sererek sıcak ve davetkar bir atmosfer sunuyor.
Geleneksel ahşap panellerle kaplı duvarlara ve özel tasarım ahşap tavan işlemeciliğine sahip, beyaz çarşaflı ve gri yastıklı konforlu bir çift kişilik yatağın bulunduğu, lüks dekorasyonlu ve zarif avizeli ferah bir yatak odası.
Yukarıdan aşağıya doğru çekilmiş bu fotoğrafta, ahşap çerçeveli kafesli bir pencere ve pencere önünde duran eski bir sürahi ile aydınlık taş merdivenler, oymalı ferforje bir korkuluk ve tavandan zincirlerle sarkan renkli mozaik lambalar görünen geleneksel bir iç mekan.

Gaziantep’in merkezinde, Bakırcılar Çarşısı ile Kalealtı’na yürüme mesafesinde bulunan Lusavor 1755, daha önce Rahmi Bey Konağı Butik Otel adıyla hizmet veren yapının yenilenmesiyle oluşturulmuş. Geçmişi 1755 yılına uzanan taş konak, geleneksel avlusu, kemerli mekânları ve tarihi dokusu korunarak yeniden düzenlenmiş. Ekonomik, deluxe ve süit kategorilerindeki altı odası bulunan otelde kahvaltı servisi de sunuluyor.

Hotel Bosnalı, Adana

Zarif bir yemek odası, üzerinde beyaz tabaklar, kadehler ve mavi beyaz desenli bir vazo bulunan parlak ahşap bir masayla çevrili, çizgili minderli ahşap sandalyelerle düzenlenmiş; arka planda şarap şişelerinin yer aldığı ahşap raflar ve tavandan sarkan gösterişli bir avize mevcuttur.
Ahşap panelli duvarlar ve mavi halıyla kaplı zemine sahip bu klasik görünümlü odada, solda açık renkli bir kanepe ile üzerinde mavi beyaz desenli bir seramik lambanın bulunduğu ahşap yan sehpa, ortada kahverengi kapitone deri bir sallanan koltuk ve sağda gösterişli ahşap bir şömine dikkat çekiyor; arka planda ise kitaplar, büstler ve çeşitli süs eşyalarıyla dolu üç adet ahşap kitaplık odanın zengin atmosferini tamamlıyor.
Beyaz ve altın renkli, mavi desenlerle süslü zarif bir çaydanlık, uyumlu fincan ve şekerlik takımıyla birlikte yuvarlak altın bir tepside, TROY başlıklı kalın bir kitabın üzerinde dururken, arka planda ahşap detaylı ve avizeli şık bir oda loş ışıkta belirginleşiyor.

Adana’nın Tepebağ semtinde bulunan Hotel Bosnalı, kentin önemli isimlerinden Bosnalı Salih Efendi tarafından 1889 yılında malikane olarak yaptırılan bir konakta hizmet veriyor. Dönemin bitişik düzende inşa edilen ve “sıra evler” olarak adlandırılan beş konağından biri olan yapı, giriş kapısının üzerindeki yılan figürü nedeniyle geçmişte “Yılanlı Konak” adıyla da anılmış. İnşa edildiği dönemde Seyhan Nehri kıyısında bulunan konağın zemin katı 1960’lı yıllarda ticari amaçlarla kullanılmış, ilerleyen yıllarda ise yapı yeniden konuta dönüştürülmüş. 1998 depreminde hasar gördükten sonra bir süre kullanılmadan kalan konak, restorasyonun ardından 2009 yılında Hotel Bosnalı adıyla butik otel olarak hizmet vermeye başlamış.

Yüksek tavanları, ahşap işçiliği, taş duvarları ve dönem mobilyalarıyla geçmişin konak atmosferini yaşatan otel, farklı karakterlere sahip 12 odadan oluşuyor. Seyhan Nehri ve Taşköprü manzarasına açılan terası ise konağın öne çıkan bölümleri arasında.

OGGUSTO Notu: Adana denince tabii ki de akla ilk kebap geliyor. Bu dosyayı yayına hazırlayan editör arkadaşımızın Adanalı olduğunu belirtmek isteriz. Her Adanalı’nın da “Şehrin en iyi kebabı nerede yenir?” sorusuna farklı bir yanıtı vardır ve bu yanıt çok kişisel olduğundan kesinlikle tartışmaya kapalıdır. Editör arkadaşımızın da bu soruya yanıtı İştah Kebap oldu (Küçük Saat ve Yağ Camii’nin bulunduğu merkezdeki şube). Burası, Adana’nın en güzel kebabını yapan, 3 katlı ama çok mütevazı bir işletme. Sadece öğlen servisi var, Adana’ya gittiğinizde planlarınızı ona göre yapmalısınız. Bir de en önemlisi Adana’da kebap siparişi vereceğiniz zaman sakın acılı, acısız ya da Urfa gibi tanımlamaları kullanmayın, orada kebaba kebap deniyor ve sipariş verirken sadece kaç porsiyon istediğinizi söylemeniz yeterli.

Hanehan Butik Otel, Şanlıurfa

Tarihe Misafir Olmak: Türkiye’nin En Güzel Konak Otelleri
Bir butik otel odası, taş duvarları, ahşap tavan kirişleri ve yeşil detaylı ahşap mobilyalarıyla otantik bir atmosfer sunarken, geniş yatakta katlanmış havlular ve modern bir televizyon dikkat çekiyor.
Hanehan benzeri tarihi bir yapının görkemli taş cephesinin altında, olgun nar ağaçlarıyla çevrili avluda, içecekler ve pembe çiçeklerle bezenmiş bir masanın zarif bir atmosfer sunduğu, güneşli ve davetkar bir ortam.

Şanlıurfa’nın kent merkezinde bulunan Hanehan Butik Otel, yaklaşık 650 yıllık geleneksel bir taş yapının restore edilmesiyle oluşturulmuş. Bölgeye özgü açık renkli kesme taşlarla inşa edilen yapı; geniş avlusu, kemerli geçişleri, tonozlu odaları, eyvanları ve teraslarıyla geleneksel Urfa mimarisinin izlerini taşıyor. Dikdörtgen planlı avlunun ortasında bitkisel motiflerle süslenmiş kare biçimli bir havuz, yapının farklı bölümlerinde ise süslemeli bir kuyu, hayat ağacı, güneş, hilal ve rozet kabartmaları bulunuyor. Konağın en dikkat çekici bölümlerinden biri olan develikte, geçmişte yemlik olarak kullanıldığı düşünülen nişlerin bulunması, yapının bir dönem yolcularla hayvanların ağırlandığı han benzeri bir işleve de sahip olabileceğini düşündürüyor. Özgün karakteri korunarak restore edilen yapı, 2019 yılında sekiz odalı bir butik otel olarak hizmet vermeye başlamış. Hanehan, Şanlıurfa’nın mimarisini, mutfağını ve geleneksel şehir yaşamını yakından deneyimlemek isteyenlere karakterli bir konaklama seçeneği sunuyor.

Bonus: Tarihi Hanlarda Konaklamak

Divan Çukurhan, Ankara

Gecenin karanlığında, ahşap detayları ve kiremit çatısıyla geleneksel bir tarzda inşa edilmiş, sıcak ışıklarla aydınlatılmış Divan oteli veya restoranının önünde dış mekan masaları ve şemsiyeler yer alırken, hemen arkasında görünen modern kavisli çatıya sahip yapının ötesinde, ışıl ışıl parlayan şehrin panoramik manzarası uzanıyor.
Divan Hotels'ın otantik mimarisine sahip lüks bir odasında, tavandan yere uzanan siyah direkli geniş yatak, kırmızı yastıklı bej bir divan ve taş duvarlarla çevrili şık atmosferde, Uzak Doğu motifli tablolar ve yumuşak ışıklarla özel bir konaklama deneyimi sunulmaktadır.
Bu geniş ve iki katlı, ahşap işlemeli duvarlara sahip geleneksel Divan tarzı iç mekanda, ortadaki ışıklı havuzun çevrelediği konforlu oturma alanları, zengin motifli halı ve balkonlardaki zarif detaylar lüks bir atmosfer sunuyor.

Ankara Kalesi’nin karşısında bulunan Divan Çukurhan, 16. yüzyılın sonu ile 17. yüzyılın başına tarihlenen bir Osmanlı hanında hizmet veriyor. Şeyhülislam Ankaravî Mehmed Emin Efendi Vakfı’na ait olduğu bilinen yapı, Osmanlı döneminde tipik bir kent hanı olarak kullanılmış. Uzun yıllar Ankara’nın önemli ticaret ürünleri arasında bulunan tiftik ve yünün yanı sıra hububat, kuruyemiş ve sebze satılan dükkanlara ev sahipliği yapan Çukurhan; kâgir dış cephesi, ahşap karkas iç bölümleri ve ortasındaki dikdörtgen avlusuyla geleneksel han mimarisini yansıtıyor. Zaman içerisinde yıkılma tehlikesiyle karşılaşan yapı, Dünya Anıtlar Fonu’nun hazırladığı “kurtarılmayı bekleyen 100 anıt yapı” listesine alınmış. Rahmi M. Koç Müzecilik ve Kültür Vakfı tarafından 2006 yılında kiralanan han, restore edildikten sonra 2011 yılında Divan Çukurhan adıyla otel olarak hizmet vermeye başlamış. Otelde, avlunun çevresine yerleşen 19 odanın her biri, yapının karakterini yansıtan antikalar ve farklı dekorasyon ayrıntılarıyla birbirinden ayrılıyor. Sabahları Safranhan Brasserie’de kahvaltı servis ediliyor; restoran günün devamında Anadolu ve dünya mutfaklarından yemeklerle hizmet vermeyi sürdürüyor.

HSVHN Hotel Hışvahan, Gaziantep

Akşam alacakaranlığında, geniş açık hava mekanında yer alan şık bir restoran veya lounge alanı, beyazımsı kumaş tentelerin altında, kemerli taş duvarların önünde, hasır detaylı aydınlatmalarla sıcak bir ambiyans yaratan konforlu oturma grupları ve masalarıyla misafirlerini bekliyor.
Geniş açıyla çekilmiş bu lüks otel odasında, kemerli taş tavanlar ve duvarlarla çevrili, ortada bej renkli, kabarık yatak örtülü bir çift kişilik yatak üzerinde katlanmış beyaz bornozlar dikkat çekiyor; yatağın iki yanında modern tasarımlı komodinler ve lambalar bulunurken, odaya açılan kapılardan biri küçük bir oturma alanını, diğeri ise şık bir banyoyu gözler önüne seriyor.
Tarihi taş kemerli tavanların modern küre avizelerin sıcak ışığı ve duvarlardaki mavi vurgulu aydınlatmayla buluştuğu, beyaz örtülü şık masaların zarif bir yemek deneyimi sunduğu büyüleyici bir restoran ambiyansı.

Konak değil, tarihi bir han olduğu için listeye bonus olarak eklediğimiz diğer bir yer ise HSVHN Hotel Hışvahan, Gaziantep’in en etkileyici yapılarından birinde hizmet veriyor. Lala Mustafa Paşa Hanı olarak da bilinen Hışvahan’ın 16. yüzyılın ikinci yarısında inşa edildiği kabul ediliyor. Gaziantep Kalesi’nin eteklerinde bulunan yapı, geçmişte şehre gelen tüccarların ve kervanların konakladığı önemli merkezlerden biri olmuş. Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından gerçekleştirilen restorasyon projesi, 2014 yılında Tarihi Kentler Birliği’nin 15. Yıl Özel Ödülü’ne değer görülmüş. Bu restorasyonun ardından 2016 yılında yeniden kullanıma açılan Hışvahan; bugün otel, restoran ve çeşitli dükkanlardan oluşan bir kompleks olarak hizmet veriyor. Taş avlusu, kemerli mekânları ve Gaziantep mutfağını öne çıkaran restoranlarıyla şehrin tarihini ve gastronomisini aynı çatı altında buluşturuyor.

OGGUSTO Notu: Her ne kadar yazımızdaki bilgiler en güncel hali ile burada yer alıyor olsa da, rezervasyon yapmadan önce konakların güncel hizmet durumunu, oda özelliklerini ve erişilebilirlik olanaklarını doğrudan otelden teyit etmekte yarar var.

Kapak Görseli: Güllü Konakları

Sıkça sorulan sorular
Türkiye'deki tarihi konak otelleri en çok hangi bölgelerde bulunuyor?

Tarihi konak otelleri, geçmişin kültürel izlerini yoğun olarak taşıyan İstanbul (Sultanahmet), Kapadokya (Nevşehir), Mardin, Gaziantep, İzmir (Şirince ve Foça) ve Antakya gibi bölgelerde öne çıkmaktadır.

Tarihi bir konakta konaklamanın standart butik otellerden farkı nedir?

Bu yapılar sıradan bir konaklama hizmetinin ötesinde, geçmişte köklü ailelerin yaşadığı asırlık evlerde "misafir" olma hissi sunar. Zengin ahşap işçiliği, geniş avlular, taş kemerler ve geleneksel mimariyle bulundukları bölgenin tarihi atmosferini doğrudan yaşatırlar.

Konaklar dışında restore edilmiş tarihi hanlarda da konaklamak mümkün mü?

Evet, özenle restore edilerek otele dönüştürülmüş tarihi hanlarda da konaklanabilmektedir. Ankara'daki Divan Çukurhan ve Gaziantep'teki HSVHN Hotel Hışvahan, geçmişte kervanların ve tüccarların ağırlandığı otantik atmosferi günümüzün modern hizmet standartlarıyla birleştiren en başarılı örneklerdendir.

OGGUSTO
OGGUSTO Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için