İsmail Acar’ın ilk desenlerinden olgun dönem çalışmalarına uzanan “Stilizasyondan Formasyona” sergisi, Doğu’nun simgesel anlatımıyla Batı’nın form geleneğini Gaziantep’in tarihî Hışvahan’ında buluşturuyor. Sanatçıyla 30 Kasım 2026’ya kadar görülebilecek retrospektifini, Anadolu’nun çok katmanlı hafızasını ve seyahatlerinin üretimine bıraktığı izleri konuştuk.
Bir Bakışta İsmail Acar’ın “Stilizasyondan Formasyona” Sergisi
- Sanatçı: İsmail Acar
- Sergi: “Stilizasyondan Formasyona”
- Yer: Hışvahan, Gaziantep
- Tarih: 3 Ekim-30 Kasım 2026
- Ziyaret saatleri: Hafta içi ve hafta sonu 10.00–22.00
- İş birliği: Hışvahan ve Brieflyart Sanat Galerisi
- Serginin kapsamı: Sanatçının ilk desenlerinden olgun dönem eserlerine uzanan retrospektif bir seçki
- Öne çıkan seriler: Anadolu’nun Tanrıları ve Kralları, Mevlevî ve Rumi yorumları, Kırmızı Seri, sultan portreleri ve kaftanlar, Bereket ve 360 Şehirler
- Başlıca temalar: Doğu ve Batı arasındaki kültürel karşılaşmalar, Anadolu’nun çok katmanlı hafızası, tarih, maneviyat, kentler ve seyahat
Gaziantep’in yüzyıllar boyunca ticarete, yolculuklara ve kültürel karşılaşmalara tanıklık eden yapılarından Hışvahan, bu kez İsmail Acar’ın farklı dönemlerini bir araya getiren kapsamlı bir sergiye ev sahipliği yapıyor. “Stilizasyondan Formasyona”, sanatçının ilk desen ve gravürlerinden Anadolu’nun tarihsel ve mitolojik figürlerine, Mevlevî ve Rumi yorumlarından kent resimlerine uzanan üretimini aynı çatı altında buluşturuyor.
Serginin adı, Acar’ın uzun yıllardır üzerinde düşündüğü bir meseleye işaret ediyor: Doğu’nun semboller, motifler ve dolaylı anlatımlarla kurduğu simgesel dil ile Batı’nın gerçekçi formlara dayanan doğrudan anlatımı arasındaki ilişki. Sanatçı bu iki yaklaşımı birbirinden kesin çizgilerle ayırmak yerine, aynı yüzeyde buluşturarak kendine özgü bir görsel dil kurmanın yollarını arıyor.
Hışvahan’ın taş duvarlarında biriken tarih de serginin bu arayışına yalnızca fon oluşturmuyor. Yapının geçmişten bugüne taşıdığı kültürel bellek, Acar’ın Anadolu uygarlıklarından şehirlerin hafızasına uzanan çalışmalarına eşlik ediyor. Sanatçıyla profesyonel yolculuğunun tesadüflerle şekillenen başlangıcını, üretiminde değişen ve değişmeden kalan unsurları, tarihle kurduğu ilişkiyi ve “Stilizasyondan Formasyona”nın Gaziantep’te izleyiciyle buluşmasının anlamını konuştuk.
Tesadüfle Başlayan Bir Sanat Yolculuğu

İstanbul’a aslında psikoloji okumak için geldiğinizi biliyoruz. Resim, çocuklukta sevdiğiniz bir uğraş olmaktan çıkıp ne zaman profesyonel yolculuğunuza dönüştü?
Benim profesyonel sanat yolculuğum biraz tesadüfle başladı. İstanbul’a psikoloji okumak için gelmiştim. Çocukluğumdan beri resim yapmayı çok seviyordum ama o yıllarda güzel sanatlar fakültesinin varlığından bile haberdar değildim. İstanbul’a geldikten sonra güzel sanatlar fakültesiyle karşılaştım, resim bölümü sınavlarına girdim ve kabul edildim. Böylece resim, çocukluk tutkum olmaktan çıkıp profesyonel bir yolculuğa dönüştü. Bu nedenle sanat serüvenimin asıl başlangıcını üniversite yılları olarak görüyorum.

Doğu ile Batı Arasında Özgün Bir Dil Arayışı
Serginin adı “Stilizasyondan Formasyona”. Bu iki kavram sizin sanatınızda neyi ifade ediyor ve Doğu ile Batı arasındaki ilişkiyi nasıl görünür kılıyor?
Stilizasyon ve formasyon meselesi, ilk günden beri sanatımın merkezinde yer alıyor. Tanzimat’tan, hatta III. Selim ve II. Mahmud dönemlerinden itibaren Doğu ile Batı’yı bir medeniyet tartışması içinde ele aldık. Cumhuriyet’le birlikte çağdaşlaşma ile Batılılaşmayı zaman zaman birbirine yaklaştırdık, hatta karıştırdık.
Ben sanatta keskin ayrımlar yapmak yerine, farklı anlatım biçimlerini anlamaya çalıştım. Semboller, stilizasyon ve dolaylı anlatım; gerçekçi formlar, doğrudan anlatım ve somut kavramlarla benim resmimde bir araya geliyor.
Buradaki temel soru şu: Kendi özgün dilimizi nasıl kurabiliriz? Benim sanatımda bu soru, biçimsel bir tercihin ötesinde, sürekli devam eden bir anlam arayışı olarak varlığını sürdürüyor. “Stilizasyondan Formasyona” da bir bakıma Doğu ve Batı arasında bir karşılaştırma yapıyor. Stilizasyon Doğu’yu, formasyon ise Batı’yı temsil ediyor. Sanatımda bu iki kavramı hem sorguluyor hem de bir arada kullanıyorum.
Buradaki temel soru şu: Kendi özgün dilimizi nasıl kurabiliriz?
Sergi, ilk desenlerinizden bugünkü üretimlerinize uzanan retrospektif bir seçki sunuyor. Yıllar içinde sanatınız nasıl değişti; üretiminizde değişmeden kalan ne oldu?
Sanatın değişimini ilk günden beri yakından gözlemliyorum. Modernizmden postmodernizme ve bugüne uzanan süreçte pek çok yeni yaklaşım ve eğilim ortaya çıktı; ancak bunların hepsinin sanat tarihinde kalıcı bir yer edindiğini düşünmüyorum.




Ben bugün hâlâ ilk günkü heyecanla ve özenle bir figür çizmeye çalışıyorum. Çünkü benim için sanatın temelinde bakmak, görmek, anlamak ve bunları güçlü bir plastik dile dönüştürmek var. Elbette çağ değişiyor, yeni ifade biçimleri ortaya çıkıyor. Benim sanatım da bu değişimle birlikte dönüşüyor; fakat geçmişi reddederek değil, bugünün getirdiği sorularla hesaplaşarak. Değişmeyen şey, bu soruların peşinden gitme isteğim.
Türkiye’nin farklı şehirlerinde devam eden sanat programlarını 2026 güncel sergi rehberimizden takip edin.
Anadolu’nun Çok Katmanlı Hafızası

Anadolu’nun farklı uygarlıklar, inançlar ve kültürler tarafından biçimlendirilmiş çok katmanlı yapısı üretiminizi nasıl etkiliyor? Göbeklitepe gibi keşifler bu coğrafyaya ve geçmişe bakışınızı değiştirdi mi?
Anadolu’nun çok katmanlı yapısı, üzerinde yaşadığımız coğrafyanın derinliğini gösteriyor. Göbeklitepe’nin gün yüzüne çıkarılması yalnızca arkeolojik bir keşif değil; geçmişe ilişkin kabullerimizi yeniden düşünmemizi sağlayan önemli bir gelişme. Bu mesele bir bilim insanını ilgilendirdiği kadar sanatçıyı da ilgilendiriyor. Çünkü karşımızdaki yapılar ve nesneler yalnızca arkeolojik buluntular değil; aynı zamanda estetik kaygılarla biçimlendirilmiş ve üretildikleri dönemi anlatan insan yapımı eserler. Anadolu’yu ve bugünkü toplumumuzu anlamak için pagan kültürlerden Hristiyanlığa, İslam medeniyetinden Cumhuriyet’e ve çağdaş Türkiye’ye uzanan bütün dönemleri birlikte değerlendirmek gerekiyor. Bu çeşitlilik, Anadolu’nun kültürel ve estetik zenginliğini oluşturuyor.
Benim resmimde de simgesel dil ile form ve gerçeklik anlayışı zaman zaman aynı yüzeyde buluşuyor.

Doğu’nun simgesel ve manevi anlatımıyla Batı’nın gerçekçi form geleneğini aynı resim yüzeyinde nasıl buluşturuyorsunuz?
Doğu’nun simgesel yönlerini stilizasyon, bezeme ve manevi kavramlar aracılığıyla ortaya koyarken, Batı’nın form anlayışını gerçekçi bir resim dili ve daha materyalist bir dünya üzerinden ifade ediyorum.
Simgesel anlatım, büyük ölçüde manevi dünyayla kurulan ilişkiden besleniyor. Düşünceler, duygular ve inançlar çoğu zaman semboller, metaforlar ve dolaylı anlatımlar üzerinden ifade ediliyor. Buna karşılık gerçekçi ve doğrudan anlatım biçimleri daha somut bir yaklaşım ortaya koyuyor. Bu farklılıkları edebiyatta, mimaride, resimde ve gündelik yaşamda görmek mümkün. Ancak bu anlatım biçimleri birbirinden tamamen kopuk değil; yüzyıllar boyunca birbirlerini etkilediler.
Benim resmimde de simgesel dil ile form ve gerçeklik anlayışı zaman zaman aynı yüzeyde buluşuyor.

Tarih, üretiminizin başlıca kaynaklarından biri. Mevlevîlik ve Rumi gibi belirli tarihsel ve düşünsel alanlara yakınlık duymanızın nedeni nedir?
Beni en çok besleyen kaynaklardan biri tarih. Tarihin içinde her şey var; ancak kendime yakın hissettiğim bazı kavramlar daha çok öne çıkıyor. Mevlevîlik de bunlardan biri. Çünkü tarih, insanlığa dair neredeyse her şeyi barındırıyor: İnanç, iktidar, aşk, savaş, mimari, estetik, gündelik hayat ve medeniyet. Bunlara birlikte baktığınızda, birbirine eklenerek bugünü oluşturduğunu görüyorsunuz. Bu yüzden tarih benim için yalnızca geçmişi anlatan bir alan değil; bugünü anlamanın ve geleceğe bakmanın da önemli bir aracı.
Tarih benim için yalnızca geçmişi anlatan bir alan değil; bugünü anlamanın ve geleceğe bakmanın da önemli bir aracı.
Konaklama ile yerel mutfak deneyimini bir araya getiren Türkiye’nin en iyi gastronomi otellerini keşfedin.
Seyahatlerle Değişen Bakış

Çok sayıda ülkeye ve şehre yaptığınız yolculuklar sanatınıza nasıl yansıyor? Bir şehri resminize taşırken onun görüntüsünden çok hafızasını mı arıyorsunuz?
Çok sayıda şehir ve ülke görmek, başka toplumları tanımanın yanı sıra kendi çevrenize daha dikkatli bakmanızı sağlıyor. Farklı coğrafyaları gördükçe benzerlikleri ve ayrımları daha doğru değerlendirebiliyorsunuz.
Gezdiğim şehirler, mimariler, insanlar ve yaşam biçimleri çalışmalarımı farklı şekillerde etkiliyor. Bazen doğrudan bir resmin konusu oluyor, bazen bir obje, renk ya da yalnızca bir ilham olarak yansıyor.
Seyahat etmek benim için yalnızca dünyayı görmek değil; gördüklerim aracılığıyla kendime ve yaşadığım coğrafyaya yeniden, daha dikkatli bakmayı öğrenmek.
Hışvahan’da Tarih, Sanat ve Gastronomi

Bir Bakışta Hışvahan Otel ve Restoran
Gaziantep Kalesi’nin eteklerinde yer alan Hışvahan, “Hışva Han” veya “Pamuk Kozası Hanı” adıyla da biliniyor. Yapının inşa tarihini gösteren bir kitabesi bulunmasa da vakfiye ve mahkeme kayıtları, Lala Mustafa Paşa tarafından 1563–1577 yılları arasında yaptırıldığına işaret ediyor. Gaziantep’in en eski hanı kabul edilen yapı; geçmişte dükkânları, yolcuların konakladığı odaları, depoları ve ahırlarıyla şehrin ticaret hayatının önemli duraklarından biriydi.
Gaziantep Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilen Hışvahan, 2016 yılında otel, restoran ve dükkânlardan oluşan yeni işleviyle yeniden kapılarını açtı. Bugün konaklama ve gastronominin yanında kültür ve sanat etkinliklerine de ev sahipliği yapan hanın taş duvarları, tonozlu mekânları ve yüzyıllara yayılan belleği, “Stilizasyondan Formasyona” sergisinin anlatısına doğal bir zemin oluşturuyor.
“Stilizasyondan Formasyona”nın Gaziantep’in tarihî yapılarından Hışvahan’da sergilenmesi serginin anlatısına nasıl bir anlam katıyor? Gaziantepli izleyicilerin bu sergiyle nasıl bir ilişki kurmasını arzu ediyorsunuz?
Hışvahan, Osmanlı ticaret yollarından günümüze ulaşan önemli bir tarihî yapı. Yalnızca Gaziantep için değil, Türkiye’nin kültürel mirası açısından da çok değerli bir mekân. Bu yapının bugün Gaziantep’in güçlü gastronomi yaşamıyla birlikte varlığını sürdürmesi ayrıca anlamlı. Burada sanatla gastronominin, tarihle bugünün yan yana gelebileceğini düşündük. İpek Özmen Develi ile Mine Özmen’in teşvikleri ve Özmen ailesinin himayesiyle Gaziantep’e kapsamlı ve nitelikli bir sergi taşıdık.
Gazianteplilerden beklentimiz, bu sergiyi ziyaret ederek sahiplenmeleri. Özellikle genç ressamların, sanat öğrencilerinin, öğretmenlerin, eğitimcilerin ve bütün şehir halkının sergiyi görmesini isterim. Gaziantep’e gelen yerli ve yabancı ziyaretçilere de Hışvahan’daki sergiyi tavsiye ediyorum. Çünkü bir serginin anlamı, izleyiciyle buluştuğunda tamamlanıyor. Her izleyicinin bu sergide kendi hikâyesinden bir parça bulacağına inanıyorum.
İpek Develi’nin hazırladığı Gaziantep seyahat rehberiyle şehrin tarihî ve kültürel duraklarını keşfedin; lezzet rotanızı oluşturmak için Gaziantep’in en iyi mekânlarına göz atın.
Kapak ve tüm fotoğraflar: Özlem Güsar


