Londra’nın Kalbinde 7 Haftalık Açık Hava Sergisi: Fatoş Üstek ile Frieze Sculpture 2026

28.08.2026
Londra’nın Kalbinde 7 Haftalık Açık Hava Sergisi: Fatoş Üstek ile Frieze Sculpture 2026

Yazı Boyutu:

Londra’daki Regent’s Park, 16 Eylül–1 Kasım 2026 arasında 11 uluslararası sanatçının işlerini buluşturan Frieze Sculpture’a ev sahipliği yapıyor. Dördüncü kez organizasyonun küratörlüğünü üstlenen Fatoş Üstek ile ücretsiz açık hava sergisinin bu yılki “hybridity” odağını, parkla kurduğu ilişkiyi ve heykelin değişen sınırlarını konuştuk.

Frieze Sculpture, her yıl Regent’s Park’ı açık hava heykel sergisine dönüştüren ve Frieze haftasının en erişilebilir buluşmalarından biri. Parkta yürürken karşınıza çıkan eserler, fuar alanına girmeden çağdaş sanatla karşılaşma imkânı sunuyor.

Bu yıl küratör Fatoş Üstek’in seçkisinde 11 sanatçı yer alıyor. 2026 edisyonunun merkezinde ise farklı kültürlerin, malzemelerin ve üretim biçimlerinin iç içe geçtiği “hybridity” fikri var. Röportajda Üstek’in seçkiyi nasıl kurduğunu, Regent’s Park’ın bu süreçteki rolünü ve heykelin bugün nasıl değiştiğini öğreniyoruz.

Bir Bakışta Frieze Sculpture 2026

Frieze Sculpture, ücretsiz ve herkese açık bir heykel parkı

Fatos Ustek, koyu kıvırcık saçları, dikkat çekici kahverengi gözleri ve hafif bir gülümsemeyle doğrudan kameraya bakarken, beyaz gömleği üzerine giydiği zarif koyu renk çizgili ceketi ve boynundaki gösterişli altın rengi çok telli kolyesiyle sofistike bir duruş sergiliyor.
Frieze Sculpture 2026’nın küratörü, bağımsız küratör ve yazar Fatoş Üstek.

6. Frieze Sculpture, Regent’s Park’ı yedi hafta boyunca açık hava sergisine dönüştürüyor. Bu organizasyonu ilk kez keşfedecek biri için Frieze Sculpture nasıl bir yer?

Frieze Sculpture, Regent’s Park’ın English Gardens bölümünde gerçekleşen, yedi hafta boyunca ücretsiz ve herkese açık bir heykel parkı. İlk kez gelenler için burası, parkın günlük akışına entegre olan ve aynı zamanda ondan ayrışan bir “kültür rotası” gibi algılanabilir. Eserler yürüyüş sırasında tesadüfen keşfediliyor. Kimileri uzaktan silüetiyle dikkat çekerken kimileri yaklaştıkça malzemesi, ölçeği ve kurgusuyla izleyiciyi şaşırtıyor.

Mayıs ayında düzenlenen Frieze New York 2026’nın öne çıkan galerileri, sanatçıları ve Manhattan’a yayılan programlarıyla bu yıl nasıl geçtiğine göz atın.

İçinde bulunduğumuz gerçekliğin hibrit bir gerçeklik olduğunu düşünüyorum

5. 2026 edisyonunu 11 sanatçı ile beraber “hybridity” fikri etrafında kurdunuz. Sizi bu kavrama götüren ne oldu?

Sürekli gözlem yapan biriyim ve şu an içinde bulunduğumuz gerçekliğin hibrit, melez bir gerçeklik olduğunu düşünüyorum. Bu yalnızca sosyal yaşantılarımız ya da bunların fiziksel, dijital veya hayal ürünü olarak gerçekleşmesiyle sınırlı kalmıyor. Aynı zamanda toplumların düzeninin ve örnek aldığı kaynakların da birbiri içine geçtiğine, bir anlamda melezleştiğine dair bir sav sunuyor.

Bugün heykel mefhumuna baktığımızda sanatçılar geleneksel malzemelerin yanı sıra cam, tahta gibi materyaller ve hatta kimyasal olarak hazırlanmış malzemeler kullanabiliyor. Eserlerini üç boyutlu yazıcılarda üretip dijital ortamda tasarlayarak fizikselleştirebiliyorlar. Benim bu yıl dikkat çekmek istediğim alan tam da bu iç içe geçişlilik ve bu durumun ürettiği yeni kültürel oluşumlar.

Sergide yer alan 11 iş, farklı boyutlarda bu melezleşme savıyla ilişki kuruyor. Ramesh Mario Nithiyendran, Hinduizm, Budizm ve Hristiyanlık kültürlerinin temsillerini kendi portrelerine taşıyor. Angel Otero, bir sanatçı ve göçmen olarak arada kalmışlığın yarattığı üçüncü boyutu fiziksel alana taşıyor. Ivana Bašić ise İkinci Dünya Savaşı sonrasında üretilmiş Spomenik heykellerinin etkisini üzerinde çok hissetmiş bir sanatçı. Sosyal birey ve toplum kavramını şiirsel bir kurguda, Orta Çağ mermer işçiliğini andıran bir estetikle yeniden üretiyor.

Kına Demirel’in seçkisiyle Londra’da 2026 yazında öne çıkan sergileri ve sanat duraklarını keşfedin.

Parkı her kazdığımızda geçmişten yeni izlerle karşılaşıyoruz

Dokulu, açık turkuaz yeşili gövdesi ve koyu mavi bacakları olan, tepesinde taç benzeri bir yapıya, kocaman gözlere, sivri dişli kırmızı bir ağıza ve tek bir altın dişe sahip grotesk ve rengarenk bir çağdaş heykel, sol elinde altın rengi bir vazo tutarak, neşeli suratlarla dolu graffiti desenli çok renkli bir tabanın üzerinde, sade gri bir duvarın önünde duruyor ve bir Frieze sergisinden izlenimler sunuyor.
Ramesh Mario Nithiyendran’ın Warrior Figure (2026) adlı eseri.
Fotoğraf: Phillip Huynh.
Sanatçının, Jhaveri Contemporary’nin ve Sullivan+Strumpf’un izniyle.

4. Regent’s Park’ta gördüğümüz seçkinin arkasında nasıl bir hazırlık süreci var? Küratör olarak bu süreci nereden başlatıyorsunuz?

Regent’s Park seçkisi, mekânın ve kullanım dinamiklerinin detaylı bir analizine dayanan kapsamlı bir hazırlık süreciyle şekilleniyor. Küratör olarak işe parkı “tanımakla” başlıyorum. Yolların düzeni, görüş alanları, ağaçların yapısı ve nereden geldikleri, gölge ve renk değişimleri, insanların oturma ve hareket etme alışkanlıkları, kalabalık veya sakin noktalar gibi detayları gözlemliyorum. Aynı zamanda parkın tarihi, toprağı ve jeopolitik konumu da sanatçıları davet etmemde önemli rol oynuyor. Daha sonra bu mekânsal analiz kavramsal bir çerçeveyle birleşiyor.

Örneğin Burçak Bingöl’e parkı her kazdığımızda 20. yüzyıldan bir şeyler bulduğumuzu söylemiştim. Bunlar İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma metal bir tabak, 1970’lerden kalma bir seramik parçası, Viktorya dönemine ait tabak çanak kırıkları, kupalar veya metal paralar olabiliyor. Her yıl başka bir yeri kazdığımız için bu buluntular artıyor.

Burçak bu durumdan çok etkilenmişti ve toprağın toplumun belleğini nasıl tuttuğuna dair çalışmalar yapmaya başladı. Bu çalışmalar sırasında parkın toprağının kiremit toprağı olduğunu park çalışanlarından öğrendi ve işinin yönü ile teması belirlenmiş oldu. Terranum Rosa adlı işini Türkiye’de üretse de parktan toprak taşıyıp bunları gül şeklindeki formlarla heykelinin içine kattı. Bu yalnızca bir örnek. Her yeni işte parka ve heykele dair yeni bir şeyler açımlıyoruz diyebilirim.

2026’da Dünyayı Gezmeye Değer Sergiler: Londra, Paris, New York ve Dahası

Bazı eserleri uzaktan merak uyandıracak şekilde konumlandırıyorum

Beyaz bir galeri duvarı ve gri beton zemin önünde, koyu renkli, yıpranmış lastiklerden ve metalik iplerden yapılmış gibi duran, sarmal gövdeli, yaprakları püsküllü ve dağınık bir palmiye ağacı heykeli, modern bir sanat eserinin çarpıcı ve düşünceli detaylarını sergiliyor.
Douglas White’ın Black Palm II (2026) adlı eseri.
Sanatçının ve Leila Heller Gallery’nin izniyle.

3. Frieze Sculpture’ın ziyaretçilerinin bir kısmı parka sanat görmek için gelmiyor ve eserlerle tesadüfen karşılaşıyor. Bu durum sergiyi ve sizin hazırlığınızı nasıl etkiliyor?

Ziyaretçilerin çoğu parka yürüyüş yapmak, dinlenmek veya sosyalleşmek amacıyla geliyor. Bu da eserlerle “tesadüfi karşılaşma”yı serginin merkezine taşıyor. Hazırlık sürecinde eserleri ana yürüyüş yolları ve dinlenme alanlarıyla ilişkilendirerek görünür kılıyorum. Bazı eserleri uzaktan merak uyandıracak şekilde konumlandırıyorum; böylece ziyaretçileri yaklaşıp incelemeye teşvik ediyorum.

Eserlerin birbiriyle kurduğu diyalog da benim için çok önemli. Bu nedenle her yerleştirmenin bir amacı ve yönü var. Sesli rehberler, metinler ve kamusal programlar; turlar ve sanatçı konuşmaları gibi araçlarla bu karşılaşmayı zenginleştiriyorum. Bu yöntem, sergiyi sanat için gelenlerin yanı sıra parkın günlük kullanıcılarına da açık bir kamusal alan pratiği haline getiriyor.

Bugün Frieze Sculpture’ı 800 bin ila 1 milyon kişi ziyaret ediyor

Modern bir sanat galerisinin beyaz duvarları ve beton zemininde, dalgalı, katmanlı bir yapıya sahip, koyu gri, soyut bir heykel, tabanında toprağa benzer bir yığınla yükseliyor; arkasında ise asma kat ve büyük pencerelerle aydınlık bir sergi alanı görülüyor.
Matyáš Chochola’nın MACE II (2024) adlı eseri.
Fotoğraf: Vojtěch Veškrna. Sanatçının ve The Chemistry Gallery’nin izniyle.

2. Frieze Sculpture’ın küratörlüğünü dört yıldır üstleniyorsunuz. Bu süre içinde organizasyonda en belirgin değişimler neler oldu?

Frieze kurumundan ilk daveti aldığımda Frieze Sculpture için yeni bir vizyon istediklerini belirttiler. Ben de dünyada olup biten gelişmeleri yakından takip eden bir küratör olarak, heykel alanında gözlemlediğim dönüşümü English Gardens’a getirmeyi seçtim. Bu dönüşüm aslında bir kırılma. Heykelin geleneksel tanımındaki üç boyutlu olma, insan ölçeğiyle ilişki kurma ve etrafında dolaşılarak algılanma hali günümüzde birçok sanatçı tarafından sorgulanıyor. Farklı yaklaşımlarla yeni heykel tanımları ortaya çıkıyor. Bu yaklaşımı “Expanded Notion of Sculpture”, yani genişletilmiş heykel anlayışı olarak tanımlayabiliriz.

Genişletilmiş heykel anlayışında geleneksel malzemelerin yanı sıra yeni malzemeler ve yeni yaklaşımlar bir araya geliyor. Hatta sanatçılar bazen başka mecraları kullanarak heykel üzerine söz söylüyor. Türkiye’den Ayşe Erkmen bu yaklaşımın öncü sanatçılarından biri. 2023 yılında hazırladığım ilk sergide onun yer alması benim için çok önemliydi. Aynı yıl Türkiye’den Gülsün Karamustafa da yeni bir işle katılmıştı. Baktığınızda her yıl Türkiye’den en az bir sanatçının Frieze Sculpture’da yer alması için çalıştım. İnci Eviner, Burçak Bingöl ve bu yıl da Özlem Günyol ile Mustafa Kunt katılıyor.

Yeni üretimler ve kamusal programlar

Yeşil, uzun otlarla kaplı bir çayırda, iki uzun, koyu renkli ve dokulu dikey sütun arasına yerleştirilmiş açık renkli, yassı bir nesne içeren soyut bir heykel, arka planda ağaçlarla kaplı engebeli tepelerin ve bulutlu gökyüzünün önünde tüm ihtişamıyla duruyor.
Carolina Aguirre’nin Held (2026) adlı eserinin dijital görselleştirmesi.
Sanatçının ve Ruttkowski’in izniyle.

Genişletilmiş heykel anlayışına dönecek olursak, bugüne kadar Frieze Sculpture kapsamında “performance as sculpture”, “sound as sculpture”, “video as sculpture” gibi birçok yaklaşımın yanı sıra dünyadaki dönüşümlere ve duyarlılıklara yanıt veren, yerle birleşen eserler de gösterildi. Nika Neelova’nın mozaik tabanı ve Albano Hernandez’in bir ağacı öznesi olarak aldığı “gölge” işi buna örnek gösterilebilir. Heykelin sınırlarını performans, ses, resim ve teknolojiyle genişleten eserler sergiye dahil edildi. Böylece “heykel parkı” konsepti “çok sesli bir açık hava sergisi”ne dönüştü.

Kavramsal açılımların yanı sıra, başladığım dönemden itibaren Frieze Sculpture’a özel işler ürettirmeye ve sanatçılara yeni komisyon davetleriyle ulaşmaya başladık. Son üç yıldır da Frieze Bursary adıyla ilk yıl “dory”, son iki yıldır ise üç sanatçıya yeni eserlerinin prodüksiyonunda kullanmaları için maddi destek veriyoruz.

Aynı zamanda Frieze Sculpture kapsamında yeni mezun olmuş heykel öğrencilerini hafta sonları parkta ücretli olarak görevlendiriyoruz. Her heykel için özel sesli içerikler üretiyoruz. 2023’ten beri sanatçılara sorular sorup onların ses kayıtlarını da izleyiciyle buluşturuyoruz. Bir diğer önemli gelişme Bloomberg Connects’in Frieze Sculpture’ın resmi dijital rehberi olmasıyla gerçekleşti. Böylece sergimiz dijital olarak yıllarca görülebilecek.

Son dört yılda sanatçıların sayısının, işlerin ölçeğinin ve sanatçı çeşitliliğinin arttığını söyleyebilirim. Kamusal programlarla Frieze Sculpture’ın kamuya erişimi de genişledi. Frieze Sculpture’ın ilk ve son pazar günü saat 12.00’de kamuya açık küratör turları düzenliyorum. Aynı zamanda 21 Eylül Sonbahar Ekinoksu kapsamında, park kapalıyken özel izin alarak iki gece turunu da bu programa dahil ediyoruz. Kısacası sesli rehberler, turlar, performanslar ve sanatçı konuşmaları gibi unsurlar zamanla güçlendi. Böylece sergi yalnızca “görülen” bir yapı olmaktan çıkıp ziyaretçinin daha aktif biçimde dahil olduğu bir yapıya dönüştü. Bugün Frieze Sculpture’ı 800 bin ila 1 milyon kişi ziyaret ediyor.

London Sculpture Week

Eklemek istediğim bir başka dönüşüm ise Londra’da heykel üzerine sergiler üreten dört önemli oluşumu London Sculpture Week adı altında bir araya getirmemiz. Özellikle son üç yıldır düzenlediğimiz sempozyumlar ve ortak çalışmalarla aktif bir rol üstleniyoruz. The Fourth Plinth, Sculpture in the City, The Line ve East Bank gibi oluşumların liderleriyle heykelin günümüzdeki yeri ve önemini tartışan platformlar kuruyoruz.

Londra’nın güncel gastronomi sahnesini şekillendiren restoranları, yeni açılışları ve farklı mutfaklardan öne çıkan adresleri keşfedin.

Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, Londra’ya özgü yeni bir iş hazırladı

Friz ve heykel çalışmalarıyla tanınan sanatçılar Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, gri bir duvar önünde, kısa saçlı Günyol koyu yeşil boğazlı kazakla ve sakallı Kunt bordo kazakla, ikisinin de gözlükleriyle doğrudan kameraya baktığı bir yakın çekimde poz veriyor.
Özlem Günyol ve Mustafa Kunt, RATATATAA sergisi kapsamında gerçekleştirilen sanatçı konuşmasında.
Fotoğraf: Flufoto, İstanbul / Instagram

1. Türkiye’den okurlar için seçkide tanıdık iki isim var: Özlem Günyol ve Mustafa Kunt. Frieze Sculpture’da nasıl işle/işlerle yer alacaklar?

Özlem ve Mustafa, Frieze Sculpture 2026 için yeni bir iş ürettiler. Bu iş, şimdiye kadar süregelen bir iş dizisinin Londra ve İngiltere bağlamına, aynı zamanda Heykel Parkı’na özgü olarak tasarlandı. Özlem ve Mustafa, Londra’dan üç heykeli işlerinin konusu olarak seçtiler. Bu üç heykelin rollerinin birbirinden farklı olmasına dikkat ederken heykellerin tanınırlığını ikinci plana iten bir başlık seçtiler.

İzleyiciler parka geldiklerinde üç farklı noktaya yerleştirilmiş üç farklı eser bulacaklar. Bu eserler, seçilen heykellerin üzerinde konumlandıkları kaide alanlarına birebir yerleştirilmiş bir dizi talimattan oluşuyor. Bu talimatlar izleyiciyi heykellerin duruşunu almaya davet ediyor. Bir anlamda performatif ve katılıma açık bir eser olarak dursa da Özlem ve Mustafa’nın kavramsal yaklaşımında mekân, kamusal bellek ve ortak alan kavramları öne çıkıyor.

Kapak Görseli: Ivana Bašić’in Metanoia (2025) adlı eseri. – Sanatçının ve Albion Jeune’un izniyle.

Saffet Emre Tonguç’un önerileriyle hazırlanan Londra rehberinde şehrin görülmesi gereken adreslerini, rotalarını ve keşif noktalarını inceleyin.

Sıkça sorulan sorular
Frieze Sculpture nedir?

Frieze Sculpture, Londra’daki Regent’s Park’ın English Gardens bölümünde düzenlenen, ücretsiz ve herkese açık bir açık hava heykel sergisidir. Eserler parkın günlük kullanımının içine yerleştirilir.

Frieze Sculpture 2026 ne zaman?

Frieze Sculpture 2026, 16 Eylül–1 Kasım 2026 tarihleri arasında ziyaret edilebilecek.

Frieze Sculpture 2026’nın küratörü kim?

Frieze Sculpture 2026’nın küratörlüğünü dördüncü kez Fatoş Üstek üstleniyor.

Frieze Sculpture 2026’nın teması ne?

2026 edisyonunun merkezinde “hybridity”, yani melezlik fikri bulunuyor. Seçki farklı kültürleri, malzemeleri ve üretim biçimlerini bir araya getiriyor.

Frieze Sculpture 2026 ücretsiz mi?

Evet. Frieze Sculpture, Regent’s Park’ta ücretsiz ve herkese açık olarak düzenleniyor.

Turcel Orman
Turcel Orman Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
white banner
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için