Ayla Turan ve Kemal Tufan, Bodrum Golf Club’ın açık alanlarına yayılan “Sculpture Journey” sergisini, birlikte üretme süreçlerini ve heykelin doğayla kurduğu ilişkiyi OGGUSTO’ya anlattı.
Ayla Turan ve Kemal Tufan’ın farklı biçim dillerini bir araya getiren “Sculpture Journey”, Bodrum Golf Club’ı doğa, ışık ve heykelin sürekli değişen bir ilişki kurduğu açık hava sergi alanına dönüştürüyor. Aslı Özok küratörlüğünde hazırlanan sergide Ayla Turan’ın sekiz, Kemal Tufan’ın üç eseri yer alıyor. İyilik İçin Sanat Derneği ile Bodrum Golf Club işbirliğinde hayata geçirilen proje, çağdaş heykeli geniş bir peyzaj içinde izleyiciyle buluştururken her yıl genç bir heykel sanatçısının üretim sürecine destek verilmesini amaçlayan uzun vadeli bir model de kuruyor.
Uzun yıllardır birlikte çalışan Ayla Turan ve Kemal Tufan, eserlerini ilk kez aynı sergide bir araya getiriyor. Sanatçılarla “Sculpture Journey”in çıkış noktasını, açık alanda heykel sergilemenin sunduğu olanakları, birlikte üretmenin çalışmalarına katkısını ve sanat yolculuklarının yeni dönemini konuştuk.
Sculpture Journey Röportaj Özeti
Ayla Turan ve Kemal Tufan, “Sculpture Journey” sergisinde ilk kez eserlerini aynı seçkide buluştururken birlikte üretme süreçlerini, heykelin doğayla kurduğu ilişkiyi ve sanat anlayışlarını anlatıyor. Röportajda açık hava heykel sergisinin sunduğu olanaklardan gelecekteki projelerine uzanan samimi değerlendirmelerini bulabilirsiniz.

Sculpture Journey Sergisi Hakkında
- Yer: Bodrum Golf Club, Bodrum
- Tarih: 13 Temmuz – 1 Kasım 2026
- Sanatçılar: Ayla Turan ve Kemal Tufan
- Sergi Teması: Ayla Turan ve Kemal Tufan’ın farklı heykel anlayışlarını doğayla iç içe bir açık hava düzeninde buluşturan seçki. Sergi, aynı zamanda genç heykel sanatçılarını destekleyen sürdürülebilir bir sosyal fayda modelini hayata geçiriyor.
- Küratör: Aslı Özok
Ayla Turan Retrospektif sergisi vesilesiyle sanatçıyla sanat yolculuğunu, üretim sürecini ve yıllar içinde değişen yaklaşımını konuştuk.
Ayla Turan ve Kemal Tufan’a Ortak Sorular

“Sculpture Journey” ismi çok şiirsel. Bu yolculuk sizin için neyi temsil ediyor? Kısaca sergi hakkında bilgi verir misiniz?
Uzun yıllardır birlikte çalışmamıza rağmen daha önce heykellerimiz bir arada hiç sergilenmedi, ikimizin de anlatım biçimleri çok farklı olsa da yaratı sürecinde çıkış yollarımız aynı olabiliyor. Form olarak birbirimizden ne kadar farklı olsak da sanata ve hayata bakışımız ortak noktamız. Bu sergi bir anlamda bizim sanat yolculuğumuz. Farklı yaklaşımlarımızı aynı mekânda bir bütünlük içinde buluşturan serginin küratörlüğünü Aslı Özok yaptı. İyilik İçin Sanat Derneği’nden Selin Bozkurt’un ve Bodrum Golf Club’ın katkılarıyla harika bir heykel parkı izleyiciyle buluştu.
Bodrum Golf Club gibi doğayla iç içe, geniş ufuklara sahip bir alanda eserlerinizi sergilemek üretimlerinize nasıl bir anlam kattı? Eserlerinizin mekânla nasıl bir ilişki içinde olduğunu düşünüyorsunuz?
Galeri ya da klasik anlamda kapalı mekânlarda eserlerin sergilenmesi hem izleyen kesim bakımından hem de mekânın olanakları bakımından sınırlandırıcı olabiliyor. Özellikle büyük boyutlu eserlerin sergilenmesinde heykel-mekân ilişkisi çok önemli. Bu anlamda Bodrum Golf Club’ın dingin ve sonsuzluk hissi uyandıran geniş alanları bize özgürce sergileme olanakları sundu. Doğayla bütünleşen eserlerin birbirinden bağımsız alanlara yerleştirilmesi, izleyenin heykelleri uzaktan görerek yanına yaklaşmasını, yürüme mesafesi sırasında sürpriz başka bir heykelle karşılaşmasını mümkün kılıyor ve gün içinde heykeller üzerine düşen ışığın sürekli değişiyor olması algıyı değiştirerek heykele devinim kazandırıyor. Bodrum Golf Club, yemyeşil ve derin peyzajı içinde heykellerle bütünleşen, yaşayan bir heykel parkına dönüştü.
İkiniz de uzun yıllardır üretmeye devam eden sanatçılarsınız. Bugün geriye dönüp baktığınızda sanat yolculuğunuzda sizi en çok değiştiren kırılma noktası ne oldu?
Buna bir kırılma noktası demek belki doğru olmaz; ancak uluslararası ölçekte büyük boyutlu heykellerimizi kamusal alanlara yerleştirme fırsatı bulmamız, sanat pratiğimizi derinden dönüştüren en önemli süreçlerden biri oldu. Eserlerimizin farklı kültürlerde izleyiciyle doğrudan buluşması hem cesaretimizi artırdı hem de bakış açımızı genişletti. Bu deneyimler, üretim pratiğimizi zenginleştirirken bize yeni olanaklar ve yeni ifade alanları açtı.

Birlikte sergi açmak üretim sürecinizi nasıl etkiliyor? Birbirinizi beslediğiniz yönler neler?
Birlikte sergi açmaktan çok, birlikte üretme süreci bizi besliyor. Bir fikrin ortaya çıktığı ilk andan üretimin tamamlanmasına kadar sürekli birbirimizle fikir alışverişi yapıyor, eleştiriyor ve birbirimizi destekliyoruz. Bu karşılıklı etkileşim, hem üretimimizi geliştiriyor hem de her bir eserin daha güçlü bir anlatıya dönüşmesini sağlıyor.
Sergiyi gezerken en çok hissettiğim şey özgürlük oldu; sanki heykeller geniş çimlerin üzerinde nefes alıyordu. Doğayla bütünleşiyordu. Eğer bu sergiyi siz tek bir kelimeyle tanımlamanız gerekseydi, o kelime ne olurdu ve neden?
Tek bir kelime seçmek zor ama bizim için bu sergiyi en çok tanımlayan duygu umut. Çünkü eserlerimizin çıkış noktası hayatın içinden; hepimizin ortak deneyimlerine, kırılganlıklarına ve mücadelelerine dokunuyor. Bu nedenle serginin doğayla kurduğu ilişki de izleyiciye nefes alacak bir alan açıyor. Özgürlük de bu serginin çok güçlü bir duygusu. Aslında bugün özgürlük ile umut birbirinden ayrı düşünülemez. Günümüzde en çok ihtiyaç duyduğumuz şeyin umut olduğuna inanıyoruz; özgürlük de o umudu besleyen en önemli parçalardan biri. Eğer izleyici bu sergiden ayrılırken içinde biraz daha umut, biraz daha yaşama sevinci ve keşfetme isteği taşıyorsa, bizim için en büyük karşılığı budur.
Önümüzdeki dönemde bizi bekleyen yeni projeleriniz var mı?
Bizim için yeni bir dönem başladı. Yarı zamanlı olarak Londra’da yaşıyoruz. Bir yandan eylül ayındaki PgArt Gallery ile katılacağımız Contemporary İstanbul sanat fuarı bir yandan da Londra’daki yeni projelerimizi hayata geçirmeyi planlıyoruz.
Büyük şehirlerden sahil rotalarına uzanan Türkiye’nin öne çıkan sergilerini keşfedin.
Ayla Turan’a Özel Sorular

Çocuk figürlerinin izleyiciyle çok doğrudan duygusal bir bağ kurduğunu düşünüyorum. Sizce insanlar bu figürlerde en çok kendilerinden ne görüyor?
Sanırım insanlar önce kendi çocukluklarını görüyor. Çocukluk, hepimizin ortak hafızası; nerede doğmuş olursak olalım, benzer duyguları taşıyoruz. Bu yüzden izleyici önce o figürle duygusal bir bağ kuruyor. Ardından kendi kırılganlıklarını, korkularını, umutlarını ve bazen de uzun zamandır unuttuğu yanlarını fark ediyor. Ben izleyiciyi sarsmaktan çok, onu hikâyedeki katmanları keşfetmeye davet ediyorum. O davetin ardından herkes kendi hikâyesini eserin içinde buluyor.
Bugün yeniden sanat yolculuğunuza başlasanız genç Ayla Turan’a ne söylemek isterdiniz?
Sanırım ona “Sabırlı ol ve kendi sesine güven” derdim. Sanatta kısa yollar yok. Üretmek, araştırmak, denemek ve bazen başarısız olmak bu yolculuğun doğal bir parçası. Bugün geriye dönüp baktığımda, en çok zorlandığım dönemlerin beni geliştirdiğini görüyorum. Bir de şunu söylerdim: Dünyayı merak etmeyi hiç bırakma. Çünkü sanat, yalnızca atölyede değil; sokakta, seyahatte, insanlarla kurduğun ilişkide ve hayatın içinde besleniyor.
Seyahat planlarınıza ilham verecek dünyanın öne çıkan sergilerini keşfedin.
Kemal Tufan’a Özel Sorular

Heykellerinizde güçlü bir denge ve hareket hissi var. Bu dengeyi kurarken sizi en çok besleyen kaynak nedir?
Beni en çok besleyen şey doğanın kendisi. Doğada hiçbir denge durağan değildir; her şey sürekli bir hareket ve dönüşüm içindedir. Heykellerimde de bu dinamizmi yakalamaya çalışıyorum. Bunun yanında, üretim pratiğim üzerinde İstanbul Teknik Üniversitesi’nde aldığım Endüstri Mühendisliği eğitiminin de önemli bir etkisi olduğunu düşünüyorum. O eğitim, bana analitik düşünmeyi, sistem kurmayı ve yapısal ilişkileri doğru okumayı öğretti. Teknik denge elbette önemli, ancak asıl ilgilendiğim şey, bu yapısal disiplin ile sanatsal sezgiyi bir araya getirerek izleyicide hareket duygusu uyandıran görsel dengeyi kurabilmek. Bir heykelin farklı açılardan bakıldığında yeni ilişkiler ve yeni ritimler üretmesi benim için çok değerli.
Eserlerinizi üretirken izleyicinin yorumuna ne kadar alan bırakmayı tercih ediyorsunuz?
Eserlerimin tek bir doğru okumaya sahip olmasını istemem. Anlatmak istediğim bir düşünce ve duygu elbette var, ancak izleyicinin kendi deneyimleriyle eseri yeniden yorumlayabilmesini önemsiyorum. Benim için iyi bir heykel, ilk bakışta tüketilen değil; keşfedilmeyi bekleyen, her karşılaşmada yeni anlamlar sunan ve izleyiciye cevap vermekten çok soru sorduran bir eserdir.
Açık alanda sergilenen bir heykelin kapalı galeridekinden farklı bir ruh taşıdığına inanıyor musunuz?
Kesinlikle. Heykel, mekânla birlikte var olan bir sanat dalı. Açık alanda sergilendiğinde doğayla, ışıkla, hava koşullarıyla ve insanın gündelik yaşamıyla sürekli bir ilişki kuruyor. Günün farklı saatlerinde değişen ışık, mevsimler ve izleyicinin esere farklı yönlerden yaklaşması heykelin algısını da sürekli dönüştürüyor. Bu nedenle açık alandaki bir heykel daha yaşayan, daha dinamik bir karakter kazanıyor. Kapalı galeriler ise izleyiciye daha kontrollü ve yoğunlaşmış bir deneyim sunuyor. Her iki mekânın da kendine özgü bir dili var; önemli olan, eserin anlatısıyla en doğru ilişkiyi kurabilecek ortamı bulabilmesi.
Müzelerden galerilere İstanbul’un güncel sergilerini keşfedin.


