L+S Contemporary’nin Dirimart iş birliğiyle Nonna Private Alaçatı’da gerçekleşecek kişisel sergisi kapsamında Alaçatı’ya gelecek olan Alman çağdaş sanatçı Peter Zimmermann ile atölye ritüellerinden ilham kaynaklarına, tesadüfün üretim sürecindeki rolünden değişen sanat dünyasına ve yapay zekâ çağında görüntünün geleceğine uzanan keyifli bir sohbet gerçekleştirdik.
🎨 Bir Bakışta Peter Zimmermann Röportajı
Alman çağdaş sanatçı Peter Zimmermann, L+S Contemporary’de düzenlenen kişisel sergisi vesilesiyle atölye ritüellerini, hata ve tesadüfün sanattaki yerini anlatıyor. Sanatçı, 30 yılı aşkın dijital üretim tecrübesiyle yapay zekâ çağında görüntünün geleceğine ve Türkiye’deki izleyiciyle kurduğu duygusal bağa ışık tutuyor.
Bugün yapay zekâ ile sanat arasındaki ilişki giderek daha fazla tartışılırken Zimmermann için bu sorular yeni sayılmaz. Sanatçının otuz yılı aşkın süre önce ilgisini çeken görüntü, metin, sanallık ve gerçeklik ilişkisi, görüntü üretiminin çok daha hızlı ve güçlü hâle geldiği günümüzde başka bir ölçek kazanmış durumda.
Bu yaz L+S Contemporary, Peter Zimmermann’ın farklı dönemlerinden seçilmiş eserlerini Port Alaçatı’daki Nonna Private’ta bir araya getiriyor. Lal Ösen ve Selmin Ösen tarafından kurulan bağımsız sanat platformunun Dirimart işbirliğiyle gerçekleştirdiği sergi, erken epoksi kompozisyonlardan güncel yağlıboya çalışmalarına uzanan bir seçki sunuyor ve 9 Ağustos 2026’ya kadar görülebiliyor.
Peter Zimmermann ile Alaçatı’daki kişisel sergisi vesilesiyle bir araya geldik; iki farklı atölyesinden küçük çay seremonisine, sokakta karşısına çıkan bir afişten dinlediği podcast’lere, hata ve tesadüften Türkiye’deki izleyicilere uzanan bir sohbet gerçekleştirdik.
Peter Zimmermann Alaçatı Sergisi Hakkında Bilgiler
- Sanatçı: Peter Zimmermann
- Sergi Mekânı: Nonna Private, Port Alaçatı (L+S Contemporary & Dirimart işbirliğiyle)
- Tarih: 9 Ağustos 2026’ya kadar ziyarete açık
- Öne Çıkanlar: Erken epoksi kompozisyonlar, güncel yağlıboya çalışmalar
Peter Zimmermann ve Atölye Ritüelleri

Gününüzün büyük bir kısmını atölyenizde geçirdiğinizi tahmin ediyorum. Atölyenize ilk kez giren biri, sizi ve çalışma biçiminizi en iyi yansıtan hangi detayı fark ederdi? Belki yıllardır yerinden oynamayan bir obje, vazgeçemediğiniz bir alışkanlık ya da size eşlik eden küçük bir ritüel…
Aslında iki ayrı mekânda çalışıyorum; birini reçine resimlerim, diğerini yağlıboya resimlerim için kullanıyorum. Bu iki çalışma alanını bilinçli olarak birbirinden ayrı tutuyorum. İkisinin de kendine özgü araçları ve ekipmanları var; zamanla her birinin ayrı bir atmosferi oluştu. Sanırım çalışma biçimimi en çok tanımlayan şey de bu ayrım. Hangi mekâna girerseniz girin, oranın belirli bir üretim biçimine ayrıldığını hemen hissedersiniz.
Atölyedeki tipik bir gününüz nasıl başlıyor? Çalışmaya hemen başlayabilen biri misiniz, yoksa resim yapmadan önce sizi doğru ruh haline hazırlayan bir rutininiz var mı?
Genellikle bisikletle bir çalışma alanından diğerine geçiyorum. Böylece hem biraz temiz hava alıyorum hem de bir önceki gün bıraktığım işe nasıl devam edeceğimi düşünecek zamanım oluyor; fikirler çoğu kez yolda geliyor. Çalışmaya başlamadan önce bir tür çay seremonisi yapmayı da seviyorum. Küçük bir ritüel ama işe koyulmadan önce odaklanmamı sağlıyor.
Sokaktan Müzeye:
Peter Zimmermann İçin İlham Kaynakları

Resim dışında yaratıcılığınızı besleyen başka hangi dünyalar var? Sanatçılar, yazarlar, yönetmenler, müzisyenler ya da farklı disiplinlerden eserler arasında üzerinizde kalıcı bir etki bırakan ve üretim pratiğinize yansıyanlar var mı?
Pek çok şey ilgimi çekiyor. Müzik dinlemeyi, film izlemeyi ve okumayı seviyorum. Şehirde karşıma çıkan bir afiş, yürürken gördüğüm bir obje ya da sosyal medyada gezinirken rastladığım bir şey ilham kaynağı olabiliyor. Aslında herhangi bir şey olabilir. Kendimi tek bir kaynakla sınırlandırmak yerine gözlerimi açık tutmaya çalışıyorum.
Bugün yalnızca birkaç saatiniz olsa ve bir müzeyi ziyaret edecek olsanız, ilk olarak hangi sanatçının sergisine gitmek isterdiniz? O sanatçıda sizi en çok etkileyen şey nedir?
Seyahat etme fırsatım olduğunda dünyanın dört bir yanındaki müzeleri ziyaret ediyorum. Ama yıllar içinde “favori sanatçı” fikri benim için anlamını yitirdi. Merakım tek bir isme yoğunlaşmak yerine giderek genişledi. Belirli bir sanatçıya doğrudan yönelmektense bir müzenin karşıma ne çıkaracağını görmeyi tercih ederim.
Atölyede çalışırken arka planda neler çalar? Sizi yaratıcı bir akışa sokan belirli bir müzik türü, sürekli dinlediğiniz bir albüm ya da dinlemekten hiç bıkmadığınız bir podcast var mı?
Her türden ilginç podcast ve sesli kitap dinlemeyi seviyorum; siyaset, bilim ya da edebiyat üzerine olabiliyorlar. Atölyedeki iş büyük ölçüde elle yapılıyor ve neredeyse meditatif olabiliyor. Bu yüzden ellerim çalışırken zihnimin başka şeylerin peşinden gitmesini seviyorum.
Atölyeden Sergi Açılışına:
Hata, Tesadüf ve Sanatın Değeri

Peter Zimmermann’ın atölyedeki tarzıyla bir sergi açılışındaki tarzı arasında nasıl bir fark var? Giyim tarzınızın ruh haliniz ve yaratıcı sürecinizle bir bağlantısı olduğunu düşünüyor musunuz?
Atölyedeki halimle bir sergi açılışındaki hâlim arasında gerçekten büyük fark var. Atölyede, etrafta asistanlar olsa bile, eserlerimle kurduğum ilişki mahrem, özel ve görsel. Açılışlarda ise çok fazla konuşma var. Tabii böyle zamanlarda çalışma kıyafetlerimi de giymiyorum; çünkü üzerleri boya içinde.
Yaratıcı sürecinizde beklenmedik sonuçlara ve tesadüflere büyük önem veriyorsunuz. Günümüzde yaratıcı süreçler giderek daha kontrollü ve öngörülebilir hale gelirken, sizce “hata” ve “tesadüf” sanatta neden hâlâ bu kadar değerli?
Bana göre iyi bir sanat eserinde iradenizin ötesine geçen bir şey olmalı. Bir eser yalnızca iradenizle ortaya koyabildiğiniz şeyden ibaretse sıkıcılaşıyor. En zor kısmı beklemek; hiç beklemediğiniz bir şeyin ortaya çıkmasına açık kalabilmek. Benim için sanat, planlamadığınız bir şeyle karşılaştığınız o anda başlıyor.
Benim için sanat, planlamadığınız bir şeyle karşılaştığınız o anda başlıyor.
Sizce yıllar içinde sanat dünyasında en çok ne değişti? Peki asla değişmemesi gerektiğine inandığınız bir değer var mı?
Fiyatlar değişti. Daha doğrusu bugün bir sanat eserinin değerini çoğu zaman tek başına fiyatı belirliyor. Asla değişmemesi gereken şey, bir nesnenin ya da görüntünün bir insana seslenebilmesindeki, ona dokunabilmesindeki gizem. Elbette bu son derece kişisel ve öznel bir şey. Umarım hep böyle kalır.
Peter Zimmermann’ın Gözünden Türkiye ve Alaçatı
Türkiye’de daha önce birçok kez sergi açtınız. Türk izleyicisinin eserlerinizle kurduğu ilişkide sizi şaşırtan ya da aklınızda kalan bir özellik oldu mu?
Türkiyeli izleyicileri çok duygusal ve coşkulu buldum. İnsanların eserlere gösterdiği tepkilerdeki o sıcaklık ve doğrudanlık aklımda kaldı.
Bu sergi için eserleri seçerken Alaçatı’nın mimarisi ya da atmosferi kararlarınızı etkiledi mi? Yoksa eserlerinizin farklı coğrafyalarda yeni anlamlar kazanmasını görmek sizin için daha mı önemli?
Mimariden çok etkilendim; işlerimi böylesine etkileyici bir mekânda sunma fırsatı bulduğum için de gurur duyuyorum. Eserlerin yeni bir ortamda nasıl farklı bir varlık kazandığını görmek her zaman ilgi çekici.
Asla değişmemesi gereken şey, bir nesnenin ya da görüntünün bir insana seslenebilmesindeki, ona dokunabilmesindeki gizem.
30 yılı aşkın süredir dijital görüntülerle çalışıyorsunuz. Bugün kariyerinize yeniden başlıyor olsaydınız yine aynı konuları mı araştırırdınız, yoksa bambaşka bir alan mı ilginizi çekerdi?
Bunu söylemek zor. Ben başladığımda dijital görüntü henüz keşfedilmemiş bir alandı; beni çeken şeylerden biri de tam olarak bu yenilikti. Algımız nasıl çalışıyor, görüntü ile metin arasında bir fark var mı, sanallık ile gerçeklik arasında nasıl bir ilişki var gibi sorularla ilgileniyordum. Aynı sorular bugün de beni en az o zamanki kadar ilgilendiriyor. Yapay zekâyla birlikte teknoloji ve görüntü üretimi çok daha baskın ve güçlü bir hâle geldi, ama özünde mesele hâlâ aynı.
L+S Contemporary’nin Alaçatı Vizyonu:
Lal ve Selmin Ösen Anlatıyor

Peter Zimmermann’ın sergisine ev sahipliği yapan L+S Contemporary’nin kurucuları Lal Ösen ve Selmin Ösen’e de platformun neden Alaçatı’da doğduğunu, çağdaş sanatta yeni karşılaşma biçimlerini ve ziyaretçilerde bırakmak istedikleri hissi sorduk.
Londra’da eğitim aldıktan sonra bu projeyi İzmir’de hayata geçirmeyi tercih ettiniz. L+S Contemporary’yi başka bir şehirde değil de Alaçatı’da başlatmanızın arkasındaki en büyük motivasyon neydi?
Lal Ösen: Londra‘da geçirdiğimiz yıllar, çağdaş sanatın güçlü bir kültürel ekosistemin içinde nasıl yaşadığını yakından gözlemleme fırsatı sundu. Sanatın yalnızca galerilerde ya da müzelerde değil, gündelik hayatın doğal bir parçası olduğu bir ortamın içinde bulunmak, L+S Contemporary’yi hayal ederken en önemli ilham kaynaklarımızdan biri oldu.
Bu yüzden L+S Contemporary’yi yalnızca bir sergi mekânı olarak değil, insanların çağdaş sanatla karşılaşabilecekleri bir platform olarak kurguladık. Bunu İstanbul’da yapmak elbette daha öngörülebilir olurdu; ancak bizi heyecanlandıran tam da alışılmış rotanın dışına çıkmaktı.
Alaçatı, yaz aylarında dünyanın farklı yerlerinden ziyaretçileri, koleksiyonerleri, tasarımcıları ve yaratıcı profesyonelleri aynı noktada buluşturan çok özel bir merkez. Biz de bu hareketliliği çağdaş sanatla buluşturmak ve insanların tatildeyken de nitelikli sanat üretimiyle karşılaşabilecekleri bir alan yaratmak istedik. Aslında Londra’da deneyimlediğimiz, sanatın gündelik yaşamın doğal bir parçası olduğu bu yaklaşım, L+S Contemporary için hayal ettiğimiz vizyonla da birebir örtüşüyor.
Elbette İzmir’in bizim için çok kişisel bir anlamı da var. Burası doğup büyüdüğümüz şehir; dolayısıyla ilk adımı burada atmak hem duygusal hem de çok doğal bir karardı.
Uzun vadede ise hedefimiz L+S Contemporary’yi uluslararası ölçekte de görünür kılmak ve Avrupa’da da varlık gösteren bir platforma dönüştürmek.
L+S Contemporary bir galeriden çok, farklı disiplinleri ve insanları bir araya getiren bağımsız bir sanat platformu olarak konumlanıyor. Sizce bugün çağdaş sanatın gerçekten ihtiyaç duyduğu şey yeni sanatçılardan çok, yeni karşılaşma biçimleri ve yeni sergileme modelleri mi?
Selmin Ösen: Çağdaş sanatın hem yeni ve genç sanatçılara hem de yeni ve genç izleyicilere ihtiyacı var. Bence asıl ihtiyaç, bu ikisini daha doğal ve ulaşılabilir biçimlerde bir araya getirebilmek.

Geleneksel galeri modeli sanat dünyasının vazgeçilmez bir parçası olmaya devam ediyor. Ancak bugün insanların sanatla kurduğu ilişki değişiyor. İnsanlar artık sadece bir sergiyi gezmek değil; sanatçıyla tanışmak, üretim sürecini anlamak, farklı ortamlarda bir araya gelmek ve sanatı hayatın bir parçası olarak deneyimlemek istiyor.
L+S Contemporary’yi tasarlarken de bu fikirden yola çıktık. Sergileri yalnızca eserlerin gösterildiği alanlar olarak değil; sohbetlerin, fikir alışverişlerinin ve yeni bağlantıların doğduğu buluşma noktaları olarak kurguluyoruz.

L+S için önemli olan sadece eser sergilemek değil; sanatın etrafında yaşayan bir topluluk oluşturabilmek. Çünkü çağdaş sanatın geleceğini belirleyecek olan noktanın yalnızca üretim değil, insanlar arasında kurduğu ilişkiler ve paylaşımlar olduğuna inanıyoruz.
Alaçatı’yı yalnızca bir tatil destinasyonu değil, çağdaş sanatın gündelik yaşamla buluşabileceği bir alan olarak tanımlıyorsunuz. Sizce bir ziyaretçinin bu yaz L+S Contemporary’den ayrılırken aklında kalmasını en çok istediğiniz duygu ya da deneyim ne olurdu?
S.Ö.: En büyük dileğimiz, ziyaretçilerin Alaçatı’dan ayrılırken yalnızca denizi ve güneşini değil, L+S Contemporary’de yaşadıkları sıcak karşılaşmaları ve sanatla kurdukları bağı da hatırlamaları. Buradan ilham almış ve tekrar gelmek isteyecekleri bir deneyimle ayrılmalarını isteriz.

L.Ö.: Ama en önemlisi, ziyaretçilerimize ilham verebilmek… Kimi zaman yeni bir sanatçı keşfetmelerini, kimi zaman bir esere başka bir gözle bakmalarını sağlayabilmek. Eğer buradan ayrılırken sadece eserleri değil, hissettikleri samimiyeti ve yeniden gelme isteğini de yanlarında götürüyorlarsa, bizim için en büyük başarı budur.
Peter Zimmermann Kimdir?

Peter Zimmermann, 1956 yılında Freiburg’da doğan Alman çağdaş sanatçı. Staatliche Akademie der Bildenden Künste Stuttgart’ta sanat eğitimi alan Zimmermann, Köln’de yaşıyor ve çalışıyor.
Dirimart ile uzun soluklu bir ilişkiye sahip olan Zimmermann’ın seçili kişisel sergileri arasında Contact (2024), Sticker (2023) ve may be may (2017) bulunuyor. Eserleri Centre Pompidou, Museum of Modern Art New York ve Staatsgalerie Stuttgart gibi önemli koleksiyonlarda yer alıyor.
Bir görüntü dijital ortamda defalarca dönüştürüldüğünde hâlâ “orijinal”inden söz edebilir miyiz? Peter Zimmermann’ın resimlerine bakarken bu soru kendiliğinden beliriyor. Sanatçı, 1990’ların başından bu yana fotoğraf, film karesi ve diyagram gibi görüntüleri grafik algoritmalarla dönüştürüyor; tanınmaz hâle gelen imgeleri epoksi reçine ve yağlıboyayla fiziksel yüzeye taşıyor.
Orijinal ile kopya, gerçeklik ile yanılsama arasındaki ilişki, Zimmermann’ın resim pratiğinin temel meseleleri arasında. 2014’ten bu yana yağlıboya çalışmalarını da eş zamanlı sürdürüyor.
Fotoğraflar: L+S Contemporary


