preloader

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel

06.02.2024
Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel

Yazı Boyutu:

Uğur Batı, eserlerinde figür ve nesneleri soyut ve somut öğelerle dengeleyerek estetik bir düzen oluşturan sanatçı Emrah Yücel’in resmindeki dinamik görsel etkileri ve özgün estetik anlayışını ele alıyor.

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel
Prof. Dr. Uğur Batı
Küratör,

Marka Danışmanı,
İçerik Yönetmeni

“Zihnimiz bir süngerdir, duygularımızsa bir nehir” diye güz ayında devam etti ressam.

Hem belki de harflerdi sadece zihnimizde uçuşan. Bu harfler ki İstanbul’un kanatlı sözleriydi. Ya da Elif’in vicdanıydı. Bu harfler ki aslında hep uçmak istemelerine rağmen, bazen ağaç olup kök salarlardı. Aynen bizim gibi. Biz de gitmek isteriz. Gelmek isteriz. Olmadı durmak isteriz, neredeyse kök salarız. O cümlede o harfleri gördüğümde, uçan bir kuş gibi bir sevgilinin kirpiğinden hareketlenir gibi olur her kanat. O zaman harfler nedir ki? Lakin ne olursa olsun Emrah Yücel tablolarında her şey onun kendi hikâyesine, bizim hikâyemize, aşka, hayale, inanca, Maide Suresi’ne, İstanbul’a, aslında insana kavuşur. Ben şöyle düşünüyorum, harflerde kaybolmak onun tablolarında güzeldir. Harfleri sevmek de…

Kaligrafi Resme Gelene Kadar

Yerel coğrafyanın, geleneğin, tarihin özüne dokunan sanat üretmek zordur, meşakkatlidir, çaba ister, özen ister ve evrenseldir. Son kelimeye dikkat, evrensel olan o’dur. Biz kendisine şimdilik kaligrafi sanatçısı diyelim. Kimden mi bahsediyoruz? Emrah Yücel’den. Emrah Yücel’de yaptığı sanatını coğrafyasının renkleriyle tekrardan işleyen bir sanatçıya rastladık. Emrah Yücel’in resmi kadar felsefesi de dikkat çekici. Kanımca bir ressam daha çok düşünüp, daha fazla fikir üretebildiğinde yükseliyor. Kendisini ifade ederken; “Yazı unutulabilen bir şey ve ben izleyiciyi manipüle etmek istiyorum. Yazılmaya değer bulduğum uzun metinler, Kur’an- ı Kerim’den ayetleri ya da tüm semavi dinlerdeki ortak hikâyeler ile bunu yapmak istiyorum” diyor Emrah Yücel. Kaligrafiye boyut katan, “geleneksellik” tartışmalarını bir başka boyuta çıkaran Yücel, 2019’dan itibaren kaligrafinin üç boyutlu halini de çalışıyor ki bu çok önemli. Ki bu yaklaşım, gelenekselin çağdaşlaşma ve modernleşme sürecini de içermesi anlamında önemli. Gelenekselden çağdaşa tartışması Türk sanatında her daim önemlidir. Öyle ki, sanat akımları ve etkinliklerinde öncü olduğu için Batı Sanatı “evrensel sanat” olarak değerlendirilir. Buna yaklaşmaktır amaç, kıtaları gerçekten aşarken. Bu nedenle onun resmine bakarken, onun üslubunu bir amaç değil de bir süreç olarak kavradığını değerlendirmeliyiz. Yücel’in resme katkısı, merkezi bir perspektif, üzerinde uzlaşılmış bir imge yığını, ölçülü bir tasarım zarafeti ve bir araya gelmezlerin (yazı ve figür) biçime dönüştüğü eşsiz bir tarzdır. “Harflerin gücü adına” üslubuyla geliştirilen ifade ayrıcalıkları, Yücel’in sözünü ettiğimiz geleneksel kaynaklarla da alışverişi olan bir tarzı yaratıyor. Ne özgün doğrusu. Bu, onun resmini bağımsız alanlara ulaştırarak, daha ifadesel ve doğru sanatının “süslemeci” ve “hatçı” atmosferini de kendine ekleyerek tümüyle başkalaşan bir anlayışı bize getirir. Evet, rahatlıkla söyleyebiliriz. Hat, kaligrafi, tezhip… Hepsi harika bir resim kombinasyonudur. Eline sağlık Emrah Yücel.

Bir Ressamın Profili: Nereden Nereye?

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel
Emrah Yücel, “Tuva”; 2023

Ressam, bir kurgucu, bir heykeltıraş, harika bir romancı ya da bir sanat üstadı… Kolay yetişmez. Bunu biliyoruz. O yüzden bir insanın felsefesi, kendine bir bakışı olmalıdır derim hep. Bu, Emrah Yücel’de var. Kendini ifade ederken nasıl güzel hikâyeleştiriyor kendisinin art alanını: “Anadolu’da eski evlerimizde gece lambası kültürü vardır, özellikle köy evlerinde. Bu gece lambaları öyle günümüzdeki gibi prize takılan cinsten değil harbi gece lambası. Ona göre tesisatı çekilmiş, ona göre kırmızı ya da yeşil bir ampul takılmış ve ışığı kesmesi için önünde baklava formunda yerleştirilmiş bir cam… İşte o camda dedelerimizin tercihine bırakılmış motifler… Bazıları karda yürüyen geyik, bazıları hasat zamanını resmeden görüntüler ve tabii ki yazılar… Çocukluğumun büyükçe kısmının geçtiği ve yer yatağının kanaatkâr konforundan zorunlu bir haz ile uykuya dalarken izlediğim İsm-i Nebi… Rahmetli dedemin insafından bize miras kalan gece lambasında, celi sülüs bir formda yazılmış Muhammet (SAV) yazısını izleyerek uykuya dalan bir torun için gönle düşen cemre mi dersiniz, ırmak mı bilmem ama yazı olduğunu nice sonra öğrendiğim o mukaddes şekillerin hafızama işlenmesidir benim yolculuğumun miladı.”

Burada özellikle de belirtmek gerekir, 15 yılı aşkın zamandır profesyonel kaligraf, yüksek lisans eğitimini “Angles Yazıların İşlevselliği” konulu tez çalışmasıyla grafik üzerine tamamlayan akademisyen/sanatçı Emrah Yücel, İngiltere merkezli The Calligraphy and Lettering Arts Society’den (CLAS) kaligrafi diplomasına sahip olan “The International Association of Master Penman Engrossers and Teachers of Handwriting” kuruluşunun aktif üyesi durumunda. Emrah Yücel, geleceğe dair hayalini ortaya koyarken, dünyada ‘Master Penman’ diye üst seviye kaligraf olarak nitelendirilen ve merkezi ABD’de bulunan ‘International Association of Master Penmen (IAMPETH)’ kuruluşunun ‘Master Penman Society’ adlı topluluğu tarafından verilen bir diplomanın peşinde olduğunu söylüyor. Şu an dünyada yaşayan 12 ‘Master Penman’ olduğunu belirten ressamın niyeti ve amacı, nereden nereye gideceğine dair planı çok net: “Ben 13’üncüsü olmak istiyorum. İnşallah ülkemizin adını oralarda göstermek nasip olur.”

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel

Biz, en basit ifade ile sanatın tekâmülü gereği yeni form ve arayışları pergelin iğnesi misali geleneğe ve bu toprakların sanat anlayışına sabitleyerek çağdaş yaklaşımların tarafındayız. Emrah Yücel harflerle oynayan bir sihirbaz gibi ve onun resimlerinde gerçekçi bir figür yorumundan söz etmeliyiz. Latin kaligrafi eserlerinden oluşan “Hakikat” adlı solo sergisinden günümüze hareket ettiğimizde son işlerinde artık iyice belirginleşen üç boyutlu düzenleme eğilimi ve hazır nesne tercihini de düşündüğümüzde eserlerinde “estetik” ve “derinlik” niteliklerinin de çok arttığını görüyoruz. Soyutlama/somutlama arası bir eğilime sahip olduğunu söyleyebileceğimiz bu resim yaklaşımında “nesne”, hem kendi için hem kendi başına hem de resim için, görsel bir metafor olarak tüm cisimsel haliyle bize bakıyor. Bu çok ilginç doğrusu. Harf diyorsun. Değil. Figür diyorsun. Değil. Metafor diyorsun. Değil. Alegori diyorsun. Değil. Cisim diyorsun. Değil. İmge diyorsun. Değil. Değil ama “sadece” bunlar değil. Neredeyse hepsi bir arada resmi ve çizgisi ile Emrah Yücel. Onun resmi “tekil” yapılarla resmi kuşatan minimal kompozisyon anlayışının nesne yorumunu; yapısal bütünlük açısından değerlendirilebilir sadece. Açıkçası bir şeyleri yıkıyor. Açıkçası “yenisini” yapıyor! Emrah Yücel bu anlamda yapısalcı bir ressam. Sanatı nesnelliğin gölgesinden kurtarma yönündeki umutlu/umutsuz çabası sonucu kaligrafi biçimine sığınıyor sanki ressam. Emrah Yücel’de sanat nesnel olmanın temsiline doğru yol alır, bir çölü vahaya çeviriyor ve bu alanda hiçbir şey duyarlılıktan daha bilinebilir değil.

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel
Emrah Yücel, “Ayıran-Furkan”; 2023

Yücel resmine dikkatle bakarsanız, aslında, resim düzeninde birbirini iten ve gerilimi sağlama adına resmin dışına doğru konuşlanan form ya da figürün, baktıkça ve zaman ilerledikçe resmin dışında kaldığını görürsünüz. İllüzyonist bir tavırdır bu. Ressamın, tuval dışına itilen figürün (harflerin) fiziksel gerçekliğini resme katarak oluşturduğu figürün ve gerçekçi duran üç boyutlu etki, bu gelişmenin ara evresidir kanımızca. Daha gidecek yolu vardır. Resminde bir enstalasyon tavrı, bir heykel-boyut katkısı, resmi niceliksel açısından da olası “diğer” imkânlar tartışması alanına çekmektedir. Malzemede de derinleşen bir ressamdan söz ediyoruz. Pleksiglas ve polyester gibi yeni malzeme katkıları, heykelsi durum ve duruşların yanında Emrah Yücel’in resim tavrını zenginleştiren görsel katkılardır. Derinlik arayışıdır. Hatta bu güzel içerikli, güzel yürekli adamın malzeme aracılığıyla gerçekleştirdiği, belki de aradığı derinlik sarhoşluğudur.

Gel gör ki, üç-boyutlu tasarımlar ve “kastettiği” heykel deneyimleri, Emrah Yücel’in bu özgün resim tarzı arayışında ara formlardır. Eskilerin tabiriyle bu velüt/verimli ressam ne yapsa izleyicisinin/ona bakanın gözünde doğallaşıp, onayladığımız bir hâl alır. Ressamın sempatisi, cesaretli arayışından ileri gelir. Bu yapısal unsurlar, karmaşanın göstereni olduğu kadar, Yücel’in spatula-kalem-hat-fırça-boya diyaloğunda biçimlenen sürekli formun yegane temsilidir. Onun resminin elde ettiği (hakkıyla) doku etkisi, piktural sürece sahne olan yepyeni bir zemindir. İlham vericidir. Özellikle son resimlerindeki kırmızı, siyah ya da sarı fark etmez renk ağırlığı, aslında kırılan/azalan renk şiddeti demektir. Bu da onun resmini “nötr” olan etkiler alemine bırakır. Uzam renksiz değil ama tek renklidir. Onun uzamı sonuçta Türk resminde az bulunan silik ve saydam, trajik ve dramatik bir atmosfere kavuşuyor.

Emrah Yücel’in bu iddialı sanat üslubunda, “beklenen”, “olduğu gibi olan” bir resim anlayışından öte dış-dünyayı doğrudan temsil etme vazifesinden uzaklaşan resim; yeni bir anlatı modeli yaratma konusunda, doğrudan ve kararlı arayışlar sürecine girer. Diyebilir biri, “Hadi oradan bir grafik tasarım anlatı türü olan, yazı, harfler ya da kaligrafi, ne zaman resim olmuş?” Resim yoluyla nesneleşen, biçime dönüştürülen unsurların uyumlu ilişkisi ve dinamik bir yüzeyin tanzimi gibi ara tanımlar; artık bu ara evrede gelişen bir tavrı karakterize eden sözcükleri içermektedir.

Görme Biçimleri: Emrah Yücel’in Hakikatine Nasıl Bakalım?

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel
Emrah Yücel, “Kuşatma-Fetih”; 2023

Bir ressama bakarken, “gözden” söz etmemek olmaz. Önce onunla bakıyoruz çünkü. Göz, tarih boyunca estetiğin ana aygıtlarından biri olagelmiştir. Organ olarak gözün sahibi insanken, toplumsallaşmış biçimiyle bu organ, estetik, ideoloji, iktidar ve düşünce tarafından belirlenir. Zaman geçer, onun aygıtına dönüşür. Böylelikle gözün sahibi “mümin”, “kişi”, “vatandaş”, “tüketici”, “koleksiyoner”, “eleştirmen”, “sanat insanı”, vb. olarak toplumsal yaşamda yerini alır. Göz düşüncenin kendisini yeniden ürettiği gelenekte ortaya çıkan görme biçimiyle “ehlileştirilir”. Bu nedenle gözün iktidar tarafından belirleniş biçimi biyolojik olanın (organın) toplumsal olana (aygıta) dönüşümünün biopolitik hikâyesini içerir. Evet, her resim bu nedenle biopolitiktir. Hikâyenin ana fikri, aygıtın temel oluşturduğu görme eyleminin bir algı biçimi olarak düşünce tarafından disipline edilip denetim altında tutulmasıdır. Bu, düşüncenin evrilmesi, akıma dönüşmesi açısından elzemdir. O zaman nasıl bakacağımızı değil ama nasıl göreceğimizi ressamın katkılarıyla biz belirleriz. Burası belki de özgürlüğün başladığı alandır. İkircikli ama öyle. Yücel bir söyleşisinde kaligrafiye ilgisinin nasıl başladığını şu sözlerle anlatıyor:

Yücel işi burada da bırakmıyor ve kaligrafinin tanımının “bir metni yazmak” olduğuna dikkati çekerek, bazen metin seçiminin, nasıl yazıldığından çok daha önemli hale geldiği değerlendirmesinde bulunuyor. İşte sözünü ettiğimiz “anlamsal” üretim alanı burası. Evet ben de “Kaligrafik resim olur, harika olur ve ben beğeniyorum. Bu ressam özel bir şey yapıyor” diyorum.

Bundan sonrası ne oluyor peki diye sorarsanız, gözün disiplini ve sonrasında denetimine ilişkin olanaklar görme biçiminin içeriği kadar biçimiyle de ilgilidir. Emrah Yücel bu nedenle doğru bir değerlendirme yapıyor kanımca. Biçim ve içerik arasındaki ilişki “gören”, “görülen”, “görülmeyen” üçgeninde düşüncenin yapısını, düşüncenin işleyiş biçimini, yeni olanaklar olabileceğine, bunun akıma dönüşebileceğini anlatıyor bize. Düşünsenize kaç kaligrafi çalışan ressam bundan sonra Emrah Yücel olmanın hayalini kuruyor sizce? Öncü olmak nasıl olacaktı sanıyoruz, belki de biraz acıyla! Eleştirilmemiş midir? Pek çok kez. Gelenekçiler mi? Evet. Kaligrafi resme eklenmez mi? Eklenmez diyenler! Yazıyı büküyor, içeriği itibarıyla “düşünülmeyeni” yapıyor, yapmasın diyenler olmuyor mu? Çok oluyor. Olsun, Yücel bize anlamanın ve çözümlemenin de yolunu sunuyor. Bu da “gerçek sanatın” doğasına çok uyan bir şey. Evet, sanat tarihinin temel meselelerinden olan görmeye ilişkin sözünü ettiğimizi yaklaşım, düşünce ve siyasal arena için de temel tartışma alanlarındandır. Ama unutmayalım ki, tarihte neredeyse uygarlık sayısı kadar görme biçimi vardır, hatta bunların birbirleriyle çeşitli örüntülerle bağlandığı söylenebilir. Her görme biçiminin içinde doğduğu ve geliştiği bir kültüre dolayısıyla da kültürün düşünce biçimine göre geleneği vardır ve geleneklerin devamlılığı, reddi ya da eleştirisi de bu tarihsel sürece eşlik eder. Yani sanatta hep olduğu gibi her şeyin değerini veren ya da alan zamandır, tarihtir. Harika! Bence bir çözüm yolu sunduk!

Kaligrafi, Elif ve Aşk: Harflerin Bana Güldüğünü Ben Sende Gördüm Emrah Yücel
Emrah Yücel, “Su”; 2023

Gören, görülen ve görülmeyen (göze açık olmayan, gizlenen) ilişkisinden oluşan üçgen bir çeşit dolaşım sürecine tekabül eder. Bu dolaşım aslında düşüncenin de toplumsal üzerindeki salınım sıklığına ve biçimine referans vermektedir. Hadi diyelim, özeti olsun. Sanatta asıl mesele insanın tanrısal ışıktan pay almasıdır! Sanat, göze açılan bir pencere olmaktan çok, görülmeyeni göze yansıtandır ki gören ancak bu şekilde görülmeyeni görebilir. Bu görme biçiminin çoklu bakışa imkân sağlaması, çok merkezli oluşu Tanrı’nın omnipresent niteliğine referans verir. Yani esas mesele insanın (görenin) ikona (görülen) üzerinden Tanrı’ya (görülmeyene) duhul etmesidir. Görmenin iradi olarak teslimiyetini içeren perspektif biçimi, sanatın düşünceyi, gücü, estetiği, akımı, geçmişi, geleceği ve aslında zamanı görme biçiminde yeniden üretmesinin de birer örneğidir. Emrah Yücel gibi ressamların bu çabasına burada bir saygı duruşu yapalım derim.

Emrah Yücel: Hattatlıktan Balat Karanlık İşler Atölyesi’ne!

Emrah Yücel’in Balat’taki atölyesinin adı “Karanlık İşler Atölyesi”. Doğrusu çok güzel bir dualizm, oldukça “aydınlık” işler yapıyor. Öğrenci yetiştiriyor. Ressam “Öğrencilerimle orada çalışıyorum. Üniversitelerde ders veriyorum. Yazıyla haşır neşir oluyoruz, önemli bir hastalık bizim için, güzel bir hastalık” diye ifade ediyor mekânı. Burasını biliyorum; güzelin, güzel sözlerinin güzel anlatılmaya çalışıldığı bir mekân. Yunus’un ‘doğru olmayan odun bile bu kapıdan giremez’ sözünün ve anlayışının devam ettirilmeye çalışıldığı bir mekân. Yanlış söz, yanlış insan. Rıza-ı ilahiyi gücendirecek amaç ve gayenin güdülmediği bir mekân… Anadolu irfanına bir damla su taşıma gayreti ile surda bıkmadan, usanmadan gedik açmaya çalışılan bir mekân. Kim bu topraklarda taşın üstüne taş koyma endişesi gütmüş ise onun hatırlatılmaya çalışıldığı, eserlere işlendiği bir mekân. Burası sur içi, dualı belde. Ressam “Camımdan her Haliç’e baktığımda ‘bugünkü Fetih Sûresi’ni ne için okuyacaksın?’ diye soruyorum kendime. Bugün kendinde nereleri fethedeceksin ya da hangi fetih ile müjdeleneceksin?’ diye tefekkür ile seyrediyorum surun dışını…” diyor. İnce bir düşünce doğrusu. Bu felsefe cihanı içine alır, kendine küçük bir dünya yaratır Balat’ta. İşler de karanlık değil, aydınlıkla onun dengesinde oluşur.

Bir Ressamın Art Alanı: “Yeşil Kaplı Namaz Hocası Kitabı Sayesinde Kaligraf Oldum”

Küçük çaplı bir sihir olsa gerek, ressam Yücel, kaligrafiye ilgisinin nasıl başladığını anlatırken; “Küçük bir şehir olan Bartın’da doğup büyüdüm. Küçükken hepimizin evinde olan o yeşil kaplı namaz hocası kitabı bende de vardı. Benim serüvenim de yazları camiye giderken yanımıza aldığımız o namaz hocası kitabıyla başladı. Daha okuma yazmayı yeni yeni söktüğüm dönemlerde, oradaki Arapça harfleri resmederek, kopya kağıdının üzerine koyarak, kalemle ilerleyerek ama Arapça harflerinin yazılış şekliyle değil Latin harflerinin yazılış şekliyle tersten giderek bilmeden yaptığım bir şeydi. Hastalık o zamanlarda başladı” diyor. Güzel anlatı doğrusu, demek gerçekten her şeyin bir amacı, bir yeri, bir zamanı var. Yücel kendisinin bir yazı ressamı olduğunu ifade ederken de; kaligrafinin “Bir metni yazmak” olduğuna dikkati çekerek, bazen metin seçiminin, nasıl yazıldığından çok daha önemli hale geldiği değerlendirmelerini yapıyor ve ekliyor: “Kendimi bir yazı ressamı olarak nitelendiriyorum. Bir ressam nasıl herhangi bir nesneyi kullanıyorsa resim yaparken ben de harfleri bir nesne olarak kullanıyorum harfleri resmetmeye çalışıyorum.”

Bitirirken…

Bu sanatçı tuvalin, sanatın, anlamın gereklerine uygun biçimde figür/nesne’yi soyut-simgesel ya da somut-görüntüsel niteliğiyle gereği kadar kullanmakta, ayrıntıcı ve betimlemeci bir tavrı öne çıkarmayarak, anlamı bu mekanizmaya tutsak etmemektedir. Kitle halinde birbirine girmiş figüratif unsurlar; bu yapı içerisinde uyumlu dinamik düzen duygusunu kuvvetlendiren yapılar kurar. Emrah Yücel bu anlamda yapı kurumcudur. Onun resminde ilginç olan şekilsi figüratif düzenin; hem de parçada hem de bütünde anlam içeren ve bir puzzle düşüncesiyle kurulan estetiği doğurmasıdır. Yücel resminde imge ve grafik ile oluşturulan dinamik görsel etkiler, yalnızca cisimselleşmeyen, birbirine yapışan, birbirinin içindenmiş gibi doğan bir bütünlüğü ifade ederler. Ressamın ortak bir düzen anlayışının sonucudur bu adeta ve kendine has bir estetiktir. Bu estetik, tuvalde merkezi perspektifi belirleyen, dinamizmi yaratan, yüzeye ise tüm dengeyi getiren unsurlar olarak karşımıza çıkar.

Kaynakça: Florenski, P. (2001). Tersten Perspektif. Yeşim Tükel (Translated by). İstanbul: Metis Yayınları. (Original Book Published in 1989); Anadolu Ajansı; Kuveyt Türk; Haberler.com

Uğur Batı
Uğur Batı Tüm Yazıları