Dijital Moda Haftaları Üzerine Görüşler

Son dönemde moda dünyasına dair en çok konuşulan konuların başında moda haftalarının geleceği geliyor. Dijital şovlar altın çağını yaşarken, sektörün Türkiye’deki en başarılı temsilcilerine bu konudaki görüşlerini sorduk.

Şubat 2020’de Milano Moda Haftası kapsamında düzenlenen Sonbahar/Kış 2020 defilesini salgın tehdidi nedeni ile izleyicisiz gerçekleştiren Armani, moda haftalarının geleceğine dair ilk ipucunu vermiş oldu aslında. O noktadan sonra yıl içerisinde düzenlenmesi planlanan moda haftalarının çoğu iptal olurken, bir kısmının ise dijital olarak düzenlenmesine karar verildi. Shanghai Moda Haftası ile başlayan bu uygulama Londra Erkek Moda Haftası ve ardından Paris Haute Couture Moda Haftası ile devam etti. Dior ve Chanel gibi modaevlerinin dijital şov ve sunumları da çok konuşuldu. Türkiye’de ise Vakko tarafından ilk dijital Trunk Show düzenlendi. Eylül’de gerçekleşecek İstanbul Moda Haftası’nın dijital olarak düzenlenmesi için hazırlıklar devam etmekte. Bu sezon cinsiyetsiz koleksiyonların da yer alacağı moda haftasında, “sezonsuz” bir anlayış ile İlkbahar-Yaz 2021 ve Sonbahar-Kış 2020/21 sezonları birlikte sergilenecek.

Moda haftaları ve çıkarılan koleksiyonların sıklığının tasarımcılar üzerinde büyük bir baskı yarattığı çok uzun zamandır biliniyor. Bu sebeple şu anki durum, Saint Laurent ve Gucci gibi pek çok marka tarafından mutluluk verici bir gelişme olarak karşılandı. Öte yandan, başta Chanel ve Burberry olmak üzere çok sayıda moda evi ise eski sisteme geri dönmeyi umduklarını açıkladı. Fendi, 22 Eylül’de Roma’da az sayıda davetlinin katılımı ile bir defile düzenleyeceklerini doğrularken Etro geçtiğimiz günlerde sınırlı sayıda davetlisi eşliğinde Milano Moda Haftası kapsamında fiziksel bir defile düzenledi. Böyle düşünen sadece markalar değil elbette. Fransız Moda ve Haute Couture Federasyonu’ndan gelen açıklamaya göre Paris Moda Haftası 28 Eylül - 6 Ekim tarihinde fiziksel olarak düzenlenecek. Etro, Dolce&Gabbana ve Jacquemus gibi markalar ise fiziksel defileler düzenlediler bile. 

Bu ısrarın arkasında birden fazla neden yatıyor. Moda haftaları, yeni sezon kıyafetlerin sergilendiği birer platform olmanın çok ötesine geçiyor ve pek çok açıdan önem taşıyor. Her şeyden önce sektörün en görkemli geleneklerinden biri haline gelen bu haftalar, markalar, müşteriler ve ticari partnerler arasındaki ilişkiyi canlı tutuyor. Peki, bu ilişkiyi moda haftaları olmadan devam ettirmek mümkün mü? Bunu gerçekleştirmeyi amaçlayan dijital showroom’lar şu sıralar moda dünyasının gözdeleri. Yüksek çözünürlüklü fotoğraflardan video’lara, 360 derece görüntülerden AR kullanımına bu showroom’lar ürünleri basın, müşteriler ve satın almacılar ile buluşturmak için uğraşıyorlar. Bunun yeterli olup olmayacağını ise zaman gösterecek. Öte yandan dijital defilelerin tek başına istenen heyecanı yaratması da mümkün gözükmüyor. Veri danışmanlığı hizmeti sunan Launchmetrics’in açıkladığı son rakamlara göre, Haziran ayında gerçekleşen Londra Moda Haftası, Ocak ayındakine göre %55 daha az medya etkisi yarattı. Peki, tüm bunlar ne demek oluyor? Moda haftalarını ve genel anlamda moda dünyasını ne gibi değişiklikler bekliyor? Tüm bunları sektörün alanlarında uzman isimlerine sorduk.

Özlem Kaya

Tasarımcı ve Moda Tasarımcıları Derneği Eş Başkanı

 

Pandemi ile birlikte, moda sektörüne ve sisteme dair dair pek çok sorgulama yapıldı. Hedi Slimane gibi isimlerden “sezonsuz moda” çağrıları gelirken, Chanel gibi markalardan ise “Eski düzene devam” çağrıları geldi. Türk moda sektörün en önemli isimlerinden biri olarak siz bu konunun neresinde duruyorsunuz? Bu anlamda sektörün geleceğine dair öngörünüz nedir? 

Birçok yönüyle hepimizi derinden etkileyen pandemi sürecinde kendimizi her şeyi sorgularken bulduk. İşimizi, sosyal hayatımızı, ilişkilerimizi ve en önemlisi geleceğimizi. Hala devam eden bu belirsizlik hissi sistemsel olarak da aşırıya kaçtığımız ya da yoğun yaşadığımız için üzerinde düşünmeye fırsat bulamadığımız bazı doğruları fark etmemize sebep oldu. Moda dünyasının doymak bilmeyen egosu, hızlı üretimi, hızlı tüketimi, çevreye verdiği zararlar daha fazla konuşulmaya başladı. Dünya moda arenasındaki markalar ve tasarımcılar farklı farklı stratejiler geliştirmeye başladılar. Senede 4 ve üzeri koleksiyon hazırlamak, moda haftalarında sunmak, aynı takvimde yer almak onların tarafından da ciddi eleştiriler almaya devam ediyor.

Türkiye’de de aslında durum çok farklı değil. Bir sezonu pas geçerek başladığımız normalleşme sürecinde aynı kararları alan ve uygulayan birçok Türk tasarımcısı var. Kendi adıma hiçbir zaman çok adetli koleksiyonlar hazırlamadığım için aynı sistemde ilerlemeye devam ediyorum. Senede 2 koleksiyon hazırlamak, malzeme ve dikiş kalitesini yüksek tutmak, katma değerli ürünler tasarlamak daha da önem kazandı benim için. Ayrıca bir türlü yapamadığım online satış sitemin hazırlıklarını hızlandırmak önceliklerimden biri. Kendi markasını yönetsin veya bir marka adına çalışsın, tasarımcılar üzerinde her zaman baskı var. Hatta bu dönemde baskı kat kat arttı. Dolayısıyla modanın yeni normal halinde ben alınan bu kararların doğru olduğunu savunuyorum. Marka danışmanlıkları verirken de koleksiyonların az, öz ve dengeli olması gerektiğini düşünmüşümdür her zaman. Moda ve teksil sektörü olarak çevreye verdiğimiz zararları aza indirgemek, tüketiciyi bilinçlendirmek ve nitelikli ürünler çıkartabilmek için doğru seçimler yaptığımıża inanıyorum. 

Şükrü Bekdikhan

Mercedes-Benz Otomotiv İcra Kurulu ve Otomobil Grubu Başkanı

Şubat ayında Milano Moda Haftası kapsamında düzenlenen Sonbahar/Kış 2020 defilesini izleyicisiz gerçekleştiren Armani’nin ardından pek çok marka bu yönteme başvururken, moda haftaları da bu yönde ilerliyorlar. Bunlardan biri de MBFWI. Bu uygulamanın moda haftalarının geleceği olduğunu düşünüyor musunuz? Yoksa koşullar gereği alınan bir önlem olduğuna mı inanıyorsunuz? Sizce dijital moda haftalarının “geleneksel” şovların yerini alması mümkün mü?

Dünya çapında önemli moda platformlarının isim sponsoru olan Mercedes-Benz, ilk olarak Nisan ayında Mercedes-Benz Fashion Week Mexico ve kısa süre önce de Mercedes-Benz Fashion Week Russia ile dijital moda haftası deneyimini yaşadı. Meksikalı tasarımcılar koleksiyonlarını YouTube platformu üzerinden hazırladıkları moda filmleri ve videolar aracılığıyla toplamda 7 milyon kişiye ulaştırdılar. Etkinlik, fiziksel bir buluşma olmasa da yaratıcı etkileşimlerin dijitalde başarıyla gerçekleştirilebilirliğini kanıtladı. Rusya'da ise defile yayınlarını 830.000'den fazla kişi izledi. Bu etkinlik kapsamında gerçekleştirilen Global Talents Digital projesi, dünyanın dört bir köşesinden genç yeteneklere, işlerini global ölçekte gösterme şansı veren ve aslında dijital moda haftasının demokratik yüzünü vurgulayan, tasarımcılara ve tasarımcı adaylarına yaratıcılıklarını geniş kitlelere taşıma fırsatı vermesini mükemmel biçimde yansıtan bir projeydi. 

İsim sponsorluğumuzun 15. sezonunda, Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul'un ilk dijital sezonu için çok heyecanlıyız. İHKİB'in ve bu sezon etkinliği destekleyen Türkiye Tanıtım Grubu'nun vizyonuyla, aslında senenin başından beri planlanan dijitalleşme sürecinin Türk tasarımcıların global ölçekte tanıtılması ve çok daha fazla kişiye ulaşması açısından benzersiz bir fırsata dönüşeceğinden hiç şüphemiz yok. Dijitali her alanda bir fırsat olarak görmek gerektiğine inanıyorum. Yenilikçi bir bakışı en temel değerlerinden biri addeden Mercedes-Benz, pandemi gündeminden çok önce, dijital lansmanları gündemine sokmuş, yeni Mercedes-Benz GLA modelini geçtiğimiz Aralık ayında ilk defa tamamen dijital platformlarda, tüm dünyaya aynı anda lanse etmiş bir marka. Dolayısıyla dijital etkinlikler, dijital lansmanlar pandeminin değil, içinde yaşadığımız çağın doğal bir sonucu ve gerek otomobil sektörü, gerekse moda sektörü olsun dijitalin sağladığı imkanlardan faydalanmayı ve böylelikle anlattığımız hikayeleri daha güçlü kılmayı önceliklendirmeliyiz diye düşünüyorum. 

Mustafa Gültepe

İHKİB Başkanı

Daha önce yaptığınız açıklamalardan birinde; Türk hazır giyim endüstrisinin moda endüstrisine evrilmesinin en önemli amaçlarınızdan biri olduğunu ve MBFWI’nin de bu açıdan bir lokomotif görevi üstlendiğini söylüyorsunuz. Ekim’de ilk kez dijital olarak düzenlenecek olan MBFWI’de bu etkiyi yakalayabileceğinizi düşünüyor musunuz? MBFWI’nin yukarıda bahsettiğimiz misyonu düşünüldüğünde böyle bir uygulamanın artıları ve eksileri sizce neler olacaktır?

Mercedes-Benz Fashion Week Istanbul için dijitalleşme süreci, düşünülenin aksine pandemiden çok önce başladı. Geçtiğimiz yıl, Kasım ayında Türk moda endüstrisinin tüm paydaşlarını bir çatı altında buluşturmayı ve moda haftasının geleceğini hep birlikte konuşmayı amaçlayan Arama Konferansı'ndan dijitalleşmeye giden yol haritası çıkmıştı. Pandemi bu sürecin hızlanmasını sağladı ancak alt yapı çalışmaları aylar önce başlamış olduğundan avantajlıydık. Dijital moda haftasının, Türk tasarımcıları global ölçekte tanıtma misyonunu gerçekleştirme adına bir dönüm noktası olduğunu düşünüyoruz. Fiziksel sınırların ortadan kalkması ile hedeflediğimiz pazarlarda görünürlüğümüzü artırmak adına dijital moda haftası ciddi bir fırsat. Biz de stratejimizi bu doğrultuda geliştirdik.

İHKİB olarak etkinliğin satın alma kısmında bu sezon global ölçekte lider iki dijital showroom olan Joor ve Ordre ile bir işbirliği gerçekleştiriyor ve koleksiyonları bu platform üzerinden global satın alma sorumlularına sunuyoruz. Etkinliğin tanıtımı kısmında ise moda yayıncılığının lider markalarından Vogue Runway ve Business of Fashion, platformlarını Türk tasarımcılara açacaklar. Doğru iş birlikleri ve yatırımlarla dijital moda haftasının muazzam bir potansiyel barındırdığını düşünüyorum. Evet, artık defilelere katılan isimler üzerinden bir magazin gündemi söz konusu değil, ön sıra kavgaları geçmişte kaldı, tüm bunların moda haftasının ruhunu öldürdüğü yönünde kaygılar dile getiriliyor, ancak sektörel bir etkinlik olan moda haftasında artık sadece modanın ve tasarımın konuşulacak olmasını ben olumlu değerlendiriyorum. 

Mehtap Elaidi

Moda Tasarımcısı

Küresel moda sektörüne baktığımızda Chanel ve Dior gibi büyük lüks moda evlerinin, ardı ardına gelen koleksiyonları ile neredeysen "fast fashion" markaları ile yarışmaya başladığını görüyoruz. Pandemi ile birlikte ise sektörde pek çok anlamda yavaşlama yaşandığını söyleyebiliriz. Sürdürülebilir ve yavaş modanın ülkemizdeki en önemli temsilcilerinden biri olarak, Hedi Slimane ve Alessandro Michele gibi isimlerden gelen "sezonsuz moda" çağrıları hakkında ne düşünüyorsunuz?

Aslında hep dediğim gibi moda dünyası bir çıkmazın içindeydi zaten ama kimse ilk ’’ İmdat’’ diyen olmak istemiyordu. Pandemi sanıyorum hepimize bu cesareti verdi. Biz 2019’un Ekim ayında MBFWI kapsamında EcoveroTM  ile yaptığımız işbirliğiyle hazırladığımız kapsül koleksiyonda ilk olarak tasarımda da sürdürülebilirliğin altının çizilmesi gerektiğini söylemiştik. Pandemi döneminde bunun altını çizen tasarımcılar ve markalar da oldukça çoktu. Sezonsuz moda tasarımda sürdürülebilirliğin bir başka ayağı bence ve markaların kendi DNA’ları ve yapılarına göre benimseyebilecekleri bir kavram. Uzun vadede bazı markaların tamamen bu yapıda ilerleyebileceklerini düşünüyorum. Müşteri – artık tüketici kelimesinin de kullanılmaması taraftarıyım – talebi de bu yönde gittikçe artıyor olacaktır. Ama bu arada bazı firmaların da eski sezonsal koleksiyonlarda kalmaya devam edeceğini de öngörüyorum. Yani ileride sezon anlamında daha hibrid bir yapıya geçileceğini düşünüyorum.

Banu Bölen

MTD Direktörü

Önceki röportajlarınızdan birinde “İşimle ilgili en sevdiğim şey, Türkiye’nin moda alanındaki yetenekleriyle bir arada olmak ve onlara kendilerini dünyaya tanıtacak platformu sunmak” diyorsunuz. Moda haftaları gerçekten de bu misyonu üstlenen en önemli platformlardan. MBFWI’nin bu sene dijital olarak düzenlenmesinin bu anlamda neleri değiştirdiğini düşünüyorsunuz? Uluslararası basın, editörler ve satınalmacılar ile dijital platformlarda buluşacak olmanın modacılar için ne gibi avantaj ve dezavantajları var sizce?

MBFWI’nin her zaman için hedefi başta Türk Tasarımcıları olmak uzere Türk Moda Endüstrisi’nin tüm oyuncularını yurtdışına tanıtmak oldu. Bunun için başladığı günden bu yana hem yabancı satın alma gruplarını hem de uluslararası başından önemli mecraları ve isimleri ağırladık. Ancak dijital sezonumuz bu anlamda gerçekteştirdiğimiz en büyük tanıtım ve satış anlaşmalarımızla bir ilke imza atacak. Tasarımcılarımız dünyanın en büyük ve moda ile ilgilenen profesyonel veya takipçi herkesin takip ettiği Vogue Runway ve BoF’da yer alacak. Yine aynı şekilde dünyanın en büyük b2b platformu Joor’da koleksiyonlar satın alım gruplarıyla buluşacak. Dijital dünyanın sınırsız ve el altında, ekran başında ulaşılabilir olması tasarımcılarımız için büyük bir fırsat. Özellikle fiziksel olarak tüm moda haftalarını ziyaret eden hem moda editorleri, hem de satın alma gruplarının bizlere ayırdığı sınırlı vakit ve takip böylece ortadan kalkmış oluyor. Ulaşılabilir ve gözlerinin önündeyiz. Uzunca bir zamandır yeniyi ve farklıyi arayan global moda endüstrisine tam da bunu sunan tasarımcılarımız olacak. Bu çok önemli bir fırsat. Bu sezon lookbooklar icin çok önemli 3 Türk moda fotoğrafçısıyla çalıştık. Çıkan sonuç Lookbook’dan daha çok kampanya fotoğrafları gibi. Arka fona da İstanbul’u aldık. Bazı tasarımcılarımızın ayrıca kullanmak istediği az sayıdaki yabancı modeller hariç, çekimlerde yer alan modellerin hepsi Türk. Dolayısıyla global endustriyi tek bir fotoğrafla  Türk moda tasarımı, Türk moda fotoğrafı Türk model ve İstanbul ile buluşturuyor olacağız. Bu muazzam bir firsat ve çok etkili olacağını düşünüyoruz. Dijital dünyanın negatif yanı ise, öyle veya böyle fiziksel dünyanın atmosferini ve heyecanını pek kolay aksettirememesi. Ancak tüm moda haftaları, tasarımcılar ve yeni düzen için bu geçerli. Her türlü heyecanı ve hissi yansıtan farklı ve sıra dışı moda kareleriyle güzel bir hikaye anlattığımız ve sonucun basarılı olacağını düşünüyorum.

Uğurhan Akdeniz 

Uğurhan Akdeniz Event Design | Production’ın Kurucusu

Yeni sezon kıyafetlerin sergilendiği platformlar olmanın çok ötesinde olan defileler, aslında birer ritüel olarak büyük bir gösteri sunup, izleyenlere bir hikaye anlatıyorlar. 15 seneyi aşkın tecrübenizle bunu Türkiye’de en iyi yapanlardan biri sizsiniz. Geçtiğimiz günlerde ise Vakko’nun dijital trunk show’unu düzenlediniz. Her ikisini de tecrübe etmiş biri olarak, prodüksiyon anlamında ikisinin de artı ve eksilerinden bahsedebilir misiniz?

Dijital, bizim öncesinde de çok kullandığımız bir kanaldı ki zaten dijitali bu çağda inkar etmek mümkün değil. Pandemi öncesinde de yaptığımız şovu livestream ile canlı yayınlıyor ve sosyal medya platformlarına yüklüyorduk. Çünkü asıl mesele zaten yarattığımız dünyayı ne kadar fazla insana ulaştırabilirizdi. O yüzden bu kısım zaten hayatımıza dahil oldu ama ne olursa olsun hikayenin bir de deneyim kısmı olduğu ve bu yüzden şovların fiziksel olarak da devam edeceği kanısındayım. “O tarafı çöpe attık, biz bundan sonra bu işi dijital olarak yapacağız” demek çok zor. Aslında bu her sektör için geçerli. Bir konsere ya da festivale gitmek ile sevdiğim bir grubun konserini Youtube’dan izlemek bambaşka deneyimler. Pandemi döneminde hepimiz Frida Kahlo’nun müzesini ya da başka bir müzeyi gezelim diye heyecanlandık ama sanal olarak bir yere kadar o deneyimi yaşayabiliyorsun. Çünkü oraya gerçekten gitmek, fiziksel olarak o alanda bulunmak, oranın kokusunu koklamak ve o enerjiye girmek bambaşka bir heyecan.

Ayrıca, fiziksel bir event’de herkes content üreticisi haline geliyor ve yarattığımız dünyayı herkes kendi gözü ve bakış açısıyla paylaşıyor. Yani bir event’e 100 kişi çağırıyorsanız, 100 tane content üreticisi var orada aslında. Bu tabii ki bir markanın yaratmak istediği “wow” efektine çok fayda sağlıyor. Bunu online’da bir yere kadar yapabiliyorsunuz. Prodüksiyon ya da tasarım açısından baktığınız zaman ise, işin online olması bizim için çok daha kontrol edilebilir bir şey. Çünkü vakit var. Çektin ve beğenmedin diyelim. Bunu post prodüksiyonda, kurguda ya da montajda telafi edebilirsin. Bizim normal şartlarda yaptığımız event’ler ise tamamen canlı performanslar. Mesela, en son Özgür Masur’un defilesini yaptığımızda herkes cep telefonlarından anlık yayın yaptı. Bu gibi durumlarda en ufak hata ya da eksik hemen görülüyor ve onu sonrasında telafi etme gibi bir durum olmuyor. Bu konuyu araştırırken gördüğüm bir model var: Fijital. Yani dijital ve fizikselin bir arada olduğu hibrit modeller. Bana en yakın fikir o geliyor. Fiziksel deneyimi, o deneyimi yaşayamayan arkadaşlara nasıl dijitali kullanarak en iyi şekilde aktarırsın? Mesele o…

Seda Domaniç 

Vogue Türkiye Kurucu Genel Yayın Yönetmeni

Moda haftaları, yeni sezon kıyafetlerin sergilendiği birer platform olmanın ise çok ötesinde. Sektörün dünyanın dört bir tarafından gelen aktörleri arasında bilgi ve fikir alışverişi yapılan bu etkinlikler, yeni iş birliklerini ve kararları doğuruyor. Bu etkinlikler için sıklıkla seyahat eden biri olarak, dijital moda haftalarının bu açıdan fiziksel moda haftalarının yerini almasının mümkün olduğunu düşünüyor musunuz? 

Moda dünyası olarak çok uzun süredir moda haftalarının günün değişen şartlarına uyum sağlaması gerektiğini tartışıyorduk. Sezonların anlamını yitirmesi, cinsiyet ayrımının kalkması ve tabii ki dijital dönüşüme ayak uydurulması, değişim rüzgarının başını çeken konular. Fiziksel temas, bir araya gelebilmek elbette şu günlerde hepimizin özlemini çektiği olgular, ancak bu ‘bir araya gelmenin’ yüklü bir maliyeti de söz konusu: zaman kaybı, seyahat trafiği nedeniyle çevreye verilen zarar derken her anlamda ciddi bir kaynak israfından bahsediyoruz… Buna karşılık dijital moda haftalarının önemli avantajları bulunuyor. Fiziksel sınırların ortadan kalkması ile artık bu içerik dünyanın her köşesinden kolayca takip edilebiliyor. Moda camialarında çok önemsenen ‘ön sıra’ ayrıcalığına bir anda herkes ulaşabiliyor, bir anlamda daha demokratik bir süreç işliyor. Dijital moda haftalarının çevre dostu olması da ayrıca önemli.

Bir de bence bizim gibi moda takviminde ilk sıralarda yer almayan moda haftalarının önü biraz daha açılıyor. Bugünlerde popülerliği zirve yapan dijital showroomları kullanma alışkanlığını mecburen geliştiren tüm moda satın almacıları farklı ülkelerdeki markaları kolayca keşfetme imkanına sahip oluyor. Aynı şekilde seyahat takvimleri bir anda boşalan moda yayıncıları ve editörler, evlerinde oturup farklı şehirlerde olan etkinlikleri rahatlıkla takip edebiliyor. 12-16 Ekim’de dijital olarak gerçekleşecek Mercedes Benz Fashion Week İstanbul’un da bu avantajlardan faydalanarak erişimini artıracağına inanıyorum. 21 sezon boyunca fiziksel moda haftalarına katılmış bir editor olarak, bu dijital dönüşümü heyecanla izliyorum. Artık hepimizi sıkan defile formatının da bu süreçte daha yaratıcı çözümlerle karşımıza çıkmasını açıkçası sevinçle karşılıyorum. Evet, moda dünyasından arkadaşlarımla buluşmayı ve güzel bir İtalyan restoranında defile sonrası cacio e pepe yemeği özlüyorum ama diğer taraftaki kazanımlar buna değer diye düşünüyorum.

Feride Tansuğ

L’appart PR Türkiye’nin Kurucusu ve İletişim Danışmanı

Başlangıcından beri PR’ını üstlendiğiniz MBFWI, ekim ayında dijital olarak düzenleniyor. Bunun başka örneklerini de zaten bir süredir görüyoruz. Bu örneklerden gelen rakamlar ise çoğunlukla dijital etkinliklerin fiziksel olanların yarattığı etkiyi yaratmadığı yönünde. Bu konuda ne düşünüyorsunuz? 

Hep birlikte yepyeni bir döneme girdik ve farklı metotlar denenerek ilerlendiğine tanıklık ediyoruz. Şu ana kadar düzenlenen dijital moda haftalarının, yarattıkları heyecan ve tüketicilere geçirdikleri hisler bakımından etkinliğin geleneksel versiyonuna kıyasla değişiklik gösterdiği çok konuşuldu. Bir taraftan da dünya genelinde son dört-beş sezondur artık bu sistemin işlemediği ve sektörün zorlandığına ilişkin yorumlar yapılıyordu. Dolayısıyla bence dijital platformlar üzerinden yeni formatları deneyimlemek önemli ve bu konuda İstanbul’da proaktif olarak çok güzel adımlar attığımızı düşünüyorum. Ülkemizde moda haftasının sürekliliğinin sağlanmış olması zaten başlı başına önemli. Biz de onu dijital platforma elimizden geldiğince iyi bir şekilde taşıyıp herkese farklı ve heyecanlı bir deneyim yaşatmaya gayret edeceğiz.

Dijital moda haftalarında bir “hype” yaratmak gerçekten daha zor mu? Bu anlamda PR açısından ne gibi farklılardan söz edebiliriz? 

Herkesin alıştığı sistemin dışına çıkıldığı için evet, daha zor. Nitekim moda haftalarında yapılan tüm defileler, beş duyuya hitap etmek ve belli fikirleri duygulara dönüştürmek üzerine kurgulanıyor. Etkinlik dijital platforma taşındığında da bu bağlamda farklılıklar yaratıp bir “hype” yaratmak ise yine bizlere ve kreatif ekiplere düşüyor. Bizim görevimiz etkinliği hem yazılı hem de dijital basında en iyi şekilde duyurmak olduğundan, PR tarafında dengelerin pek fazla değişmediğini söyleyebilirim. O nedenle çalışmalarımız aynı şekilde devam ediyor. Bir tek, bu sezon yurt dışı basınına yönelik daha fazla aksiyon alındı, birçok mecrayla anlaşmalar yapıldı. Bu doğrultuda, hedeflenen bazı bölgelerde daha özel çalışmalar hayata geçirilecek. 30'dan fazla tasarımcının katılımıyla gerçekleştirilecek etkinliğin hem yurt içi hem de yurt dışı basınında ses getirmesi için farklı eylem planlarımız mevcut.

Bu dönemde Ordre ve Joor gibi dijital showroom’lar çok popüler hale geldi. Hatta Londra Erkek Moda Haftası için Joor ile iş birliği yapıldı. Bu süreç içerisinde siz işlerinizi nasıl devam ettirdiniz? Showroom’a dair dijital yenilikler yaptınız mı ya da böyle bir talep aldınız mı? 

Markalarla toptan satın alma yapan birimleri buluşturan Joor, Ordre gibi dijital showroom’lar, seyahat kısıtlamasının gündeme geldiği bu dönemde çok fazla önem kazandılar. MBFWI’a katılan tasarımcılar için de bu platformlardan JOOR ve Ordre ile bir iş birliği sağlanacak. Biz son zamanlarda, showroom’dan yapılan tüm ürün çıkışlarını dijital bir platform üzerinden takip edebilmek adına Launchmetrics sistemini kullanmaya başlamıştık. Bu sistem, aynı zamanda dijital etkinlikler düzenlerken de bize son derece yardımcı oluyor. Ayrıca koleksiyonlarımızı basına dijital ortamda tanıtabileceğimiz yaratıcı çalışmalara da imza atıyoruz.

Sebla Refiğ Devidas 

BEYMEN İthal Kadın Markalar Satınalma ve Ürün Direktörü

Moda Haftaları’nın ve Trade Show’ların dijital platformlara kaydırılması ile birlikte, gözler Ordre ve Joor gibi teknolojinin tüm nimetlerinden yararlanan dijital showroom’lara çevrildi. Bu tarz platformlar hakkında ne düşünüyorsunuz? Fiziksel olarak ürüne dokunma ihtiyacının yakın bir gelecekte yok olacağına inanıyor musunuz?

Covid ile birlikte hayatımıza giren dijital satın alma süreçleri, şu an yaşadığımız şartları göz önünde bulundurursak vazgeçilmez. Bütün dijital satın alma platformlarının sürece hızla adaptasyonu, firmaların hızlı bir şekilde gerekli yatırımları yapmaları sayesinde; evet, şu anda satınalma yapabiliyoruz. Fakat ürüne dokunmakla aynı mı derseniz; kesinlikle değil. Bütün buyer’lar, önce 2020 Kış sezonu defile koleksiyonlarının bir kısmını görerek, bir kısmını ise uzaktan izleyerek satın almalarını yaptı. Şimdi önümüzde koskoca 2021 yaz sezonu var.  Online platformlar hayatımızı kolaylaştırıyor, ürünü en iyi şekilde izlememizi ve anlamamızı sağlıyor fakat showroomlarda olmak, ürüne dokunmak ve ürünü satan, tasarlayan insanlarla birlikte olabilmek, fikir alışverişi yapmak, her markanın kendi DNA’sını yansıtan ana ofislerini ziyaret etmek ve tabii ki fiziksel defilelerde bulunmak vazgeçilmez. Ben satın almada dijitalleşmenin, fiziksel tecrübenin önüne geçemeyeceği kanısındayım. Bana göre yeni dijital atılımlarda geri adım hiç olmaz, hep ileriye gidiş vardır. Fakat ben perakende sektörünün her zaman önemli bir parçasının insanlarla ve ürünle iç içe olmaktan geçeceğine inanıyorum.  

Vakko

Şubat 2020’de Milano Moda Haftası kapsamında düzenlenen Sonbahar/Kış 2020 defilesini Covid-19 tehdidi nedeni ile izleyicisiz gerçekleştiren Armani’nin ardından Chanel ve Dior gibi pek çok marka bu yönteme başvururken, moda haftaları da bu yönde ilerliyorlar. Ülkemizde ise ilk dijital trunk show’u siz sergilediniz. Dijital bir show ile fiziksel bir defile arasındaki farklardan bahsedebilir misiniz?

Pandemi süreci ile birlikte moda ve lüks perakendenin dinamiklerinde çok önemli değişikliklere şahit olduk; biz de Vakko olarak bu süreçte çok hızlı kararlar alarak ilklere imza atmaya devam ettik. Vakko dostlarına alışık oldukları özel hizmetleri aksatmadan sunmak en büyük önceliğimiz oldu. Bu kapsamda; Haziran ayında yeni platformumuz Vakko Live 7/24 ile Vakko dostlarına, yepyeni, zaman ve mekandan bağımsız olarak alışveriş ve moda deneyimini yıl boyunca sunacağımız hizmet platformumuzu hayata geçirdik. Hemen ardından da heyecan ile beklenen Vakko Trunk Show’larımız ile en yeni koleksiyonumuzu sunduk. 

Bu deneyimlerden ilkini Vakko Mare, ikincisini ise Vakko Kadın koleksiyonları için tasarladık. Amacımız her sezon olduğu gibi özel bir hikaye ile koleksiyonlarımızı sunmaktı. Pandemi sürecinde doğanın önemi bir kez daha ortaya çıktı. Biz de Trunk Show’larımızı özellikle açık havada, hepimizin özlem duyduğu doğada gerçekleştirdik. Hazırlık süreçleri diğer Trunk Show’lardan çok farklı değildi, ancak online Trunk Show’larda daha büyük bir teknik ekip ile birlikte çalıştık. Online Trunk Show’larımız ile çok sayıda Vakko dostuna ulaşma imkanımız oldu. Ayrıca yorumları an be an takip etmek de bizim açımızdan çok heyecan verici oldu. Vakko dostlarının anlık tepkilerini bu kez mimikleriyle değil, yorumları ve paylaşımları ile görebildik. Türkiye’de ilk kez dijital trunk show’ları hayata geçiren marka olmanın da haklı gururunu yaşadık. Sezon boyunca dostlarımızı dijital platformlarda bir araya geleceğimiz VAKKO etkinliklerinde buluşturmaya devam edeceğiz.

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.