OGGUSTO 2026 Gastronomi Trendleri Raporu yayınlandı. 2026 yılında gastronomi dünyasında bizi hangi gelişmeler bekliyor? Sürdürülebilir üretim, deneyimsel sunumlar ve yerelliğe duyulan ilgi, dünya mutfaklarını yeniden şekillendiriyor.
OGGUSTO ve Privia | İş Bankası Özel Bankacılık iş birliğiyle hazırlanan bu kapsamlı raporda; şef vizyonlarından gıda teknolojilerine, yerel malzeme hareketinden fine dining deneyiminin dönüşümüne kadar gastronomi dünyasını 2026’da şekillendirecek başlıkları inceledik.
Hazırlayan: Merin Sever, OGGUSTO Editörü
2026’da Gastronomi Dünyasını Neler Bekliyor?
- Yerellik, gastronominin kimliğini belirleyen temel üretim ve tedarik modeli hâline gelecek.
- Gösteriş geri çekilirken lüksün tanımı ürünün kökenine, emeğin şeffaflığına ve ölçülebilir sürdürülebilirliğe dayanacak.
- Mekânlar abartılı sunumlardan uzaklaşıp sıcaklık ve rahatlığa dayalı yeni bir “cozy luxury” deneyimini merkeze alacak.
- Restoranlar kültür, kimlik ve hikâye üreten çok katmanlı anlatı mekânlarına dönüşecek.
- Yapay zekâ, 3D baskı ve çoklu-duyu tasarımları ise görünmez bir arka plan teknolojisi olarak deneyimin doğal bir parçası hâline gelecek.

- 2026’da Gastronomi Dünyasını Neler Bekliyor?
- Soul-Plate: Sofraların Ruhuna Dönüş
- 1- Kökten Sofralar: Yerelleşme ve Kök Mutfağın Yükselişi
- 2- Lüksün Yeni Tanımı: Emek Odaklı Gastronomi
- 3- Samimiyet Arayışı: Otantik Gastronominin Yeni Yönü
- 4- Tabağın Ötesi: Çok Duyulu ve Deneyim Odaklı Gastronomi
- 5- Tekno Gastro: Teknoloji ile Şekillenen Yeni Mutfak Dönemi
- Gastronominin Yeni Çağı: Soul-Plate Dönemi
Gastronominin Geleceği Üründe ve Kökte Şekilleniyor

David Bizet
Executive Şef, L’Oiseau Blanc,
The Peninsula Paris
• 2 Michelin Yıldızı
“Bence iyi gastronominin özü, ürünü
yüceltmek ve onu en saf hâliyle öne
çıkarmak üzerine kurulu. Yüksek gastronomi sürekli evriliyor; ürünlerin tazeliği, bulundukları bölgenin karakteri ve özgün lezzetler
giderek daha fazla önem kazanıyor.
Geleceğin de bu yaklaşım etrafında şekilleneceğine inanıyorum. Yerel üretim, bölgesel malzemeler ve çevreye duyarlı mutfak anlayışı önümüzdeki dönemde daha da güçlenecek. Gastronomiyi hem doğaya hem sağlığa katkı sağlayan bir çizgide yeniden tanımlayabileceğimize eminim.”
2026’nın Mutfağı: Cesur, Bilinçli ve Lif Odaklı

Antonio Bachour
Pastacı Şef, Bachour Restaurant & Pâtisserie,
Miami. The Best Chef Awards 2018 & 2022
“Dünyanın En İyi Pastacısı” La Liste 2024
“Pastry Innovation” Ödülü Bib Gourmand
“2026 yılında gastronomi; lif odaklı sağlıklı beslenme, cesur “swicy” (tatlı–acı) lezzetler, otantik bölgesel mutfaklar, pratik lüks yaklaşımlar ve sürdürülebilir,
kapsayıcı yaratıcılık üzerine kurulacak. Gastronomi kültür, sağlık, sürdürülebilirlik ve erişilebilir lüks arasında kurulan
dengeyle biçimlenecek.”
“Lif merkezli beslenme, swicy tatlar,
otantik yöresel mutfaklar ve pratik
lüks konseptleri 2026’nın
gastronomi çerçevesini belirliyor.”
Soul-Plate: Sofraların Ruhuna Dönüş

Artık yediğimiz her şey, bir hikâye anlatıyor; toprağın sabrını, ateşin dönüşümünü, sofraya oturan kalbin ritmini. 2026’da gastronomi, bir anlam arayışı olacak. Bir lokma ruh hâlini değiştirecek; bir tabak sessiz bir diyalog kuracak. Soul-Plate, bedeni doyururken zihni yavaşlatan yeni bir farkındalık biçimi. Artık yemek yapmak bir meditasyon; sofra kurmak ise ilişki kurma biçimi. Yeni gastronomi çağı şunu fısıldıyor: “Lezzet, artık farkındalıkta!”
Otantiklik Gastronominin Yeni Referansı

Jean-François Rouquette
Executive Şef, Pur’, Park Hyatt Paris-Vendôme
• 1 Michelin Yıldızı
• Gault & Millau d’Or Ödülü
• Gault & Millau 4 Toques
“‘Şeflerin bulunduğu coğrafyadan ilham
alan, kişisel hikâyelerini yansıtan mutfak
dili fine dining’in yeni yönünü belirliyor.
Gastronomide öne çıkan en güçlü trendlerden biri, otantiklik ve şefin bulunduğu çevreyle kurduğu bağ. Artık pek çok şef, restoranlarının bulunduğu bölgenin doğasından, kültüründen ve yerel ürünlerinden doğrudan
ilham alıyor. Bu yerel bağlam üzerinden kendi hikâyelerini anlatan bir mutfak dili yaratıyorlar. Geniş konseptlerin geleceğini öngörmek zor olsa da fine dining’in geleceğinin daha samimi, lokal ve bağ kuran bir yaklaşıma dayanacağına inanıyorum.”
Yaratıcılık, Amaç ve Bilinç Yeni Mutfağın Üç Ayağı

Nicolas Lambert
Executive Pastry Chef, Four Seasons Dubai
• 2018 Asya’nın En Genç “En İyi Pasta Şefi”
• 2022 Gault & Millau “Yılın Pasta Şefi
“Teknik ustalığın ötesine geçen yeni
gastronomi, kültürü, sürdürülebilirliği
ve amacı bir araya getiriyor.
2026’da gastronomi yaratıcılığı bilinçle birleştirecek; keyif ile bütünlük buluşacak. Mutfak mükemmeliyeti artık kültürü, sürdürülebilirliği ve amacı yansıtan bir
anlayış haline gelecek. Yemek, bir değerler dili
hâline dönüşüyor. Müşteriler otantiklik ve bağ ararken, şefler hikâye anlatıcıları ve zanaatin koruyucuları olarak evrimleşiyor.”
Bitki Odaklı Tabaklar ve Şeffaf Şarap Kültürü Yükseliyor

Seray & Ozan Kumbasar
Şefler, Vino Locale, İstanbul
• 2 Michelin Kırmızı Yıldız
• 1 Michelin Yeşil Yıldız
• Seray Kumbasar – Michelin
“Best Sommelier” Ödülü
“Sebze ağırlıklı tabaklar, yerel üreticilerle kurulan işbirlikleri ve şeffaf şarap kültürü 2026 gastronomisinin temelini oluşturuyor. Ete alternatif ürünlerin ve sebze merkezli tabakların yükselişi devam ederken, yerelleşen üretim, küçük çiftçilerle kurulan ilişkiler ve mevsimsellik hem sürdürülebilirliğin hem de lezzetin ana belirleyicisi olacak.
Gastronomide nostalji etkisi güçleniyor; retro tabaklar ve tanıdık tariflerin modern yorumları daha fazla karşımıza çıkıyor. İçki tarafında Z kuşağının daha az alkol tüketmesi alkolsüz seçeneklerin yükselişini destekliyor. Şarapta ise genç kuşak, kökeni, üretim yöntemini ve etik değerleri daha fazla sorgulayan bir yaklaşım benimsiyor. 2026’da şarap dünyasının ana teması şeffaflık ve dürüst üretim olacak.“
Lüksü Yeniden Düşünmenin Zamanı

Thierry Paquot
Lükse Övgü kitabının yazarı
“Toplumumuz lüks sorunu üstüne yeniden düşünmeli, yaşamlarımızı lüksleştirmeli, keyifli bir hale getirmeli. Lüksün yenilenmesi tüketim tarzının değişmesi konusunda çok yararlı olabilir. ‘Neden bugün?’
diye sorabilirsiniz.
Yaşama hazzını gerçeğe dönüştürmek
için belirleyici üç değere saygı
göstermenin zamanı geldi:
Zaman, sessizlik ve enginlik.”
Yaratıcılık, Amaç ve Bilinç Yeni Mutfağın
Üç Ayağı

Kaya Demirer
Frankie & Biz İstanbul Kurucu Ortağı;
TURYİD Başkanı
“Pandemi sonrası hayatın kırılganlığının fark
edilmesi, lüksün tanımını kökten değiştirdi.
Lüks artık seyahat ve gastronomi gibi
deneyim odaklı bir yaşam tarzı.
Bu trend 2026’da daha da güçlenecek.
Yeni lüks anlayışında kalite ve şıklıktan
ödün vermeden rahatlık ön planda. Mekân
tasarımlarında konfor, akışkan ambiyans ve
neşe minimalist yaklaşımın yerini alıyor.
Lüks artık deneyimlemek
üzerine kurulu. Gastronomide rahatlık, akış ve teknoloji yeni standart oluyor.”
Sofrada Teknoloji, Kökte İnsan

Melih Şahinöz
Yönetim Kurulu Başkan1,
Poleks Gıda & ETÜDER
“2026’da gastronomi, tabağın içindeki
lezzetten çok etrafında kurulan değerlerle
tanımlanan bir alana dönüşüyor. Tüketici artık kaynağı bilinen ürün, etik üretim, sürdürülebilirlik ve kültürel bağ arıyor. Sofralar “ne yediğimizden” çok “bu ürün nasıl üretildi, kimlerin emeğini taşıyor, hangi hikâyeyi anlatıyor?” sorularıyla şekilleniyor. Yapay zekâ mutfakta verimliliği arttırırken insan dokunuşu, yaratıcılık ve paylaşma kültürü gastronominin kalbinde yerini koruyor. Döngüsel üretim, atıksız
mutfak, bitki temelli beslenme ve yerelleşme
ise sektörün yeni omurgasını oluşturuyor.
2026’nın gastronomisi; teknolojiyle desteklenen, kültürle derinleşen ve insanla anlam kazanan
bir bütüncül deneyim olarak yükseliyor.
Gastronomi 2026’da lezzetin ötesine geçerek, teknolojiyi, yerelliği ve insan dokunuşunu bir
araya getiren değer odaklı bir kültürel deneyime dönüşüyor.“
1- Kökten Sofralar: Yerelleşme ve Kök Mutfağın Yükselişi

Köken: Tabakta Aranan Lezzet

Sadece 10 yıl önce “yerel lezzet” dendiğinde aklımıza birkaç yöresel yemek geliyordu; bugün ise yerellik, gastronomide kimliği, hafızayı ve aidiyeti yeniden tanımlayan bir kavrama dönüştü. Artık farklı ülkelere, hatta farklı şehirlere seyahat ederken sadece “iyi yemek” aramıyoruz; toprağın kokusunu, malzemesini, hikâyesini tatmak istiyoruz.
Görsel: Unsplash – Angela Khebou
Bu değişim, düşünme biçimimizde de bir dönüşüm yaratıyor. Şefler yerelin bilgisini merkeze alarak evrensele ulaşma konusunda daha bilinçli; kendi bölgelerinden, hatta aile tariflerinden yola çıkarak coğrafya ile kültürün birleştiği yeni bir gastronomi dili kuruyorlar. Mikro üreticilerle kurulan işbirlikleri, malzemenin kökenine saygı duyan bir üretim döngüsü oluşturuyor. Ege’nin otları Japon tekniğiyle, Karadeniz’in tereyağı İskandinav disipliniyle buluşurken yerellik, sınırları aşan bir yaratıcılığın kaynağına dönüşüyor.
2026’da sofralar toprağın hikâyesini anlatan, kökleriyle konuşan deneyimler sunacak.
1.1 Sofranın Ekosistemi
2026’da gastronomi dünyası, büyük tedarik zincirlerinden çok küçük üreticilerle kurulan güven ilişkileriyle şekillenecek. Artık her tabakta bir hikâye sunulacak. Zeytin üreticisinden şaraphaneye, yerel çiftçiden balıkçıya kadar herkes bu hikâyenin parçası olacak.
Görsel: Unsplash – Agnieszka Stankiewicz

Şeflerle mikro üreticiler arasındaki bu işbirlikleri hem sürdürülebilirliği güçlendirecek hem de yerel ürünlerin sürekliliğini güvence altına alacak. Malzeme tedariğinin “doğrudan ve bilinçle” yürütülmesi, gastronomide kaliteyi etik bir değer zinciriyle tanımlayacak. Bir zeytinin kokteyle, bir buğdayın ekmeğe, bir otun tabaktaki dokunuşa dönüştüğü bu yeni dönemde, sofra artık bir üretim ekosisteminin aynası olacak.
Yerelin Değeri Yeni Lüksün Temeli

Osman Sezener
Şef
• Kitchen by Osman Sezener – 1 Michelin Yıldızı
• OD Urla – 1 Michelin Yıldızı &
Michelin Green Star
“Yerel ürünle çalışmak artık şeflerin hem kendi mutfaklarını yüceltme hem de mikro üreticiyi yaşatma sorumluluğu. Yerel ürünler kullanmak, her yörede şeflerin kendi bölgesinin malzemelerine duyduğu değeri ve saygıyı göstermesinin bir yolu. Aynı zamanda Bodrum gibi yerlerde yabancı misafirlere yerel değerlerimizi tanıtmak açısından da büyük önem taşıyor.
Şef restoranları giderek bu yöne evriliyor ve ileride daha da evrilecek. Her şefin doğrudan mikro üreticilerle temas kurması; hem malzeme kalitesini yükselterek kendi mutfağını güçlendirmesini hem de yerel üreticinin ekonomik olarak ayakta kalmasını sağlayarak bu döngünün sürdürülebilirliğini mümkün kılacak.”
Mikro-Üretici İşbirlikleri Mutfakta
Yeni Bir Derinlik Açıyor

Hakan Süve
Şef
Tuti Restaurant – Michelin Tavsiye Listesinde
“Mikro üreticilerle kurulan işbirlikleri; yüksek kaliteli ve karakterli ürüne ulaşmak, malzemenin hikâyesine daha yakından tanıklık etmek ve üretim sürecini birebir takip edebilmek açısından büyük avantaj sağlıyor. Ayrıca bu sayede biz şeflerin özel isteklerine ve reçetelerine göre üretim yapılması mümkün oluyor. Konuşmalarımız sırasında ise çoğu zaman yeni vizyonlar açabilecek, mutfağın yönünü değiştirebilecek fikirler ortaya çıkıyor.”
1.2 Bir Sofra, Bir Coğrafya

Yerel mutfak yeniden tanımlanıyor. Artık “yerel” dendiğinde geniş bölge tanımları yerine belirli bir yöreye, aileye ya da üreticiye ait tarifler öne çıkıyor. Önceden “Ege mutfağı” demek yeterliyken, bugün Kuzey Ege ile Güney Ege arasındaki farkları ayırt eden, hatta tek bir köyün reçetelerini arayan bir kitle var. Bu eğilim, restoranları daha dar kapsamlı fakat çok daha derin kökleri olan menüler tasarlamaya yönlendiriyor.
Yerelliğin bu yeni tanımı, sosyokültürel bir dönüşümün sonucu. Menüler büyük anlatılar yerine ait oldukları toprağın üreticisini, ürününü ve kültürel belleğini görünür kılıyor. Dünyada da benzer bir yönelim var: Tek bölgeli menüler, mikro-üretici iş birlikleri ve “menüde kimlik” anlayışı giderek yaygınlaşıyor.
Bu yaklaşım sürdürülebilirliğin de yeni dili hâline geliyor; kısa mesafeli tedarik zincirleri, düşük karbon ayak izi ve doğrudan üreticiyle kurulan ilişkiler hem çevresel hem de ekonomik açıdan daha dayanıklı bir gastronomi modeli sunuyor. Önümüzdeki dönemde coğrafyası kadar hikâyesi olan sofralar giderek daha fazla karşımıza çıkacak.
1.3 Yerel Füzyon

Farklı coğrafyaların malzemeleri, teknikleri ve hikâyeleri birbirine karıştıkça “yerel mutfak” kavramı çok katmanlı bir hâle geliyor. Bu eğilim hem geçmişe hem geleceğe bakan bir anlayışı beraberinde getiriyor: Bir yandan köklere sadık kalınırken diğer yandan bu kökler yeniden yorumlanıyor.
Görsel: Nama Restaurant / Aman.com
Böylece her tabak etkileşim içinde olduğu başka kültürleri de anlatıyor. Coğrafyalar arasındaki bu alışveriş gastronominin en samimi dilinde gerçekleşiyor ve paylaşılan lezzetler ortak bir hafızayı yeniden yazıyor.
Görsel: Nama Restaurant / Aman.com

Dünya gastronomisinde de farklı yerelliklerin kesişiminden doğan yeni mutfak kimlikleri öne çıkıyor; Japonya ve Peru mutfaklarının birleşimiyle oluşan Nikkei mutfağı bu akımın en bilinen örneklerinden.

Yerelin Gücü
Globalleşiyor
4,5 Milyon+
Dünya genelinde organik üretim yapan çiftçi sayısı.
(The World of Organic Agriculture 2025 – FiBL & IFOAM)

%47
Michelin yıldızlı restoranların menülerinde bölgesel veya mikro-yerel üreticilerin ürünleri yer alıyor.
(Michelin Guide Global Overview, 2025)

%53
Tüketiciler dışarıda yemek deneyiminde kimlik, köken ve otantiklik arıyor.
(Innova Market Insights – Global Consumer Trends 2026)
2- Lüksün Yeni Tanımı: Emek Odaklı Gastronomi
Parlayan Tabak Değil, Güvenilir Lezzet

Gastronomide lüks artık toprağa, zamana ve emeğe dokunan tabaklarda gizli. Bir zamanlar “lüks” dendiğinde akla Beluga havyarı, kaz ciğeri ya da şampanya gelirdi. Bugünse iyi olgunlaşmış bir domatesin kokusu, güneşi gören bir çileğin doğallığı ya da özgürce dolaşan bir tavuğun yumurtası aynı değerde.
Görsel: Unsplash – Precious Madubuike
Çünkü artık lüks, görkemin değil özenin dili. Nitelikli malzemeye erişimin zorlaştığı, zamanın hızla aktığı bir dönemde lüks; sakinliği, sadeliği ve doğallığı yeniden sahipleniyor. Bir tabakta emeği, kökeni, hikâyeyi görmek istiyoruz. Birçok kişi için, çocukluğundaki gibi kokan bir domatesin üstüne gezdirilmiş iyi bir zeytinyağı artık en pahalı istiridyeden daha anlamlı. Şefler de bu yeni lüksün izinde; gösteriş yerine dengeyi, menüde fazlalık yerine özü arıyorlar.
Görsel: Unsplash – Vinarija Perak

Yeni Lüks Gastronomi Yükselişte

Gökmen Sözen
Gastromasa kurucusu & CEO
“2026’da gastronomi, fine dining’in ötesine geçiyor; ürün odaklı, özgün ve bilinçli lüks restoranlar yükselişte. Artık deneyim, kullanılan malzemenin kökeni, üretim süreci ve restoranın etik yaklaşımıyla ölçülüyor. Bu yeni dönemde şefler, menüde gösteriş yerine dengeyi, fazlalık yerine özü öne çıkarıyor; konuklara lezzeti ve anlamı sunan bir gastronomi anlayışı hâkim oluyor.
2026’da gastronomi bizi daha çok lüks segment restoranlara yönlendiriyor. Etkileyici tabak sunumları, güçlü atmosfer, müzik ve ürüne odaklanan mutfak anlayışı öne çıkıyor. Londra, New York, Dubai, Hong Kong, Singapur, Tokyo ve Milano gibi finans merkezlerinde bu değişim belirgin şekilde görülüyor; İstanbul’da da aynı eğilim hızla güçleniyor. Fine dining tamamen ortadan kalkmıyor; hâlâ şeflerin teknik becerilerini ve tasarım anlayışlarını sergilediği bir vitrin işlevi görüyor. Ancak yükselen segment, kaliteli bistrolar, daha rahat mutfaklar ve sürdürülebilir şekilde gelişen yeni lüks restoranlardan oluşuyor. Gastronominin yönü net: Daha özgün, daha rafine ve daha bilinçli bir lüks dönemine giriyoruz.”
2.1 Az, Öz, Yerli.

Gastronomide “sessiz lüks”, artık yüksek farkındalıkla ölçülüyor. Menüler kısalıyor, tabaklar sadeleşiyor; ancak her ürünün ardında bir hikâye, bir üretici ve bir mevsim bulunuyor. Ildır’ın kalamarı, Urla’nın enginarı, Divle obruk peyniri artık yerin ruhunu taşıyan birer anlatı. Şefler “çok”un değil, “doğru”nun peşinde: Az tabakla çok şey anlatmak, görkemle değil özle hatırlanmak istiyorlar.
Görsel: Pexels – Hilal Bülbül
2.2 İzlenebilir Hikâyeler
Malzemenin değeri artık izlenebilirliğiyle de ölçülüyor. Yeni dönemin lüks restoranlarında her tabak, adeta bir köken haritası gibi. Menülerde yemeklerin hikâyeleri de yer alıyor: Coğrafi işaretli peynirler, kadın kooperatiflerinden gelen tahinler, yerel zeytinyağları ya da küçük üreticilerin nar ekşileri…
Görseller: Restaurant Alchemist – (@restaurantalchemist)


Artık neyin, nereden ve nasıl temin edildiği, en az sunum kadar önemli. Şefler kullandıkları ürünleri menülerinde gururla sergiliyor; ürünün arkasındaki emeği, üreticiyi ve hikâyeyi görünür kılıyor. Bazı restoranlarda bu şeffaflık bir adım öteye taşınıyor. Her ürünün hikayesi, menüdeki QR kodlarla müşteriye ulaşıyor.
Gastronominin Geleceği Doğayla Yeniden Yazılıyor

Elif Üngör
Chief Quality Officer (CQO),
Akkomarka Restoran Topluluğu
“Gelecek doğayla kurduğumuz ilişkide pişiyor. 2026’da gastronomi artık gezegenin geleceğiyle tanımlanıyor. Gıda atıklarının dönüşümü, döngüsel üretim modelleri ve yerel, bitki temelli menüler sürdürülebilirliğin yeni dili haline geliyor. Gerçek trend, doğayla uyumlu, atıksız ve topluma değer katan bir gastronomi kültürüne evrilmek.”
Gerçek Sürdürülebilirlik Mutfakta Şeffaflıkla Başlıyor

İbrahim Tunç
Şef – Circle by Vertical
1 Michelin Yeşil Yıldız
“Sürdürebilirlik benim için mutfağın ahlaki zeminidir. Bugün sürdürülebilirlikten bahsederken çoğu zaman biçimi koruyup özünü kaybediyoruz. Gerçek sürdürülebilirlik; ürünün kaynağını tanımak, üreticiyle aynı masaya oturmak ve doğaya borçlu olduğumuzu unutmamak. Bu yaklaşımın geleceği, ölçülebilir etkiyle şekillenecek. Önümüzdeki dönemde gastronomide değer, şeffaflıkta, üretim pratiğinde ve yerel döngüye sadakatte aranacak. Gerçek trend, doğayla uyumlu, atıksız ve topluma değer katan bir gastronomi kültürüne evrilmek.”
2.3 Yeşil Lafa Karnımız Tok

Yeni lüksün en güçlü bileşenlerinden biri, bir zamanlar “lüks”ün tam karşıtı sayılan alandan geliyor: Atıksızlık, sürdürülebilirlik ve dönüşüm kültürü. Bir dönem parlak sunumlarla, sponsorlu panellerle anlatılan “yeşil” kavramı artık inandırıcılığını yitiriyor; çünkü kimse plastik bardaklarla içecek servis edilen bir “sürdürülebilirlik etkinliğine” inanmıyor. Gerçek dönüşüm, samimiyette aranıyor.
Görsel: Blue Hill Farm
Her restoran %100 sürdürülebilir bir döngü kuramayabilir; ama mutfak atıklarını barınaklara bağışlayan, malzemelerini küçük üreticilerden ya da geleneksel yöntemlerle üretim yapanlardan temin eden işletmeler, bugünün “yeni lüks” tanımına daha çok yaklaşıyor. Asıl dönüşüm ise müşteriden geliyor. Artık bilinçli tüketici, “greenwashing”i kolayca fark ediyor, sahte vaatleri ifşa ediyor ve markalardan gerçek eylemler bekliyor. Bu baskı, restoranları ve üreticileri de daha yaratıcı, daha içten çözümler bulmaya itiyor. Çünkü artık hepimiz biliyoruz: Sürdürülebilirlik bir etiket değil, bir duruş.
Lezzet Artık Bir Kültür Deneyimi

%78
Küresel tüketici, yemek deneyimini kültürel bir deneyim olarak tanımlıyor.
(Booking.com – Culinary Travel Trends Report, 2025)
%55
ABD’li lüks tüketici, concierge hizmetlerini en çok özel yemek deneyimleri ve restoran rezervasyonları için kullanıyor.
(Vogue Business – What the Modern Affluent Consumer Wants, 2025)

3- Samimiyet Arayışı: Otantik Gastronominin Yeni Yönü

Gerçekleri Konuşalım!



Hiçbir trend tek başına yükselmez; her biri, benzer duygulardan doğan ve birbirini besleyen bir ihtiyacın parçasıdır. Pandemiyle birlikte hayatlarımızdan çekilen “insani temas”, birlikte yemek yemenin, kalabalık sofraların, dost meclislerinin kıymetini yeniden hatırlattı. Bir arada olmanın, evdeki sıradan sofraların bile birer özlem nesnesine dönüşmesi, bugünün gastronomisinde en güçlü duygulardan birini besliyor: Samimiyet.
Pandemi sonrası dönemde bu ihtiyaç sadece sosyalleşme arzusuyla sınırlı kalmadı. Giderek hızlanan, belirsizleşen dünyada insanlar artık “deneysel” olanın değil, güven ve konfor hissi veren yemeklerin peşine düşüyor. Bu zihinsel huzura da dair bir mesele. “Normal hayat”ın ritmini yeniden hissedebilmek, bir güven alanı arayışıyla ilgili.
Öte yandan, ekonomik dalgalanmalar ve azalan tarımsal üretim, gıda fiyatlarını tüm dünyada yükseltti. Bu da tüketiciyi daha sade, bilinçli, ulaşılabilir lezzetlere yöneltti. Artık gastronomide bile lüks, “fazla”dan değil, “gerçek olandan” geçiyor.
Tüm bu gelişmeler aynı noktada birleşiyor: İster fine dining olsun ister mahalle lokantası, herkes artık samimi bir sürdürülebilirlik arıyor. Evdeki gibi, gösterişsiz, içten bir sofra duygusu… Çünkü bugünün en büyük trendi, belki de en eskisi: Gerçekliğe dönüş.
3.1 Rahatlığın Peşinde: Fine Dining’den Cozy Dining’e

Gastronomide yeni dönem, huzurun peşinde. Bir zamanlar beyaz örtüler, kristal kadehler ve uzun tadım menüleriyle tanımlanan “fine dining” anlayışı, yerini örtüsüz masalara, sade sunumlara ve samimi bir sıcaklığa bırakıyor.
Görsel: Unsplash – Michael Wave
Garsonlar papyonla değil, gülümsemeyle karşılıyor; servis akışı bir sohbet kadar doğal. Az masa, daha çok özen. Az ses, daha çok anlam.
Görsel: Arva Restaurant — Aman

Artık “iyi yemek”, mekânın verdiği huzurla ölçülüyor. Şefler şaşırtıcı tabaklardan çok, insanın içini ısıtan, duygusal bağ kuran yemekler yaratmayı hedefliyor. Bu yaklaşım, hem mutfakta hem salonda daha içten bir deneyimi beraberinde getiriyor. Yeni dönemin restoranları, “kusursuzluk”tan çok, “rahatlık” arayan bir neslin yeme kültürünü yansıtıyor: Kimsenin diken üstünde oturmadığı, her şeyin hakiki olduğu sofralar.
2026’da gastronomi, nitelikli yemeği rahatlık ve samimiyetle buluşturan mekânlara yöneliyor

Mustafa Otar
Executive Şef,
Kilimanjaro Restaurant & Bar
“Bazen bir mekânda yaratılmak istenen en önemli şey, insanların içeri adım attığında kendini gerçekten rahat hissetmesi. Bu his; müzikle, ışıkla, akışkan bir mekân tasarımıyla ve örneğin “duvarsız mutfak” yaklaşımıyla oluşur. Her masadan mutfağın görünmesi, pişen her şeyin izlenebilmesi sıcak ve şeffaf bir atmosfer yaratır. Paylaşımlı tabaklar, tanıdık lezzetlerin hafif yaramaz yorumları, büyük porsiyonlar, ateşte pişen etler, kaynayan tencereler… Hepsi hem samimiyeti hem de nitelikli yemeği aynı masada buluşturan yeni bir lüks anlayışının parçaları haline geliyor. 2026’da da ihtiyaç duyduğumuz tam olarak bu: Rahat ama kaliteden ödün vermeyen gastronomi alanları.“
Ambiyansın Değeri Artıyor

Sander de Jong
Head Chef, Aan de Poel, Hollanda
• 2 Michelin Yıldızlı Restaurante
(Executive Chef & Owner: Stefan van Sprang)
“Restoranımızda fark ettik ki, günümüzde misafirler güçlü bir atmosfer ve bütüncül bir deneyim arıyor. Ambiyans, müzik, ışık ve mekân akışı artık lezzetin belirleyici unsurlarından biri haline geldi. Ayrıca daha kısa ama odaklı yemek deneyimlerine yönelen misafir sayısı artıyor. Ancak bu kısalma, kaliteden ödün verilmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine, beklenti daha net: Kısa, yoğun ve nitelikli bir gastronomik deneyim.“
3.2 Zamansız Lezzetlere Dönüş

Bazı tatlar zamana direnir. Lezzet, hafızada da yaşar. Bugünün hızlı, karmaşık dünyasında birçok insan artık yeni ve deneysel olanın peşinde değil; tanıdık, güven veren, sade, “iyi” tabaklara dönüyor. Közlenmiş domates kokusu, taş fırında pişmiş bir ekmek, mis gibi sütle yapılmış bir sütlaç…
Görsel: Unsplash – Monika Grabkowska
Bunlar bir duygunun, bir dönemin, bir evin kokusu. Şefler artık “yaratıcı olmak”la “abartıya kaçmak” arasındaki farkı daha iyi biliyor. Bir tabakta nostaljiyle mükemmelliği buluşturmak, bugünün en cesur yaklaşımı.

Endüstriyel malzemelerin yerine yavaş mayalanmış ekmek, taze süt, mevsim sebzeleri koymak; hem bir seçim hem de bir duruş. Yemek artık hayatın içindeki en sakin, gerçek ritüellerden biri. Belki de o yüzden, geleceğin mutfağı geçmişin mutfağına bu kadar benziyor.
3.3 Sağlıklı, Ama Lezzetli De!

Bir zamanlar “sağlıklı yemek” dendiğinde akla gelen ilk şey, lezzetten ödün vermekti. Oysa artık kimse ruhunu doyurmayan bir tabağı “iyi yemek” olarak görmüyor. 2010’ların superfood çılgınlığı (kinoa, chia, kale gibi trendlerle) yerini daha gerçekçi bir farkındalığa bıraktı. Bugün artık mesele iyi hissettiren, doğayla uyumlu yemekler yaratmak.
Görsel: Unsplash – Mr.Brand Studio
Şefler de bu yeni anlayışla hareket ediyor. Tereyağı, et ya da karbonhidrattan tamamen kaçmıyorlar ama pancar, kereviz, rezene gibi uzun süre “ikinci planda” kalmış sebzeleri yeniden başrole taşıyorlar. Ağır soslar yerini aromatik otlara, taze limon suyuna, fermente lezzetlere bırakıyor.
Birçok restoran artık kendi küçük bahçesinde malzeme yetiştiriyor, tabağı doğrudan toprağa bağlıyor. Bugünün sağlıklı gastronomisi dengeyle tanımlanıyor. Lezzetten kaçmadan, bedeni ve zihni besleyen tabaklar sunmak, hem şeflerin hem de tüketicilerin ortak cesareti.
Görsel: So Vegan

Sosyal Deneyimin Yeni Kültürü Şekilleniyor
%22
Kahve mekânlarının sosyalleşmedeki rolü %22 büyüyor; alkolsüz alternatiflere ilgi hızla artıyor.
(Innova Market Insights – Global Consumer Trends 2026)
Görsel: Unsplash – Dmitry Spravko


%29
Tüketicilerin %29’u yeme-içme deneyimini kendine zaman ayırma (“me time”) fırsatı olarak görüyor.
(Innova Market Insights – Global Consumer Trends 2026)
Görsel: So Vegan
%59
Tüketiciler, resmî gece buluşmaları yerine ev, restoran veya doğa gibi daha rahat “üçüncü mekânları” tercih ediyor.
(Innova Market Insights – Global Consumer Trends 2026)
Görsel: Unsplash – Madeline Liu

4- Tabağın Ötesi: Çok Duyulu ve Deneyim Odaklı Gastronomi
Yemek Bir Eylemden Öte, Bir Farkındalık

Yemeği karın doyurmaktan ibaret görmek çoktan geride kaldı; bugün, tabağın içindeki her malzeme bir kimlik, bir hikâye, bir miras taşıyor. Yemeğe bakışımız değişti. Artık lezzetin nereden geldiğini, nasıl üretildiğini, kimin emeğini taşıdığını da bilmek istiyoruz.
Görsel: Unsplash – Filipp Romanovski
Yemeği yerken, toprağa, üreticiye, geçmişe ve geleceğe dokunmak istiyoruz. Bu dönüşüm, gastronomiyi deneyimden öteye taşıyor. Yemek artık duygusal ve entelektüel bir alan: Her lokmada etik bir duruş, her dokunuşta kültürel bir hafıza saklı. Şefler, pişirdikleri malzemenin karakterine, coğrafyasına, hikâyesine daha çok dikkat ediyor. Mekânlar anlam da servis ediyor. Ve biz, her lokmada biraz daha “kim olduğumuzu” hatırlıyoruz. Çünkü artık biliyoruz: Gerçek lezzet, tabağın ötesinde…
Yerel Tarifler Gastronominin Yeni Kimliği

Sinem Özler
Executive Şef, Seraf Restaurant
Seraf Mahmutbey – 2023
Michelin İstanbul Tavsiye Listesi
Gault & Millau Türkiye: Mevsimsellik ve
sürdürülebilir yerel yaklaşımıyla övgü alan mutfak
“Geleneksel tarifler ve yerel ürünler sürdürülebilirlik, kimlik ve aidiyetin temel bileşenleri. Ben yıllar önce başladığım yolculuğu, yöresel yemeklerin orijinal hazırlanışına sadık kalarak sürdürmeyi seçtim. Anadolu mutfağının zamansız zarafetini dünyaya tanıtmak için çalışmalarımız hız kesmeden devam ediyor. Çünkü en iyi bildiğimiz, başkalarına aktararak fark yaratabileceğimiz mutfak bu. Bugüne kadar aldığımız geri dönüşler de doğru yolda olduğumuzun en güçlü göstergesi.”
Gastronominin Geleceği Köklerde Başlıyor

Elena Arzak
Dördüncü Kuşak Şef, Restaurante Arzak,
San Sebastián
• 3 Michelin Yıldızı
2012 Dünyanın En İyi Kadın Şefi Ödülü
“Restoranımızda fark ettik ki, günümüzde misafirler güçlü bir atmosfer ve bütüncül bir deneyim arıyor. Ambiyans, müzik, ışık ve mekân akışı artık lezzetin, deneyimin belirleyici unsurlarından biri haline geldi. Ayrıca daha kısa ama odaklı yemek deneyimlerine yönelen misafir sayısı artıyor. Ancak bu kısalma, kaliteden ödün verilmesi anlamına gelmiyor. Tam tersine, beklenti daha net: Kısa, yoğun ve nitelikli bir gastronomik deneyim.“
4.1 Restoran Değil, Anlatı Mekânı

Artık restoranlar hikâyelerin de aktarıldığı yerler. Bir zamanlar “iyi servis” ve “lezzetli tabaklar” başarı için yeterliyken, bugün bunlar sadece başlangıç. Yeni nesil gastronomi, tabağın ötesine geçiyor; insanlar artık anlam da arıyor.
Her başarılı mekânın ardında bir hikâye bütünlüğü var: Bir coğrafyanın sesi, bir dönemin mirası ya da bir
yaşam biçiminin izdüşümü. Kimi zaman bu hikâye, bir Anadolu köyündeki keşkek kültürünü günümüze taşıyor; kimi zaman Mersin’in göçer mutfağını, kimi zaman da geçmişle geleceği aynı sofrada buluşturuyor. Bu restoranlar artık ilişki kurmak için de var. Ziyaretçiler bir anlatının parçası olmayı seçiyor; hissettiklerini hatırlıyorlar.
Bugünün gastronomi dünyasında fark yaratanlar kendi hikâyesini inşa eden, kültürel bir hafıza yaratanlar. Çünkü artık herkes biliyor: Lezzet geçici, anlam kalıcı.
4.2 Temasa Dönüş: Elle Yemek Deneyimi
Yemeği “hissetmek” artık dokuda da anlam buluyor. Bin yıllarca ellerimizle yedik; sonra modernite, çatal ve bıçağı medeniyetin simgesi haline getirdi. Ancak bugün gastronomi dünyası bu ezberi yeniden sorguluyor. Bazı yemeklerin, özellikle de elle yendiğinde daha doğal, daha samimi bir deneyim sunduğu fark edildi.

Kimi restoranlarda şefler, tabaklar servis edilirken “Lütfen bunu elle yiyin” diyerek bu teması bilinçli bir ritüele dönüştürüyor. Bu yaklaşım, yemeği duyular arası bir deneyime taşıyor. Elle yemek, bedenle bağ kurmanın, malzemeye saygının ve farkındalığın yeniden hatırlanması.
Görsel: Unsplash – Cathrine Skovly
Nörogastronomi alanındaki araştırmalar da bu dönüşümü destekliyor: Yemeğe dokunmak, beynin tat ve haz merkezlerini doğrudan uyarıyor, yeme deneyimini daha bütünsel hale getiriyor. Kural koymaktan çok sınırları yıkmaya odaklanan yeni gastronomi anlayışı için “elle yemek” bir yemeğin özüne dönüş: Doğallığa, temasa, duyuların birliğine yeniden davet.
Yemeği Yeniden Hissetmenin Zamanı

Tilbe Çakır
Deneyim Tasarımcısı
“Eller, bedenimizin en güçlü reseptörleri ve beyinle kurduğumuz en doğrudan iletişim kanalı. Her dokunuş, beynin duyusal merkezlerinde bir sinyal oluşturur; sıcaklık, doku, şekil ve hareket gibi verilerle dünyayı anlamlandırırız. Bu yüzden yemekle temas ettiğimizde tat, koku ve hafıza ağları aynı anda aktive olur. Benim elle yemek yemeyi hatırlatan konseptim El’le’yi kurmamın nedeni tam da buydu: Basit ama derin bir şeyi, insanın dünyayı elleriyle tanıma refleksini yeniden hatırlatmak. Çünkü elimizle dokunduğumuz her lokma, beynimize “Şu anda buradasın” mesajını gönderir.
Bu temas sindirimi kolaylaştırır, yeme hızını dengeler, bedeni ve zihni aynı ritimde buluşturur. Modern yaşamın hızına ve kurallarına karşı bir hatırlatma bu. Duyuların, sezgilerin ve bilimin kesiştiği bu sofrada yemek, yeniden en doğal hâline dönüyor: Hissettiğiniz kadar tattığınız bir ana. Ve hepimizin bunu hatırlamaya ihtiyacı var. Elle temas, duyuları aynı anda harekete geçirerek yemeği daha bütünsel bir deneyime dönüştürüyor.”
Restoran Deneyimini Artık Hikâye ve Duyular Şekillendiriyor

%33
Elleriyle yemeğe dokunarak etkileşim kuran kişilerin, aynı yemeği çatal-bıçakla yiyenlere kıyasla %33 daha yüksek tat ve haz yaşadığı bildiriliyor.
(Food Quality and Preference Journal – Elsevier, 2022)
%64
Katılımcıların %64’ü, restoran tercihlerinde “hikâyesi olan” mekânları öne çıkarıyor. Bu oran 2022’ye göre %19 arttı.
American Express – Global Dining Report, 2025

5- Tekno Gastro: Teknoloji ile Şekillenen Yeni Mutfak Dönemi

Teknoloji, Duygunun Hizmetinde
2026’da gastronomide teknoloji, “gösteri” kurmaktan çok, duyguyu keskinleştiren görünmez bir ortak olacak. Bir yanda çoklu-duyu kurgularıyla (ışık, ses, koku) yemeğin algısını incelikle ayarlayan deneyimler; diğer yanda yapay zekânın damak profillerini okuyup tercihleri kişiselleştirdiği, siparişten menü tasarımına kadar akışı sadeleştirdiği pratikler öne çıkıyor.

Buna, şefin hayal ettiği dokuyu milimetrik hassasiyetle üreten 3D gıda baskı teknikleri eklendiğinde, teknoloji “fikirden tabağa” yaratıcılığı hızlandıran bir zanaat aracına dönüşüyor. Özetle yeni hat şurada çekiliyor: Teknoloji başrole değil, mutfağın ve salonun arka planına geçiyor; yemeğin kimliğini gölgelemek yerine onu daha okunur, daha hatırlanır kılıyor. Amaç şaşırtmak değil; doğru anda, doğru uyaranla lezzeti derinleştirmek, her misafire “kendine ait” bir deneyim yaşatmak.
Gastronomide Verimliliği Dijitalleşme Belirliyor

Merve Kaysun
The Stay Otelleri
Group Satın Alma Müdürü
“2026 trendlerinde, önümüzdeki yıllarda özellikle gastronomi alanında daha fazla yer kaplayacak olan sunulabilirlik ve dijitalleşme ön planda olacak. Bunun, verimliliğimizi artırması ve tedarik süreçlerimizi kısaltması öngörülüyor.”
Yemeğin Gerçek Dili: Beş Duyu Birlikte Konuşuyor

Vedat Ozan
Duyusal Kültür Araştırmacısı & Yazar
“Gerçek şu ki, tüm deneyimlerimiz çoklu duyu temelli; özellikle yemek gibi yaşamsal bir eylemde tek bir duyunun yeterli olması mümkün değil. Tat, koku, dokunma, görme ve işitme birlikte devreye girdiğinde yemek hem tanımlanabilir hem de haz verici bir bütün hâline geliyor. Aslında biz zaten beş duyumuzla yemek yiyoruz. Bugün yemeğin dışından gelen uyaranların da deneyime dahil edildiği yeni yaklaşımlar daha görünür hâle geldi. Gastronomi artık tek bir duyunun değil; kokudan sese, dokudan görsel detaylara uzanan çoklu duyusal bir deneyimin bütünü olarak tanımlanıyor.”
5.1 Duyusal Gerçeklik Restoranları Yemeği Hissetmek İçin
Gastronomide yeni dönem,tüm duyuların senkronu üzerine kuruluyor. Artık yemek tat almakla sınırlı değil; ışığın rengi, ortamın sesi, hatta havadaki koku bile tabağın algısını değiştiriyor.
Restoranlar bu deneyimi çoklu-duyu sahnesine çeviriyor: Özel ses tasarımlarıyla duyguyu yönlendiren odalar, yemeğin temasıyla senkronize koku yayılımı, sunum anında değişen ışık renkleri… Tüm bunlar, misafirin zihnini de aktive etmeyi hedefliyor.
Önümüzdeki dönemde “duyusal gastronomi”, özellikle deneyim ekonomisinin büyümesiyle birlikte, global fine-dining sahnesinin en etkileyici unsurlarından biri olmaya hazırlanıyor.
Duyuların ardındaki teknoloji


- Işık ve Ses Sistemleri
Yeni nesil restoranlarda akıllı ışık kontrol panelleri, ortamın rengini ve tonunu yemeğin sunum anına göre değiştiriyor. 360° ses tasarımlarıyla birleştiğinde, tabakla birlikte duygusal bir sahne kuruluyor. Örneğin Kopenhag’daki Alchemist ve Şangay’daki Ultraviolet, her tabakla senkronize ses ve ışık efektleri kullanarak yemeği “sürükleyici” bir deneyime dönüştürüyor. - Koku Simülasyonu ve Aroma Difüzyonu
Bazı restoranlar, programlanabilir aroma difüzörleriyle tabağa servis anında belirli kokular yayıyor. Limon çiçeği, duman ya da deniz esintisi gibi aromalar, duyusal hafızayı tetikleyerek lezzet algısını güçlendiriyor. Bu yaklaşım, gastronomide yükselen “duyusal tetikleyici teknoloji” uygulamalarının en belirgin örneklerinden biri. - Hikâye Anlatımı ve AR/VR Entegrasyonu
Artırılmış gerçeklik (AR) ve projeksiyon haritalama teknikleri, artık tabak sunumlarının bir parçası. Paris’teki Ephemera gibi restoranlarda konuklar, yemeğin hikâyesini dijital olarak izleyebiliyor ya da tabağın bileşenleriyle etkileşime geçebiliyor. Bu sayede yemek, bir anlatı, bir sahne haline geliyor.
5.2 AI Kişiselleştirilmiş Lezzet Profili
Yapay zekâ, gastronomide yalnızca otomasyon değil, kişiye göre şekillenen yeni bir “lezzet zekâsı” dönemi başlatıyor. Evdeki malzemelerden menü öneren uygulamalarla başlayan süreç, bugün restoranlarda misafirlerin damak hafızasını analiz eden bütüncül sistemlere dönüştü. AI artık tat tercihlerindeki asidite, baharat dengesi ve doku beklentilerini okuyor; geçmiş siparişlerden davranış modeli çıkarıyor; şeflere yeni aroma eşleşmeleri öneriyor; misafir için kişiselleştirilmiş yemek profili oluşturuyor.

Önümüzdeki dönemde bu teknolojinin hem ev mutfaklarında hem profesyonel gastronomide “görünmeyen karar arkadaşı” olarak konumlanması bekleniyor. Yemeğin geleceği, sezgisel şef dokunuşu ile veri zekâsının buluştuğu bu yeni alanda şekilleniyor.
Teknoloji ve Yaratıcılık Mutfağın Yeni
Dengesini Kuruyor

Cemre Siyahi Temim
Akademi Şefi, USLA
(Uluslararası Servis & Lezzet Akademisi)
“Gastronomide yeni bir dönem başlıyor; artık tabaklar 3D yazıcılarla şekilleniyor. Bazıları yenilebilir malzemelerle üretilerek yemeğin bir parçası olurken, bazıları yalnızca sunum için tasarlanıyor. Böylece her tabak hem dokusuyla hem de taşıdığı hikâyeyle misafire kişiye özel bir deneyim sunuyor.
Bu dönüşümün en heyecan verici yanı ise teknolojinin yaratıcılıkla buluştuğu yerde tutkunun hâlâ başrolde olması. Çünkü geleceğin gastronomisi sadece akılla değil, tutkuyla da pişiyor. Yapay zekâ ise misafirin damak hafızasını analiz ederek kişisel lezzet profili oluşturuyor; sevdiği asiditeyi, baharat yoğunluğunu ya da dokuyu öğreniyor ve buna göre yeni kombinasyon önerileri geliştiriyor. Mutfak artık yalnızca şefin sezgisiyle değil, verinin yönlendirdiği akıllı bir sistemle de çalışıyor.
3D baskı tabaklardan yapay zekâ destekli lezzet profillerine uzanan yeni dönem, gastronomiyi kişisel ve deneyim odaklı bir boyuta taşıyor.“
5.3 3D Yazıcıyla Yaratılan Dokular
Teknoloji artık mutfakta hayal gücü için de var. 3D yazıcılar, şeflerin ellerine yeni bir ifade biçimi sunuyor. Bu teknolojiyle tabaklar hem mimari hem heykelsi bir boyut kazanıyor; dokular tasarımdan da doğuyor.


Yazıcıyla şekillenen her katman, el emeğini tamamlamak için var. Amaç yaratıcılığın sınırlarını genişletmek. Paco Pérez gibi öncüler, bu teknolojiyi bir “mutfak fırçası” gibi kullanarak, dokunması kadar izlemesi de hoş olan tabaklar yaratıyorlar. Yakın gelecekte bu teknoloji, sürdürülebilir üretim hedefiyle ev mutfaklarında da yerini alacak. Yemek, artık yalnızca pişirilmiyor; tasarlanıyor.
Dijital Gastronomi Yeni Standartlarını Kuruyor
%36
Restoranların %36’sı AI tabanlı menü
veya stok sistemi kullanıyor.
PwC – AI in Food Industry Report 2025)
Görsel: Food Ink 3D (@foodink3d)


%50
Z kuşağının yarısı, restoranlarda yapay zekâ
kullanımına açık.
(Food & Wine – State of the Restaurant
Industry 2025)
Görsel: Unsplash – Me Ollimono
%79
Dışarıda tüketimi tercih eden müşterilerin %79’u çevrim içi sipariş ve ödeme seçeneğini bekliyor.
(Food & Wine – State of the Restaurant Industry 2025)
Görsel: TeamLab Saguaro — teamlab.art

Gastronominin Yeni Çağı: Soul-Plate Dönemi

Restorandan Deneyim Markasına

Binnaz Uludağ Yiş
Doğuş Yeme-İçme, Turizm ve Perakende Grubu
Pazarlama & Deneyim Genel Müdür Yardımcısı
“2026’nın bir diğer belirleyici unsuru ise teknoloji. Yapay zekâ destekli kişiselleştirme, misafirlerin tercihlerini ve davranışlarını anlayarak daha akıcı ve bütünsel temas noktaları yaratmamızı sağlıyor. Teknoloji, görünmez ama etkili bir bileşen olarak deneyimi zenginleştiriyor. Genel görünüm net: 2026 gastronomisi sürdürülebilir, kültürel olarak tutarlı ve teknolojik olarak güçlendirilmiş bir deneyim çağına giriyor. Başarının anahtarı, bu üç alanı tek ve güçlü bir değer önerisi altında birleştirebilmek olacak. Sürdürülebilirlik, kültürel olarak tutarlı deneyimler ve yapay zekâ destekli kişiselleştirme, 2026 gastronomi sektörünün üç temel gücü hâline geliyor.“
Kapak Görsel: Vino Locale
KAYNAKÇA
American Express – Global Dining Report, 2025
Food & Wine – State of the Restaurant Industry 2025
Innova Market Insights – Global Consumer Trends 2026
Food Quality and Preference Journal (Elsevier) – Interacting with Food: Tasting with the Hands, 2022
PwC – AI in Food Industry Report, 2025
Statista – Restaurant Tech Outlook, 2025
Research Nester – Global 3D Food Printing Market Report, 2025
Precedence Research – 3D Food Printing Market Forecast, 2025
Booking.com – Culinary Travel Trends Report, 2025



