Çin’in Jiangxi eyaletinde bulunan Jingdezhen, yüzyıllardır porselen üretiminin merkezi olarak kabul ediliyor. Sanatçı Melis Buyruk, Taoxichuan Ceramic Art Center davetiyle iki ay yaşadığı şehirde, porselenin gündelik hayatın ayrılmaz bir parçası olduğu üretim kültürünü deneyimledi.
Bir Bakışta
Sanatçı Melis Buyruk, Taoxichuan Ceramic Art Center davetiyle iki ay yaşadığı Çin’in Jingdezhen şehrindeki porselen ve çağdaş sanat deneyimini OGGUSTO okurları için kaleme alıyor. Yüzyıllardır süregelen geleneksel porselen üretim kültürünü, UNESCO Dünya Mirası tescilli alanları ve şehirde öne çıkan rotaları paylaşıyor.
Hazırlayan: Melis Buyruk
Fotoğraflar: Melis Buyruk

Dünyanın Porselen Başkentine Yolculuk
Tarihlerden: Mayıs 2025…

Şanghay’dan sabah erken saatlerde kalkan hızlı trene bindim. Pirinç tarlalarının arasından geçen yaklaşık dört saatlik bir yolculuğun ardından, üniversiteden mezun olduğum günden beri gitmeyi hayal ettiğim şehre vardım: Jingdezhen.
Seramik veya porselen ile çalışan herkesin zihninde bu şehrin özel bir yeri vardır. Benim için de öyleydi. Taoxichuan Ceramic Art Center’ın davetiyle yaklaşık iki ay boyunca burada hem yaşadım hem de çalıştım.

Jingdezhen’e gitmeden önce buranın neden önemli olduğunu biliyordum. Ama orada geçirdiğim zaman, bunun nedenini gerçekten anlamamı sağladı. Ben ayrıldıktan kısa süre sonra, Temmuz 2026’da Jingdezhen’in geleneksel el yapımı porselen üretim alanları UNESCO Dünya Mirası Listesi’ne alındı. Bu karar aslında yalnızca tarihi yapıların değil, yüzyıllardır kesintisiz devam eden bir üretim kültürünün de uluslararası ölçekte tescillenmesiydi.
Porselenin Gündelik Hayatın Parçası Olduğu Şehir


Şehre ilk geldiğimde beni en çok etkileyen şey müzeleri ya da tarihi yapıları olmadı. Daha ilk gün, porselenin burada yalnızca bir malzeme değil, gündelik hayatın kendisi olduğunu hissettim. Sokakta yürürken el arabalarıyla taşınan dev porselen küpler görmek, apartmanların arasında çalışan küçük fırınlarla karşılaşmak ya da birkaç dakika içinde aradığınız her türlü çamuru, pigmenti, sırrı ve üretim malzemesini bulabilmek burada son derece sıradan. Dünyanın başka hiçbir yerinde porselen etrafında kurulmuş bu ölçekte bir ekosistem görmedim ve duymadım.

Taoxichuan ise bunun en güzel örneklerinden biri. Eski porselen fabrikaları yıkılmak yerine galerilere, sanatçı stüdyolarına, kafelere, tasarım dükkânlarına ve sanatçı programlarına dönüştürülmüş. Aynı gün içinde bir müzeyi gezebilir, üretim yapan bir atölyeye uğrayabilir, dünyanın farklı ülkelerinden sanatçılarla aynı masada yemek yiyebilir ve akşam yeni açılan bir serginin davetine katılabilirsiniz. Üretimle hayat arasında neredeyse hiçbir sınır kalmamış.
Jingdezhen Neden Çağdaş Sanatçıları Kendine Çekiyor?


Son yıllarda Jingdezhen yalnızca porselen ve seramik ustalarının değil, çağdaş sanatçıların da dikkatini çeken merkezlerden biri haline geldi. Dünyanın dört bir yanından sanatçılar, yerel ustalarla birlikte çalışmak ve yüzyıllardır yaşayan bu teknik bilgiyle üretim yapabilmek için buraya geliyor. Bunun en bilinen örneklerinden biri, Ai Weiwei’nin Tate Modern’de sergilenen Sunflower Seeds enstalasyonu. Milyonlarca el yapımı porselen ay çekirdeği Jingdezhen’deki ustalar tarafından üretildi. Çok yakın bir tarihte ise, Jingdezhen’de yaşamaya devam eden küratör bir arkadaşımın Instagram paylaşımlarında Jeff Koons’un da şehirdeki bir cam atölyesinde çalıştığını görmek, buranın artık yalnızca porselen tarihiyle anılan bir şehir olmadığını, aynı zamanda çağdaş sanatın da en canlı üretim merkezlerinden birine dönüştüğünü bir kez daha gösterdi.
“Porselenle İlgili Tüm Ezberimi Değiştiren Şehir”
Beni en çok değiştiren şey ise porselene bakışım oldu. Üniversiteden beri porselen hep zor bir malzeme olarak tanıtıldı. Çatlayan işler, eğilen formlar, fırında kaybedilen emekler… Bunların hepsi üretimin kaçınılmaz bir parçası gibi kabul ediliyordu. Jingdezhen’de geçirdiğim süre boyunca ilk kez şunu fark ettim: Aslında sınırların önemli bir kısmı malzemenin kendisinden değil, yeterli deneyime ulaşamamaktan kaynaklanıyormuş.

Orada öyle güçlü bir teknik birikim var ki, yıllardır “olmaz” dediğimiz birçok şeyin aslında mümkün olduğunu görüyorsunuz. Yüzlerce yıllık bilgi hâlâ canlı ve günlük üretimin içinde dolaşıyor. Bu yüzden Jingdezhen’de üretirken insan teknik sorunlarla mücadele etmek yerine fikrine odaklanabiliyor.
Residency süresince kariyerimin ilk geleneksel vazo formlarını ürettim. İlk kez yerel jade porcelain ile çalışma fırsatı buldum. Fırından çıkan beyazın tonu bile daha önce çalıştığım hiçbir porselene benzemiyordu; içinde neredeyse hissedilmeyecek kadar hafif mavi bir ışık taşıyordu.

Ama Jingdezhen’den yanımda getirdiğim en değerli şey yaptığım çalışmalar değildi. Oradan, porselenin sınırlarına dair bütün ezberlerimi geride bırakarak döndüm. Bugün geriye dönüp baktığımda Jingdezhen’i özel yapanın yalnızca tarihi olmadığını düşünüyorum.
Dünyanın dört bir yanından sanatçıların aynı sokaklarda üretim yaptığı, ustaların yüzyıllardır aktarılan bilgiyi hâlâ günlük hayatın içinde yaşattığı, fikirlerin ve tekniklerin sürekli paylaşıldığı bir şehir burası. Sanırım Jingdezhen’i gerçekten farklı yapan da bu. Orası sadece dünyanın porselen başkenti değil. Porselenin hâlâ yaşayan hafızası.
Jingdezhen’da Ne Yapılır? Gezilecek Yerler ve Gizli Duraklar


Jingdezhen’e gitmek için mutlaka seramikle uğraşıyor olmanız gerekmiyor. Çin’in doğusunda, Jiangxi eyaletinde bulunan şehir, yaklaşık 1.700 yıldır porselen üretiyor. Ama beni en çok etkileyen şey bu olmadı. Sokakta yürürken bile üretimin hayatın bir parçası olmaya devam ettiğini görüyorsunuz. Bir dükkânın önünde porselen zımparalayan biri, bisikletinin arkasında onlarca vazo taşıyan yaşlı bir adam ya da kaldırımda çalışan küçük bir atölye… Şehir, müzeden çok yaşayan bir üretim kültürü gibi hissettiriyor.



- Gan Mutfağını Tadın: Bölgenin mutfağı ise Gan mutfağına ait. Acıyı seviyorsanız çok mutlu olursunuz. Taze ve kurutulmuş biberin bol kullanıldığı, güçlü tatlara sahip bir mutfak. Ben ise o dönemde ketojenik beslendiğim için kendimi biraz sınırlamak zorunda kaldım. Buna rağmen hayatımdaki en güzel yaseminli omleti burada yediğimi hâlâ unutamıyorum.
- Taoxichuan Ceramic Art Center: Jingdezhen’e giderseniz ilk durağınız bence Taoxichuan Ceramic Art Center olmalı. Sabah gidip akşam çıktığınızda bile hâlâ göremediğiniz yerler kalıyor. Galeriler, seramik mağazaları, küçük tasarım dükkânları, kafeler, restoranlar… Bir yere yetişmeye çalışmadan dolaşın. Hatta mümkünse iki gün ayırın. Burası ancak yavaş gezildiğinde güzelleşiyor.
- Taoxichuan’dayken Nishang’a da uğrayın. Gan mutfağını denemek için çok güzel bir adres. Ben de çoğu zaman burada yemek yiyordum. Yemekleri kadar mekânın atmosferini de seviyorum; uzun uzun oturmak isteyeceğiniz yerlerden.
- Sculpture Porcelain Factory: Sonra kendinizi Sculpture Porcelain Factory‘ye atın. Burası benim en sevdiğim yerlerden biriydi. Hâlâ üretimin devam ettiği eski bir fabrika yerleşkesi. Küçük dükkânlara girin çıkın, atölyelerin arasında dolaşın. Özellikle genç sanatçıların ve öğrencilerin işlerini görmek çok keyifli. Jingdezhen’den gerçekten el yapımı bir şey almak istiyorsanız en doğru yerlerden biri burası.
- Ghost Market: Bir sabah alarmınızı biraz acımasız kurup Ghost Market’e gidin. Daha hava aydınlanmadan kurulan bu pazarı tarif etmek zor. Yerde binlerce porselen parçası, koleksiyonerler, antikacılar… Bir sonraki tezgâhta yüzlerce yıllık bir porselen parçasıyla karşılaşmanız bile mümkün. Elbette neyin gerçek neyin olmadığını anlamak kolay değil ama sırf atmosferi için bile görülmeye değer. Hayatımda başka hiçbir yerde buna benzer bir şey görmedim.
- Imperial Kiln Museum: Burada ilk kez porselenin Çin kültüründeki yerini gerçekten hissettim. En çok da Kiln God’u unutamıyorum. Yüzyıllardır fırınlarını yakmadan önce önüne tütsü bırakan ustaların hikâyesi, seramiğin burada yalnızca bir meslek değil, neredeyse bir inanç gibi yaşadığını gösteriyor.
- Yaoli: Bir gününüz varsa mutlaka Yaoli‘ye gidin. Dağların arasında, nehir boyunca uzanan küçücük bir kasaba. Taş köprüleri, eski evleri ve yemyeşil doğasıyla Jingdezhen’den tamamen farklı bir atmosferi var. Benim için biraz nefes almak demekti.
- Sanbao: Eğer benim gibi amaçsız dolaşmayı seviyorsanız, Sanbao’ya gidin. Belki de hiç plan yapmadan. Bir galeriden çıkıp küçük bir kafeye oturun, sonra yürüyerek başka bir atölyeye geçin. Yol üzerinde tasarım dükkânları, küçük müzeler, butik oteller karşınıza çıkacak. Sanbao bana hep “acele etme” diyen bir yer gibi geldi.
- Voilà: Akşam olunca da Voilà’ya uğrayın. Beni orada yaşayan Fransız bir küratör arkadaşım götürmüştü. Ara sokakta, kırmızı ışıklarıyla çok küçük bir bar. Dışarıdan bakınca fark etmeniz bile zor. Ama içeride oturup bir şeyler içerken neden bu kadar sevildiğini hemen anlıyorsunuz.
Jingdezhen’i liste yaparak gezmeyin. Kendinize boş zaman bırakın. Bu şehirde en güzel anlar genelde planladıklarınız değil, tesadüfen karşınıza çıkanlar oluyor...


