Rüzgârın, toprağın ve mevsimlerin şekillendirdiği Temas Bölgesi, Türkiye’nin en sıra dışı açık hava sergilerinden biri. Perde arkasındaki hikâyeyi keşfedin.
OGGUSTO olarak, Burcu Dimili‘nin daveti ve Barbare Studio‘nun ev sahipliğinde Tekirdağ’daki Temas Bölgesi Sergisi’ni yerinde ziyaret ettik. Barbare Studio’nun Tekirdağ’daki üzüm bağlarında gerçekleşen Temas Bölgesi sergisi, doğa ve çağdaş sanatı aynı arazide buluşturuyor. Peki böyle bir sergiyi üretmek nasıl bir süreç gerektiriyor? Küratör Melis Golar ile Barbare Studio kurucusu Celine Topsakal, serginin hazırlık aşamasını, doğanın belirlediği çalışma koşullarını, sanatçıların üretim sürecinde yaşadığı değişimleri ve bağlarda kurulan iş birliklerini tüm yönleriyle paylaşıyor. Bu söyleşide serginin perde arkasını ve ortaya çıkış hikâyesini okuyacaksınız.
Temas Bölgesi Sergisi Hakkında


- Yer: Barbare Bağları, Yazır Köyü, Tekirdağ
- Tarih: 14 Haziran 2026’dan itibaren
- Küratör: Melis Golar
Barbare Studio’nun ikinci sergisi Temas Bölgesi, üzüm bağlarının ekolojik yapısını ve görünmeyen yaşam ağlarını odağına alan yeni çalışmalarla ziyaretçileri Tekirdağ’da bir araya getiriyor.
T. Melis Golar küratörlüğünde gerçekleşen sergi, sanatçıları Barbare Bağları’nın yüzeyine bakmak yerine toprağın, organizmaların ve üzüm üretiminin altında işleyen ilişkileri araştırmaya davet ediyor. Bir önceki serginin manzara ve mekân odaklı yaklaşımını daha derin bir araştırma sürecine taşıyan seçki, bağları yaşayan bir ekosistem olarak ele alıyor.
Serginin çıkış noktasını, dünyayı kendi içinde dengeler kuran canlı bir organizma olarak tanımlayan Gaia Hipotezi oluşturuyor. Bu yaklaşım doğrultusunda üretilen çalışmalar, insanı, toprağı, atmosferi ve diğer canlıları birbirinden ayrı unsurlar olarak değil, sürekli etkileşim hâlindeki bir bütünün parçaları olarak değerlendiriyor. Temas Bölgesi, doğa ile kurduğumuz ilişkiyi yeniden düşünmeye açarken görünmeyen bağlantılara ve ekolojik karşılaşmalara odaklanıyor.
Sergide A. Serkan Aka, Action Pyramid, Ayça Ay, Egle Oddo, Elmas Deniz, Ezgi Kılınçaslan, Fırat Engin, İrem Apak, Kıymet Daştan, Orkan Telhan, Pınar Marul, Rozelin Akgün, Sinem Dişli, Tabita Rezaire ve Yasemin Özcan’ın çalışmaları yer alıyor.
Melis Golar – Sergi Küratörü
Temas Bölgesi Sergisi Nasıl Ortaya Çıktı?

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Bu sergiyi hiç bilmeyen birine nasıl anlatırsınız? Örneğin biz, “Bazen sert rüzgârlar yediğimiz, bazen yakıcı güneşe maruz kaldığımız bir açık hava sergisindeydik ama her detayına değdi” dedik.
Bağların arasında yürüyeceğiniz, yürüdükçe karşınıza mekâna özgü eserlerin sizi karşıladığı bir sergi göreceksiniz. Bir yapıttan diğerine yürürken düşünmek için aralıklar mevcut. Temas Bölgesi sergisi izleyiciyi mekânla ve işlerle etkileşime sokan bir sergi, sadece eserleri izlemeyi değil deneyimlemeyi de öneriyor. Öte yandan mekânın kendisi güneşin ve rüzgarın yönü, iklimsel şartlar sergiye yeni bir katman ekliyor. Bahsettiğiniz şartları bir avantaj olarak görerek sergiyi gezerseniz daha keyifli karşılaşmalar yaşayacağınızı düşünüyorum.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Sergi öncesi bağlarda geçirdiğiniz süreci merak ediyorum. Bu sergiyi hazırlarken “Bunu hiç düşünmemiştim” dediğiniz bir an oldu mu?
Çok. Bir kere işleyen bir bağdayız, bağın etrafı başka tarlalarla çevirili tüm bunların ekolojik olarak yarattığı bir bağlam var. İnsanın yönettiği bağın kendi içinde bir dinamiği var. Hayvanların ve bitkilerin iklime dair çeşitli davranışları var. Tarımsal faaliyetlerle ilgili çeşitli kararlar ve uygulamalar var. Bunların tamamı süreç içinde öğrendiğimiz ve her seferinde bilginin katmanlanarak yenilendiği bir yere eviriliyor. Sanatçıların araştırmaları sayesinde de bu bilgi dağarcığı genişliyor.
Örneğin; yaprak bitinin özellikle Temmuz ayında ortaya çıktığını, ses yerleştirmeleri üzerine çalışan Action Pyramid sayesinde öğrendik. Toprağın mesaisini ölçmek için bir makine tasarlayan Orkan Telhan vesilesiyle üzümün çok sıcak veya çok soğuk anlarda fotosentezi bırakarak zararı minimuma getirmeye çalıştığını öğrendik. Yasemin Özcan her bağın başına dikilen asmalardan daha hassas olan güllerin, hastalığın bir habercisi olarak dikilmesinden ilhamla bir yapıt üretmesi bize yeni bir farkındalık kazandırdı.
Sanat eserlerinin yanı sıra üretim sırasında yavru bir baykuşun çıkardığı kedi miyavlamasına benzer sesini, çatılarda doğan kuşların döngüsünü, yabani otların ve çiçeklerin mevsimsel değişimini öğrenme fırsatımız oldu. Belirli hayvan türlerinin mevsimsel olarak yoğunluklarını, tarlanın kendi sistemi içinde insan merkezli bakış açısının yararlı veya zararlı bulduğu tanımlamaları yeniden hatırladık. Tüm bu bilgiler ışığında etrafımıza zarar vermeden ve canlılarla uyum içinde bir sergi hazırlamaya çalıştık.
OGGUSTO’nun Trakya bağ rotası önerilerine göz atın.
Hazırlık Süreci ve Karşılaşılan Zorluklar

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Sanatçılar bağlarda çalışırken planladıkları bir fikri tamamen değiştirmek zorunda kaldıkları oldu mu? Aklınızda kalan bir örnek var mı?
Elbette oldu. Burada süreç bir galeri mantığında asla ilerlemiyor. Sanatçının önerdiği fikir eğer mekânsal olarak uygun değilse zaten gerçekleşmiyor. Öte yandan bağın tarımsal faaliyetlerini de aksatacak bazı meseleler ortaya çıkabiliyor. Kısacası burada küratör olarak görevim işletme, doğa ve mekânın elverişliliği üzerinden bir arabuluculuk yapmak ve çözüm önerileri sunmak.
Örneğin, bir sanatçı önerisinde spesifik bir alana anıtsal bir heykel dikmek istiyor, fikri çok uygun ve güzel olsa bile eğer zemin bu fikre izin vermiyorsa bu gerçekleşmiyor. Bu yüzden sanatçıların fikirlerini esnetmeye açık olması benim için ve bu proje özelinde önemli. Mekâna küsmek yerine yeni çözüm önerileri ve yaratıcı pratiklere açık olmak kıymetli.
Bağın ortasına kilolarca beton dökmek veya etraftaki hayvanları rahatsız edecek bir yerleştirme hazırlamak herhalde hiçbir sanatçının isteyeceği bir çözüm olmaz. Bu tür isteklerle karşılaştığımız oldu, bu tür uygulamaların uygun olmadığını kendileri de süreç içinde fark ederek vazgeçtiler.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Doğanın temposu ile sergi takvimi her zaman uyuşmuyor. Bu süreçte sizi en çok zorlayan şey neydi?
Evet, maalesef. Yukarıda bahsettiğim esnek olma fikrine bu yüzden alışmak gerekiyor. Bazen günlerce yağmur yağıyor toprak çamur hale geliyor, rüzgar kimi zaman çok kuvvetli esiyor çalışmaya olanak vermiyor.
Bir yapıtı birden fazla kez kurmak gerektiğinde çok zorlanıyoruz. Yapıtın yerleştirmesi ile ilgili ciddi bir planlama yapsak bile o günün hava şartları veya coğrafi şartlar eğer kuruluma el vermiyorsa planı en baştan kurgulamak kimi zaman yapıtın formunda değişikliklere gitmek gibi zorlu süreçleri beraberinde getirebiliyor. Zamanlama olarak çok profesyonel bir çizelge bile yapsak, doğanın ve mekânın kuralları her zaman ön planda.
Türkiye’nin sanat rotası: Şehirlerden sahillere uzanan sergileri inceleyin.
Temas Bölgesi Sergisinin Ardında Kalan İzler

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Bu sergiyi hazırlarken bağlara, toprağa ve burada süren yaşama dair bakışınızda kalıcı olarak değişen bir şey oldu mu? Artık eskisi gibi düşünemediğiniz bir konu var mı?
Doğaya ve insan dışı varlıklara şehir içinde yaşarken ne kadar uzaklaştığımızı, tarımsal faaliyetlere dair bilgimizin ne kadar eksik olduğunu fark ettim. Bağa dair sürekli yeni bir bakış açısı kazansam da; hala beni en çok etkileyen mesele üzüm toplayan tarım işçisinin tamamının kadınlardan oluşması. Üzümün toplanması süreci, büyümesi sırasındaki kadar ihtimam isteyen bedensel jestler gerektiriyor. Bu durumun ayrıca ekonomik ve sosyolojik katmanları ve sebepleri de var. Görünmez emek, benim adıma sergi süresince kendini en görünür hale getiren ve konuşulmaya değer mesele oldu.
Öte yandan bağ çalışanlarına çok uzak gelen sanatsal üretimi onların gözleri önünde yaparak, onlara danışarak oluşturma şansını elde ettik. Bu da onları birer sanat izleyicisi ve hatta üretimin önemli bir elemanı haline getirdi. Bağ çalışanlarının işleri anlattığı veya anlatıldığında etkileşime girdiği anları çok önemsiyorum.
Küratöryel anlamda dış mekanda ve bir üzüm bağında sergi yapmanın inceliklerini öğrendiğim için kendimi şanslı sayıyorum. Kitabi bir bilginin dışında sadece deneyime dayalı bir öğrenme biçimini zorunlu kılan bu sergi serisinin başından sonuna kadar herkesi dönüştürücü gücü var.

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Sergiyi hazırlarken sizi en çok güldüren ya da “Bunu ancak burada yaşayabilirdik” dediğiniz bir an var mı?
O kadar çok var ki. Bir kere toplantılarda konuştuğumuz şeylere bazen kendimiz bile inanamıyoruz ve bunu ancak bu alanda konuşabiliriz diyoruz.
Örneğin, tarlanın içinde birçok delik görüyoruz ve o deliklerin orada bir iş yerleştirmenin yılanları veya farelerin yuvalarını bozup bozmayacağını aramızda tartışıyoruz. Bir çalışmayı yerleştirirken mevsimsel olarak arka planında oluşacak olan görselleri tartışıyoruz. Başaklar büyüyecek ve işi kapayacak diye bir endişe yaşadığımız oldu. Toprağın çok hareketli ve yumuşak olduğundan tutun, rüzgarın her yönden esmesine kadar her konu sanatçılar arasında konuştuğumuz bir meseleydi.
Bence sanatçılara yaptığımız “iş uçabilir ona göre bir yerleştirme öneriniz”, uyarısı bile başlı başına trajikomik bir durum. Düşünmemiz gereken her detay geleneksel yöntemlerle sergi yapma fikrine uymadığı gibi bunu ancak burada yaşayabilirdik dedirtti hepimize. İşin en zor fakat keyifli kısmı da bu.
Yol Üstü Lezzet Durakları: Türkiye’deki En İyi Gurme Molalar
Celine Topsakal – Barbare Studio Kurucusu
Barbare Studio’nun Kuruluş Hikâyesi

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Birçok kişi sanat mekânını şehir merkezinde açmayı tercih ederken siz neden Tekirdağ’da, üzüm bağlarının ortasında böyle bir yapı kurmaya karar verdiniz?
Sanatsal ve kültürel üretimin büyük şehirlerin sınırlarını aşıp farklı coğrafyalara taşınmasını, buralarda yeni altyapılar ve kalıcı platformlar kurulmasını çok önemli buluyorum. Londra’da yüksek mimari eğitimimi tamamladıktan sonra Resolve Collective ile yaptığım çalışmalarda da odağım hep “yerel bilgiyi görünür kılmak” ve ondan beslenerek güçlenmek üzerineydi. Sanata olan derin ilgimi kendi mimari pratiğim ve bu yerel bilgi arayışımla birleştirmek istediğimde kafamda bazı sorulara yol açtı: “Ben nerede alan açabilirim?” ve “Benim yerelim neresi?” Her şey bu sorularla başladı.
Biz Tekirdağlıyız, babam Can Topsakal’ın kurduğu Barbare Bağları bizim için sadece ticari bir yapı ya da bir işletme değil; çocukluğumuzdan beri büyüdüğümüz, emeğe ve tarımsal zanaata bizzat tanıklık ettiğimiz bir bilgi çatısı. Büyüdükçe bu topraklardaki hikâyelerin ne kadar derin olduğunu ve aslında tarım arazisinin, kaçınılmaz olarak üzüm üzerinden şekillenen multidisipliner bir işbirliği barındırdığını gördüm. Ancak bu yerel bilginin arşivlenmediğini, hak ettiği değeri göremeden yavaş yavaş kaybolduğunu fark etmek beni harekete geçirdi.
İlk başta birkaç sanatçı arkadaşımla, tamamen mekâna özgü üretimler yapabileceğimiz deneysel bir fikirle yola çıktık. Bu süreçte, üç senedir rezidans küratörümüz olan Melis Golar ile yollarımız kesişti. Onun araştırma temelli, alternatif küratöryel pratiği ve vizyonu beni çok heyecanlandırdı. Bu topraklarda, her yıl farklı pratiklerle yapılan üretimlerin okunduğu, arşivlendiği ve yerelle bağ kurduğu bir zemin oluşturmak istedim. Trakya ekosisteminde yeni yoldaşlar bulmak, buraya özgü bilgi üretmek ve farklı sanatçıları burada buluşturmak en büyük motivasyonum oldu.
Barbare Studio’yu Farklı Kılan Detaylar

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Barbare Studio’ya ilk kez gelenlerin verdiği en şaşırtıcı tepki ne oluyor? “Bunu beklemiyorduk” dedikleri şey ne?
Gelenleri şaşırtan ilk şey; üretim atölyemizin bağın kalbinde, 360 derece değişen bir manzaraya bakan ve şişeleme ünitesinin hemen yanındaki o konumu. İçeri girdiklerinde maketler, prototipler, ham malzemeler ve geniş kütüphanemizle gerçek bir laboratuvar görüyorlar.
İkinci şaşkınlık ise klasik bir sergi izlemeye değil, bir keşfe geldiklerini fark ettikleri an oluyor. Küratörümüz Melis Golar’ın araziye yaydığı pratik, alışılagelmişin dışında, bireye özel bir yolculuk tasarımı sunuyor. 19 eseri görmek için bağın farklı mikroklimalarından geçen, yaklaşık 2 saatlik bir rota yürümeniz gerekiyor. İşler doğanın içinde adeta saklanıp yerini bulduğu için, ziyaretçiler yürürken tesadüfen karşılaşarak tamamen kişisel bir bağ kuruyorlar.
Bu işi dışarıdan romantik bulan çok kişi olabilir. Peki işin en zor tarafı ne? “Kimse bunu tahmin etmiyor” dediğiniz bir gerçek var mı?
Günümüz kültürel ikliminde kırsal, sıkça romantikleştirilen bir imaj. Oysa kırsal; sanayinin kalbi, şehrin bir nevi arka motoru. İşin en zor tarafı; aktif bir üretim alanında, traktörlerin işlediği canlı bir arazinin ortasında, beyaz küpün konforundan uzak bir pratik kurabilmek.
İlk sergimizi bağbozumunda yaparken şunu öğrendik: Hasat zamanı her şey sadece ve sadece üzümle ilgilidir. Sanatsal varlığımızın o yoğun emeği gölgelememesi gerekiyordu. Traktör yollarının lojistiği, hava koşulları, toprağın durumu ve arazinin kendi koreografisiyle sürekli bir müzakere hâlindeyiz. Doğanın ritmini bozmadan, onunla senkronize kalarak üretim yapmak büyük bir zihinsel ve lojistik esneklik gerektiriyor. Doğanın getirdiği bu zorunlu dinamizm, süreçteki en zorlayıcı kısım olsa da aslında projenin asıl omurgasını oluşturuyor.
Barbare Studio’nun Ardındaki İnsan Hikâyeleri

Fotoğraf: Zeynep Fırat
Barbare Studio sayesinde tanıştığınız insanlar arasında sizi en çok etkileyen biri oldu mu? Bir bağ çalışanı, bir sanatçı ya da bölgeden biri… Aklınızda kalan bir hikâye paylaşabilir misiniz?
Projenin en değerli buluşması, Tekirdağ 100. Yıl Sanayi Sitesi ile kurduğumuz bağ oldu. Sanayideki Şahin Çelik’in kurucusu Umut Kazanç ve Uğur Şahin ve oradaki bütün ustalar bizim en yakın işbirlikçilerimiz. İlk başta sanayiye gittiğimde getirdiğim tasarımsal ve sanatsal fikirleri pek ciddiye almayan o dünya, zamanla en büyük ortaklarımıza dönüştü. Radyoda çalan bir şarkı eşliğinde, gece yarısı karanlıkta bağın ortasında bizimle birlikte kurulum yapan, işi tamamen sahiplenen bu ustalarla yaşadığım anlar benim için çok değerli. Onların yerel bilgisi ve kurduğumuz arkadaşlık bu projenin özünü oluşturuyor.
Barbare Studio’ya hiç gelmemiş birini ikna etmek için ona ne söylerdiniz? Bir hafta sonunu neden burada geçirmeli?
Toprağın kendi ürününü yerinde tadarken doğayı, zanaati ve sanatı bir arada deneyimlemek için gelmelisiniz. Bağın içinde yürürken farklı hikâyelerle karşılaşabilir, ardından atölyemize uğrayarak üretim süreçlerini yakından görebilirsiniz.
Kapak Görseli
Eser: A. Serkan Aka – Telli Terbiye
Fotoğraf: Zeynep Fırat
Türkiye’nin en iyi bağ otelleri ve romantik kaçamak rotalarına göz atın.


