Venedik Film Festivali filmleri arasında hangi yapımlar öne çıkıyor? Burak Göral, 83. kez düzenlenen Venedik Film Festivali’nin merak edilen filmlerini seçiyor.
Bir Bakışta Venedik Film Festivali Filmleri
- 83. Venedik Film Festivali filmleri arasından Burak Göral’ın öne çıkardığı ana yarışma yapımlarını görebilirsiniz.
- Danny Boyle imzalı Ink, Lance Oppenheim’ın Robert Pattinson’lı Primetime‘ı ve Florian Zeller’in Bunker‘ını inceleyebilirsiniz.
- Werner Herzog’un Mara kardeşleri buluşturan Bucking Fastardı ve yarışmadaki diğer dikkat çekici filmlere göz atabilirsiniz.
- Yarışma dışı seçkide Luc Besson, Paul Schrader, Alex Gibney ve Luca Guadagnino imzalı yapımları da değerlendirebilirsiniz.
Dünyanın en köklü film festivallerinden biri olan Venedik Film Festivali 2-12 Eylül tarihleri arasında 83. kez gerçekleştiriliyor. Doğrusu eskiden daha çok genç yetenekleri keşfetmeye odaklanmış bir program oluşturma stratejisi güden festival son yıllarda büyük ustalara ya da star yönetmenlere ağırlık veren bir profil çizmekte.
Festival direktörü Alberto Barbera verdiği söyleşilerde, bu konudaki eleştirilere ithafen, maliyet artışları yüzünden stüdyo filmlerinin azaldığı bu dönemlerde festivalin kalitesini korumak adına uluslararası auteur yönetmenlere daha çok güvendiğini söylemişti.
Mesela bu anlamda bu seneki programda en çok istediği filmlerden biri olan Alejandro G. Iñárritu’nun Tom Cruise’lu yeni filmi “Digger”a yer vermeyi çok istemiş. Ancak Warner Bros. filmi içindeki bir “sürpriz element” yüzünden hiçbir festivale vermeden doğrudan vizyon kararı aldı.
Bu seneki 21 filmlik ana yarışma seçkisinde sadece tek bir filmin kadın yönetmen filmi olması (Danimarkalı yönetmen May el-Toukhy’nin filmi “Woman Unknown”) ayrı bir tartışma konusu olsa da programda dünya prömiyerlerine ev sahipliği yapacağı çok beklenen filmler var. Bunların arasında özellikle merak ettiğim filmleri şöyle sıralamak isterim:
Mürekkep / Ink (Danny Boyle)

Festivalin açılış filmi, en çok da “Trainspotting”, “28 Gün Sonra” (28 Days Later), “Mezarını Derin Kaz” (Shallow Grave) ve “Milyoner” (Slumdog Millionaire) filmleriyle hatırlanan İngiliz sinemacı Danny Boyle’dan gelecek. “Ink”, dünyanın en büyük medya şirketlerinden biri olan News Corp’un kurucusu/sahibi Rupert Murdoch’ın The Sun gazetesini satın alarak İngiliz basın tarihini değiştirdiği günleri anlatıyor. Başrollerini Guy Pearce, Jack O’Connell ve Claire Foy’un paylaştığı filmde dünyanın en çok satan tabloid gazetelerinden birinin yaratılış hikayesini detaylı bir şekilde sunacak.
Bizde vizyona çıkış tarihi 15 Ocak 2027 olarak görünüyor. Ama Filmekimi’nde izleyebileceğiz…
Primetime (Lance Oppenheim)

Aslında iyi bir belgesel yönetmeni olarak tanınan Lance Oppenheim’ın iki binlerin tartışmalı reality programı “To Catch a Predator”ı ve sunucusu Chris Hansen’i mercek altına alan psikolojik gerilim filmi “Primetime”da son zamanlarda sıkça izlediğimiz Robert Pattinson başrolde.
“To Catch a Predator”, şüphelileri yakalamak için kullanılan tuzak kurma yöntemlerinin hukuki ve etik sınırlarını tartışmaya açan bir haber programıydı. Özellikle gizli kameraların yoğun kullanıldığı operasyonlar sanık hakları ve delillerin meşruiyeti konusunda ciddi tartışmalara yol açmıştı.
Film daha çok Pattinson’ın canlandırdığı Chris Hansen’in reyting hırsına odaklanmış gibi gözüküyor. Gerçek Chris Hansen geçtiğimiz günlerde filmi henüz izlemediğini, çünkü yapımcı şirket A24’ün kendisine çok fazla detaylı bir gizlilik sözleşmesi imzalatmak istediğini ve bunu reddettiğini açıklamıştı. Medyanın habere olan mesafesini ve işleyiş tarzını masaya yatıracak bir film olduğu için fazlasıyla merak ediyorum.
Film ülkemizde 23 Ekim’de vizyona çıkacak ama öncesinde Filmekimi’nde de izlenebilecek…
Bunker (Florian Zeller)

Özellikle müthiş performansıyla Anthony Hopkins’e Oscar kazandıran “Baba” (The Father) ve “Oğul” (The Son) filmlerinin yönetmeni Florian Zeller’in “Bunker” adlı yeni filmi gerilimi yüksek bir psikolojik drama olarak tanımlanıyor. Önümüzdeki yılın Oscar ödülleri için şimdiden kampanya başlatılan yapımda ilgi çekici bir oyuncu kadrosu var: Javier Bardem, Penélope Cruz, Stephen Graham, Paul Dano ve Patrick Schwarzenegger.
Filmde gerçek hayatta da birbirleriyle evli olan Javier Bardem ve Penelope Cruz çiftinin arasına güçlü bir teknoloji milyarderinin yaptırdığı gizemli bir inşaat projesi giriyor. Milyarderin Bardem’in canlandırdığı mimardan istediği bu proje çiftin evlilik hayatını da gergin bir ortama sürükleyecektir.
Zeller’in önceki filmlerinde çok iyi başardığı aile içi duygusal-gerilim tansiyonunu yine çok iyi kurmuş olmasını bekliyorum. Bu sefer senaryo tek başına kendisine ait.
Vahşi At Dokuz / Wild Horse Nine (Martin McDonagh)

“In Bruges”, “Üç Billboard Ebbing Çıkışı, Missouri” ve “The Banshees of Inisherin” filmleriyle hem usta bir senarist hem de iyi bir yönetmen olduğunu çoktan kanıtlamış olan Martin McDonagh bu sefer, 1973 Şili darbesi günlerinde Paskalya Adası’na gizli bir görev için gönderilen iki CIA ajanının kendilerini hiç beklemedikleri bir durumun içinde bulmalarını anlatıyor. Ajanları Sam Rockwell ve John Malkovich canlandırırken diğer rollerde Steve Buscemi, Parker Posey ve müzisyen Tom Waits’i izleyeceğiz.
Bu politik kara komedinin tonunun “In Bruges”un Şili versiyonu şeklinde olduğu söyleniyor. Özellikle Malkovich ve Rockwell’in izlemeye doyamayacağımız bir ikili oluşturdukları şimdiden belli gibi. McDonagh zaten karakterlerini yazarken doğrudan onları düşündüğünü itiraf etmiş.
Filmin Türkiye’deki vizyonu tüm dünyayla aynı tarihte 6 Kasım olarak belirlenmiş.
Possible Love (Lee Chang-dong)

Güney Kore sinemasının gözde yönetmenlerinden biri olan Lee Chang-dong’un, şahsen her birini ayrı ayrı çok sevdiğim “Peppermint Candy”, “Oasis”, “Secret Sunshine”, “Poetry” ve nihayet sekiz yıl önceki Murakami uyarlaması “Burning” filmleri ile sıkı takipçisiyiz.
Ekonomik ve sosyal durumları birbirinden taban tabana zıt olan iki evli çiftin bir cenazeden sonra yollarının kesişmesi ve birbirleriyle farklı yüzleşmelere girmesini konu alan bu yeni filmini Netflix yapımcılığında çeken yönetmen, tam 10 yıldır bu senaryo üzerine çalışmış. Filmin oldukça iddialı olduğu söylenen müzikleri de “Squid Game” ve “Parazit” (Parasite) filmlerinin müziklerini yapan Jung Jae-il’e aitmiş. Festivalin en merak ettiğim filmi olabilir.
Filmin 6 Kasım’da tüm dünyada Netflix platformunda yayına girmesi bekleniyor.
Bucking Fastard (Werner Herzog)

“Bucking Fastard”, Alman sinemasının efsanevi auteur yönetmeni Werner Herzog tarafından yazılan ve yönetilen, başrollerini ise gerçek hayatta da kardeş olan Kate Mara ve Rooney Mara’nın paylaştığı, merakla beklenen bir psikolojik drama. Herzog 1980’lerde İngiltere’de basının ve mahkemelerin odağı haline gelen tek yumurta ikizlerinin gerçek hikâyesinden esinlenmiş.
Birbirlerine çok yakın olan iki kız kardeş, Jean ve Joan aynı anda konuşuyorlar, aynı rüyaları görüyorlar, aynı adama âşıklar ve aynı hayalleri paylaşıyorlar. Hatta aynı anda aynı dil sürçmesini bile yapıyorlar. Filmde Herzog, kız kardeşlerin etraflarındaki insanların, medyanın, halkın hatta hayvanların bile onları nasıl gördüğünü anlatmaya soyunmuş.
Herzog bu projeden ilk kez 2022 yılında çıkardığı anı kitabının “Gerçekleşmemiş Projeler” bölümünde bahsetmiş ve bu hikâyeyi sinemaya uyarlamayı yıllardır hayal ettiğini belirtmişti. Filmde Mara kardeşlerin yanı sıra Orlando Bloom ve Domhnall Gleeson’ı da izleyeceğiz.
Ayrıca yine yarışma bölümünde Casey Affleck’in yönetmenliğini üstlendiği ve iyi bir gerilim filmine benzeyen üçüncü uzun metrajlı filmi “Company”; Bernardo Bertolucci’nin senaryosunu yazdığı, başrollerinde Luca Marinelli, Susan Sarandon ve Alicia Vikander’ın olduğu Andrea Pallaoro’nun filmi “The Echo Chamber” ve Hirokazu Koreeda’nın Prime Video’da da izleyebildiğimiz dokunaklı animeden uyarladığı “Look Back” filmleri de dikkat çekiyor.
Doğrusu “Look Back”in animesi o kadar güzel ki Koreeda’nın canlı oyuncularla uyarladığı filmini pek de merak etmiyorum. Zaten genelde pek uyuşamadığım İtalyan yönetmen Nanni Moretti’nin yeni filmi de bazılarını heyecanlandırabilir belki ama açıkçası başrolünde Louis Garrel’in olduğu bir komedi filmi beni pek de çekmiyor.
Yarışma Dışındaki İlginç Filmler
Senaryosunu “Sevginin Gücü” (Leon), “La Femme Nikita”, “Derinlik Sarhoşluğu” (The Big Blue) ve 5. Element gibi filmleriyle bir dönem büyük ilgi gören Fransız sinemacı Luc Besson’un senaryosunu yazdığı “Father Joe” Kiefer Sutherland ve Al Pacino‘yu karşı karşıya getiren bir gerilim filmi.
Japon aksiyon yönetmeni Sabu’nun “Arrested Memory”de Alzheimer hastası bir dedektifin heyecanlı öyküsü izlenecek. Unutulmaz “Taksi Şoförü” (Taxi Driver) filminin senaristi, “Yabancı Kucak” (The Comfort of Strangers), “Affliction” ve “The First Reformed” gibi iyi filmler de çekmiş olan Paul Schrader’in yeni filmi “The Basics of Philosophy”i de şahsen merak ediyorum.
Belgesel sinemasının usta yönetmeni Alex Gibney’in yaklaşık 4 saatlik Elon Musk belgeseli “Musk” ve Luca Guadagnino’nun 7 saati aşan ve İtalyan yönetmen Bernardo Bertolucci’nin kariyerine, hayatına odaklanan “Joie de vivre” de ilgi çeken filmler. Ancak uzunlukları yüzünden pek kolay seyir deneyimleri sunacak gibi gözükmüyorlar. Şahsen Gibney’in filmini hantal bir Bertolucci biyografisine tercih edebilirim.


