Peaky Blinders otomobilleri İstanbul’da ziyaretçilerini bekliyor. Peaky Blinders’ın merakla beklenen filmi ‘The Immortal Man’ vizyona girerken, dizinin ikonik klasik otomobilleri İstanbul’daki Rahmi M. Koç Müzesi‘nde sergileniyor.
Bir televizyon dizisinin kültürel bir olguya dönüşmesi için bazen altı sezon, bazen de tek bir sahne yeter. Peaky Blinders için bu iki etki aynı anda gerçekleşti. Birmingham’ın savaş sonrası sisli sokaklarında şekillenen Shelby ailesi hikayesi, gangster dünyasını merkeze alırken dönemin giyim tarzını, müziğini ve otomobil kültürünü güçlü bir bütünlükle ekrana taşıdı. Bugün Peaky Blinders otomobilleri, bu atmosferin en dikkat çekici parçalarından biri olarak öne çıkıyor ve dizinin görsel dünyasını somut bir karşılıkla yeniden gündeme getiriyor.
Peaky Blinders ve Klasik Otomobiller

Birmingham sokaklarından ekranlara taşınan Shelby ailesinin hikayesi; sürükleyici hikayesinin yanında dönemin ruhunu, giyim tarzını ve otomobillerini de izleyiciyle buluşturuyor. 20 Mart’ta Netflix‘te vizyona giren Peaky Blinders: The Immortal Man filmiyle dizinin görsel mirası yeniden hayat buluyor. Ve bu mirasın en etkileyici parçaları, İstanbul’daki Rahmi M. Koç Müzesi’nde sizi bekliyor.
Rahmi M. Koç Müzesi’nde Peaky Blinders Rüzgârı

1994’ten beri İstanbul’da ziyaretçilerini ağırlayan Rahmi M. Koç Müzesi, Türkiye’nin ulaşım, endüstri ve iletişim tarihini belgeleyen tek sanayi müzesi. 15.000’i aşkın objesiyle havacılıktan denizciliğe, karayolundan raylı ulaşım ve iletişime kadar geniş bir koleksiyona ev sahipliği yapıyor. Şu sıralar müze, Peaky Blinders hayranları için özel bir bölüm açtı: Thomas Shelby’nin kullandığı klasik otomobiller.
Ford Model T — 1908, Amerika

Otomobil tarihinin belki de en demokratik icadı, Henry Ford’un zihninden çıkıp 1908’de dünyaya “merhaba” dedi. “Model T” yalnızca bir araç değil, bir endüstri felsefesinin manifestosuydu. Artık halkın geniş bir kesimini otomobille buluşturan, seri üretimi icat eden, fabrika bantlarını hayata geçiren bir devrim.
Peaky Blinders’ın ilk sezonunda Thomas Shelby’nin Birmingham sokaklarında sürdüğü bu model, o dönemi ekranlara bu kadar gerçekçi taşıyan detayların başında geliyordu. Dizinin prodüksiyon tasarımcıları bu detayı rastgele seçmemişti, Model T, 1908’den 1927’ye kesintisiz üretildi ve dünya genelinde 15 milyon adede ulaştı; hiç değişmeden, hiç yorulmadan.

Rahmi M. Koç Müzesi’ndeki örnek, 1908 şasisine sahip iki kişilik versiyon. 1992’de Amerika’da Anderson tarafından baştan sona restore edilen araç, yüz yılı aşkın geçmişine rağmen Henry Ford’un titizlikle tasarladığı fabrikadan yeni çıkmış gibi duruyor. Ucuz, güvenilir, sağlam ve hâlâ büyüleyici.
Bentley — 1935, İngiltere

Eğer Thomas Shelby’nin yükselişini bir otomobille anlatmak gerekiyorsa bu Bentley ile olmalı. Hem marka hikâyesi hem de marka algısı Thomas Shelby’e bu kadar uyan başka bir marka bulmak gerçekten güç.
Walter Owen Bentley, Birinci Dünya Savaşı’nda kullandığı aero motorlarla nam salmış bir isim. 1919’da kendi şirketini kurdu; hızlı, lüks ve yarış pistlerinde efsaneleşmiş otomobillerle kısa sürede zirveye çıktı ama Büyük Buhran her şeyi değiştirdi. Finansal çöküşün eşiğindeyken 1931’de en büyük rakibi Rolls-Royce’a devredilen marka, yeni bir kimlikle üretmeye devam etti.

Müzedeki 1935 model Bentley bu dönüşümün en zarif örneklerinden biri. 3.5 litrelik motoru ve Rolls-Royce fabrikasından ismini alan “Bentley Derby” lakabıyla bilinen bu araç, Fransız karoser ustası de Villars’ın elinden çıkan üstü açılabilir gövdesiyle neredeyse bir heykel gibi duruyor. İlk sahibi onu Arjantin’in sıcak ve nemli asfaltında kullandı. Günümüzde ise hikâyesini Haliç’in boğaz manzarasında sürdürüyor.
Austin Heavy Twelve-Four Tourer — 1936, İngiltere

Her koleksiyonun sessiz kahramanı olur. Gürültüsüz ama karakterli, sade ama zarif. Herbert Austin, 1905’te kurduğu Austin Motor Company ile İngiliz otomobil endüstrisine yön verdi. 1922’deki Austin 7 modeli, yalnızca 747 cc’lik motor hacmiyle dört kişilik en küçük aile otomobilini piyasaya sürerek araba sahibi olmayı zor bir hayalden erişilebilir bir gerçeğe dönüştürdü.
Müzedeki 1936 tarihli Heavy Twelve-Four Tourer ise markanın daha olgun ve sofistike yüzünü temsil ediyor. İngiliz karayollarının o soğuk, sisli atmosferini andıran ciddi duruşu, Peaky Blinders evreninin arka sokaklarına fazlasıyla yakışıyor. Teknik sadeliği ve işçilik kalitesiyle dönemin İngiliz otomotiv anlayışını eksiksiz yansıtan bu araç, koleksiyonun belki de en az fark edilen ama en çok düşündüren parçası.
OGGUSTO Notu

Peaky Blinders’ın ikonik otomobillerini görmek için Rahmi M. Koç Müzesi’ni ziyaret etmek hem nostaljik hem de sinematik bir deneyim sunuyor. İstanbul Hasköy’deki ana müze hafta içi ve hafta sonu açık; yalnızca sergiyi değil, tüm müzeyi keşfetmek için zaman ayırmayı unutmayın.


