Avalanche Premium Ice Kurucu Ortağı Onur Görkem Gül ile şeffaf buz üretimini, kokteyl kültürünü, buz heykellerini ve lüks davetlerdeki rolünü konuştuk.
❄️Bu Röportajda Ne Okuyacaksınız?
Bu röportaj; iyi bir buz küpünü belirleyen şeffaflık, yoğunluk, erime dengesi, hijyen ve soğuk zincir süreçlerinden başlayarak premium buzun kokteyl, gastronomi ve davet deneyimindeki rolünü anlatıyor.
Onur Görkem Gül, Avalanche Premium Ice’ın üretim yaklaşımını, logo işlenmiş küplerden buzdan barlara ve 800 kilogramlık diş heykeline uzanan özel projelerini, dünyadaki premium buz kültürünü ve markanın gelecek hedeflerini paylaşıyor.
Bir kokteylin karakterini koruyan doğru soğukluk, yavaş erime ve dengeli sulanma, kullanılan buzun kalitesiyle doğrudan ilişkili. Bu nedenle şeffaf buz, çağdaş miksoloji ve gastronomide işlevsel bir malzemenin yanı sıra sunumun da parçası. Logo işlenmiş küplerden özel formlara ve büyük ölçekli buz heykellerine uzanan tasarımlar ise davetlere ve marka etkinliklerine görsel bir imza kazandırıyor.
Türkiye’de premium buz alanında çalışan Avalanche Premium Ice; kokteyl barları, şefler, oteller, düğünler, lansmanlar ve özel davetler için projeler geliştiriyor. Uzun kurumsal kariyerinin ardından markayı ortağıyla yeniden yapılandıran Onur Görkem Gül, üretimi su kalitesi ve filtrasyondan kontrollü donma, kesim, hijyen ve soğuk zincire uzanan titiz bir süreç olarak anlatıyor.
Onur Görkem Gül ile iyi bir buz küpünü belirleyen ayrıntıları, iki metre yüksekliğindeki 800 kilogramlık diş heykelini ve Avalanche’ın gelecek hedeflerini konuştuk.
Onur Görkem Gül Kimdir?

Onur Görkem Gül, Avalanche Premium Ice’ın kurucu ortağı ve yöneticisi.
Yıldız Teknik Üniversitesi’nde eğitim alan Gül, girişimcilik kariyerinden önce Nestlé Waters bünyesinde uzun yıllar çalıştı; satış yöneticiliği dahil farklı görevler üstlendi.
İş yaşamının yanında futbol hakemliği de yapan Gül, Türkiye Futbol Federasyonu kayıtlarında lisanslı İstanbul bölgesi İl Hakemi olarak yer alıyor.
Onur Görkem Gül ve Avalanche Premium Ice’ın Hikâyesi
Çoğu insan bir iş kurarken buz üretimini veya tasarımını düşünmüyor. Sizin hikâyeniz nasıl başladı?
Benim hikâyem buzla başlamadı. Uzun yıllar hızlı tüketim sektöründe, Nestlé’de çalıştım. Satıştan stratejiye, ekip yönetiminden ticari planlamaya kadar farklı görevler üstlendim. Kurumsal hayat bana sistemi, disiplini ve marka inşa etmeyi öğretti. İnsanların satın aldığı ürün kadar o ürünün hissettirdiği duygunun da önemli olduğunu burada gördüm.
İçimde her zaman girişimcilik vardı ve bir gün kendi hikâyemi yazmak istediğimi biliyordum. Avalanche’ın temelleri bir kadın girişimci tarafından atılmıştı. Biz markayı pandemi döneminden hemen önce devraldık. Avalanche’ın kaliteli buz üreten bir firmanın ötesine geçip dünya standartlarında bir premium deneyim markası olabileceğine inandım. Ortağımla üretim altyapısından kalite standartlarına, marka konumlandırmasından ticari yapıya kadar her alanı bu vizyon doğrultusunda yeniden şekillendirdik.
Detaylara önem veren biriyim. Ekibim bazen bu konuda beni fazla titiz buluyor. Bana göre premium kavramı, çoğu kişinin ilk anda fark etmediği küçük ayrıntılarda karşılık buluyor.

Yurt dışında iyi restoranları ve kokteyl barlarını gezdikçe aynı noktaya dikkat etmeye başladım. Kaliteli içkiler seçiliyor, iyi bardaklar kullanılıyor ve sunuma büyük emek veriliyor.
Buna karşın deneyimin sessiz kahramanı olan buz, hak ettiği ilgiyi görmüyordu. Kendime “Buz neden premium bir ürün olmasın?” diye sordum. Avalanche’ın bugün yaptığı işler, bu sorunun peşinden gitmenin sonucu.
Şefler, miksologlar, oteller, uluslararası markalar ve etkinlik ajanslarıyla çalışarak hatırlanacak deneyimlerin görünmeyen parçalarını tasarlıyoruz. Kendimizi buz sektörünün sınırları içinde tanımlamıyoruz. Yaptığımız işin miksolojiyle birlikte gastronomiye ve misafir deneyimine temas ettiğine inanıyoruz.
Premium Buzun Üretim Süreci ve Davetlerdeki Rolü
Bugün insanların bu işle ilgili en büyük yanılgısı ne? En sık düzelttiğiniz yanlış bilgi hangisi?
En büyük yanılgı, buzun donmuş sudan ibaret sanılması. Oysa kullandığınız buz, iyi bir içeceğin kalitesini belirleyen temel unsurlardan biri. Bardağın içindeki en yüksek hacimli malzeme çoğu zaman buz oluyor.

Kalitesiz buz hızla eriyor, içeceği gereğinden fazla sulandırıyor ve bütün dengeyi bozuyor. İyi buz ise içeceği soğuturken karakterini koruyor; lezzeti bastırmadan sunumu tamamlıyor.
İnsanlar bunu her zaman teknik olarak açıklayamayabilir ama sonucu hisseder. Bir davetten çıkan misafir buzdan söz etmese de “Her şey çok kaliteliydi” diyebilir. Bizim işimiz, bu görünmeyen kaliteyi tasarlamak.
Bir buz küpünü gerçekten “iyi” yapan nedir? Şeffaflık, dayanıklılık ve erime süresi arasında nasıl bir ilişki var? Cam görünümündeki pürüzsüz şeffaflık ne ölçüde zanaat ve teknoloji gerektiriyor?
Bunların hepsi birbiriyle ilişkili. İnsanlar ilk olarak şeffaflığı görüyor. Benim için şeffaflık, estetik değerinin yanı sıra üretim kalitesinin görünen yüzü. İyi bir buzun yoğunluğu yüksek olmalı; kontrollü erimeli, içeceği gereğinden fazla sulandırmamalı, formunu uzun süre korumalı ve ilk bakışta kalite hissi vermeli.
Bu sonuç tesadüfen ortaya çıkmıyor. Bir buz küpüne bakan kişi donmuş su görüyor; biz ise suyun kalitesini, filtrasyon sistemlerini, donma hızını, sıcaklık kontrolünü, kesim hassasiyetini ve taşıma sürecini görüyoruz.
En kritik konulardan biri gıda güvenliği ve hijyen. Buz, tüketilen bir gıda ürünü olduğu için üretim süreçlerimizi bir gıda üreticisinin disipliniyle yönetiyoruz. Suyun kalitesinden üretim alanının hijyenine, personel eğitiminden soğuk zincirin korunmasına kadar her aşama aynı derecede önemli. Şeffaflığın anlam kazanması için doğru hijyen standartları gerekiyor. Kalite, görünmeyen süreçlerin toplamı.

İşin bir yanında teknoloji, diğer yanında zanaatkârlık var. Kusursuz bir küp, küre veya içine logo işlenmiş bir buz; makinenin yanında yılların tecrübesi, sabır ve el işçiliğiyle ortaya çıkıyor. Teknolojiyi kullanırken zanaatkârlığı korumaya özen gösteriyoruz.
Buz Heykelleri, Özel Tasarımlar ve Gastronomi
Pek çok etkinlikte farklı firma ve markalarla çalışıyorsunuz. İyi bir davette buz gerçekten fark yaratıyor mu? Misafir bunu bilinçli olarak fark etmese de hissediyor mu?
Kesinlikle hissediyor. Lüks, çoğu zaman misafirin dikkatini doğrudan çekmeyen fakat genel deneyimde sezdiği ayrıntılarda saklı.
Bir davetten ayrılan misafir “Buz çok güzeldi” demeyebilir; “Her detay düşünülmüştü” der. İyi buz da iyi hizmet gibi çalışır: Kendini öne çıkarmaz, eksikliği ise hemen hissedilir.

Doğru buz; şefin tabağını, barmenin kokteylini ve markanın anlatmak istediği hikâyeyi destekler. Dünyanın önde gelen otelleri, şefleri, miksologları ve uluslararası markalarıyla çalışırken ortak beklentinin kusursuz hissettiren bir deneyim olduğunu gördük.
Bazen bu hissin kaynağı bardak, servis veya ışık oluyor; bazen de doğru seçilmiş bir buz küpü. Biz bu ayrıntının, insanların yıllar sonra hatırlayacağı deneyimdeki payını tasarlıyoruz.
Avalanche Premium Ice; sanatsal buz heykellerinden kurumsal lansmanlara, düğünlerden miksoloji odaklı davetlere uzanan geniş bir alanda çalışıyor. Hizmet verdiğiniz alanlardan ve imza attığınız işlerden söz eder misiniz?
Bugün yaptığımız işi tek bir kategoriye yerleştirmek zor. Her projeyi bir markanın veya davetin hikâyesini tamamlayan bir ayrıntı olarak görüyoruz.
Bazen bir otelde misafirin ilk karşılaştığı unsur buzdan tasarlanmış bir enstalasyon oluyor. Bazen bir şefle, aylarca üzerinde çalıştığı tabağı tamamlayacak özel bir sunum geliştiriyoruz. Bir miksolog için kokteylin karakterine uygun form tasarlıyor, uluslararası bir markanın lansmanında ise markanın hikâyesini buzun içine taşıyoruz. Bütün projelere “Bu deneyimi nasıl unutulmaz kılabiliriz?” sorusuyla başlıyoruz.
Yeni projelerde en sevdiğim şey boş bir kâğıt. O anda henüz hiçbir şeyin sınırı çizilmiş olmuyor. Bir marka, şef veya otel bize fikrini anlattığında, “Bunu daha önce yapılmamış bir biçimde nasıl ele alabiliriz?” sorusuna gidiyor aklım.
Bu nedenle standart bir ürün kataloğumuz yok; hayal gücünü katalogla sınırlandırmak istemiyoruz. Önce karşımızdakini dinliyor, anlatmak istediği hikâyeyi ve vermek istediği duyguyu anlamaya çalışıyoruz. Ardından projeye özel tasarlıyor ve üretiyoruz.



Gastronomiden miksolojiye, lüks otellerden uluslararası markalara, düğünlerden özel davetlere kadar farklı alanlarda çalıştık. Ferrari, Prada, Chanel, Bentley, Coca-Cola ve Kempinski gibi markalarla aynı projelerde yer almak bizim için gurur verici. Beni en çok mutlu eden an ise proje sonunda “Biz bunu hayal etmiştik ama bu kadarını beklemiyorduk.” cümlesini duymak. Başarıyı, insanların hafızasında yer edecek bir deneyim tasarlayabilmekle ölçüyoruz.
Bugüne kadar yaptığınız en sıra dışı proje hangisiydi? “Bunu da mı istediler?” dediğiniz bir proje oldu mu?
Yıllar içinde o kadar farklı proje yaptık ki artık kolay şaşırmıyoruz. İnsanlar bugün bize “Buz satıyor musunuz?” sorusundan çok “Bunu buzla yapabilir miyiz?” sorusuyla geliyor. Bu yaklaşım, Avalanche’ın geldiği noktayı iyi anlatıyor.
Buzun içine lüks ürünler yerleştirdik, buzdan barlar tasarladık, otomobil lansmanlarında yer aldık, gastronomi dünyası için özel sunumlar geliştirdik ve büyük ölçekli buz heykelleri yaptık. Her markanın anlatmak istediği bir hikâye var; buz da kimi projelerde bu hikâyenin yaratıcı ifade aracına çevrilebiliyor.

Beni en çok heyecanlandıran işlerden biri Sensodyne için hazırladığımız dev diş heykeliydi.
Yaklaşık iki metre yüksekliğinde ve 800 kilogram ağırlığında, tek parça bir buz heykeli tasarladık.
On büyük buz bloğunu kusursuz biçimde bir araya getirerek bütün hâline getirdik, ardından heykeli işledik.
En zorlu bölüm heykelin üretiminden sonra başladı. Bu dev eseri fabrikadaki soğuk hava deposundan çıkarıp çatlak oluşturmadan, erimesine izin vermeden ve tek parça hâlinde etkinlik alanına ulaştırmamız gerekiyordu.

Yaklaşık 800 kilogramlık buz kütlesini taşımak başlı başına bir mühendislik ve lojistik operasyonuydu. Ekip olarak hesaplama, planlama, el işçiliği ve koordinasyonu aynı süreçte buluşturduk.
İnsanlar etkinlik günü heykele birkaç dakika boyunca baktı; o birkaç dakikanın arkasında haftalar süren planlama, üretim ve test vardı. Yaptığımız işin sevdiğim taraflarından biri bu: İzleyici sonucu görüyor, biz ise sonucun arkasındaki emeği yaşıyoruz.
Her projeye önce “Bunu nasıl yapabiliriz?” sorusuyla yaklaşıyorum. Bu nedenle en sıra dışı projemizi sorduğunuzda cevabım hep aynı: Umarım henüz yapmadığımız projedir. Beni en çok bir sonraki fikir heyecanlandırıyor.
Lüks davetlerde ve gastronomide buz kullanımına dair son yıllarda nasıl değişimler gözlemliyorsunuz?
İnsanlar artık ne içtikleri kadar nasıl bir deneyim yaşadıklarına da önem veriyor. Eskiden içeceği soğutan yardımcı bir ürün olarak görülen buz, bugün sunumun, gastronominin, kokteyl kültürünün ve marka hikâyesinin önemli bir parçası.

İyi restoranlarda ve barlarda tek tip buz yerine içeceğin karakterine uygun formlar kullanılıyor. Buzun içine logo, çiçek, meyve veya o geceye özel bir ayrıntı yerleştirilebiliyor. İnsanlar kendilerine özel hissettiren deneyimler arıyor.
Şefler tabaklarını nasıl özenle tasarlıyorsa barmenler de kokteyllerine aynı hassasiyetle yaklaşıyor. Buz, bu tasarımın ayrılmaz bir parçası hâline geliyor. Bunu geçici bir trendden çok kalıcı bir yönelim olarak görüyorum. Premium kavramı giderek yaşanan deneyim üzerinden değerlendiriliyor.
Türkiye’de de güzel örneklerle karşılaşıyoruz. Şefler, oteller, miksologlar ve markalar buzun kullandıkları diğer malzemeler kadar önemli olduğunu biliyor. Yıllar önce anlatmaya çalıştığımız premium buz kültürünün bugün daha geniş bir karşılık bulması bizi heyecanlandırıyor.
Yine de yolun başındayız. Önümüzdeki yıllarda gastronomi, sanat, teknoloji ve deneyim tasarımını buluşturan daha fazla proje göreceğiz. Buz da bu deneyimin sessiz ve vazgeçilmez parçalarından biri olmayı sürdürecek.
Evinde misafir ağırlamayı ve dostlarına kokteyl hazırlamayı seven birine tek bir tavsiye verecek olsanız bu ne olurdu?
Detaylara önem vermesini söylerdim. İnsanlar hazırladığınız yemeğin veya kokteylin içeriğinden önce o akşamın kendilerinde bıraktığı hissi hatırlıyor.

İyi bir bardak, doğru sıcaklık, kaliteli buz, özenli bir sunum, doğru müzik ve küçük bir mum… Bunların her biri tek başına büyük görünmeyebilir; bir araya geldiklerinde sıradan bir akşama unutulmaz bir atmosfer kazandırır.
Misafir ağırlarken ben de aynı bakış açısıyla hareket ediyorum. İnsanlar kendileri için özen gösterildiğini hissettiğinde akşamın değeri artıyor.
Kokteyl hazırlayanlara teknik tavsiyem ise buzdan ödün vermemeleri olur. En kaliteli içkiyi kullanıp iyi bir tarifi uygulasanız da doğru buz seçilmediğinde içeceğin dengesi birkaç dakika içinde değişebilir. İyi bir kokteylin sırrı tarifle birlikte bardağın içindeki her ayrıntıda saklı.
Misafirleriniz eve dönerken buzun güzelliğinden söz etmeyebilir; akşamın ne kadar keyifli olduğunu hatırlar. İyi ev sahipliği, misafirinize hissettirdiğiniz özenle başlar.
Avalanche Premium Ice’ın Gelecek Hedefleri
Dünyadaki premium buz kültürünü ve gastronomi trendlerini nasıl takip ediyor, bu ilhamı Avalanche’a nasıl taşıyorsunuz?
Öğrenmenin hiçbir zaman bitmediğine inanıyorum. Yurt dışına çıktığımda gezerken aynı zamanda gözlem yapıyorum. Bir şehrin iyi restoranlarını, kokteyl barlarını ve otellerini ziyaret ediyor; yediklerim ve içtiklerim kadar kullanılan bardağa, sunuma, servis akışına ve buza da dikkat ediyorum. İnsanların gözünden kaçan ayrıntılar bazen en büyük ilham kaynağım olabiliyor.

Dünyadaki örnekleri takip ediyor, öğreniyor ve ardından kendi bakış açımızla yorumluyoruz. Her ülkenin gastronomi kültürü, misafir beklentisi ve tüketim alışkanlıkları farklı olduğu için gördüklerimizi Türkiye’ye değer katacak biçimde geliştiriyoruz.
Türkiye’de miksoloji ve gastronomi alanında çok iyi bir noktadayız. Kendini ve sektörü sürekli geliştiren, değer yaratan isimler var. Birçoğuyla zaman içinde yol arkadaşı ve iş ortağı olduk. Onların referansları ve geri bildirimleri sayesinde işimizi geliştirmeyi sürdürüyoruz.
Kendimize devamlı “Bunu daha iyi nasıl yapabiliriz?” diye soruyoruz. Rakipleri izleyerek büyümek yerine, dünkü işimizi bugün hangi noktaya taşıdığımıza bakıyorum. Gerçek rekabetin insanın kendisiyle olduğuna inanıyorum. Dünyayı takip etmeyi sürdüreceğiz; öğrenme isteği, gelişimin temel koşulu.
Önümüzdeki 10 yıla baktığınızda Avalanche’ı nerede görüyorsunuz? En büyük hayaliniz nedir?
En büyük hayalim daha fazla buz üretmekten çok Avalanche’ı dünyanın premium deneyim anlayışında referans gösterilen markalarından biri hâline getirmek.
Dünyanın farklı yerlerindeki buz üreticileriyle bir araya gelip tesislerini, iş yapış biçimlerini ve üretim hacimlerini gördüğümüzde iyi bir seviyede olduğumuzu söyleyebilirim. Türkiye’de güzel işlere imza attık, premium buz kültürünün gelişmesine katkı sunduk ve önemli markalarla çalışma fırsatı yakaladık. Bütün bunları yolculuğun başlangıcı olarak görüyorum.
Bir gün Tokyo, Londra, New York veya Dubai’deki bir barda insanlar kristal berraklığındaki buz küpüne baktığında “Bu Avalanche olabilir mi?” diye düşünsün istiyorum. Hedefimiz, ürünümüzle birlikte bir kalite anlayışını, bakış açısını ve deneyim kültürünü dünyaya taşımak.
Bir marka iyi ürünün yanında güven inşa ederek büyür. Bu güveni her gün aynı kaliteyi sunarak kazanırsınız. Biz de bunun için çalışıyoruz.
Gelişimin sonu olmadığı için hiçbir zaman “Tamam, olduk” diyeceğimizi sanmıyorum. Yeni projeler düşünürken hâlâ ilk günkü heyecanı duyuyorum. Bir müşterinin “Bunu yapabilir miyiz?” sorusu beni bugün de heyecanlandırıyor.
Yıllar sonra insanların Avalanche’ı kaliteli buz üreten bir marka ve premium deneyim kültürünü şekillendiren isimlerden biri olarak hatırlamasını umuyorum.


