Boyner, Discovery Expedition, Yuvam Dünya Derneği ve Warner Bros. Discovery iş birliği ile hayata geçen “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinin arkasındaki hikâyeyi; doğa okuryazarlığından iklim krizine, sürdürülebilir tasarımdan belgesel anlatıcılığına kadar farklı disiplinlerden isimlerle konuştuk. Projenin yaratıcıları ve uzmanları, doğayla yeniden bağ kurmanın neden bugün her zamankinden daha önemli olduğunu anlatıyor.
Bir ağaç konuşabilseydi; “Burada düşündüğünden daha uzun zamandır varım. Köklerimle toprağı tutuyor, yağmuru saklıyor, komşu ağaca besin taşıyor, havayı temizliyor ve doğada görünmez bir dayanışma ağı kuruyorum. Ben yok olduğumda ise sadece bir ağaç değil, yaşam da eksiliyor.” derdi.
Çünkü her ağaç, yalnızca bulunduğu yere kök salan bir canlı değil; sayısız yaşamı birbirine bağlayan, iklim dengesini koruyan ve geleceğe nefes taşıyan bir ekosistemin ayrılmaz parçası aslında. Kökleri aracılığıyla suyu, besinleri ve hatta yaşamı paylaşan ağaçlar, rekabetten çok dayanışmanın en güçlü örneklerinden biri.
Fakat yaşamın karşı karşıya olduğu en büyük tehdit olan iklim krizi, artık geleceğin değil, bugünün bir gerçeği. Gezegenimiz şu anda 120 yıl öncesine göre çok daha sıcak. 2050’ye kadar küresel sıcaklık artışının ise 2°C’yi aşabileceği öngörülüyor.
Dünya Ekonomik Forumu’nun Global Risk Raporu da iklim krizini önümüzdeki 10 yılın en büyük küresel tehdidi olarak tanımlıyor. Aşırı hava olayları, biyoçeşitlilik kaybı ve ekosistemlerin zayıflaması yalnızca doğayı değil, toplumsal yaşamı ve ekonomileri de etkiliyor. Dünyada her yıl yüz milyonlarca hektar alan yangınlardan etkileniyor ve yok olan ormanlar yerini uzun yıllar boyunca telafi edilmesi zor ekosistem kayıplarına bırakıyor. Ve her 10 yangından 9’u insan faktörüyle ortaya çıkıyor.
Bu tablo bize çok net bir şey söylüyor: İklim krizini yalnızca konuşmak yetmiyor, bilim temelli ve sahada karşılığı olan çözümler üretmek gerekiyor.
Dinlemeyi unuttuk mu?
Şehirleşme oranının küresel ölçekte %56’ya ulaştığı günümüzde, doğadan her geçen gün biraz daha uzaklaşıyoruz. Bu kopuş, ekosistemi anlamamıza ve onu korumamıza engel olan sessiz bir bariyer oluşturuyor. Doğadan uzaklaştıkça dinlemeyi ve görmeyi unutuyoruz. Boyner’in Discovery Expedition markası adına Yuvam Dünya Derneği ve Warner Bros. Discovery iş birliğiyle hayata geçirdiği “Ağaçlar Fısıldıyor” projesi tam olarak bu bakış açısının bir yansıması olarak karşımıza çıkıyor.
“Ağaçlar Fısıldıyor”, sadece bir sosyal sorumluluk projesi değil; insanı, ait olduğu doğanın eşsiz iletişim ağıyla yeniden bağlama hareketi.. Bu proje “görünmez bağı” yeniden hatırlıyor, doğanın sessini duymamıza yardımcı oluyor.
Gelin şimdi, “Ağaçlar Fısıldıyor” ile doğanın hikâyesini projenin yaratıcılarıyla beraber keşfedelim.
Doğayla Yeniden Bağ Kurmak: Doğa Okuryazarlığı Neden Önemli?
Doğa okuryazarlığı son yıllarda daha sık duyduğumuz bir kavram haline geldi. Sizce bireylerin doğayla yeniden bağ kurabilmesi için hangi farkındalıkların gelişmesi gerekiyor?

Yuvam Dünya Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık: Doğa okuryazarlığının temelinde, doğanın bizden ayrı bir şey olmadığını fark etmek yatıyor. Doğayı çoğu zaman hafta sonu gidilen bir orman ya da uzaktan hayranlıkla izlenen bir manzara olarak görüyoruz. Oysa soluduğumuz hava, içtiğimiz su, tükettiğimiz gıda, hatta fiziksel ve ruhsal sağlığımız doğrudan doğayla bağlantılı.
Doğa okuryazarlığı yalnızca türleri ya da ekosistemleri tanımak değil; günlük hayatımızdaki seçimlerin doğa üzerindeki etkisini ve doğadaki değişimlerin yaşamlarımız üzerindeki sonuçlarını anlayabilmek demek.
Bir ağacın, bir kuşun ya da yaşadığımız mahallenin doğal yaşamının hikâyesini anlatmaya başladığımızda insanlar o canlılarla ve o yerlerle bağ kuruyor. Çünkü insan bildiği şeyi sever, sevdiği şeyi korur.
Doğayla yeniden güçlü bir ilişki kurabilmemizin yolu da önce onu tanımaktan, hikâyesini duymaktan ve kendimizi o hikâyenin bir parçası olarak görmekten geçiyor.
Bu proje kapsamında özellikle çocuklar, gönüllüler ve yerel topluluklarla yürütülen çalışmaların uzun vadede nasıl bir etki yaratmasını hedefliyorsunuz?
Kıvılcım Pınar Eğilmez Kocabıyık: Bizim hedefimiz, tek seferlik bir farkındalık yaratmanın ötesine geçmek. Özellikle çocukların doğayı sadece öğrenen değil; gözlemleyen, merak eden, onunla bağ kuran ve onu koruyan bireyler olarak büyümelerini önemsiyoruz.
Çocukların doğayla kurduğu bağ; ailelerini, okullarını ve yaşadıkları çevreyi de dönüştürüyor. Gönüllüler ve yerel topluluklarla birlikte yürütülen çalışmalar ise sahiplenme duygusunu güçlendiriyor. Bir bölgedeki ağacı, kuşu, ormanı ya da ekosistemi tanıyan insanlar, onun korunmasının da en güçlü savunucuları hâline geliyor.
İnsan bildiği şeyi sever, sevdiği şeyi korur.
Uzun vadede hayal ettiğimiz etki; doğayı yalnızca tüketilecek bir kaynak olarak değil, yaşamın temel ortağı olarak gören nesiller yetiştirmek. Çünkü iklim krizinden biyoçeşitlilik kaybına kadar karşı karşıya olduğumuz pek çok sorunun çözümü, insanın doğayla kurduğu ilişkiyi yeniden tanımlamasından geçiyor.
Doğayı tanıyan, seven ve ona karşı sorumluluk hisseden bireylerin çoğalması, geleceğe bırakabileceğimiz en değerli miraslardan biri.
Doğa okuryazarlığının bireyden başlayarak topluma yayılan etkisi, “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinin temelini oluşturuyor. Peki bu fikir, bir markanın sosyal etki projesine nasıl dönüştü? Boyner cephesinde bu hikâyenin çıkış noktasını Orçun Kızıldağ anlatıyor.
Bir Kapsül Koleksiyondan Daha Fazlası: “Ağaçlar Fısıldıyor” Nasıl Doğdu?
“Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, bir perakende markasının ötesine geçerek eğitim, belgesel ve kapsül koleksiyon gibi farklı alanları bir araya getiriyor. Boyner için bu projeyi özel kılan temel motivasyon neydi?

Boyner Büyük Mağazacılık Ürün ve Kategori Yönetimi Genel Müdür Yardımcısı
Orçun Kızıldağ: Bugüne kadar attığımız her adımda en büyük önceliğimiz, yalnızca bugünün ihtiyaçlarına değil, yarının yaşamına da dokunmak oldu. İnsanların hayatına değer katarken yaşamı, insanı ve doğayı korumayı sorumluluğumuzun ayrılmaz bir parçası olarak gördük.
Amacımız, iyi bir perakende deneyimi sunmanın yanında; gelecek nesiller için daha yaşanabilir bir dünya bırakmak. Çünkü biliyoruz ki doğayı korumadan yaşamı, yaşamı korumadan da geleceği birlikte inşa etmek mümkün değil. “Ağaçlar Fısıldıyor” tam da bu düşünceyle doğdu.
İklim kriziyle birlikte artan sıcaklıklar, derinleşen kuraklık ve büyük ölçüde insan kaynaklı orman yangınları her yıl hepimizi derinden etkiliyor. Bugün dünyada her yıl yüz milyonlarca hektar alan yangınlardan zarar görüyor ve yok olan ormanlar, yerini uzun yıllar boyunca telafi edilmesi güç ekosistem kayıplarına bırakıyor.
Doğa ile şehir yaşamı arasında köprü kuran Discovery Expedition markamızla hayata geçirdiğimiz “Ağaçlar Fısıldıyor” projesiyle, doğanın sesini duyurmayı ve bilim temelli farkındalığı kalıcı bir etkiye dönüştürmeyi amaçlıyoruz. Doğayı anlamak ve doğa okuryazarlığını arttırmak elbetteki projedeki ana çıkış noktalarımız.
Ağaçların kökleri aracılığıyla kurduğu o görünmeyen iletişimi ve dayanışmayı daha fazla insanın keşfetmesini istedik. Doğayı ne kadar iyi anlarsak onu koruma konusunda da o kadar bilinçli davranabiliriz.
Bu kapsamda proje ortağımız Yuvam Dünya Derneği koordinatörlüğünde Çanakkale bölgesindeki köylerde ve okullarda doğa okuryazarlığı eğitimleri düzenledik. Bigalı, Kocadere, Behramlı ve Alçıtepe köylerinde yerel halka yönelik gerçekleştirdiğimiz “İklime Dirençli Yaşam” ve “Doğa Okuryazarlığı” bilinçlendirme eğitimleri, Boyner ve Warner Bros. Discovery çalışanlarına yönelik eğitim buluşmaları kapsamında bugüne kadar yaklaşık 500 kişiye ulaştık. Ayrıca Çanakkale Savaşları Gelibolu Tarihi Alan Başkanlığı’nın katkı ve desteğiyle Çanakkale Bölgesel Turist Rehberleri Odası’na bağlı turist rehberlerine, Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü tarafından “Yangınla Mücadele ve Farkındalık” eğitimleri verildi. Bu eğitimler sayesinde bölgeyi ziyaret eden yıllık yaklaşık 3,5 milyon ziyaretçiye ulaşabilecek güçlü bir etki alanı oluşturduk.
Bölgenin yangınla mücadele kapasitesini güçlendirmek amacıyla Bigalı Köyü’ne su tankeri kazandırdık. Maske, eldiven, baret, gözlük, ilk yardım çantası, el feneri, kafa lambası, örme başlık ve benzeri ekipmanlardan oluşan toplam 227 farklı malzeme de gönüllü ekibin kullanımına sunuldu. Şimdi ise proje özelindeki kapsül koleksiyonumuz ve Warner Bros. Discovery imzalı belgeselle bu etkiyi kollektif şekilde büyütmeyi hedefliyoruz. Farkındalığı milyonlara ulaştırabilme gücümüz bu projedeki en büyük motivasyonumuz oldu.

Keşfet

Keşfet

Keşfet
Sizce Discovery Expedition’ın “Ağaçlar Fısıldıyor” koleksiyonunu bir kapsül koleksiyon olmanın ötesine taşıyan hikâye nedir?
Orçun Kızıldağ: Her parça, doğadan ilham alan estetik bir tasarım olmanın ötesinde; doğanın görünmeyen iletişim ağına, dayanışmasına ve yaşamın birbirine bağlılığına dikkat çekiyor.
Sınırlı sayıda hazırlanan koleksiyon; farklı grafik ve renk seçeneklerine sahip yedi tasarımdan oluşuyor. Tişört ve şapkadan oluşan seçkide yer alan ağaç ve kök temalı grafikler, ormanın görünmeyen yaşam ağına, kökleri aracılığıyla kurduğu iletişime ve doğanın kendi içindeki dayanışmasına gönderme yapıyor.
Koleksiyonun üretim sürecinde de çevresel etkiyi azaltmayı hedefleyen daha sorumlu bir yaklaşım benimsedik. Pamuk içerikli doğal lif bazlı kumaşlarla hazırlanan koleksiyonumuzu seçili Boyner mağazalarında ve Boyner Online’da satışa sunduk. Koleksiyonumuzla herkesi bu eşsiz hikâyenin bir parçası olmaya davet ediyoruz.
“Ağaçlar Fısıldıyor” projesi, doğayı yalnızca ilham veren bir tema olarak değil; bilimsel gerçeklerle desteklenen yaşayan bir sistem olarak ele alıyor. Peki ağaçların görünmeyen iletişim ağı gerçekten nasıl işliyor? İklim krizinin gölgesinde Türkiye’nin ormanlarını bekleyen en büyük riskleri Prof. Dr. Doğanay Tolunay anlatıyor.
Ormanların Geleceği: İklim Krizi ve Bilimin Söyledikleri
Ağaçlar gerçekten konuşabilseydi, büyük olasılıkla bize önce kendi dillerini unuttuğumuzu söylerdi.
“Ağaçlar arasındaki görünmeyen iletişim ağı” fikri birçok kişi için hâlâ şaşırtıcı bir konu. Ağaçlar gerçekten konuşsa bize ne söylerdi?

Yuvam Dünya Derneği Bilim Kurulu Üyesi, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Öğretim Üyesi
Prof. Dr. Doğanay Tolunay: Ağaçlar bildiğimiz anlamda konuşmuyor ancak bize pek çok şeyi anlatıyor. Örneğin çok hızlı büyüyen, yemyeşil yapraklara sahip bir ağaç hâlinden memnun olduğunu gösteriyor. Buna karşılık yaprakları pörsüyen bir ağaç suya ihtiyaç duyduğunu; yapraklarında sararma görülen bir ağaç ise besin eksikliği yaşadığını ya da hastalandığını anlatıyor.
Aslında bu işaretleri doğayla iç içe yaşadığımız dönemlerde gözlemleyerek ve büyüklerimizden öğrenerek okuyabiliyorduk. Ancak doğadan uzaklaşıp kent yaşamının betonları arasında sıkıştıkça bu bilgileri de unuttuk.
Bu nedenle ağaçlar gerçekten konuşabilseydi, büyük olasılıkla bize önce kendi dillerini unuttuğumuzu söylerdi. Hatta biraz da sitem ederlerdi. Örneğin yangınlarda kolay yandığı için suçlanan kızılçam, “Ben kolay yanıyorum ama beni yakan sensin.” diyebilirdi. Belki de bu gidişatı tersine çevirebilmek için bizden yardım isterlerdi.
Dünya üzerindeki yaklaşık 60 bin ağaç türünün yüzde 30’u yok olma tehdidi altında.

İklim krizi ve insan faaliyetleri düşünüldüğünde, Türkiye’deki orman ekosistemleri açısından önümüzdeki dönemin en kritik riskleri neler olacak?
Prof. Dr. Doğanay Tolunay: En büyük risk hiç kuşkusuz orman yangınları olmaya devam edecek. Bugün bile yangınlar binlerce hektarlık orman alanını yok ediyor. Yalnızca 2021 yılında yaklaşık 140 bin hektar, 2025 yılında ise yaklaşık 80 bin hektar orman alanı yandı.
Orman yangınlarının sık görüldüğü Ege ve Akdeniz bölgelerinin yanı sıra, geçen yıl da gördüğümüz gibi Batı Karadeniz’de ve Karadeniz’e paralel uzanan dağların İç Anadolu’ya bakan yamaçlarındaki ormanlarda da büyük yangınlarla karşılaşabiliriz. Bu bölgelerdeki ormanlar, kızılçam ve maki ekosistemleri kadar yangına uyum sağlayamadıkları için yanan alanların yeniden ormanlaştırılması daha zor olabilir.
Bir diğer önemli risk ise kuraklık. Her canlı gibi ağaçların da tohumların çimlenmesinden besin maddelerini topraktan almasına kadar bütün yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi için suya ihtiyacı var. Uzun süreli kuraklıklar binlerce hektarlık ormanın kurumasına neden olabilir. Nitekim Hatay’da 2025 yılında yaklaşık 9 bin hektarlık kızılçam ormanı kurudu.
Yangınların ardından tohumlar çimlenmeyebilir, dikilen fidanlar ise yaz kuraklığını atlatamayabilir.
Bugün henüz çok büyük bir sorun olarak görülmese de böcek zararları ve çeşitli orman hastalıklarının da artmasını bekliyoruz. Çünkü yükselen sıcaklıklar nedeniyle böcekler yılda birkaç kez üreyebiliyor. Daha önce yaşayamadıkları yüksek rakımlı ormanlarda da yaşamaya başlayabiliyorlar.
İklim değişikliğinin yanı sıra dünya genelinde devam eden ormansızlaşma da önemli bir tehdit oluşturuyor. Büyük bölümü tropikal ormanlarda olmak üzere her yıl yaklaşık 10 milyon hektar orman alanı kaybediyoruz. Buna karşılık yeniden ağaçlandırılan alanlar bunun ancak yarısına ulaşıyor. Başka bir ifadeyle, dünyada her yıl yaklaşık 5 milyon hektarlık net orman kaybı yaşanıyor.
Bilim bize doğanın nasıl işlediğini anlatıyor. Peki bu görünmeyen yaşam ağını milyonlarca insana ulaştırmanın en etkili yolu ne? “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinin belgesel ayağını üstlenen Warner Bros. Discovery Türkiye Pazarlama Direktörü Beste Toksoy Balcı ile hikâye anlatıcılığının doğa okuryazarlığındaki rolünü konuştuk.
Hikâyenin Gücü: Belgeseller Doğa Okuryazarlığını Nasıl Destekliyor?

Warner Bros. Discovery Türkiye Pazarlama Direktörü
Warner Bros. Discovery uzun yıllardır hikâye anlatıcılığıyla öne çıkan bir marka. “Ağaçlar Fısıldıyor” projesinde belgesel anlatımı, doğa okuryazarlığı konusunda nasıl bir rol üstleniyor?
Beste Toksoy Balcı: Warner Bros. Discovery olarak görünmeyeni görünür kılmak, karmaşık olanı daha anlaşılır, daha insani ve daha yakın hale getirmek için hikâye anlatıcılığının gücüne inanıyoruz. Küresel bir medya şirketi olarak her gün milyonlarca insana ulaşıyoruz ve bu erişimin beraberinde önemli bir sorumluluk getirdiğini düşünüyoruz. Bizim için bu sorumluluk yalnızca içerik üretmek değil; bilgilendirmek, ilham vermek ve topluma olumlu katkı sağlayabilmek anlamına geliyor.
Bir hikâyenin izleyicide gerçekten karşılık bulabilmesi için yalnızca doğru bilgiyi vermesi yeterli değil; insanların düşünme biçimini değiştirebilmesi gerekiyor.
“Ağaçlar Fısıldıyor” projesi de bu anlayışın somut bir yansıması. Boyner ile uzun süredir üzerinde çalıştığımız bu proje kapsamında platformlarımızı bilinçli ve amaca hizmet edecek şekilde kullanarak medya aracılığıyla toplumsal fayda yaratmayı hedefliyoruz. Bu doğrultuda belgeselin yapımını üstlenirken, DMAX ve HBO Max üzerinden geniş kitlelere ulaşmasını sağlayacak yayın sürecini de yürütüyoruz. Belgeselimiz çok yakında izleyiciyle buluşacak.

Bu projede belgesel anlatımı, doğa okuryazarlığını güçlendiren en önemli araçlardan biri. Çünkü yalnızca bilgi aktarmıyor; izleyiciyi doğayla duygusal ve zihinsel bir bağ kurmaya davet ediyor. Ormanı sadece güzel bir manzara ya da korunması gereken pasif bir alan olarak değil; sürekli iletişim hâlinde olan, yaşayan ve çoğu zaman gözle göremediğimiz bir sistem olarak ele alıyoruz.
Bilimsel verileri ve çoğu zaman görünmeyen süreçleri herkesin anlayabileceği güçlü bir anlatı yapısıyla bir araya getirerek izleyicilerin yalnızca doğal dünyayı anlamalarını değil, doğayla kurdukları ilişkiyi yeniden düşünmelerini amaçlıyoruz. Böylece doğa okuryazarlığını bilgi düzeyinden deneyime ve farkındalığa taşıyan bir etki yaratmayı hedefliyoruz.
Günümüzde çevre ve sürdürülebilirlik konularında pek çok içerik üretiliyor. Bir hikâyenin izleyicide gerçekten karşılık bulmasını sağlayan unsur sizce nedir?
Beste Toksoy Balcı: Bugün bir hikâyenin izleyicide gerçekten karşılık bulabilmesi için yalnızca doğru bilgiyi vermesi yeterli değil; o bilginin insanların düşünme biçimini değiştirebilmesi gerekiyor. Bizim yaklaşımımızda hikâyenin gücü, karmaşık ve çoğu zaman görünmeyen bilgileri sadeleştirirken aynı zamanda izleyiciyle güçlü bir duygusal bağ kurabilmesinden geliyor.
“Ağaçlar Fısıldıyor” bunun iyi bir örneği. Belgesel aracılığıyla izleyiciye yalnızca bilgi sunmuyor, bakış açısını genişletmeyi hedefliyoruz. Bir kişi ormanda yürürken artık yalnızca gördüğü ağaçlara değil, toprağın altında uzanan mantar ağlarına ve bu ağların ağaçların yaşamındaki rolüne de dikkat etmeye başlıyorsa, hikâye gerçek anlamda karşılık bulmuş demektir.
Benzer şekilde, bir orman yangınında kaybedilenin yalnızca ağaçlar değil, bütün bir yaşam ağı olduğunu fark edebiliyorsa, o dönüşüm gerçekleşmiştir.
Bunun yanında, bir hikâyenin yerel bir temelden beslenirken evrensel bir anlam taşıması da büyük önem taşıyor. Yerel ekosistemler, uzman görüşleri ve gerçek deneyimler üzerinden anlatılan bir hikâye izleyiciye daha samimi ve inandırıcı gelirken; ele aldığı konunun küresel boyutu sayesinde çok daha geniş bir kitleyle bağ kurabiliyor.
Bizim için kalıcı etki yaratan hikâyeler; merak uyandıran, şaşırtan, hayranlık duygusu oluşturan ve en önemlisi insanların “Ben artık doğaya farklı bakıyorum.” diyebilmesini sağlayan hikâyeler. Güçlü hikâye anlatıcılığı, yalnızca bilgi aktaran değil; düşündüren, hissettiren ve insanları harekete geçmeye teşvik eden anlatılar kurabilmekten geçiyor.
Doğa okuryazarlığı hakkında detaylı bilgi almak için: Keşfet!
*Bu içerik Boyner iş birliğinde hazırlanmıştır.





