Mustafa Seven’le NASİP sergisinden yola çıkarak İstanbul’un kaybolan gündelik alışkanlıklarını, yıllar sonra başka bir gözle baktığı fotoğraflarını ve otuz yılı aşkın süredir koruduğu merakı konuştuk.
Bir insanın adımı, duvara düşen ışık ve arka plandaki küçük bir jest… Mustafa Seven’in kadrajında bu parçalar birkaç saniyeliğine bir araya geliyor, ardından herkes yoluna devam ediyor. Sanatçının İstanbul sokaklarından doğan NASİP sergisi, Londra’nın ardından Berlin ve Paris’te izleyiciyle buluşacak. Bu yolculuk, İstanbul’da kaydedilen anları farklı şehirlerde yeni bakışlara açacak.
Bir Bakışta Mustafa Seven – “NASİP” Sergisi
- Tarih: 12–26 Eylül 2026.
- Yer: Versus Arts Gallery, Londra.
- Serginin Kapsamı: Mustafa Seven’in İstanbul sokaklarında çektiği fotoğraflardan oluşan kişisel sergisi.
- Konu: İstanbul’un gündelik hayatında rastlantılar, karşılaşmalar ve şehirde birlikte yaşamak.
- Küratör: Dr. Nilay İşlek.
Siz kimseniz, fotoğrafınız da odur

Otuz yılı aşan kariyeriniz boyunca İstanbul da sizin bakışınız da değişti. Eski fotoğraflarınıza döndüğünüzde bu değişimi en çok nerede görüyorsunuz?
Eski fotoğraflarıma baktığımda aslında İstanbul’la beraber kendi değişimimi de görüyorum. Çünkü fotoğraf çektiğiniz anda karşınızdaki dünyayla beraber kendinizi de kaydediyorsunuz. Siz kimseniz, fotoğrafınız da odur. Hayatta nerede duruyorsanız, fotoğrafınız da hayata oradan bakar. Tabii neye baktığınız, neyi önemsediğiniz, neyin önünde durup neyin yanından geçtiğiniz zaman içerisinde değişiyor.
Daha gençken hareketin, olayın, daha görünür ve güçlü anların, biraz da tekniğin peşinden gittiğimi düşünüyorum. Zaman içinde bakışım biraz daha sakinleşti. Tekniği artık eskisi kadar önemsemiyorum. Daha çok hikâyenin peşindeyim. Küçük anlar, sıradanlıklar, insanların birbirleriyle ve şehirle kurduğu geçici ilişkiler benim için daha önemli olmaya başladı. Belki eskiden yanından geçeceğim bir anın önünde bugün daha uzun süre duruyorum.
İstanbul da bu otuz yıl içerisinde çok değişti. Sokakları, insanları, gündelik hayatı, insanların şehri kullanma ve birbirleriyle ilişki kurma biçimleri… Dolayısıyla eski bir fotoğrafıma baktığımda iki farklı zamanla karşılaşıyorum. Biri artık var olmayan ya da değişmiş bir İstanbul, diğeri ise o İstanbul’a bakan daha genç halim. Arşivim benim için kendi değişimimin de kaydı oldu.
2026’da Dünyayı Gezmeye Değer Sergiler: Londra, Paris, New York ve Dahası
O fotoğrafla duygusal bağ kurduk

Fotoğraf: Nilay İşlek / Instagram
Dr. Nilay İşlek’le arşivi tararken seçkinin yönünü belirleyen ilk fotoğraf hangisiydi?
Bunu tek bir fotoğrafın belirlediğini söylemek zor. NASİP, Nilay’la birlikte arşivde uzun süre çalışırken, farklı yıllarda ve farklı yerlerde çekilmiş fotoğrafların yan yana geldiklerinde birbirleriyle kurdukları ilişkiler üzerinden şekillenmeye başladı.

Ama Nilay’ın duygusal bağ kurduğu fotoğraflardan biri, serginin afişinde de kullandığımız, Eminönü Mahmutpaşa’da çektiğim fotoğraftı. Yoğun sisin içinde sokakta bekleyen insanların olduğu bir fotoğraf. İstanbul’un çok bildiğimiz, çok hareketli bir bölgesi ama sis bütün o bildik görüntüyü neredeyse gerçeklikten koparıyor. İnsanlar ise o belirsizliğin içinde bekliyorlar.
Nilay’ın o fotoğrafla kurduğu ilişki benim için de önemliydi. Çünkü bazen yıllar önce çektiğiniz ve artık çok yakından tanıdığınız bir fotoğraf, başka birinin bakışıyla yeniden anlam kazanabiliyor. Arşivi birlikte taramanın benim açımdan en değerli taraflarından biri de buydu. Benim kendi fotoğraflarımla arama koyamadığım mesafeyi Nilay koyabiliyordu. Böylece yıllardır bildiğim bazı fotoğrafları onun bakışı üzerinden yeniden görmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim ki sergiye asla almayacağım birçok fotoğrafı Nilay sayesinde yeniden keşfettim.
Doğru anı yakalamak benim için sezgiye dönüştü

Sokak fotoğrafında hiçbir şeyin bütünüyle planlanamayacağını söylüyorsunuz. Yine de şansa hazır olmak için sokağa çıkarken neyi gözetirsiniz?
Sokağa çıktığımda neyle karşılaşacağımı bilmiyorum ve açıkçası bilmek de istemiyorum. Sokak fotoğrafçılığını benim için hâlâ heyecan verici yapan şeylerden biri bu belirsizlik. Ama hiçbir şeyi planlayamıyor olmak hazırlıksız olmak anlamına gelmiyor. Tam tersine, sokakta gerçekleşebilecek bir ana karşı mümkün olduğunca açık ve hazır olmanız gerekiyor.
Işığa, insanların hareketlerine, mekânın durumuna, insanların birbirleriyle ve çevreleriyle kurdukları ilişkilere bakıyorum. Bazen henüz ortada bir fotoğraf yoktur ama bulunduğunuz yerde bir şeyin gerçekleşme ihtimalini hissedersiniz. Biraz beklersiniz. Bir insan kadraja girer, başka biri çıkar, ışık değişir ya da birbirinden tamamen bağımsız birkaç unsur birkaç saniyeliğine ilişki kurar.
Yıllar içerisinde bunun biraz sezgiye dönüştüğünü düşünüyorum. Sokakta geçirdiğiniz zaman arttıkça neyin gerçekleşmek üzere olduğunu daha erken hissetmeye başlıyorsunuz. Ama yine de sonucu kontrol edemezsiniz. Benim için önemli olan hayatı fotoğraf için değiştirmek ya da kurgulamak değil; gerçekleşen şeyi fark etmek ve doğal akışına müdahale etmeden ona tanıklık etmek. Sonrası artık nasibimde ne varsa o.
İstanbul sokaklarında sıradan görünen davranışlar azalıyor

NASİP için eski fotoğraflarınıza bakarken bugün artık çekilmesi mümkün olmayan bir İstanbul’la karşılaştınız mı? Şehirde en çok neyin kaybolduğunu fark ettiniz?
Elbette karşılaştım. Otuz yılı aşkın bir arşive baktığınızda artık var olmayan sokakları, binaları, dükkânları, meslekleri ve insanları görüyorsunuz. Ama beni asıl etkileyen İstanbul’un fiziksel olarak değişmesinden çok, gündelik hayatın ve insanların şehirle kurduğu ilişkinin değişmesi.
Mahalle ilişkileri, sokakta geçirilen zaman, insanların birbirleriyle kurduğu küçük temaslar, bazı eski meslekler, çocukların sokağı kullanma biçimleri, beklemek, sohbet etmek, bir dükkânın önünde oturmak gibi çok sıradan görünen davranışlar giderek azalıyor ya da biçim değiştiriyor. Şehir hızlandıkça insanın şehirle kurduğu ilişki de hızlanıyor. Bir yandan şehir insanı biçimlendirirken, diğer yandan insan da dönemin sosyoekonomik davranış biçimleriyle şehri şekillendiriyor. İstanbul büyük bir metropol ve bu karşılıklı dönüşümü çok net hissediyorum.
Bence fotoğrafın hafızayla ilişkisi burada önem kazanıyor. Bir fotoğrafı çekerken çoğu zaman kaydettiğiniz şeyin yıllar sonra ne kadar değerli olacağını bilmiyorsunuz. O anda son derece sıradan görünen bir ayrıntı, yirmi yıl sonra artık var olmadığı için fotoğrafın en önemli unsurlarından birine dönüşebiliyor.
İstanbul hâlâ inanılmaz güçlü, hareketli ve fotoğrafik bir şehir. Ama eski fotoğraflarıma baktığımda en çok gündelik hayatın bazı ritimlerinin kaybolduğunu hissediyorum.
İstanbul’un tarihi yapılarından Boğaz kıyılarına, sevilen semtlerinden az bilinen duraklarına uzanan rotalar için İstanbul’da Gezilecek Yerler rehberimize göz atın.
Benim için önemli olan kadrajdaki unsurların ilişkisi

NASİP’te bekleyen, yürüyen ve kısa süreliğine yan yana gelen insanlarla karşılaşıyoruz. Gündelik bir hareketin fotoğrafa dönüşeceğini nasıl anlarsınız?
Çoğu zaman anladığımı değil, hissettiğimi söyleyebilirim. Sokakta çok sıradan görünen bir hareket, çevresindeki başka bir insanla, bir ışıkla, gölgeyle, renkle ya da arka plandaki küçük bir ayrıntıyla ilişki kurduğu anda başka bir şeye dönüşüyor.
Ben fotoğraf çekerken yalnızca tek bir insana ya da tek bir harekete bakmıyorum. Kadrajın içerisindeki unsurların birbirleriyle kurduğu ilişkiler daha fazla ilgimi çekiyor. Bir insan yürürken arkasındaki başka bir insanın hareketi, bir duvardaki şekil, ışığın düştüğü bir yer ya da tamamen tesadüfen ortaya çıkan küçük bir jest fotoğrafın anlamını değiştirebiliyor.
Bazen birbirinden habersiz insanların ve nesnelerin oluşturduğu bütün bu parçalar birkaç saniyeliğine aynı yerde buluşuyor. Sonra herkes yoluna devam ediyor ve o ilişki ortadan kalkıyor. Sokak fotoğrafının büyüsü biraz burada benim için. Gerçek hayatta belki yalnızca bir saniye var olan bir ilişkiyi fotoğrafın içinde kalıcı hâle getiriyorsunuz. Sıradan olanın mükemmelliği ve estetiği de biraz burada bence.
NASİP farklı şehirlerde kendi hikâyesini büyütsün isterim

NASİP uluslararası yolculuğuna Londra’da başlıyor. Bu ilk duraktan sonra serginin nasıl bir hayat sürmesini istiyorsunuz?
NASİP’in Londra’dan sonra Berlin ve Paris durakları olacak. Ama bunların dışında farklı şehirlerde ve farklı kültürlerden insanlarla karşılaşmasını da çok isterim. Çünkü fotoğrafların tamamı İstanbul’da çekilmiş olsa da benim için anlattıkları şey yalnızca İstanbul değil. Merkezinde insan var ve insanın gündelik hayat içerisindeki küçük karşılaşmaları dünyanın her yerinde, başka biçimlerde de olsa var.
Bir fotoğraf İstanbul’da yaşayan biri için başka bir anlam taşıyabilir, Londra’da karşısına çıkan biri için tamamen başka bir hafızayı harekete geçirebilir. Fotoğrafın en sevdiğim taraflarından biri de bu. Fotoğrafı çektiğim anda benim gördüğüm ve hissettiğim şey, yıllar sonra hiç tanımadığım bir insan için bambaşka bir anlama dönüşebiliyor.
Bu yüzden NASİP’in yalnızca farklı şehirlerde sergilenen bir sergi olmasından çok, gittiği her yerde yeni insanlarla ve yeni bakışlarla karşılaşarak kendi hikâyesini büyütmesini isterim. Sonuçta NASİP’in kendisinin de biraz nasibe ihtiyacı var. Nerede, kiminle ve nasıl karşılaşacağını şimdiden bilmiyoruz.
Moda ve portre fotoğrafçılığının önde gelen isimlerinden Nihat Odabaşı, Obsession of Beauty sergisiyle güzellik, kusursuzluk ve estetik takıntısı üzerine düşüncelerini OGGUSTO’ya anlattı.
Eşimi bile bana fotoğraf nasip etti

Otuz yılı aşkın süredir başkalarının hayatındaki geçici anları kaydediyorsunuz. Bunca karşılaşmanın ardından fotoğraf size neyi nasip etti?
Çok açık söylemek gerekirse bugün sahip olduğum maddi manevi her şeyi fotoğrafa borçluyum. Belki başka bir işle maddi tarafını yine sağlayabilirdim ama manevi tarafı konusunda aynı şeyi söyleyebileceğimden emin değilim. Hatta eşimi bile bana fotoğraf nasip etti.
Her şeyden önce insanlarla kurduğum ilişki biçimini değiştirdi. Beni daha hümanist bir insan yaptı. Fotoğraf sayesinde normal şartlarda hayatım boyunca karşılaşamayacağım insanlarla karşılaştım. Bazen onların hayatlarına yalnızca birkaç saniyeliğine tanık oldum, bazen bu karşılaşmalar yıllarca süren ilişkilere ve dostluklara dönüştü.

Fotoğraf beni dünyanın farklı yerlerine götürdü, farklı kültürlerle ve hayatlarla tanıştırdı. Ama bütün bunların ötesinde bana dünyaya karşı merakımı korumayı öğrettiğini düşünüyorum.
Otuz yılı aşkın süredir fotoğraf çekiyorum ve bugün hâlâ sokağa çıktığımda birkaç saat sonra ne göreceğimi, kiminle karşılaşacağımı ya da eve nasıl bir fotoğrafla döneceğimi bilmiyorum. Belki yıllar içerisinde değişmeyen şey de tam olarak bu merak oldu. Fotoğraf bana yalnızca görüntüler, kitaplar, sergiler ya da seyahatler nasip etmedi. Başka insanların hayatlarına bakabilme, onları anlamaya çalışma ve kendi yaşadığım dünyayı sürekli yeniden keşfetme imkânı verdi.
Sanırım bütün bu yılların sonunda fotoğrafın bana nasip ettiği en değerli şey, hâlâ merak ediyor olmak.
Fotoğrafa bakışınızı değiştirecek, fotoğraf çekme merakınızı bir üst seviyeye çıkaracak, fotoğrafçılarla alakalı ilham veren belgeselleri inceledik.


