Miguel A. Rodrigues, Heritage / Miras sergisi üzerinden hiperbarok kavramını, Barok estetiğin günümüzdeki karşılığını ve sanat pratiğinin temel sorularını anlatıyor.
Portekizli sanatçı Miguel A. Rodrigues’in işlerinin merkezinde “hiperbarok” var. Rodrigues, baroku geçmişte kalmış bir stil gibi ele almak yerine; bugünün dünyasında zaten var olan bir görsel dil olarak görüyor. Gösteriş, aşırılık, imge yoğunluğu… Bunların hepsi aslında hâlâ hayatımızın içinde.
Bu röportaj da tam olarak bu konuya eğiliyor. Sosyal medya, sürekli maruz kaldığımız görseller, sahnelenmiş kimlikler; hiperbarok bunların hepsini kapsayan bir çerçeve. Rodrigues’e göre, sergide kurulan kırmızı ve altın ağırlıklı atmosfer de bu etkiyi doğrudan hissettirmek için var. Röportajın sonunda, sanatçının üretim pratiğini hangi konular üzerinden geliştirdiğini ve gelecekte hangi kavramlara odaklanacağını öğrenmiş olacaksınız.
İstanbul’da ay boyunca gezebileceğiniz tüm sergilere göz atın!
MERKUR – Heritage / Miras Sergisi Hakkında Bilgiler

- Yer: MERKUR, Beyoğlu
- Tarih: 28 Mart – 2 Mayıs 2026
- Ziyaret Saatleri: Salı–Cumartesi 10.00–18.30
Portekizli heykel sanatçısı Miguel A. Rodrigues’in Türkiye’deki ilk kişisel sergisi Heritage / Miras, Barok estetiği çağdaş bir heykel diliyle yeniden ele alan güçlü bir seçki sunuyor. Sanatçı, Portekiz Barok anlayışının görkemli mekânsal kurgusundan yola çıkarak mimarlık, bezeme ve simgesel anlatımı bir araya getiriyor; izleyiciyi tarihsel referanslarla örülü yoğun bir atmosferin içine davet ediyor.
Sergide Miguel A. Rodrigues, galeriyi bütüncül bir yerleştirme alanı olarak kurguluyor. Altın tonlu formlar ve oyma etkisi taşıyan yüzeyler, hayali bir kutsal mekân hissi yaratırken hareket, ritim ve birikim gibi barok prensipler çağdaş bir ifade diliyle yeniden yorumlanıyor. Bu yaklaşım, ritüel, otorite ve kültürel hafıza kavramlarını mekân üzerinden tartışmaya açan güçlü bir görsel kurgu oluşturuyor.
2026’da Türkiye’de Görmeniz Gereken Sanat Sergileri
“HERITAGE” sergisinde geçmişi temsil etmek yerine yeniden kuruyorsunuz; bu süreçte özellikle neleri dönüştürmek istediniz?

Sergimi, memleketim Coimbra’daki Joanine Kütüphanesi başta olmak üzere tüm ülkeye yayılmış olan 18. yüzyıl Portekiz Barok anlayışı üzerine temellendirdim. Amacım bunu yeniden üretmek değil, yalnızca bugün mümkün olan malzeme ve tekniklerle onun mantığını “hipermodern” bir koşula çevirmekti.
Beni her zaman asıl ilgilendiren, bu görsel dilin işleviydi: Onu dini ve kraliyet propagandasının bir aracı olmaktan çıkarıp sosyal medyada özellikle belirgin biçimde gözlemlenen gösteri, aşırılık ve kültürel temsil gibi çağdaş dinamikleri yansıtan bir sisteme dönüştürmek. Sergideki heykeller, teatrallik, birikim, hareket ve sembolik yoğunluk gibi temel barok ilkelerini özümser ve bunları hipergerçeklik koşulu içinde yeniden konumlandırır. Bu anlamda geçmiş, çağdaş dinamikleri düşünmek için bir araca dönüşür.
Hiperbarok Anlayışının Doğuşu

“Hiperbarok” nasıl ortaya çıktı?
Hiperbarok, barok ile ilişkilendirdiğimiz şeyin geçmişe hapsedilmediğini, bugün yoğunlaşmış bir biçimde tam anlamıyla var olmaya devam ettiğini fark etmemden doğdu. Barok’un çağdaş versiyonlarını üretmek değil, aşırılık, gösteri, kitlesel katılım ve kimliğin sahnelenmesi gibi benzer koşullar içinde zaten hareket ettiğimizi kabul etmek istedim.
Barok aynı zamanda ilk gerçek anlamda küresel sanat hareketi olarak da değerlendirilebilir; baskın kültürlerin yayılması ve küreselleşmenin ilk süreçleriyle doğrudan bağlantılıdır. Bugün bu dinamikler, sosyal medya, küresel dolaşım ve imge üretimi gibi hipermodern sistemler aracılığıyla genişletilerek hipergerçeklik koşulunu yaratmaktadır.
Bu anlayış, Hiperbarok’u çağdaş toplumda barok ilkelerinin bir devamı ve tırmanması olarak çerçeveleyen Ana Figueiredo’nun araştırmasından beslenmektedir. Bu anlamda Hiperbarok benim icat ettiğim bir şey değil, içinde çalıştığım ve görünür kıldığım bir koşuldur.
“Hiperbarok” olarak nitelendirdiğiniz eserlerinizde Portekiz tarihindeki din ve iktidar ilişkisini yansıtıyorsunuz. İzleyicinin büyülenmesini mi yoksa sorgulamasını mı daha önemli buluyorsunuz?

Her iki koşul da yapısal olarak birbirine bağlıdır. Bir hiperbarok bağlamda çekim, dikkat çeken mekanizmadır; çağdaş sistemlerin baştan çıkarma, imge ve anlık etki yoluyla nasıl işlediğini yansıtır.

Yakın zamanda Beymen Tersane İstanbul için Gemini adlı bir eser yarattım; bu eser yaklaşımımı açıkça yansıtıyor: ölçek ve askıda kalma durumu, herhangi bir yorum gerçekleşmeden önce anında görsel bir etki yaratıyor. Eserlerimin izleyiciyi beklemesini istemiyorum; izleyiciye kendilerini dayatmalarını, onları bir tutum oluşturmaya zorlamalarını istiyorum.
Görsel: Miguel Rodrigues’in Gemini adlı eseri, Beymen Tersane
Kırmızı ve Altın: Çekicilik ile Baskı Arasındaki Gerilim
Kırmızı ve altın birlikteliği tarihsel olarak hem ihtişamı hem de şiddeti çağrıştırır; bu gerilimi izleyicinin nasıl hissetmesini istiyorsunuz?
Bu sergi için Merkur Galeri’nin tüm mekânını kırmızıya boyamaya karar verdim; amacım izleyiciyi bunaltmaktı. Kırmızının yoğunluğu baskın, neredeyse ezici bir atmosfer yaratıyor; bu sayede heykeller kendilerini öne çıkarabiliyor ve izleyiciyi tarihsel ve simgesel bir anlatı boyunca yönlendirebiliyor. Kırmızı ve altın ikili bir sistem olarak işliyor; hem otoriteyi hem de yoğunluğu yansıtıyor.

Bir hiperbarok çerçevesinde bu zıtlık büyütülüyor ve hem baştan çıkarıcı hem de dengesiz olan görsel bir aşırılık hali yaratıyor. Kırmızı ve altın gibi renklerin hâlâ içkin bir simgecilik taşıyıp taşımadığını ve bugün rengi her yere kolaylıkla uygulayabilmemize karşın bu kadim duygusal ve kültürel çağrışımların nasıl etkin kalmaya devam ettiğini merak ediyorum.
Barok’tan Günümüze: Algı Ve İktidarın Görsel İnşası

Geçmişin siyasi ağırlığını hatırlatan bir estetikle çalışmak, kendi üretiminizde nasıl bir sorumluluk hissi yaratıyor?
Bu, yeniden üretim yerine eleştirel bir yeniden konumlanmayı gerektiriyor. HERITAGE’da bu sorulara barok bir perspektiften yaklaşıyorum; görsel dilin tarihsel olarak algıyı, inancı ve kolektif kimliği biçimlendirmek için nasıl kullanıldığına odaklanıyorum. Beni ilgilendiren şey, bir zamanlar dinî ve kraliyet bağlamlarıyla ilişkilendirilen bu mekanizmaların bugün daha dağınık biçimlerde – çoğunlukla imge, iletişim ve kültürel üretim yoluyla – nasıl var olmaya devam ettiğidir.
Görsel: Miguel A. Rodrigues, Chapel of St. John the Baptist, Lizbon’daki Barok mimari detaylardan ilhamla şekillenen referans görsel.
Bu durum, algının kolektif düzeyde nasıl şekillendirilebileceğini araştıran Edward Bernays’ın fikirleriyle örtüşmektedir. Sürükleyici ve görsel açıdan yoğun bir ortam yaratarak sergi, izleyicinin bu dinamikleri doğrudan bir eleştiri olarak konumlandırmak yerine mekânsal olarak deneyimlemesine olanak tanıyor.
Altın Bir Sembol Olarak Nasıl Çalışıyor?
Eserlerinizde altın gibi güçlü bir sembol kullanırken cazibe ile rahatsızlık arasında nasıl bir denge kuruyorsunuz?

Altın bir hiper-gösterge olarak işlev görür. Değer, otorite ve lüksü anında iletir; ancak beni asıl ilgilendiren şey, bugün altını neredeyse hiçbir gerçek maliyet olmaksızın her şeye uygulayabilmenize karşın hâlâ aynı psikolojik etkiyi yaratmasıdır. Bu tepki içimize derinden işlemiştir. Denge, tam da bu çelişkiyle çalışmaktan doğuyor. Altın önce çeker ve baştan çıkarır; ancak ölçek, tekrar ve bağlam aracılığıyla aşırıya kaçabilir, hatta rahatsız edici hale gelebilir. Beni ilgilendiren, lüksün doygunluğa dönüştüğü, açıkça yapay olan bir şeyin hâlâ gerçek bir simgesel güç taşıdığı o nokta.

Bu serginin ardından pratiklerinizde hangi soruların peşinden gitmeye devam edeceksiniz?
Barok mantığının küreselleşme, sanal alan ve hipergerçeklik tarafından biçimlendirilen çağdaş koşullarda nasıl işlediğini keşfetmeye devam etmek istiyorum. Özellikle simülasyonlar, simülakrlar ve imgelerin, algıyı ve kimliği şekillendirmedeki gücüyle ilgileniyorum.
Görsel: Ornamentum – Riyadh, SA
Aynı zamanda, uluslararası kariyerim boyunca kurduğum kişisel ilişkiler pratiğimde giderek daha önemli bir yer tutmaya başladı. Bu bağlantılar çalışmalarımdan ayrı değil; aksine onların yönünü, bağlamını ve anlamını etkin biçimde şekillendiriyor.


