Shiva Zahed Gallery, 22 Mayıs-5 Temmuz tarihleri arasında Ahmad Rafi’nin “Against Transparency” adlı kişisel sergisini, Shiva Zahed küratörlüğünde ağırlıyor.
Sergi, son yirmi yılda üretilen, sanatçının görünürlük, temsil ve imgenin sınırlarına ilişkin güncel küresel söylemleriyle olan derin bağlantısı üzerinden değerlendirilen, dönüm noktası niteliğindeki bir eser grubunu sunuyor. Shiva Zahed Gallery’nin kurucusu ve serginin küratörü Shiva Zahed ve sanatçı Ahmad Rafi ile sohbet ettik.
“Against Transparency” Sergisi Hakkında
- Yer: Shiva Zahed Gallery, Teşvikiye, Şişli / İstanbul
- Tarih: 22 Mayıs – 5 Temmuz 2026
- Ziyaret Saatleri: Salı–Cumartesi 11.00–19.00 (Pazar ve Pazartesi kapalı)
- Instagram: @shivazahedgallery
Ahmad Rafi’nin Against Transparency sergisi, sanatçının son yirmi yılda ürettiği önemli eserleri bir araya getiriyor. Shiva Zahed küratörlüğünde hazırlanan seçki, görünürlük, temsil ve imgenin sınırlarını ele alırken, izleyiciyi algının farklı katmanları üzerine düşünmeye davet ediyor.
Tül, perde ve parçalanmış figürler gibi görsel unsurlar üzerinden kurgulanan sergi, her şeyi ilk bakışta açıklayan bir yaklaşım yerine, dikkat ve zaman isteyen bir görme pratiği öneriyor. Ahmad Rafi’nin uzun soluklu üretimini bir araya getiren Against Transparency, çağdaş sanatın güncel tartışmalarına odaklanan güçlü bir seçki sunuyor.
İstanbul’daki güncel sergiler, öne çıkan sergi durakları ve müze programlarını keşfedin.


Sergi, yalnızca eserlerin etkileyici gücüyle değil, aynı zamanda düşünülmüş küratoryal çerçevesiyle de dikkat çekiyor. Küratoryal yaklaşımınızı şekillendiren temel unsurlar nelerdi? Eserlerle sergi mekânı arasında nasıl bir diyalog kurguladınız?
Shiva Zahed: Bu serginin küratörü olarak mekânın yalnızca eserleri barındıran bir kap değil, onların iç mantığının uzantısı olarak işlemesini istedim. Ahmad Rafi’nin resimleri bir tür direnç üretir; izleyiciyi yavaşlatır ve anında kavranabilirlik beklentisine meydan okur.
Küratoryal yaklaşımımı, sanatçının pratiğinin merkezinde yer alan görünürlük ile engellenme arasındaki gerilim belirledi. Eserleri, farklı görme biçimleri arasında kademeli bir yolculuk yaratacak şekilde yerleştirdim; mimari yapılar ve kesintiye uğrayan bakışlardan, örtülü figürlere ve parçalanmış formlara uzanan bir deneyim kurguladım. Sabit bir anlatı inşa etmekten ziyade, anlamın dikkat ve zaman aracılığıyla açığa çıktığı karşılaşmalar dizisi oluşturmayı amaçladım.
Eserlerle mekân arasındaki diyalog, daha dikkatli bakmaya yönelik bir davete dönüştü; belki de her şeyin kendisini aynı anda açığa vurmayacağını kabul etmeye çağıran bir davete.
Shiva Zahed Galeri’nin kurucusu Shiva Zahed, İstanbul’daki galerisi ve “echos” sergisi üzerinden İran çağdaş sanatını, Beyoğlu’nun kültürel rolünü ve uluslararası hedeflerini OGGUSTO için anlattı.

Bu serginin gizlenmeye dair olmadığını vurguluyorsunuz. Aksine, eserler izleyicinin varsayımlarını ve beklentilerini sorguluyor gibi görünüyor. Anındalık ve tüketim kültürünün hâkim olduğu günümüzde, düşünmeye, duraksamaya ve uzun süreli dikkat göstermeye davet eden böyle bir sergiyi nasıl tanımlarsınız?
Shiva Zahed: Bu sergiyi, çağımızın hızına direnen bir sergi olarak tanımlardım. Günümüzde imgelerin anında erişilebilir, anlaşılır ve tüketilebilir olması bekleniyor. Ahmad Rafi’nin resimleri ise bunun tam tersine hareket ediyor. Hızlı bakışları ödüllendirmiyor, kolay cevaplar sunmuyor.
Benim için bu duraksama bir eksiklik değil; serginin temel gücü tam da burada yatıyor. Çünkü daha yavaş ve daha düşünsel bir ilişki kurabilmek için alan açıyor. İzleyici, belirsizlikle birlikte kalmaya, varsayımlarını sorgulamaya ve anlamı anında teslim edilen bir sonuç olarak değil, zaman içinde gelişen bir süreç olarak deneyimlemeye davet ediliyor.
Sergiden ayrıldıktan sonra izleyicinin zihninde hangi sorunun kalmasını umarsınız?
Shiva Zahed: İzleyicinin şu yalın ama zor soruyla ayrılmasını isterim: Gerçekten görmek ne anlama gelir? Bir imgeyi tanımak ya da bir özneyi teşhis etmekten öte, kendi algımızın sınırlarıyla yüzleşmek ne demektir? Bu sergi, görmenin yalnızca bakma eylemi olmadığını öne sürüyor; aynı zamanda sabır, dikkat ve bilinmeyeni kabullenme pratiği olduğunu da hatırlatıyor.

Édouard Glissant’ın “Opaklık Hakkı” kavramıyla rezonans kuran sergi, sanatçının pratiğini yeniden okumaya davet ederken algının sınırlarını da sorguluyor. Bu durum, bakmak ile gerçekten görmek arasındaki ince ayrımı akla getiriyor. Sizce günümüz sanat dünyasında hakiki bir görme deneyimi hâlâ mümkün mü?
Shiva Zahed: Hakiki bir görmenin hâlâ mümkün olduğuna inanıyorum; ancak bunun her zamankinden daha fazla çaba gerektirdiğini düşünüyorum.
Çağdaş sanat dünyası, hız, görünürlük ve sürekli dolaşım üzerine kurulu daha geniş bir kültürel yapının içinde işliyor. Her şeyi derhal açıklama, kategorize etme ve yorumlama yönünde güçlü bir baskı var.
Glissant’ın “Opaklık Hakkı” kavramında benim için en etkileyici olan şey, anlamanın her zaman tam bir şeffaflık gerektirmediğini hatırlatmasıdır. Bir eseri gerçekten görmek, onu bütünüyle çözümlemek anlamına gelmez. Bazen karmaşıklığı, muğlaklığı ve hatta kısmi bilinemezliği kabul etmek anlamına gelir.
Ahmad Rafi’nin resimleri bu açıdan özellikle güncel ve anlamlı geliyor. İzleyiciyi dışlamıyorlar; fakat bütünüyle açığa çıkmaya da direniyorlar. Bizi daha yavaş, daha dikkatli ve belki de daha saygılı bir görme pratiğine davet ediyorlar.

Bu sergiyi tam da şu anda sunmanın sizin için özel bir anlam taşıdığını biliyorum. Neden şimdi böyle bir projenin önemli olduğunu düşündüğünüze dair birkaç düşüncenizi paylaşmak ister misiniz?
Shiva Zahed: Bu sergiyi bugün gerçekleştirmek birçok açıdan anlam taşıyor. Çatışmaların, yerinden edilmelerin, belirsizliklerin ve durmaksızın üzerimize akan imgelerin belirlediği bir dönemden geçiyoruz. Sürekli bilgiye maruz kalıyoruz; ancak buna rağmen anlamak giderek zorlaşıyor.
Bu bağlamda görünürlük, erişim ve algı üzerine düşünen bir sergi özel bir güncellik kazanıyor. Doğrudan politik bir sergi olmasa da bugün birçok insanın deneyimlediği ortak bir duruma işaret ediyor: En önemli olan şeylerin her zaman hemen görünür olmadığı gerçeğine.
Kişisel açıdan bakıldığında ise Ahmad Rafi’nin işlerini bu dönemde İstanbul’a taşımak, galerinin misyonunu da yansıtıyor. İran çağdaş sanatına anlamlı bir görünürlük alanı açarken, onu basitleştirilmiş anlatılara ve kolay kategorilere indirgemeye direnmek.

Son olarak, galeri için sırada neler var? Gelecek planlarınız ve yöneliminiz hakkında biraz bilgi verebilir misiniz?
Shiva Zahed: Galeri, entelektüel derinliği yüksek ve iddialı çağdaş sanat üretimlerini sunmaya devam edecek. Özellikle uluslararası görünürlüğü hak ettiği ölçüde olmayan İranlı sanatçılara yönelik kararlılığımız sürecek. Önümüzdeki dönemde İran, Türkiye ve bölgedeki diğer ülkelerden sanatçılar arasında anlamlı diyaloglar kuran bir program geliştirmeyi hedefliyorum. İstanbul’un bu tür karşılaşmalar için benzersiz bir konuma sahip olduğuna inanıyorum.
Yerleşik isimlerin yanı sıra, çağdaş sanat tartışmalarına yeni katkılar sunan genç ve yeterince görünür olmayan sanatçıları desteklemek de önceliklerim arasında. Uzun vadeli hedefim yalnızca ticari bir galeri işletmek değil; kalıcı kültürel bağlar kuran ve baskın uluslararası anlatıların dışında kalmış sanatçıların görünürlüğünü artıran bir platform yaratmak.

Ahmad Rafi
Against Transparency serginizde, çağdaş görünürlük takıntısını tüller, perdeler ve belirsiz figürler aracılığıyla sorguluyorsunuz. Eserleriniz şeffaflığı onaylamak yerine algıyı başka bir boyuttan ele alıyor gibi görünüyor. Görme eylemine yönelik sanatsal araştırmanızı nasıl tanımlarsınız?
Ahmad Rafi: Sorunuzdaki “görme eylemi” ifadesi son derece yerinde bir yaklaşım. Aslında bu, 1999 yılında başlattığım ve hâlâ oluşum sürecini sürdüren Canvas Cycle (Tuval Döngüsü) serisindeki resim pratiğimin çıkış noktasıydı. Bu seri, resim anlayışım açısından bir paradigma değişimine işaret eder. Çünkü bu döngüde resmin kendisini ele aldım; daha doğrusu görme eyleminin kendisini.
Buradaki mesele yalnızca görme anında ortaya çıkan ve ardından yeniden kaybolan yanılsama değildir; görünmeyenin görünür kılınmasıdır. Bu seriyle birlikte resmi kendi adıma yeniden yazmak istedim. Bu nedenle işe, resmin temel bileşenleri olan üç unsurla başladım: fırça, renk ve görüntünün taşıyıcısı olan tuval. Buna bir dördüncü boyut ekledim: kendimi. Tuvalin arkasında duran görünmez bir özne olarak ben, resim yapma süreci boyunca görünmez bir performansın içindeyim.
Kendimi resmin konusu hâline getiriyor, ancak üretim süreci içinde geri çekiliyorum; tam da bu geri çekilme sayesinde tuval görünür hâle geliyor. Böylece görüntünün taşıyıcısı olan tuval, resmin asıl öznesine dönüşüyor. Resimde mesele yalnızca görünür olan değildir. Asıl konu, görüntünün içindeki görünmeyendir.

Bu üretim grubundan söz ederken, tuvalin ardında kalan, gizlenen şeyin aslında sanatçının kendisi olduğunu ifade etmiştiniz. Eseri sanatçının önüne yerleştiren ve onun üreticisinden bağımsız, özerk ve kalıcı bir varlık olarak ortaya çıkmasına izin veren bu üretim biçimini biraz açabilir misiniz?
Ahmad Rafi: Ressam, resminin dışında duran biri değildir; aksine, resminin içine doğru büyür. Resim her zaman bir süreçtir. Bu süreç yalnızca tek bir yapıtın içinde değil, bir serinin oluşumunda ve hatta bütün bir sanat pratiğinin gelişiminde de kendini gösterir. Sanat, belirli bir tavır alış biçimidir.
İlk triptikte kendimi gerçek tuval bezinin arkasında, adeta bir performans gerçekleştirir gibi kurguladım. Tuvalin arkasında kısa bir performans sergilerken fotoğraflarımı çektirdim ve bu fotoğrafları resimlerimin çıkış noktası olarak kullandım. Aynı tuval üç kez resmedilir; ancak tuvalin arkasında görünen ayaklarım her görüntüde çok küçük bir hareket sergiler. İkinci triptikte performans devam eder; fakat bu kez figür bütünüyle görünmez hâle gelir.

Bugünden geriye baktığınızda, son yirmi yıl içinde üretilen bu çalışmalar bize bugün ne söylüyor?
Ahmad Rafi: Bu serinin resimsel kavramsallığı düşünüldüğünde, zaman ve mekân adeta çözülür. Onlara dair somut hiçbir işaret görmeyiz. Bu eserler yüz, iki yüz hatta üç yüz yıl önce de üretilmiş olabilirdi. Zaman yalnızca ilk ve ikinci triptiklerde yer alan o son derece minimal performatif hareket aracılığıyla görünür hâle gelir.
1999 ve 2000 yıllarında üretilen bu iki triptikte kendimi resmin içine dahil ediyorum. Sonraki yıllarda devam eden üretim sürecinde ise figür giderek ortadan kayboluyor; buna paralel olarak tuval yavaş yavaş belirginleşerek resim yüzeyinin tamamını kaplamaya başlıyor.
Bu dönüşüm yaklaşık yirmi yıllık bir süreç içinde gerçekleşti. 2022 yılında üretilen son seride ise atölye pencereleri konu ediniliyor. Atölyede perde olarak kullanılan tuval bezlerinin arkasında, atölye ekipmanlarının siluetleri seçilebiliyor. Bu noktada tuval, görüntünün bütün alanını işgal eden bir özneye dönüşmüş durumda. Tuval, tuval üzerinde temsil ediliyor. Görüntünün taşıyıcısı olan yüzey, resmin doğrudan konusu hâline geliyor.


