Swatch’un Peggy Guggenheim Müzesi işbirliğiyle ürettiği sanat saatleri, sanatı demokratikleştiriyor diyebilir miyiz?
Venedik’e gitmek, Kazuo İşiguro’nun Noktürnler’ini okuduğumdan beri aklımın bir köşesinde. Ama bu tarihin şaşaalı liman kentine ilk gidişim, bir saat markasının global lansmanıyla mümkün oldu. Swatch, Guggenheim Sanat Koleksiyonu’nu tanıtmak için bendenizi davet edince çok heyecanlandım çünkü sanat ve saatin ruhen çok yakın olduğunu düşünürüm. Üzerine bir de Venedik’in günbatımlarını ekleyin…

Swatch’un yeni Guggenheim Koleksiyonu’nda Monet’nin Venedik’teki Palazzo Ducale’yi resmettiği “San Giorgio Maggiore’den Görünen Palazzo Ducale” eseri, Degas’nın “Yeşil ve Sarı Dansçılar” eseri, İsviçreli sanatçı (Bern’de müzesini gezme şansım olmuştu, yine kısacık bir seyahatte) Paul Klee’nin “The Bavarian Don Giovanni”si ve Jackson Pollock’un “Alchemy”si, saat boyutunda ölçeklendirilmiş olarak kollara taşınıyor.
Peggy Guggenheim Müzesi’nde Görülmesi Gereken Eserler

Tanıtım, Swatch’un uzun yıllar kreatif direktörlüğünü üstlenmiş renkli kişilik Carlo Giordanetti ve Peggy Guggenheim Müzesi Direktörü Karole Vail tarafından gerçekleştirilecek. Beni havalimanında Swatch logolu bir İtalyan teknesi karşılıyor. Sormama gerek yok; şıklığından, reçinesinden anlaşılıyor. Moby Dick gibi vahşi sularda ilerleyip sonunda Hilton Molino Stucky’e varıyoruz. Otel, 19. yüzyıldan kalma bir değirmen ve makarna fabrikasından dönüştürülmüş. Venedik’in bu en büyük oteli, görkemiyle bizi akşamki tanıtıma hazırlıyor.


Modern Sanatın Hamisinin Evindeyiz: Peggy Guggenheim
Karadan ulaşım olmayışına dönene kadar alışamayacağım şehirde, akşam Büyük Kanal’da Peggy Guggenheim Müzesi’ne doğru yol alıyoruz. Duchamp, Pollock gibi isimleri keşfeden sanat koleksiyoneri Peggy Guggenheim, 20. yüzyılın en etkili (ve şüphesiz ki sezgileri güçlü) sanat isimlerinden biriydi.
Savaştan kurtardığı eserlerle Londra ve New York’ta galeriler açtıktan sonra Venedik’teki Il Palazzo Non Finito olarak anılan saraya (bitmemiş saray) taşındı. Burası, eski sahiplerinin bitirmeye parası yetmediği için Venedik’in bir katlı tek sarayı.

Peggy Guggenheim’ın 30 yıl yaşadığı müze binası, halen bir ev sıcaklığını hissettiriyor. O yıllarda muhtemelen mümkün olmazdı ama Peggy’nin evine giriyor gibisiniz. Zaten müzenin kurucusu koleksiyoner de, 14 köpeğiyle birlikte müzenin bahçesine defnedilmiş.


Müzede Picasso, Pollock, Kandinsky, Giacometti eserleri arasında gezinir, seramik sanatçısı Lucio Fontana’nın süreli sergisinde gezerken bir yandan Norveç’ten, Danimarka’dan, Belçika’dan gelmiş gazeteci arkadaşlarımla sohbet ediyoruz. Hepimiz röportaj yapacağız. Ambiyansın bütünü de röportajınıza dahildir daima: Modern sanatın hamisinin evindeyiz, Picasso’ya bakıyoruz, Venedik’te şahane bir günbatımı var: Bir sanat-saat serisini tanıtmak için daha doğru bir yer olmayabilir.
Swatch’un Sanat Saatleri: Dünyanın En Küçük Tuvali
Swatch da öyle düşünmüş olmalı ki buradayız. Öte yandan markanın işbirliği yaptığı en yeni müze burada olsa da, sanat işbirlikleri dünyanın dört bir yanına uzanıyor. Quartz Krizi çıkıp İsviçreli aristokrat saat markaları pilli saatlerle mücadele edemez olunca, İsviçre saatçiliğini kurtaran; renkli ve uygun fiyatlı saatleriyle 1983 doğumlu Swatch olmuştu.



Marka, ilk sanat işbirliğini daha 1985’te Kiki Picasso’yla yaptı. Markanın hedefi, bilekte “dünyanın en küçük tuvali”ni oluşturmak ve bunu ulaşılabilir kılmaktı. Ama yine de bu, geçmiş koleksiyonların müzayedelerde yüksek fiyatlara alıcı bulmasını engelleyemiyor: Kiki Picasso’nun tasarladığı ilk Swatch sanat saati, 140 adet üretilmişti ve 20 bin dolardan satılıyor, o da eğer bulunabilirse.
Keith Haring, Jean-Michel Basquiat, Annie Leibovitz, Yoko Ono gibi sanatçılar, Swatch’un işbirliği yaptığı ünlü isimlerdi. Özellikle Keith Haring’i Swatch’un sanat saatlerini tanıtma gücüyle ayrı bir yere koyalım: Swatch’un atılımıyla sanat, artık müze duvarlarından çıkıp sokağa, gündelik hayata katılıyordu. Sanatın müzelerde kalmasına karşı sessiz bir itiraz gibi.
Sonra marka, 2011’de Şangay’da, dünyanın her yerinden sanatçıların 3-6 ay konaklayıp üretim yapabileceği Swatch Art Peace Hotel’i kurdu. Bu yazımıza konu olan Peggy Guggenheim Müzesi’yle (hem Venedik hem New York) işbirliğinden önce de 2018’den bu yana MoMA, Louvre Müzesi, Centre Pompidou, Tate London, Uffizi Müzesi gibi birçok müzeyle işbirliği içinde saatler üretti.
Bugün röportaj yapacağım markanın eski kreatif direktörü Carlo Giordanetti de, şu anda Swatch Art Peace Hotel’in yönetimini üstleniyor.
Yakında Müzelere Saatleri Görmeye Gidecek miyiz?
Carlo’ya ilk sorum, “En sevdiğin sanatçı kim?” oluyor. “Mark Rothko ve Caravaggio,” diye cevaplıyor Carlo. Sonra Peggy Guggenheim Koleksiyonu’nu anlatmaya başlıyor: “Sanat işbirliklerimizde müzelerin önerdiği isimlere bakıyoruz, daha önce üzerine çalışmadığımız sanatçılarla yola devam ediyoruz, varisleriyle görüşüyoruz. Bir de her saatin arkasında duygusal bir bağ kurabileceğimiz bir hikâye olmasına önem veriyoruz.”

Jackson Pollock’un modern sanatın kurallarını yıkan “Alchemy”sinin önünde sorulara cevap verirken saati tablonun üstünde tutuyoruz ve voila, aynı his.
Sanat ve saat markası işbirlikleri tabii ki Swatch’a has değil: Takashi Murakami’den sokak sanatçılarına pek çok ismin saat markalarıyla bir araya geldiğini görüyoruz. Jaeger-LeCoultre, Van Gogh gibi birçok sanatçının eserlerini saç kılı kadar ince fırçalarla saatlerin arka yüzüne işliyor. Sanatçıların saat merakına gelince: Picasso’nun dev bir saat koleksiyonu olduğunu, Andy Warhol’un koleksiyonunda 313 saat olduğunu biliyoruz. Yaşayan en büyük sanatçılardan David Hockney’nin de hatırı sayılır bir koleksiyonu var.
Yazar Nick Foulkes’ın “Yakında müzelere saat görmeye gidebiliriz” öngörüsü o kadar da uzak görünmüyor. Peki şöyle de soralım: Swatch’un sanat koleksiyonlarını toplayan bir koleksiyoner saat koleksiyoneri mi sayılır, sanat mı? Carlo, daha da ilginç bir detay veriyor: “Bir saat çıktığında o saatle birlikte onun ilham kaynağı olan sanat eserini de alan koleksiyonerler tanıyorum. Swatch sanat saatleri koleksiyonerliği kendine ait bir dal oldu artık.”

Saatleri yan yana çekerken emin olamıyorum: Paul Klee favorimdir ama galiba bu seriden Jackson Pollock’u alırdım. Belki de arkamda eserin aslını gördüğüm için. Carlo’nun “duygusal his” dediği galiba bu: Evime “Alchemy”i alamam belki ama onu kolumda taşıyabilirim.
Yine de 1986 yapımı bir Keith Haring Swatch’uyla asıl duygusal hissi yaşayabilirdim. Klasikler eskimez. Bul beni onu satmak isteyen koleksiyoner!

Swatch x Guggenheim Koleksiyonu’ndaki 4 Saat
Koleksiyondaki saatlerde Venedik ve New York’taki Guggenheim Müzeleri arasındaki okyanus ötesi bağı vurgulamak için saniye ibreleri çift uzunlukta üretilmiş. Saatler, eserleri deneyim olarak da hissettirmek için kadran, kayış ve ibreler de tasarıma dahil edilmiş. Her saatin kayış halkasında özel “Guggenheim” logosu yer alıyor. Saatleri Swatch mağazalarından ve swatch.com.tr’den edinebilirsiniz.
Claude Monet-“San Giorgio Maggiore’den Görünen Palazzo Ducale”(1908) (41 mm)


Koleksiyonun Venedik’le bağı olan bu saatinde, İzlenimci Monet’nin ışığın su yüzeyindeki kırılma anındaki fırça darbelerini yansıtabilmek için özel bir baskı tekniği kullanılmış.
- Özelliği: UV ışığına duyarlı.
- Sürpriz: Mor ötesi ışığa maruz kaldığında, kadrandaki Venedik manzarası parlak turuncu bir renge bürünerek Monet’nin ışık oyunlarını taklit ediyor.
Jackson Pollock-“Alchemy” (1947) (41 mm)


- Özelliği: Tablonun meşhur “damlatma” dokusunu tekniğini kadran ve kayışta kesintisiz sürdürüyor.
- Detay: Gümüş renkli floresan akrep/yelkovan ve enerjiyi temsil eden canlı turuncu saniye ibresiyle Pollock’un “aksiyon resmi”ni bileğe taşıyor.
Paul Klee –“The Bavarian Don Giovanni” (1919) (34 mm)


- Özelliği: Değişken takvim diskine sahip.
- Detay: Saat 12 yönündeki pencerede bulunan renkli disk, sanatçının opera tutkusuna gönderme yaparak her gün farklı bir renge bürünüyor.
Edgar Degas-“Yeşil ve Sarı Dansçılar” (1903) (34 mm)


- Özelliği: Dramatik kadraja sahip.
- Detay: Kadran, tüm tabloyu göstermek yerine Degas’nın modern bakış açısını yansıtacak şekilde bir balerinin ayaklarına odaklanıyor.


