İsviçre’nin Fransızca konuşulan sakin sularından Boncourt’taki yüksek ısı fırınlarına uzanan bir yolculuk: Rado, ileri teknoloji seramiğin 40. yılında Integral’i yeniden sahneye çıkarırken saat dünyasında malzemenin kaderini değiştiren fikri de hatırlatıyor.
Neuchâtel’de Başlayan Bir Saat Yolculuğu


Bu yazıyı, Neuchâtel’de, yağışlı bir günde yazmaya başlamıştım. Pazar olduğu için kentte her yer kapalıydı ve oturup Rado fabrika deneyimimi yazmak için şahane bir zamandı.
İsviçre’nin pek çok yerine saat vesilesiyle gitme şansı buldum. Alman, Fransız, İtalyan kantonları arasında Fransız kantonlarını daha çok seviyorum gibi. Neuchâtel de; kendine ait şarapları olan, Fransızca konuşulan ve Fransız mimarisinin-mutfağının hakim olduğu bu yerlerden birisi. Neuchâtel Kantonu’nun başkenti Neuchâtel kenti, sevimli bir kasaba görünümündeki marina bölgesi, bu dördüncü gelişimde biraz daha fazla onu yaşama imkânı sundu bana.


Aslında burası geçiş noktam: Buraya iki saat uzaklıktaki Boncourt’ta bulunan ComaDur seramik üretim fabrikasına ve iki gün sonra başlayacak dünyanın en büyük saat fuarı Watches & Wonders’a buradan geçtim. Gitmeden Neuchâtel’de Pierre Jaquet-Droz’nun olağanüstü otomatlarını görmek üzere bir müzeye gittim. Yani 10 gün boyunca sağım solum saatti.
Play-Doh Gibi Seramikle Oynanan Bir Saat Fabrikası

Sonda söyleyeceğimi başta söyleyeyim: ComaDur, en şaşırdığım saat fabrikalarından biri oldu. Seramik saatler yapmak üzere Play-Doh gibi hamurla oynanan (ona has bir koku var fabrikada) bir atölye ve materyalle bu kadar içli dışlı bir saat markasıyla daha önce karşılaşmamıştım.
Boncourt’ta her şey siyah ve altın rengiydi — tıpkı 1986’daki ve 40. yılı için yeniden üretilen Rado’nun ilk ileri teknoloji seramik parçalar içeren saati Integral gibi. Tüm dünyadan basın mensupları ve akşam fabrikada sürprizle açılan upuzun masa da altın ve siyah renkliydi.

Boncourt’taki Swatch Group bünyesindeki ComaDur fabrikası, bu anlamda neredeyse bir anti-atelier. Zanaat burada ahşap masa, eski aletler ve loupe altında çalışan beyaz önlüklü bir saat ustası imgesinden çok; zirkonyum oksit tozunun, polimer bağlayıcıların ve mikron seviyesindeki hesapların dünyasına ait. Daha çok Rado için üretim yapan ComaDur’un kökeni 1880’de saat yakutları üreten Méroz Pierres SA’ya kadar uzanıyor. Bugün de sentetik yakut, safir kristal ve seramik gibi “sert” mikroteknik bileşenlerde grubun temel uzmanlık merkezlerinden biri.
Her Şey Önce Bir Toz Bulutuydu…

Rado’nun “Materyallerin Ustası” ifadesi bu yüzden Boncourt’ta karşılığı elle tutulur hale geliyor. Daha doğrusu, önce tutulmaz hale geliyor: Çünkü gördüğümüz şey, muhteşem homojenlikte, akışkan görünen ince bir toz (Japonya’dan geliyormuş). Rado’nun ileri teknoloji seramiği işe, saf zirkonyum oksit tozuyla başlıyor; pigmentler ve polimer bağlayıcılarla karıştırılıyor, ardından yaklaşık 1.000 bar basınçla kalıba enjekte ediliyor. Sonrasında 1.450°C civarında sinterleme, elmas aletlerle işleme, parlatma, kalite kontrol ve montaj geliyor. Rado’nun güncel teknik anlatımına göre tüm süreç 5-6 haftayı bulabiliyor; nihai malzeme yaklaşık 1.250 Vickers sertliğe ulaşıyor. Fabrikada söylendiğine göre Rado, 20’den fazla renkte seramik yapabiliyor ve pek çok fırın var (Ahmet Mithat Efendi bilgisi: Kırmızı en zoruymuş).

İnce zirkonyum tozu saf halindeyken renkleri birbirinden, mesela beyazı yeşilden ayırt etmek çok zor. Aynı şekilde kocaman yapılmış bir saat kasasının sinterleme esnasında %25’inin küçüleceğini hesaba katmak gerekiyor. Renk ve küçülme oranı, ince hesaplara dayanıyor. Fırında sinterleme esnasında seramik bileşen her yönden eşit küçülsün diye çiçek şeklinde ince çöpler kullanıyorlar. 2 gün fırında kalan seramik kısım, tam tahmin ettikleri renkte ve boyutta çıkıyor. Sonra suyla dolu dev kazanların içinde aynı malzeme içinde bir hafta dönüp duruyorlar ve bu da cilalanmalarını sağlıyor. Saati bu kadar sert yapan tam da bu sinterleme işlemi. Tüm bunlar bir sanat değilse nedir?
Neden Seramik Saat Seçeriz?

Bu noktada “seramik” kelimesi yanıltıcı olabilir. Buradaki seramik, elinizden düşerse kırılan bir kahve fincanı gibi değil; yoğunluğu, sertliği ve stabilitesi için tasarlanmış mühendislik seramiği. Yine de paradoks güzel: Malzeme son derece sert ama bilekte yumuşak hissediyoruz; teknik olarak soğuk ama tene değdiğinde ikinci bir deri gibi davranıyor. Hafif, hipoalerjenik, çizilmeye dirençli ve rengini yüzey kaplamasından değil, malzemenin kendi içinden alıyor. Duvarda asılı panoda yazılı değerlerden şunu çıkarıyoruz: İleri teknoloji seramik, çelikten yüzde 30 daha hafif, 18 ayar altından 10 kat sert ve paslanmaz çelikten birkaç kat daha sert.

Seramiğin esas zorluğu da burada: Bu kadar kusursuz görünen bir yüzey, aslında en ufak hata payını affetmeyen bir üretim disiplini istiyor. Çelik bir kasayı işleyebilir, parlatabilir, gerektiğinde yeniden müdahale edebilirsiniz. Seramikte ise hata daha baştan, kalıp tasarımında ve büzülme hesabında çözülmek zorunda. Renk de ayrı bir mesele. Rado CEO’su Adrian Bosshard’ın Monochrome’a söylediği gibi, yeni bir seramik rengi yaratmak “sadece pigment eklemek” değil; başlı başına yeni bir malzeme geliştirme meselesi oluyor. Bu yüzden seramik saat yapımı, bir tasarım kararından çok bir kimya, fizik ve sabır anlaşması.

Seramik sanatçısı Melis Buyruk’la Rado özelinde bir işbirliği yapmıştık ve ondan duymuştum. Seramiğin kadim anavatanı Çin’de bile bu yüksek derece fırınlarla seramik yapılmadığını söylemiş ve eklemişti: “Bu fırınlarda çiçeklerimden birini yapmayı çok isterdim.” Düşünürseniz plazma yüksek teknolojili seramiğin metalik görünüm kazanması için 20.000 derece sıcaklık kullanılıyor; bu da güneşin yüzeyinden 4 kat yüksek sıcaklık seviyesi.
Çoğu saat markası; tourbillon, daimi takvim gibi komplikasyonlarla ilgilenirken Rado’nun malzemeye meyli, saati takarken konforlu kılmak istemelerinden. Saatin kişiyi terletmemesini, çizilmemesini ve zamana olabildiğince direnmesini istiyorlar.
DiaStar’dan Integral’e: Rado’nun Malzeme Takıntısı

Rado’nun materyallerle uğraşı daha eskiye dayanıyor ama buraya gelme sebebimiz olan Integral 1986’da ilk ileri teknoloji seramik kısımları içeren saat olarak saatçilik tarihine giriyor.
Müzeden gelen efemeradan ve arşivcilerden öğreniyoruz ki, o dönemin en büyük saat üreticileri ve ustaları bu saati üretmeyi “asla üretilemeyeceği için” reddetmiş. Markada 11 tane ret mektubu var.

Integral, sadece yeni bir malzeme içermiyordu; dönemin grafik, laboratuvar fütürizmini gösteren mimari estetiğini de içeren bir saatti: Dikdörtgen kasa, entegre bilezik, seramik orta baklalar… Rado’ya göre Integral, zamanı yalnızca mekanik olarak değil, görsel olarak da dirençle karşılamak için üretilmişti. (Tasarım olarak öncülleri Florence, Anatom ve Florence Anatom. İkinci el bir Florence bulsam kaçırmam).
Seramik Saatlerin Kazananı Kim?

Peki, Rado ileri teknolojiyi saatlerinde kullanan tek saat markası mı? Hayır. Mesela IWC de Da Vinci Perpetual Calendar ref. 3755 modelini de aynı yıl siyah zirkonyum oksit seramik kasasıyla duyurmuştu. Bugün de dalış saatlerinden limitli edisyonlara kadar pek çok markada seramik kasalara rastlıyoruz: Chanel, IWC, Audemars Piguet, Hublot, Zenith ve TAG Heuer gibi markaların seramik kullanımları, malzemenin günümüzde hem teknik hem estetik bir statü göstergesine dönüştüğünü gösteriyor.
Rado’nun farkı ise ileri teknoloji seramiği “tekil bir üretim”den çok, seri üretimle ve marka kimliğinin merkezine yerleştirmesi. Federation of the Swiss Watch Industry FH’e göre Rado, 1986 Integral ile ileri teknoloji seramik saatlerin seri üretimine giren ilk marka. Başka bir deyişle, bu materyal markanın bir koleksiyon çeşidi değil, DNA’sı, bu konuda en büyük know-how onda.

O zamanların bir resmini çekmek istiyorum: Saatçilik sektörü, 70’lerde Quartz Krizi’nde büyük sarsıntı yaşamış, 1980’lerin başında Swatch’un doğuşu ve mekanik saatin yeniden koleksiyon nesnesi olarak konumlanmasıyla sektör yeni bir dil bulmaya başlamıştı. 1980’lerin ortası aynı zamanda yeniliği yeniden görmeye başladığımız dönemler. 1917 doğumlu Rado, 1962’de dünyanın ilk çizilmeye dayanıklı saati DiaStar’ı duyurmuş, sert metal kasa ve fütüristik bir oval tasarımla çıkmış, sonra 1986’da bir başka materyal devrimiyle geliyor. Fütüristik, tasarımcı saatleri de halen Rado’nun DNA’sının bir diğer parçası.

Seramiğin saatçilikteki kaderi belki de bu yüzden ilginç: 1970’lerde neredeyse imkânsız görünen, 1980’lerde cesur kabul edilen, 2000’lerde moda ve lüksün parçası haline gelen, bugünse koleksiyonerin “neden olmasın?” dediği bir malzeme. Günlük hayatta çok kolay, fabrikada çok zor “bir ürün”. Rado’nun seramikle kurduğu ilişkiyi özel yapan da bu çelişki. Marka, kullanıcısına zahmetsiz görünen bir nesne veriyor fakat o zahmetsizlik, arkasında haftalar süren hesap, ısı ve kontrol barındırıyor. İyi bir beyaz gömlek gibi, iyi bir roman cümlesi gibi, iyi bir otel lobisi gibi: En büyük emek, emek görünmediğinde anlaşılıyor.
Ve… Rado Integral 40-Year Anniversary Edition: Siyah ve Altın Bir Jest

Rado’nun kutlama yemeğinde masamız kuruluyor. Menüyü moleküler mutfak şef Mickaël Brun oluşturmuş (o yüzden her yerden dumanlar çıkıyor, izlemesi zevkli); sahneye ünlü bir Çinli sihirbaz çıkıyor, tüm dünyadan basın mensuplarıyla yemek yerken 40. yaşını kutlayan yeni Integral 40-Year Anniversary Edition’ı görüyoruz. Sarı altın renkli, PVD ile kaplanmış, 28 mm paslanmaz çelik kasa ve bilezik; parlak siyah ileri teknoloji seramik orta baklalarla birleşmiş. Super-LumiNova detaylı altın renkli indeksler ve saat altı yönünde tarih penceresiyle saat, yeni olmaktan çok “hiç gitmemiş” gibi duruyor. İçinde Rado R279 quartz PreciDrive mekanizma var ve arka kapakta “Since 1986, Anniversary Edition” gravürü yer alıyor.
Integral, quartz bir saat ama markanın meselesi de hiçbir zaman mekanizma romantizmi olmadı. Bu saat, daha çok bir formun ve malzemenin devamlılığıyla ilgili. İnce, şehirli ve parlak. “Ben komplike değilim,” diyor. “Ben yüzeyim. Ama çizilmeyen bir yüzey.”

Neuchâtel’e dönerken bir bilimkurgu filminden çıkmış gibi hissediyorum. Rado, bize seramik gua sha seti hediye etmiş: şahane hikâye. Artık “sinterleme” kelimesini cümle içinde kullanabiliyorum.
Ve Rado’yla ilgili en sevdiğim bilgiyi vererek yazıyı sonlandırıyorum: Rado kelimesinin dünyanın en yaygın uydurma dili Esperanto’dan geldiğini biliyor muydunuz?
| Rado İleri Teknoloji Seramik Özellikleri | Değerler ve Süreçler |
| Sinterleme Sıcaklığı | 1.450°C (Plazma seramik için 20.000°C) |
| Sertlik Derecesi | ~1.250 Vickers |
| Ağırlık Avantajı | Çelikten %30 daha hafif |
| Dayanıklılık | 18 ayar altından 10 kat daha sert |
| Üretim Süresi | 5-6 hafta (Kalıplama, enjeksiyon, sinterleme, cilalama) |


