Marais’nin kalbinde, 1950’lerin New York chophouse kültürünü Fransız mutfağıyla buluşturan Temple & Chapon; etkileyici dekorasyonu, Mélanie Serre imzalı menüsü ve güçlü kokteyl dünyasıyla Paris’te uzun bir akşam geçirmek için listenize ekleyebileceğiniz adreslerden.
Paris’te bazı restoranlar daha masaya oturmadan sizi içine çekiyor. Temple & Chapon da onlardan biri. Haut Marais’nin kalbinde, beş yıldızlı Experimental Marais’nin içinde yer alan restoran, kapısından girdiğiniz anda alıştığınız Paris atmosferinden biraz uzaklaşıp sizi 1950’lerin New York’una götürüyor.
Katedral hissi veren yüksek tavanlar, cam çatı, loş ışıklar ve dolmaya başlayan masalar… İlk izlenim oldukça güçlü. Ama burası yalnızca dekorasyonuyla dikkat çeken bir restoran değil. Temple & Chapon’un çıkış noktasında klasik New York chophouse kültürünü Fransız mutfağının inceliğiyle bir araya getirmek var. Danışman şef Mélanie Serre’nin hazırladığı menü de tam olarak bu iki dünya arasında ilerliyor; iyi etler, deniz ürünleri ve paylaşmaya uygun cömert tabaklar masanın merkezinde.
Experimental Marais’nin bir parçası olması ise akşamı daha da keyifli hale getiriyor. Yemek bittiğinde otelden ayrılmak zorunda değilsiniz; Experimental’ın kokteyl dünyasını devam ettiren American Bar’a geçip geceyi biraz daha uzatabilirsiniz.
Kısacası Temple & Chapon, Paris’te yalnızca rezervasyon yapıp yemek yiyeceğiniz bir yerden çok, erken gelip acele etmeden oturmak ve gecenin nereye gideceğini biraz akışına bırakmak isteyeceğiniz adreslerden…
- Bir Bakışta Temple & Chapon
- Temple & Chapon’un Arkasındaki Dünya: Experimental Marais
- Neden Temple & Chapon’a Gitmelisiniz?
- Şef Mélanie Serre Kimdir?
- Temple & Chapon’un Menüsü
- Temple & Chapon’un Şarap & Kokteyl Dünyası
- Temple & Chapon’un Mimarisi & Dekorasyonu
- Yemekten Sonra: American Bar
- Hafta Sonu İçin: Temple & Chapon Brunch
- OGGUSTO’nun Temple & Chapon Notları
Bir Bakışta Temple & Chapon
- Kategori: 1950’lerin New York chophouse kültürünü Fransız mutfağıyla buluşturan, Experimental Marais içinde yer alan modern restoran
- Konum: Haut Marais, Paris – Beş yıldızlı Experimental Marais otelinin içinde, 116 Rue du Temple adresinde yer alıyor.
- Mimari & Dekorasyon: Tristan Auer imzalı Experimental Marais’nin neo-Gotik tasarım dili restoranda 1950’lerin New York chophouse estetiğiyle buluşuyor. Katedral hissi veren yüksek hacimli salon, cam tavan, vitraylar, koyu ahşaplar ve sıcak kahve tonları Temple & Chapon’un en karakteristik detaylarından.
- Mutfak: Danışman şef Mélanie Serre imzalı menü, Amerikan klasiklerini Fransız tekniğiyle yorumluyor. İyi et kesimleri, deniz ürünleri ve masada paylaşmaya uygun cömert tabaklar öne çıkıyor.
- Şarap & Kokteyl: Restoranın şarap seçkisine Experimental’ın güçlü kokteyl kültürü eşlik ediyor. Yemek sonrasında geçebileceğiniz American Bar’da ise bourbon’lar, California ve Oregon şarapları ve New York’un ikonik barlarından ilham alan kokteyller öne çıkıyor.
- Otel: Temple & Chapon’un içinde bulunduğu beş yıldızlı Experimental Marais, 43 oda ve süitten oluşuyor. Tristan Auer tarafından tasarlanan otelde restoranın yanı sıra American Bar ve kapalı havuzlu bir spa da bulunuyor.
- Ne Giyilir?: Smart casual ama biraz daha akşam şıklığına yakın bir stil ideal. Fazla formal olmaya gerek yok; özenli ama rahat bir görünüm mekânın havasına çok yakışıyor.
- Rezervasyon: Özellikle akşam servisi ve hafta sonları için önceden rezervasyon yapmak iyi fikir.
- Adres: 116 Rue du Temple, 75003 Paris
- Telefon: +33 1 42 72 20 00
- Web: Temple & Chapon
- Instagram: Temple & Chapon
Temple & Chapon’un Arkasındaki Dünya: Experimental Marais

Temple & Chapon’u anlatırken Experimental Marais’den bahsetmeden geçmek olmaz. Çünkü restoran, Experimental Group’un Paris’teki amiral gemisi olarak konumlandırdığı bu beş yıldızlı otelin içinde yer alıyor ve aslında otelin yarattığı dünyanın en önemli parçalarından biri.


Haut Marais’de, 116 Rue du Temple’da bulunan Experimental Marais, Grand Pigalle Experimental ve Grands Boulevards Experimental’ın ardından grubun Paris’teki üçüncü oteli. 43 oda ve süitten oluşan otelde Temple & Chapon’un yanı sıra American Bar ve kapalı havuzu bulunan bir spa da var. Yani buraya yalnızca konaklama odaklı bir otel demek pek doğru değil; yemek, kokteyl ve tasarım tarafı da en az odalar kadar öne çıkıyor.

Üstelik Experimental’ın hikâyesinin yıllar önce Paris’te bir kokteyl barıyla başladığını düşününce, grubun şehre böylesine iddialı bir projeyle dönmesi ayrıca anlamlı. Bu geçmişi özellikle American Bar’da hissediyorsunuz; Temple & Chapon ise işin gastronomi tarafını üstleniyor.

Otelin tasarımında Tristan Auer imzası var. Marais’nin tarihi dokusundan ilham alan Auer; yüksek kemerleri, vitrayları ve neo-Gotik detayları koyu tonlar ve daha modern dokunuşlarla bir araya getirmiş. Bu tasarım dili Temple & Chapon’a geçtiğinizde biraz daha gösterişli ve akşam saatlerine yakışan bir havaya bürünüyor.
Ama bizim en sevdiğimiz detaylardan biri dekorasyonun arkasındaki küçük hikâye. Auer, sanatçı Clovis Retif ile birlikte dünyayı dolaşan hayali bir gezgin karakter yaratmış. Otelin ve restoranın farklı köşelerinde gördüğünüz çizimler, fotoğraflar ve objeler de sanki onun seyahatlerinden topladığı parçalarmış gibi yerleştirilmiş. Böylece etrafınıza baktıkça yeni bir detay keşfediyorsunuz.
Temple & Chapon’un 1950’ler New York chophouse ruhu ile Experimental Marais’nin neo-Gotik Paris dünyası bir araya geldiğinde ortaya oldukça karakterli bir atmosfer çıkıyor. Restoranı yalnızca yemekleriyle değil, içinde bulunduğu otelle birlikte düşünmek bu yüzden çok daha anlamlı.

Paris seyahatinizi planlarken gezilecek yerlerden restoranlara, alışverişten şehrin en keyifli duraklarına kadar tüm öneriler için Paris Gezi Rehberi içeriğimize göz atabilirsiniz.
Neden Temple & Chapon’a Gitmelisiniz?

Paris’te klasik Fransız restoranlarından biraz farklı bir şey arayanlara…
Fransız tekniği var ama restoranın enerjisinin önemli bir kısmı New York’tan geliyor. Özellikle Paris’te birkaç gün geçirdikten sonra klasik bistrolardan biraz uzaklaşmak isterseniz güzel bir değişiklik.
Paylaşmayı ve uzun akşam yemeklerini sevenlere…
Temple & Chapon’un ruhunda biraz kalabalık masalar, ortaya söylenen tabaklar ve acele etmeden geçirilen akşamlar var. Büyük et kesimleri ve deniz ürünleri de bu fikri destekliyor.
Dekorasyonu en az yemek kadar önemseyenlere…
Cam tavanın altında yemek yemek başlı başına etkileyici. Üstelik yüksek tavanlar, vitraylar, koyu tonlar ve sanat eserleri bir araya geldiğinde özellikle akşam saatlerinde bambaşka bir hava oluşuyor.
Yemeğin ardından eve dönmek istemeyenlere…
Temple & Chapon’un en güzel taraflarından biri bu olabilir. Yemekten sonra yukarı çıkıp American Bar’da kokteyl söyleyerek geceye devam edebilirsiniz.
Paris’in bir diğer karakterli bölgesi Saint-Germain-des-Prés’de nerede yemek yiyeceğinizi, kahve içeceğinizi ve akşamı nerede uzatacağınızı keşfetmek için Saint-Germain-des-Prés restoran, kafe ve bar rehberimize göz atabilirsiniz.
Şef Mélanie Serre Kimdir?

Temple & Chapon’un mutfağının danışmanlığını üstlenen Mélanie Serre, klasik Fransız mutfağında oldukça güçlü bir geçmişe sahip. Ardèche’de büyüyen Serre’nin profesyonel mutfak yolculuğu Potel et Chabot’da yaptığı stajla başlıyor. Ardından kariyeri onu Eden Rock St Barths ve Monaco’daki Hôtel Métropole gibi adreslere götürüyor.Kariyerinin önemli duraklarından biri ise Joël Robuchon oluyor.
Ardından L’Atelier Étoile Paris gibi önemli mutfaklarda çalışan Serre; Eden Rock St Barths ve Cap Ferret’deki La Brasserie du Bassin gibi farklı adreslerde kazandığı deneyimlerle kendi mutfak dilini geliştiriyor. Daha sonra Paris’te Louis Vins’in mutfağına geçerek klasik bistro mutfağıyla daha kişisel bir bağ kuruyor. Kariyeri boyunca Gault & Millau tarafından Jeune Talent ve daha sonra Grand de Demain gibi ödüllere layık görülmesi de Fransız gastronomi dünyasındaki yerini güçlendiriyor.

Temple & Chapon’da ise bütün bu teknik geçmiş biraz daha rahat bir tarafa evriliyor. Experimental’ın kurucu ortaklarından Olivier Bon’un restoran için tarif ettiği fikir de bunu güzel özetliyor: Genç bir Fransız şefin titizliği ve iddiasıyla New York sofralarının enerjisini ve ihtişamını aynı yerde buluşturmak. Serre de klasik Amerikan chophouse tabaklarını birebir tekrar etmek yerine kendi Fransız mutfak geçmişinden geçiriyor. Dolayısıyla menüde porterhouse, T-bone, Rockefeller usulü istiridye ya da crab cake görmek mümkün ama tabakların arkasındaki teknik hâlâ oldukça Fransız.
Paris’te konaklama planı yapıyorsanız şehrin öne çıkan lüks ve butik adreslerini bir araya getirdiğimiz Paris’in En İyi Otelleri seçkisini de inceleyebilirsiniz.
Temple & Chapon’un Menüsü


Temple & Chapon’un menüsünde 1950’lerin New York chophouse ruhu oldukça belirgin ama bunu klasik bir Amerikan steakhouse’u gibi düşünmemek gerekiyor. Mélanie Serre, bu fikri Fransız tekniğiyle daha rafine ve daha güncel bir noktaya taşıyor. Sonuçta ortaya bol paylaşmalı, cömert ama hâlâ oldukça şık bir masa çıkıyor.
Başlangıçlarda deniz ürünleri güçlü bir yer tutuyor. Rockefeller usulü istiridye, restoranın New York tarafını en iyi anlatan imza tabaklardan biri. Lobster roll ise daha rahat ve eğlenceli bir seçim olarak menünün Amerikan ruhunu devam ettiriyor. Deniz ürünlerinden başlayıp masayı birkaç farklı tabakla paylaşarak ilerlemek buranın havasına oldukça yakışıyor.



Et tarafına geçtiğinizde chophouse fikri kendini daha net gösteriyor. Porterhouse ve T-bone gibi büyük kesimler, masanın ortasına gelip paylaşmaya uygun şekilde servis edilen seçenekler arasında. Burada etler yalnızca ana yemek olarak değil, uzun ve kalabalık bir sofranın merkezindeki tabaklar gibi düşünülmüş.



Menünün Fransız tarafını ise sole meunière gibi klasikler hatırlatıyor. Bir tarafta lobster roll ve büyük et kesimleri, diğer tarafta Fransız mutfağının en tanıdık tariflerinden biri… Temple & Chapon’un Paris ile New York arasında kurduğu dengeyi belki de en güzel bu birliktelik anlatıyor.


Tatlılarda da New York referansları devam ediyor. New York cheesecake gibi klasikler, menünün daha eğlenceli tarafını gösterirken akşamın genel fikrini de bozmadan güzel bir final yapıyor.
Temple & Chapon’da bizim sevdiğimiz şey de tam olarak bu: ciddi ve kurallı bir fine dining akışından çok, ortaya birkaç şey söyleyip paylaşabileceğiniz, iyi bir şişe şarap açıp sohbeti uzatabileceğiniz bir akşam fikri üzerine kurulmuş olması.
Temple & Chapon’un Şarap & Kokteyl Dünyası

Temple & Chapon’un Experimental Group çatısı altında olduğunu düşündüğünüzde içecek tarafının güçlü olması zaten pek şaşırtıcı değil. Ama burada Amerikan teması yalnızca yemeklerde bırakılmamış. Özellikle American Bar’ın seçkisi, restoranın New York hikâyesini kadehe kadar taşıyor.
Barın arkasında Amerikan viskilerine, özellikle de bourbon tarafına yer verilirken şarap listesinde California ve Oregon üreticileri öne çıkıyor. Böylece restoranın Fransa-Amerika arasında kurduğu bağ içeceklerde de devam ediyor.
Kokteyller ise işin en eğlenceli taraflarından biri. Experimental imzalarının yanında klasik New York kokteylleri bulunuyor ve bütün seçki, grubun yıllardır güçlü olduğu kokteyl kültürünü hatırlatıyor. Burası için ideal senaryo bizce oldukça belli: Yemekte iyi bir şarap, ardından yukarıda o loş, romantik atmosferin içinde bir kokteyl.
Paris’te gastronomi keşfinize Michelin yıldızlı bir adres daha eklemek isterseniz, Park Hyatt Paris-Vendôme’daki PUR’ – Jean-François Rouquette deneyimimizi de okuyabilirsiniz.
Temple & Chapon’un Mimarisi & Dekorasyonu

Temple & Chapon’un dekorasyonunu aslında Experimental Marais’den tamamen ayırmak mümkün değil. Tristan Auer’in otelin tamamı için yarattığı neo-Gotik dünya, restoranda 1950’lerin New York chophouse estetiğiyle buluşuyor.
Marais’nin tarihi mimarisine gönderme yapan yüksek kemerler ve vitraylar; koyu kahveler, süet banketler, beyaz keten örtülü masalar, büyük avizeler ve mum ışığıyla birleşiyor. Restoranın en etkileyici detaylarından biri olan cam tavan ise yaklaşık 100 kişilik salonu olduğundan çok daha görkemli hissettiriyor.
Dekorasyonun arkasında küçük bir hikâye de var. Auer, görsel sanatçı Clovis Retif ile birlikte otel için hayali bir karakter yaratmış: Henri Evelyn Marcel. Dünyayı dolaşmış bir gezgin gibi kurgulanan bu karakterin seyahatlerinden getirdiği varsayılan objeler, çizimler ve farklı parçalar mekânın çeşitli noktalarına yayılmış.

Bu yüzden Temple & Chapon’da dekorasyon yalnızca güzel görünmek için yapılmış gibi hissettirmiyor. Etrafınıza baktıkça yeni bir şey görüyorsunuz. Ve bütün bu görkemli havaya rağmen restoran fazla resmi değil. Cam tavan, sıcak ışık, koyu tonlar, kalabalık masalar ve servis hareketi birleşince oldukça canlı ve gerçekten içinde olmak isteyeceğiniz bir ortam ortaya çıkıyor.
Yemekten Sonra: American Bar

Temple & Chapon’da akşamı masada bitirmek zorunda değilsiniz. Hatta bizce bitirmemek daha iyi. Experimental Marais’nin kapılarından geçip büyük merdivenlerden yukarı çıktığınızda American Bar’a ulaşıyorsunuz. Restoranın büyük ve hareketli salonundan sonra burası daha yakın, daha karanlık ve tamamen kokteyl odaklı başka bir havaya geçiyor.
American Bar’ın arkasındaki ilham ise New York’un gece hayatı ve şehrin artık kültleşmiş kokteyl barları. Please Don’t Tell, Attaboy ve Raines Law Room gibi New York kurumlarının kokteylleri, Experimental imzaları ve klasiklerle aynı menüde buluşuyor. Bu bağlantı aslında oldukça anlamlı. Experimental’ın hikâyesi de Paris’te kokteyl kültürüyle başladığı için American Bar biraz grubun yıllardır sevdiği New York bar kültürüne geri dönüşü gibi.
Barın içki seçkisinde bourbon’ların yanı sıra California ve Oregon şarapları da bulunuyor. Dolayısıyla restoranın aşağıda başlayan Paris-New York hikâyesi burada biraz daha belirginleşiyor.

Hafta Sonu İçin: Temple & Chapon Brunch



Temple & Chapon hafta sonları biraz daha rahatlıyor ve restoranın New York tarafı brunch menüsünde daha belirgin hale geliyor.Pancake’ler, lobster roll ve cheeseburger gibi daha rahat tabaklar; Mimosa ve Bellini gibi brunch klasikleriyle birleşiyor. Fondaki jazz da işin içine girince ortaya acele etmeden uzun uzun oturmak isteyeceğiniz bir hafta sonu planı çıkıyor. Özellikle Marais’de geçireceğiniz bir güne buradan başlayıp sonrasında bölgeyi yürüyerek keşfetmek oldukça keyifli olabilir.
OGGUSTO’nun Temple & Chapon Notları

Temple & Chapon’u yalnızca iyi yemek yiyebileceğiniz bir restoran olarak düşünmeyin. Burası biraz Paris şıklığı, biraz eski New York enerjisi, iyi yemekler ve güzel kokteyllerle uzayan bir akşamın adresi.
Bizce Temple & Chapon’un en güzel tarafı, akşamın tek bir noktada kalmaması. Experimental Marais’ye adım attığınız anda başlayan atmosfer, Temple & Chapon’da yemekle devam ediyor, American Bar’a geçtiğinizde ise bambaşka bir havaya dönüşüyor. Bu yüzden buraya yalnızca iyi bir restoran gözüyle bakmak biraz eksik kalıyor.
Menü de bu uzun akşam fikrine çok uygun. Ortaya birkaç farklı tabak söyleyip paylaşmak, iyi bir şarap açmak ve masada acele etmeden oturmak buranın havasına çok yakışıyor.

Yemek sonrasında American Bar’a geçip geceyi bir kokteyl daha söyleyerek uzatabilmeniz ise bizim en sevdiğimiz detaylardan biri.

Temple & Chapon’u listenize ekleyin eğer…
- Paris’te yalnızca yemek değil, baştan sona keyifli bir akşam planlamak istiyorsanız,
- New York chophouse ruhunu Fransız dokunuşlarıyla bir arada görmek hoşunuza gidiyorsa,
- Ortaya farklı tabaklar söyleyip paylaşmayı ve masada uzun uzun oturmayı seviyorsanız,
- Yemekten sonra başka bir adres aramak yerine American Bar’a geçip kokteylle devam etmek fikri size de cazip geliyorsa,
- Marais’de hem atmosferi hem mutfağı güçlü, özel bir akşam için tercih edebileceğiniz bir adres arıyorsanız.
Temple & Chapon’un en çekici yanı, iki şehrin ruhunu aynı çatı altında buluşturması: New York’un enerjisi detaylarda kendini gösterirken Paris’in zarafeti her zaman başrolde kalıyor.


