white banner
Matt Orlando - Şeflerin Lezzet Rotaları

Yazı Boyutu:

Gastronomi dünyasında sürdürülebilirlik yaklaşımını yeniden tanımlayan Matt Orlando’nun kariyer yolculuğunu ve ilham veren vizyonunu yakından inceliyoruz.

Uzun yıllar dünyanın en prestijli mutfaklarında edindiği deneyimin ardından, 2013 yılında Kopenhag’da açtığı Amass ile sektörde ezber bozan bir yaklaşım ortaya koyan Orlando, “low-impact cooking” felsefesiyle fine dining dünyasında güçlü bir dönüşüm başlattı. 2025 yılında ise eşi Julie ile birlikte ESSE’yi hayata geçirerek kariyerinde daha içe dönük, sorgulayıcı ve kavramsal bir sayfa açtı.

Gastronomiyi yalnızca bir lezzet alanı olarak değil, aynı zamanda bir sorumluluk alanı olarak ele alan Orlando; Singapur’daki AIR projesinden, kurucu ortakları arasında yer aldığı endless food co.’ya kadar pek çok girişimiyle bu yaklaşımı farklı platformlara taşıyor.

Ahşap parçalarından oluşan eşsiz sarkıt lambaların ışığında, geometrik desenli modern duvarların kuşattığı bir restoranda, açık mutfakta çalışan şeflerin arkasındaki ahşap masalar ve sandalyeler, incelikli bir restoran tasarımı ve samimi bir yemek deneyimi vaat ediyor.

Bugün ise odağında, sürdürülebilirliği anlatmaktan çok hissettiren bir deneyim yaratmak var. Dünya çapında favori lezzet duraklarından mutfaktaki ilham kaynaklarına, geleceğin gastronomi trendlerine dair öngörülerinden kendi mutfağında denemek isteyeceği tabaklara kadar pek çok detayı bizimle paylaştı.

Kendi restoranınıza misafir olarak gelseniz, menüden ilk neyi seçerdiniz?

Soğuk balık kılçığı ve karabuğday noodle’ı, yanında ay çekirdeği ve miso kreması, İsveç usulü Sichuan biber yağı ve kadife çiçeği yaprakları.

Bugüne kadar mutfağınızı en çok besleyen ilham kaynağı ne oldu?

Matt Orlando - Şeflerin Lezzet Rotaları

Kesinlikle seyahat etmek. Dünyanın farklı yerlerinde insanların yemekle kurduğu ilişkiyi görmek, yaratıcı ruhu gerçekten besliyor.

Sırf bir yemek için uçağa atlayıp gideceğiniz üç restoran hangileri?

Dünya çapında bir gastronomi yolculuğuna çıksanız, rotanız nasıl olurdu?

Hindistan’dan başlarım; sonra Endonezya, Vietnam, Kamboçya, Güney Kore, Tayvan, Japonya… Sonra Şili, Bolivya, Peru, Kolombiya, Meksika… Avrupa’da ise Portekiz, İspanya, İtalya, Slovakya, Hırvatistan ve Gürcistan diyebilirim.

Hafızanızda iz bırakan bir sokak lezzeti var mı?

Tayvan'ın popüler sokak lezzetlerinden biri olan, altın rengi kızarmış, baharat ve beyaz susam taneleriyle zenginleştirilmiş, bir elin dikkatlice tuttuğu çubuktaki bu iştah açıcı ızgara mısır, detaylı bir şekilde sunuluyor.

Tayvan’da ateşte pişirilen mısır. Kurutulmuş balık ve et bazlı bir glaze ile kaplanıyor, alevde karamelize oluyor. Aynı anda yapışkan, tuzlu, tatlı ve asidik… Bir de Baja’daki yol kenarı balık taco’ları, orada sörf yaparak büyüdüm, o yüzden çok nostaljik geliyor.

Kopenhag’a gelen birine tek bir öneri yapacak olsanız, neresi olurdu?

Yaz aylarında severek gittiğim Bar Vitrine.

Kopenhag’da en sevdiğiniz adresler nereler?

Beyaz üzerine mavi ve sarı soyut fırça darbeleriyle süslenmiş bir tabağın ortasında, parlak kırmızımsı sosla kaplı, özenle yerleştirilmiş turuncu ravioli parçalarının ve üzerlerine serpiştirilmiş zarif siyah trüf mantarı dilimlerinin yer aldığı iştah açıcı bir sunum, koyu gri beton zeminde göz alıcı duruyor.
Barrabba
Kopenhag fırınlarından birinde sunulan bu gösterişli tabakta, pembe çizgili beyaz bir tabağın ortasında, üzerine bolca çırpılmış yumurta veya deniz ürünü ve kırmızı acı sos eklenmiş yuvarlak bir hamur işi, etrafında sarımsı-turuncu kremalı bir sos içinde yeşil otlarla süslenmiş olarak görülüyor.
Seks Cafe
Selma restoranından enfes bir örnek olan bu smørrebrød, koyu renkli, tanecikli çavdar ekmeği üzerinde pembe tonlarda marine edilmiş ringa balığı dilimleri, kremsi beyaz sos, zarifçe kıvrılmış rezene dilimleri ve bolca taze dereotuyla süslenmiş, küçük mor çiçeklerle detaylandırılmış eşsiz bir Kopenhag lezzetini gözler önüne seriyor.
Selma

Tek bir mutfak seçmeniz gerekse, hangisini tercih ederdiniz?

Meksika mutfağından özenle hazırlanmış, nohut, avokado, tatlı patates ve jalapeño biberi gibi taze malzemelerle dolu, bir elin üzerine taze misket limonu sıktığı, tahta bir zeminde sıralanmış iştah açıcı tacoların yakın çekimi.

Meksika mutfağı.

Evde romantik bir akşam yemeği hazırlıyorsunuz. Menüde ne var?

Bütün fırınlanmış çipura, marine domatesler, taze otlar ve sıcak esmer tereyağlı vinaigrette.

Sizin için ideal bir pazar brunch’ı nasıl olur?

Mermer bir masa üzerinde, buzda servis edilen istiridyeler ve yeşil soslu deniz tarağı kabukları, yanı sıra ızgara somon, haşlanmış karides ve bütün bir ıstakoz içeren zengin bir deniz ürünleri tabağı şıkça sunuluyor.
Beyaz bir yüzey üzerinde duran, kenarı siyah tuz ve baharat karışımıyla özenle kaplanmış şeffaf bir cam bardakta, taze domates suyundan yapılmış gibi görünen parlak kırmızı bir Bloody Mary kokteyli dikkat çekiyor; içeceğin üst kısmında büyük, koyu yeşil bir yaprak, iki doğal renkli ince çubuk ve canlı kırmızı bir bütün acı biber estetik bir şekilde süslüyor.


Kesinlikle bolca salata ve ferah lezzetler… Çiğ deniz ürünleri ve Bloody Mary’ler.

Beş yıl sonrasına baktığınızda mutfaklarda en çok konuşulacak trend ne olur?

Döngüsel mutfak, yani sürdürülebilirlik. Umarım sadece konuşulmaz; gerçekten uygulanır. Artık söz değil, aksiyon almak önemli.

ESSE sürdürülebilirlik odaklı bir mutfak. Sizin için bu konudaki en radikal karar neydi?

Yoğun bir profesyonel mutfakta, koyu renk önlük ve kahverengi tişörtler giyen aşçılar paslanmaz çelik tezgahlarda çeşitli yemekleri özenle hazırlarken, bir yandan da sürdürülebilir mutfak anlayışına uygun verimli bir çalışma ortamı sergiliyorlar.
Bir kişinin elleri, bol miktarda parlak turuncu yalancı iğde meyvesiyle dolu dalları dikkatlice ayırarak metal bir kapta toplarken, sürdürülebilir mutfak uygulamalarına uygun doğal ürünlerin özenle işlendiğini gösteriyor.

Streç film ya da tek kullanımlık plastik yok. Alüminyum folyo yok. Yağlı kağıt yok. Sous-vide poşetleri yok.

Sıfır atık yaklaşımında “lüks”ü nasıl tanımlıyorsunuz?

Misafirin bunun farkına bile varmadan sıfır atık bir deneyim sunabilmek. Bunu anlatmaktan çok, gerçekten yapıyor olmak önemli. Misafir bunu hissetmemeli.

Fine dining’in geleceği sence daha hissiyata mı dayalı olacak yoksa daha teknik mi?

Bir şef, koyu renkli şık bir tabağın içinde bulunan, turuncu soslu ve kıymalı veya mantarlı görünen özel bir ana yemeği tahta bir masanın üzerinde özenle kaşıkla servis ederken, arkada diğer eliyle başka bir sunum detayını ayarlıyor.

Kesinlikle daha duygusal. İnsanlar artık negatif bilgiye fazlasıyla maruz kalıyor. Restoranların görevi, onları bundan uzaklaştırıp umut ve keyif vermek. Eğer bunu yaparken sürdürülebilir bir yaklaşım sunduğumuzu da gösterebilirsek, o da işin bonusu olur.

Matt Orlando Kimdir?

Orta yaşlarda, kısa koyu saçlı Matt Orlando, açık renk tonlarındaki tuğla duvarın önünde ayakta durarak izleyiciye bakıyor; üzerinde koyu renk, yakasız bir ceket ve aynı tonlarda bir tişört bulunuyor, elleri ise ceplerinde.

Matt Orlando, sürdürülebilirlik odağını merkeze alarak fine dining dünyasında yeni bir bakış açısı geliştiren, uluslararası ölçekte tanınan bir şef. Kariyeri boyunca yalnızca lezzet yaratmaya değil, aynı zamanda gıdanın üretiminden tüketimine kadar uzanan süreci yeniden düşünmeye odaklanan Orlando, “low-impact cooking” yaklaşımının en güçlü temsilcilerinden biri olarak öne çıkıyor.

2025 yılında Kopenhag’a dönerek eşi Julie ile birlikte ESSE’yi hayata geçiren şef, bu yeni restoranında daha içsel ve kavramsal bir anlatı kuruyor. Latince “var olmak” anlamına gelen ESSE, Orlando’nun son yıllarda üzerine yoğunlaştığı varoluş, sorumluluk ve farkındalık kavramlarının bir yansıması niteliğinde. Kısa sürede Avrupa’nın sürdürülebilirlik ve yaratıcılık odağında öne çıkan restoranları arasında gösterilmesi de bu yaklaşımın güçlü bir karşılık bulduğunu gösteriyor.

Modern bir restoranın iç mekanında, sıra sıra dizili ahşap masa ve sandalyelerin bulunduğu yemek alanı, arkada raflarda parlak ışıklarla vurgulanmış renkli cam kavanozlarla dolu benzersiz bir dekorasyon sunarak sıcak ve davetkar bir tasarım atmosferi yaratıyor.
ESSE
Esse Restaurant'ın geniş iç mekanında, ahşap parçalı şık avizelerin loş ışıklarla aydınlattığı modern ve endüstriyel bir tasarımla döşenmiş, boş ahşap masalar sıralanıyor, duvarlardaki tuğla dokusu ve renkli kavanozların sergilendiği raflar mekana sıcak bir ambiyans ve özel bir yemek deneyimi katıyor.
ESSE

Orlando’nun gastronomi sahnesindeki etkisi, 2013 yılında kurduğu Amass ile belirginleşti. On yıl boyunca faaliyet gösteren Amass, yalnızca bir restoran değil; sürdürülebilirlik ekseninde dönüşüm yaratan bir platform olarak konumlandı. Michelin Green Star ile ödüllendirilen ve Kuzey Avrupa’nın en sürdürülebilir restoranlarından biri olarak kabul edilen Amass, sektörün üretim ve tüketim alışkanlıklarını sorgulayan öncü bir model sundu.

Amass sonrası dönemde yönünü Güneydoğu Asya’ya çeviren Orlando, Singapur’da kurulan AIR projesinde yer aldı. Restoran, araştırma merkezi ve eğitim alanını bir araya getiren bu yapı, yemeğin yalnızca bir deneyim değil, aynı zamanda bir öğrenme alanı olabileceğini ortaya koydu.

Bununla paralel olarak, 2022’de kurduğu endless food co. ile gıda üretiminde göz ardı edilen yan ürünleri yeniden değerlendirerek yaratıcı çözümler geliştirmeye devam ediyor. Bu yaklaşımın somut örneklerinden biri olan THIC (This Isn’t Chocolate), sürdürülebilirliğin inovasyonla nasıl buluşabileceğini gösteriyor.

Kariyerinin erken dönemlerinde Noma başta olmak üzere dünyanın önde gelen mutfaklarında edindiği deneyim, Orlando’nun bugün benimsediği vizyonun temelini oluşturuyor. Bugün ise odağında daha yalın ama daha derin bir yaklaşım var: sürdürülebilirliği anlatmak yerine, onu hissettiren bir deneyim yaratmak.

Sıkça sorulan sorular
Matt Orlando kimdir?

Matt Orlando, sürdürülebilir gastronomi ve “low-impact cooking” yaklaşımıyla tanınan, ESSE restoranının kurucusu ve dünya çapında etkili bir şeftir.

ESSE nerede yer alıyor?

ESSE, Matt Orlando’nun 2025 yılında Kopenhag’da açtığı; varoluş, sorumluluk ve sürdürülebilirlik temalarını merkezine alan fine dining restoranıdır.

Matt Orlando’nun en bilinen projesi hangisidir?

En bilinen projesi Amass restoranıdır. Amass, sürdürülebilirlik yaklaşımıyla Michelin Green Star almış ve dünya çapında dikkat çekmiştir.

Matt Orlando daha önce nerelerde çalıştı?

Le Manoir aux Quat’Saisons, The Fat Duck, Per Se ve Noma gibi dünyanın en prestijli mutfaklarında görev almıştır.

Gülce Fidan
Gülce Fidan Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için