white banner

ESSE: Matt Orlando ile Kopenhag’da Yeni Nesil Sürdürülebilir Fine Dining

04.05.2026
ESSE: Matt Orlando ile Kopenhag’da Yeni Nesil Sürdürülebilir Fine Dining

Yazı Boyutu:

Kopenhag’ın Nordhavn bölgesinde, sürdürülebilirliği merkeze alan ama bunu hissettirmeden, tamamen lezzet üzerinden anlatan bir restoran: ESSE. Şef Matt Orlando’nun yıllara yayılan deneyimi ve “circular cuisine” yaklaşımıyla şekillenen bu özel adres, fine dining’e yeni bir bakış sunuyor.

ESSE, sadece bir restoran değil; ne yediğinizi, neden öyle yediğinizi düşündüren, mutfağın sınırlarını yeniden tanımlayan bir deneyim alanı.

Koyu ışıklı bir mutfak ortamında, parlak turuncu deniz iğdesi meyvelerini dallarından gümüş tepsiye titizlikle ayıran, yüzük takmış eller de dahil olmak üzere birkaç kişinin yoğun ve özenli yemek hazırlığı anı, Kopenhag'da özel bir menü için doğal lezzetlerin işlendiğini gösteriyor.

Şef Matt Orlando’nun farklı kıtalarda edindiği birikim ve yıllar içinde geliştirdiği sürdürülebilirlik yaklaşımı, burada bir anlatıya dönüşüyor. Ama bu anlatı yüksek sesle yapılmıyor; tam aksine, tabağın içinde sakince ilerliyor. Mevsimsellik, fermente teknikler ve malzemenin tamamını değerlendiren bir mutfak dili… Hepsi ESSE’de tek bir akışın parçası.

İçeri adım attığınız anda ise bu yaklaşım sadece tabakta değil, mekânın kendisinde de hissediliyor. Endüstriyel bir binanın içinde kurulan bu sofistike düzen, gastronomiyi bir deneyimden çok daha fazlasına dönüştürüyor.

ESSE: Varoluşun ve Lezzetin Kesiştiği Nokta

Kopenhag'daki Esse restoranının modern ve samimi iç mekanında, ahşap parçalarla kaplı küresel avizelerin sıcak ışığı altında, hareketli açık mutfakta şefler çalışırken, zarif ahşap masalar ve sandalyeler misafirleri bekliyor.

Kopenhag’ın endüstriyel dokusunu hâlâ taşıyan Nordhavn’da, 1895’ten kalma eski bir depoda konumlanan ESSE, daha kapıdan içeri adım attığınız anda farklı bir deneyim vadettiğini hissettiriyor. İsmini Latince “var olmak” anlamına gelen esse kelimesinden alan restoran, yemekten öte aynı zamanda bir düşünce biçimi sunuyor.

Şef Matt Orlando’nun yaklaşımı net: sürdürülebilirlik anlatılan değil, hissedilen bir şey olmalı. Bu yüzden ESSE’de her şey, tabaklardan içeceklere, hatta dekorasyona kadar, bu fikri doğal bir akışla yansıtıyor. Fermente ürünlerin cam kavanozlar içinde salonun bir parçası olarak sergilenmesi, bu yaklaşımın en etkileyici detaylarından biri.

Koyu renk saçlı, siyah tişört ve V yaka, çıtçıt düğmeli, hafif koyu renk bir ceket giymiş orta yaşlı bir erkek, sade ve doğal bir ifadeyle, elleri cebinde, arkasında bej, gri ve kırmızı tonlarında tuğlalarla örülmüş duvarın önünde doğrudan kameraya bakıyor.
Matt Orlando

Neden ESSE’ye Gitmelisiniz?

Kopenhag'daki Esse restoranının modern ve loş atmosferinde, ahşap masalarda sohbet edip yemek yiyen misafirlerin arasında, parlak ışıklı raflarda düzenlenmiş renkli cam kavanozlar ve tavandan sarkan özgün tasarımlı küresel lambalar dikkat çekiyor.
Kopenhag'daki Esse restoranının modern ve sıcak iç mekanında, ahşap masalar ve sandalyeler özenle yerleştirilmiş, arka planda loş ışıklarla aydınlatılmış raflarda dizili rengarenk cam kavanozlar içindeki konserve yiyecekler dikkat çekiyor.

Sürdürülebilirliği gerçekten deneyimlemek isteyenlere…

ESSE’de “atık” kavramı neredeyse yok gibi. Her malzeme, tabağın bir yerinde yeniden hayat buluyor. Ama bu yaklaşım asla öğretici ya da didaktik bir dille sunulmuyor; tam aksine, tüm fikir sadece lezzetin içinde hissediliyor. Yani burada sürdürülebilirlik anlatılmaktan öte yaşanıyor.

Fine dining’de farklı bir denge arayanlara…

Teknik çok güçlü ama hiçbir şey gösteri gibi hissettirmiyor. Tabaklar kompleks, düşünülmüş ve katmanlı; ama aynı zamanda hiç yorucu değil. Her şeyin dengesi o kadar doğal ki, yemek ilerledikçe bir denge yakalıyorsunuz.

Fermentasyon dünyasını keşfetmek isteyenlere…

Restoranın içinde, cam kavanozlarda ya da açık alanlarda gördüğünüz fermente ürünler, aslında menüde tattıklarınızın bir devamı gibi. Yani sadece yemeğin değil, sürecin de içindesiniz. Bu da deneyimi çok daha özel kılıyor.

Romantik ve atmosferi güçlü bir akşam yaşamak isteyenlere…

Loş ışıklar, endüstriyel ama sıcak bir mekân dili ve sakin bir tempo… ESSE, baştan sona hissedilen bir atmosfer yaratıyor. Gürültüden uzak, anlamlı bir akşam için oldukça özel bir arka plan sunuyor.

ESSE’ye Gitmeden Bilmeniz Gerekenler

Uzun, açık renk ahşap bir masanın üzerinde, kırmızı altlıklar, peçeteler ve şeffaf bardaklarla özenle hazırlanmış Esse Kopenhag yemek düzenleri, zarif koyu renk ahşap sandalyelerle çevrelenmiş loş ışıklı bir restoranda sıcak bir atmosfer sunuyor.
  • Kategori: Modern İskandinav mutfağının sürdürülebilir fine dining yorumu
  • Konum: Nordhavn, Kopenhag, Danimarka – 1895 tarihli eski depo binası
  • Mimari & Dekorasyon: Endüstriyel geçmişi korunmuş bir yapının içinde konumlanan ESSE, sade ama katmanlı bir tasarım dili sunuyor. Doğal ahşap yüzeyler, loş ve yumuşak ışık kullanımı, açık mutfak ve fermente ürünlerin cam kavanozlarda sergilendiği alanlar mekânın en karakteristik parçaları. Tasarımda Danimarka zanaatkârlığı ve geri dönüştürülmüş materyaller ön planda; bu da mekâna hem sıcak hem de bilinçli bir atmosfer kazandırıyor.
  • Mutfak: Şef Matt Orlando liderliğinde, “circular cuisine” yaklaşımıyla hazırlanan 12 servislik tadım menüsü sunuluyor. Mevsimsellik, fermentasyon ve malzemenin tamamını değerlendirme fikri menünün temelini oluşturuyor. Her tabak sade gibi görünse de oldukça katmanlı ve düşünülmüş bir lezzet dili taşıyor.
  • Ne Giyilir?: Rahat ama şık bir smart casual yaklaşım ideal. ESSE’nin doğal ve sade atmosferi, aşırı formal olmayan ama özenli bir stil ile uyumlu.
  • Rezervasyon: Ana salon için rezervasyon önerilir. Restoranın kapasitesi sınırlı ve deneyim kontrollü bir akışla ilerliyor.
  • İletişim Bilgileri: +45 41 10 10 39
  • Web: esserestaurant.dk
  • Instagram: ESSE

Şef Matt Orlando Kimdir?

ESSE: Matt Orlando ile Kopenhag’da Yeni Nesil Sürdürülebilir Fine Dining
Matt Orlando ve ESSE Ekibi

Dünyanın en önemli mutfaklarında yetişmiş bir şef: Matt Orlando kariyeri boyunca Noma, The Fat Duck ve Per Se gibi gastronomi dünyasının en saygın mutfaklarında çalışmış biri.

2013’te kurduğu Amass ile sürdürülebilir fine dining anlayışını yeniden tanımlayan Orlando, Michelin Green Star ile ödüllendirildi. Şimdi ise ESSE ile bu yaklaşımı daha da ileri taşıyor: daha sade, daha rafine ama aynı derecede etkileyici.

Onun felsefesi basit: “İnsanlara sürdürülebilirliği anlatmak istemiyorum, tattıkları şey o kadar iyi olsun ki merak etsinler.”

Şef Matt Orlando’nun Kopenhag’daki favori lezzet duraklarını ve kendisini daha yakından tanımak isterseniz, kendisiyle gerçekleştirdiğimiz röportajı inceleyebilirsiniz.

ESSE Menüsü

Kopenhag'daki Esse restoranının loş ışıklı iç mekanında, endüstriyel raflarda sıralanmış, içinde çeşitli tahıllar, baharatlar ve sıvıların bulunduğu yüzlerce cam kavanoz dikkat çekiyor; ön planda ise sıcak bir atmosfer sunan iki ahşap masa ve sandalye takımı yer alıyor.

ESSE’de tek bir tadım menüsü sunuluyor ve bu menü, şefin sürdürülebilirlik yaklaşımını en yalın hâliyle deneyimleyebileceğiniz bir akış sunuyor. 12 servisten oluşan bu menüde her tabak, malzemenin tamamını değerlendirme fikriyle hazırlanıyor; dolayısıyla burada klasik fine dining’den biraz daha farklı, daha doğal ama bir o kadar da rafine bir dil var.

Esse Kopenhag deneyimine ait, ahşap dokulu bir zemin üzerinde duran, çatlak görünümlü seramik bir kasede, parlak sarı bir sosun içinde özenle yerleştirilmiş, üzerleri turuncu renkte bir süslemeyle bezenmiş dört adet beyaz rulo deniz mahsulü ve etrafında yeşil yağ damlacıklarıyla hazırlanmış sofistike bir tabak.

Menüye başlangıçta gelen karides tabağı, yoğun ve yağlı dokusuyla damakta uzun süre kalan güçlü bir iz bırakıyor. Deniz yosunu ve isli krema ile birleştiğinde lezzet daha da derinleşiyor. Ardından gelen kırmızı balık tabağında ise daha ferah ve asidik bir profil öne çıkıyor; incir yaprağı ve ayran benzeri diyebileceğimiz süt notalarıyla dengeli bir geçiş sağlanmış.

Açık renk ahşap masa üzerinde konumlanmış, pürüzlü dokulu yeşil seramik bir kase içinde, baharatlarla hafifçe tatlandırılmış ve taze yeşil yapraklarla zenginleştirilmiş kıvrık telli erişte yemeği dikkat çekiyor.
Açık renkli, dokulu bir zeminde, ortadan ikiye ayrılmış, üzeri kızarmış ve parlak altın sarısı renkte, dolgun bir yuvarlak hamur işinin durduğu mavi bir tabak, yanında ise yeşil otlarla süslenmiş, beyaz ve kremsi bir sosun olduğu küçük, toprak tonlarında bir kase yer alıyor.

Gecenin en sevilen tabaklarından biri olan karabuğday eriştesi ise ay çekirdeğinden yapılan miso ile birleşiyor. Misonun aroması oldukça karakterli ama bir o kadar dengeli; sade gibi görünen bu tabak aslında menünün en katmanlı lezzetlerinden biri. Hemen ardından sıcacık gelen fermente patates ekmeği ve yanında servis edilen kendilerine ait kültürlenmiş tereyağı ise sadeliğiyle ön planda. Ekmeğin dokusu yumuşacık, tereyağı ise aromasıyla gerçekten akılda kalıcı.

Menü ilerledikçe sebze ve deniz ürünleri arasında kurulan denge dikkat çekiyor. Kereviz kökü, süt altı suyu ve çam notalarıyla hazırlanan tabak hem topraksı hem ferah bir karakter sunarken; deniz tarağı, tereyağı ve fındıkla birleşerek daha yuvarlak ve dengeli bir lezzet profiline ulaşıyor.

Bir çanak içinde, sarımsı soslu ve taze yeşil yapraklarla süslenmiş doğranmış kereviz kökü yemeği, rustik yeşil seramik bir tabağın ortasında, koyu gri ve açık renk ahşap bir zemin üzerinde yukarıdan çekilmiş bir açıyla sunuluyor.
Esse Kopenhag'ın zarif mutfağından bir örnek olan, açık renk ahşap masada duran rustik kahverengi seramik bir tabakta, ortasında şeffaf dikdörtgen bir yemeğin yer aldığı açık sarı kremsi sos ve çevresindeki koyu renkli sos damlaları dikkat çekiyor, arka planda ise benzer bir tabakta özenle sunulmuş küçük bir atıştırmalık görünüyor.

Ana yemek tarafında ise özel olarak tedarik edilen tavuk öne çıkıyor. Tavuk göğsü inanılmaz yumuşak; limon otu ile kurulan aromatik denge, tabağı çok daha farklı bir noktaya taşımış. Tatlı-ekşi tavuk butu ise yabani sarımsak ve yaban turbu ile daha keskin ve karakterli bir profile sahip diyebiliriz.

Tatlılara geçildiğinde menü hafifliyor ama asla etkisini kaybetmiyor. Yaban meyveleri ve ekşi eriklerle hazırlanan sandviç tatlı, dengeli asiditesi ve kremasının dokusuyla ferah bir geçiş sağlıyor. Ardından gelen, yulaf ve yaban havucu kıtırı ile hazırlanan custard (yoğun bir muhallebi gibi düşünebilirsiniz) ise gecenin en şaşırtıcı uyumlarından biri. Öyle ki, tadı damağımızda kalan lezzetlerden biri oluyor.

Esse Kopenhag'da servis edilen, açık bej keten peçete üzerinde duran, iki yuvarlak, açık kahverengi bisküvi arasına doldurulmuş kalın beyaz kremalı zarif bir tatlı, benekli koyu kırmızı seramik tabakta, bulanık ahşap arka plan önünde yakından çekilmiş.

Finalde servis edilen brownie ve petit four’lar ise şekeri abartmadan, oldukça dengeli bir kapanış sundu.

Kopenhag'daki Esse restoranının sıcak ve şık iç mekanında, yüzlerce şarap şişesini barındıran, zarif bir şekilde ışıklandırılmış ahşap şarap dolabı önünde, üzerinde minik bir lamba ve kurutulmuş bitkilerle süslü bir vazo bulunan sade ahşap bir masa ve sandalyeler düzenli bir şekilde yer alıyor.
Kopenhag'da Esse deneyiminin bir parçası olarak sunulan, büyük bir deniz tarağı kabuğunda, kumlu bir servis tabağında yer alan, üzeri çıtır kaplamalı ve parlak sarı sosla çevrili zarif bir yemek, ahşap bir masanın üzerinde özenle sergileniyor.

İçecek eşleşmesinde ise yarı alkollü – yarı alkolsüz bir tercih yapmak, ESSE deneyimini daha da iyi anlamanızı sağlayan etklenderden. Bu sayede hem özenle seçilmiş şarapları hem de restoranın kendi fermente içeceklerini deneyimleme şansı buluyorsunuz. Özellikle balkabağı çekirdeği ile hazırlanan fermente içecek, öne çıkan eşleşmelerden biri.

OGGUSTO’nun ESSE Notları

ESSE: Matt Orlando ile Kopenhag’da Yeni Nesil Sürdürülebilir Fine Dining

ESSE’de menü baştan sona büyük bir dengeyle ilerliyor. Her tabak kendi içinde güçlü ama hiçbir şey diğerinin önüne geçmiyor.

Esse Kopenhag'da bir akşam yemeği deneyiminden: Ahşap masa üzerinde, loş ışık altında sunulan, turuncu rengiyle dikkat çeken, üzerinde yeşil top garnitür bulunan zarif bir başlangıç tabağı, yanında kadeh ve servis gereçleriyle şık bir restoran ambiyansı.

Karabuğday eriştesi ve ay çekirdeği misosu, aromatik derinliğiyle gecenin favorilerinden biri olurken; fermente patates ekmeği ve tereyağı sadeliğin ne kadar etkileyici olabileceğini gösteriyor. Tavuk göğsü ise yumuşaklığı ve dengeli aromasıyla öne çıkan tabaklardan.

Tatlı bölümünde yulaf ve yaban havucu ile hazırlanan krema, beklenmedik uyumuyla akılda kalırken; finalde gelen küçük tatlılar hafifliğiyle geceyi güzel bir şekilde tamamladı.

ESSE’nin Mimarisi & Dekorasyonu

Esse Kopenhag restoranının iç mekanında, ahşap parçalarından yapılmış büyük, kubbe şeklinde avizeler tavandan sarkarken, duvarlardaki raflarda rengarenk fermente edilmiş gıdalar ve turşularla dolu cam kavanozlar ve sıralanmış bardaklar parlak bir şekilde sergileniyor; loş ışıklı masalarda oturma düzeni ve iki çalışan görünmekte.

Kopenhag’ın Nordhavn bölgesinde, 1895’ten kalma eski bir depo binasında konumlanan ESSE, yalnızca bir restoran değil; gastronomi ve mimarinin aynı çatı altında buluştuğu bir alan. Binanın endüstriyel geçmişi korunarak yeniden işlevlendirilmiş olması, mekânın modern ama ham hissini güçlendiriyor. İçeri adım attığınız anda yüksek tavanlar, doğal ışıkla birleşen sade yüzeyler ve endüstriyel dokular sizi karşılıyor.

Loş ışıklandırılmış, sıcak bir atmosfere sahip bu restoranda, sol tarafta çeşitli malzemelerle dolu cam kavanozların sıralandığı modern raflar dikkat çekerken, sağ tarafta ahşap bir masa üzerinde minimalist bir lamba, bitki vazosu ve zarif servis takımları, Esse Kopenhag'ın özgün ve davetkar ambiyansını yansıtmaktadır.

Mekânın tasarım dili tamamen ESSE’nin felsefesiyle örtüşüyor: gösterişten uzak ama çok katmanlı. Ana yemek alanı sadece bir salon değil; farklı oturma düzenlerinin, açık mutfağın ve bar alanının birbirine akıcı şekilde bağlandığı bir bütün gibi kurgulanmış. 40 kişilik ana salon, daha yakın ve kontrollü bir deneyim sunarken, bar kısmı ve lounge alanı daha spontan bir atmosfer yaratıyor.

İç mekânda kullanılan her obje de, ESSE’nin sürdürülebilirlik yaklaşımının bir parçası. Mobilyalarda Danimarka işçiliği öne çıkıyor; özellikle Windsor formunu modern bir yorumla yeniden ele alan masalar ve doğal ahşap kullanımı, mekâna sıcaklık katmış. Oturma alanlarında kullanılan koltuklar ve modüler parçalar ise geri dönüştürülmüş materyallerden üretilmiş.

Kopenhag'da bulunan şık bir restoran veya barın iç mekanından, loş ışıklandırmanın hakim olduğu uzun ahşap bar tezgahı ve önüne sıralanmış koyu ahşap bar sandalyelerinin modern ve davetkar bir yemek deneyimi sunduğu görülüyor.

Aydınlatmada kullanılan objeler ve yüzeyler de aynı yaklaşımı sürdürüyor. Yumuşak, loş ve katmanlı ışık kullanımı, endüstriyel yapının sertliğini dengeliyor ve daha sakin, neredeyse zamansız bir atmosfer yaratıyor. Ayrıca ortamın bu loş ışıklar sayesinde oldukça romantik olduğunu da belirtelim…

Loş ışıklı bir restoranda, misafirler ahşap masalarda özenle hazırlanmış yemeklerini yerken, Esse Kopenhag'ın karakteristik özgünlüğünü vurgulayan, aydınlatmalı raflardaki sayısız cam kavanozda rengarenk fermente ve turşulanmış malzemeler sergileniyor.

ESSE’yi diğer fine dining restoranlardan ayıran en güçlü detaylardan biri ise mutfağın şeffaflığı. Fermente ürünler sadece mutfakta değil, salonun içinde de görünür bir şekilde sergileniyor. Cam kavanozlar içinde bekleyen fermantasyonlar, hem dekoratif bir unsur hem de restoranın üretim sürecinin bir parçası. Bu sayede mekân, “yemek nerede başlar?” sorusunu fiziksel olarak da görünür kılıyor.

Kopenhag'daki zarif Esse restoranının loş ışıklı, sıcak atmosferinde, yelekli önlüklü genç bir kadın garson, paslanmaz çelik bar tezgahının önünde, içinde açık renkli içecekler bulunan iki bardağı ahşap bir tepside dikkatle taşıyor ve servis etmeye hazırlanıyor.

Mekânda kullanılan tüm detaylar özel üretim: seramik tabaklar K.H. Würtz imzasını taşırken, gümüş çatal bıçaklar Kay Bojesen tasarımlarının yeniden yorumlanmış versiyonları. Su bardaklarından servis ekipmanlarına kadar her şeyde aynı sade hissi korunuyor.

Sandalye ve bar taburelerinde kullanılan ahşap işçiliği, Danimarka’nın küçük atölyelerinden çıkan üretimlerle şekillenmiş.

Aydınlatmalarda ise geri dönüştürülmüş plastikten üretilen modern formlar tercih edilmiş.

Kopenhag'daki Esse restoranının karakteristik iç mekanında, karanlık duvarlar önünde sıralanmış ahşap masaların üzerinde, loş ışık yayan modern siyah kubbeli masa lambaları ve zarif çiçek vazoları, misafirlere sıcak ve samimi bir yemek deneyimi vadeden sofistike bir atmosfer yaratıyor.
Esse Kopenhag restoranının modern ve yoğun mutfağında, paslanmaz çelik tezgahlarda yemekler hazırlayan, kahverengi tişörtlü ve siyah önlüklü bir grup şefin profesyonelce çalıştığı, hareketli bir an.

Duvarlarda yer alan sanat müdahaleleri ise mekânın en canlı katmanlarından biri. Her yıl yeniden yorumlanan duvar yüzeyi, ESSE’nin değişen ve gelişen yapısını temsil ediyor. Bu detay, mekânın sanki yaşayan bir yapı olduğunu hissettiriyor.

ESSE’ye adım attığınızda gerçekten emek verilmiş ve üzerine düşünülmüş bir sistemin içine giriyorsunuz. Endüstriyel geçmişi korunmuş bir bina, sürdürülebilir üretim objeleri ve şeffaf bir mutfak… Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda mekânla kurulan bütünsel bir ilişki oluyor.

Birbirine karışan koyu mavi, yeşil, kırmızımsı turuncu, mor ve parlak sarı tonlarıyla dikkat çeken, kavisli ve düz hatların dinamik birleşimiyle soyut bir kompozisyon oluşturan bu duvar resmi, Kopenhag'ın modern sanat atmosferini yansıtıyor gibi duruyor.
Sıkça sorulan sorular
ESSE nasıl bir restoran?

ESSE, Kopenhag’da Nordhavn bölgesinde yer alan, sürdürülebilirliği merkezine alan ama bunu tamamen lezzet üzerinden hissettiren modern bir fine dining restoranıdır. Şef Matt Orlando’nun “circular cuisine” yaklaşımıyla şekillenen menü, malzemenin tamamını değerlendiren bir mutfak dili sunar.

ESSE’de kaç çeşit menü var?

Restoranda tek bir tadım menüsü sunuluyor. Bu menü yaklaşık 12 servisten oluşuyor ve şefin sürdürülebilirlik yaklaşımını bütünsel bir deneyim olarak aktarıyor.

ESSE’de içecek eşleşmesi var mı?

Evet. Şarap eşleşmeli menü tercih edilebiliyor. Ayrıca ESSE’nin kendi geliştirdiği fermente içeceklerle oluşturulan alkolsüz veya yarı alkollü eşleşme seçenekleri de mevcut.

ESSE’nin konsepti nedir?

Restoranın temel konsepti “circular cuisine” yani döngüsel mutfak yaklaşımıdır. Atık üretmeden, malzemeyi mümkün olduğunca bütün olarak değerlendiren ve sürdürülebilirliği lezzet üzerinden anlatan bir gastronomi anlayışı sunar.

ESSE’de rezervasyon gerekli mi?

Evet, özellikle ana salon için rezervasyon önerilir. Restoranın kapasitesi sınırlıdır ve deneyim kontrollü bir akışla ilerler.

ESSE’nin atmosferi nasıl?

Endüstriyel bir binada yer almasına rağmen oldukça sıcak, loş ve sakin bir atmosfere sahiptir. Açık mutfak, fermente ürünlerin sergilendiği alanlar ve doğal materyallerle tasarlanmış iç mekân bütünsel bir deneyim yaratır.

ESSE kim tarafından kuruldu?

ESSE, şef Matt Orlando tarafından kurulmuştur. Orlando daha önce Noma ve The Fat Duck gibi dünyanın önde gelen mutfaklarında çalışmış, Amass ile sürdürülebilir gastronomi alanında önemli bir imza atmıştır.

ESSE nerede?

Restoran Kopenhag’ın Nordhavn bölgesinde, 1895 tarihli eski bir depo binasında yer alır.

Gülce Fidan
Gülce Fidan Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için