Kopenhag’ın Nordhavn bölgesinde, sürdürülebilirliği merkeze alan ama bunu hissettirmeden, tamamen lezzet üzerinden anlatan bir restoran: ESSE. Şef Matt Orlando’nun yıllara yayılan deneyimi ve “circular cuisine” yaklaşımıyla şekillenen bu özel adres, fine dining’e yeni bir bakış sunuyor.
ESSE, sadece bir restoran değil; ne yediğinizi, neden öyle yediğinizi düşündüren, mutfağın sınırlarını yeniden tanımlayan bir deneyim alanı.

Şef Matt Orlando’nun farklı kıtalarda edindiği birikim ve yıllar içinde geliştirdiği sürdürülebilirlik yaklaşımı, burada bir anlatıya dönüşüyor. Ama bu anlatı yüksek sesle yapılmıyor; tam aksine, tabağın içinde sakince ilerliyor. Mevsimsellik, fermente teknikler ve malzemenin tamamını değerlendiren bir mutfak dili… Hepsi ESSE’de tek bir akışın parçası.
İçeri adım attığınız anda ise bu yaklaşım sadece tabakta değil, mekânın kendisinde de hissediliyor. Endüstriyel bir binanın içinde kurulan bu sofistike düzen, gastronomiyi bir deneyimden çok daha fazlasına dönüştürüyor.
ESSE: Varoluşun ve Lezzetin Kesiştiği Nokta

Kopenhag’ın endüstriyel dokusunu hâlâ taşıyan Nordhavn’da, 1895’ten kalma eski bir depoda konumlanan ESSE, daha kapıdan içeri adım attığınız anda farklı bir deneyim vadettiğini hissettiriyor. İsmini Latince “var olmak” anlamına gelen esse kelimesinden alan restoran, yemekten öte aynı zamanda bir düşünce biçimi sunuyor.
Şef Matt Orlando’nun yaklaşımı net: sürdürülebilirlik anlatılan değil, hissedilen bir şey olmalı. Bu yüzden ESSE’de her şey, tabaklardan içeceklere, hatta dekorasyona kadar, bu fikri doğal bir akışla yansıtıyor. Fermente ürünlerin cam kavanozlar içinde salonun bir parçası olarak sergilenmesi, bu yaklaşımın en etkileyici detaylarından biri.

Neden ESSE’ye Gitmelisiniz?


Sürdürülebilirliği gerçekten deneyimlemek isteyenlere…
ESSE’de “atık” kavramı neredeyse yok gibi. Her malzeme, tabağın bir yerinde yeniden hayat buluyor. Ama bu yaklaşım asla öğretici ya da didaktik bir dille sunulmuyor; tam aksine, tüm fikir sadece lezzetin içinde hissediliyor. Yani burada sürdürülebilirlik anlatılmaktan öte yaşanıyor.
Fine dining’de farklı bir denge arayanlara…
Teknik çok güçlü ama hiçbir şey gösteri gibi hissettirmiyor. Tabaklar kompleks, düşünülmüş ve katmanlı; ama aynı zamanda hiç yorucu değil. Her şeyin dengesi o kadar doğal ki, yemek ilerledikçe bir denge yakalıyorsunuz.
Fermentasyon dünyasını keşfetmek isteyenlere…
Restoranın içinde, cam kavanozlarda ya da açık alanlarda gördüğünüz fermente ürünler, aslında menüde tattıklarınızın bir devamı gibi. Yani sadece yemeğin değil, sürecin de içindesiniz. Bu da deneyimi çok daha özel kılıyor.
Romantik ve atmosferi güçlü bir akşam yaşamak isteyenlere…
Loş ışıklar, endüstriyel ama sıcak bir mekân dili ve sakin bir tempo… ESSE, baştan sona hissedilen bir atmosfer yaratıyor. Gürültüden uzak, anlamlı bir akşam için oldukça özel bir arka plan sunuyor.
ESSE’ye Gitmeden Bilmeniz Gerekenler

- Kategori: Modern İskandinav mutfağının sürdürülebilir fine dining yorumu
- Konum: Nordhavn, Kopenhag, Danimarka – 1895 tarihli eski depo binası
- Mimari & Dekorasyon: Endüstriyel geçmişi korunmuş bir yapının içinde konumlanan ESSE, sade ama katmanlı bir tasarım dili sunuyor. Doğal ahşap yüzeyler, loş ve yumuşak ışık kullanımı, açık mutfak ve fermente ürünlerin cam kavanozlarda sergilendiği alanlar mekânın en karakteristik parçaları. Tasarımda Danimarka zanaatkârlığı ve geri dönüştürülmüş materyaller ön planda; bu da mekâna hem sıcak hem de bilinçli bir atmosfer kazandırıyor.
- Mutfak: Şef Matt Orlando liderliğinde, “circular cuisine” yaklaşımıyla hazırlanan 12 servislik tadım menüsü sunuluyor. Mevsimsellik, fermentasyon ve malzemenin tamamını değerlendirme fikri menünün temelini oluşturuyor. Her tabak sade gibi görünse de oldukça katmanlı ve düşünülmüş bir lezzet dili taşıyor.
- Ne Giyilir?: Rahat ama şık bir smart casual yaklaşım ideal. ESSE’nin doğal ve sade atmosferi, aşırı formal olmayan ama özenli bir stil ile uyumlu.
- Rezervasyon: Ana salon için rezervasyon önerilir. Restoranın kapasitesi sınırlı ve deneyim kontrollü bir akışla ilerliyor.
- İletişim Bilgileri: +45 41 10 10 39
- Web: esserestaurant.dk
- Instagram: ESSE
Şef Matt Orlando Kimdir?

Dünyanın en önemli mutfaklarında yetişmiş bir şef: Matt Orlando kariyeri boyunca Noma, The Fat Duck ve Per Se gibi gastronomi dünyasının en saygın mutfaklarında çalışmış biri.
2013’te kurduğu Amass ile sürdürülebilir fine dining anlayışını yeniden tanımlayan Orlando, Michelin Green Star ile ödüllendirildi. Şimdi ise ESSE ile bu yaklaşımı daha da ileri taşıyor: daha sade, daha rafine ama aynı derecede etkileyici.
Onun felsefesi basit: “İnsanlara sürdürülebilirliği anlatmak istemiyorum, tattıkları şey o kadar iyi olsun ki merak etsinler.”
ESSE Menüsü

ESSE’de tek bir tadım menüsü sunuluyor ve bu menü, şefin sürdürülebilirlik yaklaşımını en yalın hâliyle deneyimleyebileceğiniz bir akış sunuyor. 12 servisten oluşan bu menüde her tabak, malzemenin tamamını değerlendirme fikriyle hazırlanıyor; dolayısıyla burada klasik fine dining’den biraz daha farklı, daha doğal ama bir o kadar da rafine bir dil var.

Menüye başlangıçta gelen karides tabağı, yoğun ve yağlı dokusuyla damakta uzun süre kalan güçlü bir iz bırakıyor. Deniz yosunu ve isli krema ile birleştiğinde lezzet daha da derinleşiyor. Ardından gelen kırmızı balık tabağında ise daha ferah ve asidik bir profil öne çıkıyor; incir yaprağı ve ayran benzeri diyebileceğimiz süt notalarıyla dengeli bir geçiş sağlanmış.


Gecenin en sevilen tabaklarından biri olan karabuğday eriştesi ise ay çekirdeğinden yapılan miso ile birleşiyor. Misonun aroması oldukça karakterli ama bir o kadar dengeli; sade gibi görünen bu tabak aslında menünün en katmanlı lezzetlerinden biri. Hemen ardından sıcacık gelen fermente patates ekmeği ve yanında servis edilen kendilerine ait kültürlenmiş tereyağı ise sadeliğiyle ön planda. Ekmeğin dokusu yumuşacık, tereyağı ise aromasıyla gerçekten akılda kalıcı.
Menü ilerledikçe sebze ve deniz ürünleri arasında kurulan denge dikkat çekiyor. Kereviz kökü, süt altı suyu ve çam notalarıyla hazırlanan tabak hem topraksı hem ferah bir karakter sunarken; deniz tarağı, tereyağı ve fındıkla birleşerek daha yuvarlak ve dengeli bir lezzet profiline ulaşıyor.


Ana yemek tarafında ise özel olarak tedarik edilen tavuk öne çıkıyor. Tavuk göğsü inanılmaz yumuşak; limon otu ile kurulan aromatik denge, tabağı çok daha farklı bir noktaya taşımış. Tatlı-ekşi tavuk butu ise yabani sarımsak ve yaban turbu ile daha keskin ve karakterli bir profile sahip diyebiliriz.
Tatlılara geçildiğinde menü hafifliyor ama asla etkisini kaybetmiyor. Yaban meyveleri ve ekşi eriklerle hazırlanan sandviç tatlı, dengeli asiditesi ve kremasının dokusuyla ferah bir geçiş sağlıyor. Ardından gelen, yulaf ve yaban havucu kıtırı ile hazırlanan custard (yoğun bir muhallebi gibi düşünebilirsiniz) ise gecenin en şaşırtıcı uyumlarından biri. Öyle ki, tadı damağımızda kalan lezzetlerden biri oluyor.

Finalde servis edilen brownie ve petit four’lar ise şekeri abartmadan, oldukça dengeli bir kapanış sundu.


İçecek eşleşmesinde ise yarı alkollü – yarı alkolsüz bir tercih yapmak, ESSE deneyimini daha da iyi anlamanızı sağlayan etklenderden. Bu sayede hem özenle seçilmiş şarapları hem de restoranın kendi fermente içeceklerini deneyimleme şansı buluyorsunuz. Özellikle balkabağı çekirdeği ile hazırlanan fermente içecek, öne çıkan eşleşmelerden biri.
OGGUSTO’nun ESSE Notları

ESSE’de menü baştan sona büyük bir dengeyle ilerliyor. Her tabak kendi içinde güçlü ama hiçbir şey diğerinin önüne geçmiyor.

Karabuğday eriştesi ve ay çekirdeği misosu, aromatik derinliğiyle gecenin favorilerinden biri olurken; fermente patates ekmeği ve tereyağı sadeliğin ne kadar etkileyici olabileceğini gösteriyor. Tavuk göğsü ise yumuşaklığı ve dengeli aromasıyla öne çıkan tabaklardan.
Tatlı bölümünde yulaf ve yaban havucu ile hazırlanan krema, beklenmedik uyumuyla akılda kalırken; finalde gelen küçük tatlılar hafifliğiyle geceyi güzel bir şekilde tamamladı.
ESSE’nin Mimarisi & Dekorasyonu

Kopenhag’ın Nordhavn bölgesinde, 1895’ten kalma eski bir depo binasında konumlanan ESSE, yalnızca bir restoran değil; gastronomi ve mimarinin aynı çatı altında buluştuğu bir alan. Binanın endüstriyel geçmişi korunarak yeniden işlevlendirilmiş olması, mekânın modern ama ham hissini güçlendiriyor. İçeri adım attığınız anda yüksek tavanlar, doğal ışıkla birleşen sade yüzeyler ve endüstriyel dokular sizi karşılıyor.

Mekânın tasarım dili tamamen ESSE’nin felsefesiyle örtüşüyor: gösterişten uzak ama çok katmanlı. Ana yemek alanı sadece bir salon değil; farklı oturma düzenlerinin, açık mutfağın ve bar alanının birbirine akıcı şekilde bağlandığı bir bütün gibi kurgulanmış. 40 kişilik ana salon, daha yakın ve kontrollü bir deneyim sunarken, bar kısmı ve lounge alanı daha spontan bir atmosfer yaratıyor.
İç mekânda kullanılan her obje de, ESSE’nin sürdürülebilirlik yaklaşımının bir parçası. Mobilyalarda Danimarka işçiliği öne çıkıyor; özellikle Windsor formunu modern bir yorumla yeniden ele alan masalar ve doğal ahşap kullanımı, mekâna sıcaklık katmış. Oturma alanlarında kullanılan koltuklar ve modüler parçalar ise geri dönüştürülmüş materyallerden üretilmiş.

Aydınlatmada kullanılan objeler ve yüzeyler de aynı yaklaşımı sürdürüyor. Yumuşak, loş ve katmanlı ışık kullanımı, endüstriyel yapının sertliğini dengeliyor ve daha sakin, neredeyse zamansız bir atmosfer yaratıyor. Ayrıca ortamın bu loş ışıklar sayesinde oldukça romantik olduğunu da belirtelim…

ESSE’yi diğer fine dining restoranlardan ayıran en güçlü detaylardan biri ise mutfağın şeffaflığı. Fermente ürünler sadece mutfakta değil, salonun içinde de görünür bir şekilde sergileniyor. Cam kavanozlar içinde bekleyen fermantasyonlar, hem dekoratif bir unsur hem de restoranın üretim sürecinin bir parçası. Bu sayede mekân, “yemek nerede başlar?” sorusunu fiziksel olarak da görünür kılıyor.

Mekânda kullanılan tüm detaylar özel üretim: seramik tabaklar K.H. Würtz imzasını taşırken, gümüş çatal bıçaklar Kay Bojesen tasarımlarının yeniden yorumlanmış versiyonları. Su bardaklarından servis ekipmanlarına kadar her şeyde aynı sade hissi korunuyor.
Sandalye ve bar taburelerinde kullanılan ahşap işçiliği, Danimarka’nın küçük atölyelerinden çıkan üretimlerle şekillenmiş.
Aydınlatmalarda ise geri dönüştürülmüş plastikten üretilen modern formlar tercih edilmiş.


Duvarlarda yer alan sanat müdahaleleri ise mekânın en canlı katmanlarından biri. Her yıl yeniden yorumlanan duvar yüzeyi, ESSE’nin değişen ve gelişen yapısını temsil ediyor. Bu detay, mekânın sanki yaşayan bir yapı olduğunu hissettiriyor.
ESSE’ye adım attığınızda gerçekten emek verilmiş ve üzerine düşünülmüş bir sistemin içine giriyorsunuz. Endüstriyel geçmişi korunmuş bir bina, sürdürülebilir üretim objeleri ve şeffaf bir mutfak… Tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey yalnızca bir yemek değil, aynı zamanda mekânla kurulan bütünsel bir ilişki oluyor.



