Bir zamanlar yalnızca müze ziyaretine kısa bir mola vermek için uğranan restoranlar ve kafeler, bugün başlı başına seyahat nedeni olabiliyor. Michelin yıldızlı şeflerden ikonik mimariye, çağdaş sanattan tarihi salonlara uzanan bu seçki, dünyanın en iyi müze restoranlarını ve kafelerini bir araya getiriyor.
Dünyanın önde gelen kültür kurumları, gastronomiyi de ziyaret deneyiminin ayrılmaz bir parçası olarak görüyor. Kimi zaman iki Michelin yıldızlı bir restoran, kimi zaman tarihi bir tren garının görkemli salonu, kimi zaman ise çağdaş sanatın ortasında gizlenmiş tasarım odaklı bir kafe… Bugün birçok müze, ziyaretçilerine yalnızca sanat eserleri değil, uzun süre hafızalarda yer edecek sofralar da sunuyor.
New York’tan Paris’e, Hong Kong’dan İstanbul’a uzanan bu seçkide; sanat, mimari ve gastronominin kusursuz bir uyum yakaladığı müze restoranlarını ve kafelerini bir araya getirdik. Üstelik her adres için yalnızca ne yiyeceğinizi değil, gitmişken mutlaka görmeniz gereken eserleri ve müzenin öne çıkan duraklarını da not ettik.
- The Modern – MoMA, New York, ABD
- Nerua – Guggenheim Bilbao, Bilbao, İspanya
- Odette – National Gallery Singapore, Singapur
- Enrico Bartolini at MUDEC – MUDEC, Milano, İtalya
- RIJKS® – Rijksmuseum, Amsterdam, Hollanda
- ❤️ İstanbul’un En İyi Müze Restoranları
- Le Restaurant – Orsay Müzesi, Paris, Fransa
- Mosu – M+ Çağdaş Sanat Müzesi, Hong Kong
- V&A Café – Victoria & Albert Müzesi, Londra, İngiltere
- Spring – Somerset House, Londra, İngiltere
- O Anatolian Café & Bakery – Fenix Müzesi, Rotterdam, Hollanda
- The Source – MONA, Hobart, Avustralya
- Le Jardinier – Güzel Sanatlar Müzesi, Houston, ABD
- Beyeler Restaurant im Park – Fondation Beyeler, Basel, İsviçre
- Oberon – New Museum, New York, ABD
- Acropolis Museum Restaurant – Akropolis Müzesi, Atina, Yunanistan
The Modern – MoMA, New York, ABD

New York’taki Museum of Modern Art (MoMA) bünyesinde yer alan The Modern, yalnızca müzenin değil, şehrin de en prestijli gastronomi adreslerinden biri. İki Michelin yıldızına sahip restoran, Şef Thomas Allan’ın mevsimselliği odağına alan çağdaş Amerikan mutfağını, MoMA’nın ikonik Abby Aldrich Rockefeller Heykel Bahçesi manzarası eşliğinde sunuyor. Prestijli ödüllerle taçlandırılan restoran, “müze restoranı” dendiğinde akla gelen ilk yer.

The Modern’ın en ikonik tabağı, yıllardır menüden eksik olmayan Eggs on Eggs on Eggs. Yumurta, havyar ve kremsi dokuların katmanlarından oluşan bu yaratıcı yumurta tabağı, restoranın imza lezzeti.
Fotoğraf: The Modern’ın imza tabağı Eggs on Eggs on Eggs
Ana yemek salonunun zarafeti dillere destan fakat daha rahat bir atmosfer arayanlar için alakart servis sunan The Bar Room’u da tavsiye ederiz. Gerçek The Modern deneyimini yaşamak içinse yalnızca dört kişilik, mutfağın yanıbaşındaki özel The Kitchen Table’ı seçmelisiniz.

Görmeden Dönmeyin:
The Modern’ın geniş camlarının baktığı Abby Aldrich Rockefeller Heykel Bahçesi, MoMA deneyiminin en özel duraklarından biri. Philip Johnson tarafından tasarlanan bu sakin avluda, Auguste Rodin, Henri Matisse, Pablo Picasso, Aristide Maillol ve Louise Bourgeois gibi sanatçıların heykelleri arasında dolaşabilir, mevsime göre değişen yerleştirmeleri keşfedebilirsiniz. Güzel havalarda bahçeyi gezdikten sonra restorana geçmek ya da yemeğin ardından burada kısa bir mola vermek, ziyaretinizi çok daha bütüncül bir deneyime dönüştürüyor.
Adres: MoMA, 11 W 53rd St, New York, NY 10019, ABD
Web Sitesi: MoMA / The Modern
Instagram: @themodernnyc
Tüm fotoğraflar: The Modern
Nerua – Guggenheim Bilbao, Bilbao, İspanya

Usta mimar Frank Gehry imzalı ikonik Guggenheim Bilbao Müzesi’nin restoranı Nerua, sanat, mimari ve gastronomiyi tek bir deneyimde buluşturan adreslerden biri. Hatta restoran için sıkça kullanılan tanımlardan biri, “bir heykelin içinde yemek yemek”. Müzenin organik formlarını devam ettiren mekân tasarımı ve dev camlarından görünen Nervión Nehri manzarası, Nerua’yı yalnızca bir restoran değil, müzenin doğal bir uzantısı haline getiriyor.
Michelin yıldızlı Şef Josean Alija yönetimindeki restoran, Bask mutfağını mevsimsellik ve yerel üretim odağında yeniden yorumluyor.
Fotoğraf: Andrea Arevalo

Adını Nervión Nehri’nin Baskça isminden alan Nerua’da tadım menüsü, bölgenin deniz ürünlerini ve karasal lezzetlerini yalın ama teknik açıdan son derece rafine tabaklarda buluşturuyor. Restorana mutfağın içinden girilmesi ise misafirleri daha ilk andan yemek hazırlama sürecinin bir parçası yaparak deneyime farklı bir boyut katıyor.

Görmeden Dönmeyin:
Nerua’nın pencerelerinden Louise Bourgeois’nın ikonik Maman heykelini görebilirsiniz. Müze geziniz sırasında ise mutlaka Richard Serra’nın kalıcı enstalasyonu The Matter of Time için zaman ayırın.
Devasa çelik formlar arasında yürümeyi mümkün kılan eser, Guggenheim Bilbao’nun en etkileyici deneyimlerinden biri.
Fotoğraf: Nerua
Konum: Guggenheim Bilbao, Av. Abandoibarra, 2. 48001 Bilbao, Bizkaia.
Web Sitesi: Nerua Guggenheim Bilbao
Instagram: @neruaguggenheim
Odette – National Gallery Singapore, Singapur

National Gallery Singapore’un (Singapur Ulusal Galerisi) tarihi Supreme Court Wing’inde yer alan Odette, dünyanın en iyi restoranları arasında gösterilen, üç Michelin yıldızlı bir gastronomi adresi. Şef Julien Royer tarafından 2015 yılında açılan restoran, kısa sürede Michelin’in en yüksek derecesine ulaşırken, Asia’s 50 Best Restaurants listesinde de zirveye yerleşti. Fransız mutfağını çağdaş bir bakışla yorumlayan Royer, mevsimin en iyi ürünlerini kusursuz teknik ve zarif sunumlarla buluşturarak her tabağı adeta bir sanat eserine dönüştürüyor.
Royer için sanat ve gastronomi birbirinden ayrılmaz iki disiplin. Güneydoğu Asya sanatının en önemli koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapan National Gallery Singapore’un yaratıcı atmosferi restoranı da besliyor.

İnce katmanlar üzerine kurulu tadım menüsünde, yıllardır öne çıkan imza lezzetlerden Le Pigeon Fabien Deneour en 3 Services, tek bir güvercini üç farklı yorumla sunarak hem teknik ustalığı hem de estetik yaklaşımı yansıtıyor. Şefin büyükannesinden adını alan Odette’in mutfak anlayışının merkezinde ise her zaman malzemeye duyulan saygı yer alıyor.

Görmeden Dönmeyin:
National Gallery Singapore, dünyanın en kapsamlı modern Güneydoğu Asya sanat koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Ziyaretiniz sırasında Georgette Chen, Chen Chong Swee, Affandi ve Fernando Zóbel gibi bölgenin en önemli sanatçılarının eserlerini keşfedebilir, iki tarihi yapının -eski Belediye Binası ile Yüksek Mahkeme binasının- bir araya getirilmesiyle oluşturulan etkileyici mimariyi de yakından deneyimleyebilirsiniz. Böylece Odette’deki gastronomi deneyimi, müzenin sanat yolculuğuyla doğal bir bütünlük kazanıyor.
Konum: National Gallery Singapore, 1 St Andrew’s Road #01-04, Singapore
Web Sitesi: Odette
Instagram: @odetterestaurant
Tüm fotoğraflar: Odette
Enrico Bartolini at MUDEC – MUDEC, Milano, İtalya

Milano‘nun tasarım bölgesi Tortona’da yer alan MUDEC (Milano Kültür Müzesi), farklı coğrafyaların sanat ve kültürlerini bir araya getirirken, müzenin üçüncü katındaki Enrico Bartolini at MUDEC de aynı yaklaşımı gastronomiye taşıyor.
Üç Michelin yıldızına sahip restoran, İtalya’nın en ödüllü şeflerinden Enrico Bartolini’nin “çağdaş klasik” olarak tanımladığı mutfak anlayışının amiral gemisi. Bugün mutfağın başında Resident Chef Davide Boglioli bulunsa da restoran, Bartolini’nin yaratıcılığını ve gastronomi vizyonunu temsil etmeyi sürdürüyor.

İtalyan mutfağını modern tekniklerle yeniden yorumlayan tadım menüsü, geleneksel tatları şaşırtıcı ama dengeli dokunuşlarla buluşturuyor.
Restoranın en çok konuşulan imza tabaklarından biri olan Pancar Risotto ve “Evoluzione” Gorgonzola Sosu, hem Michelin Rehberi’nin hem de gastronomi eleştirmenlerinin favorilerinden.
Zarif ama gösterişten uzak sunumlar, binlerce etiketten oluşan güçlü şarap seçkisi ve çağdaş tasarımla şekillenen atmosfer, burayı yalnızca yemek yenilen bir mekân değil, kültürel deneyimin doğal bir uzantısı haline getiriyor.
Görmeden Dönmeyin:
MUDEC’in kalıcı koleksiyonu, Afrika, Asya, Okyanusya ve Amerika kıtalarından eserlerle dünya kültürlerine odaklanıyor. Müzenin mimarisi kadar, farklı medeniyetler arasında kurduğu diyalog da dikkat çekici.
Ziyaretiniz sırasında mutlaka geçici sergi programına da göz atın; MUDEC, moda, fotoğraf ve çağdaş sanat alanındaki uluslararası sergileriyle Milano’nun en dinamik kültür duraklarından biri.

Konum: MUDEC, Via Tortona, 56, Milano, İtalya
Web Sitesi: Enrico Bartolini at MUDEC
Instagram: @enricobartolini_mudec
Tüm fotoğraflar: Enrico Bartolini at MUDEC
RIJKS® – Rijksmuseum, Amsterdam, Hollanda

Amsterdam‘ın simge yapılarından Rijksmuseum, Rembrandt ve Vermeer gibi Hollandalı ustaların başyapıtlarına ev sahipliği yaparken, müzenin içinde yer alan RIJKS® de ülkenin gastronomi mirasını çağdaş bir bakışla yeniden yorumluyor. Michelin yıldızlı Şef Joris Bijdendijk, Hollanda mutfağını yerel ürünler, mevsimsellik ve yaratıcı tekniklerle yeniden tanımlayan isimlerden biri kabul ediliyor. Restoranın mutfağında Kuzey Denizi’nin deniz ürünleri, yerel sebzeler ve Hollanda’nın tarih boyunca dünyanın farklı mutfaklarından ilham alan lezzetleri modern tabaklarda hayat buluyor.

RIJKS®’in en dikkat çeken imza lezzetlerinden biri Pancar Milföy. Pancar, beurre blanc sosu, Tomasu soya sosu ve maydanoz yağıyla hazırlanan bu zarif tabak, şefin yalın ama katmanlı mutfak anlayışını yansıtıyor.
Doğal malzemelerle yenilenen sıcak ve modern iç mekânı da restoranı, müzenin kültürel atmosferinin doğal bir uzantısına dönüştürüyor.
Fotoğraf: Chantal Arnts
Görmeden Dönmeyin:
Rijksmuseum’un en büyük hazinelerinden biri, Rembrandt’ın başyapıtı Gece Devriyesi (The Night Watch). Müzenin Onur Galerisi’nde sergilenen eser, Hollanda Altın Çağı’nın en önemli tablolarından biri.
Aynı galeride Johannes Vermeer’in Süt Döken Kadın (The Milkmaid) ve Mektup Okuyan Kadın (The Love Letter) gibi ikonik eserlerini de görebilir, sanat ve gastronomiyi aynı çatı altında keşfedebilirsiniz.
Fotoğraf: Chantal Arnts

Konum: Rijksmuseum, Museumstraat 2, 1071 XX Amsterdam, Hollanda
Web Sitesi: RIJKS®
Instagram: @rijksrestaurant
❤️ İstanbul’un En İyi Müze Restoranları
İstanbul’un en güzel müzeleri; şef restoranlarından Boğaz manzaralı teraslara, tarihi yapılarda konumlanan zarif kafelere uzanan seçenekleriyle kültür gezilerini keyifli bir gastronomi molasıyla tamamlamayı mümkün kılıyor.
Restoran Modern – İstanbul Modern

İstanbul Modern‘in Boğaz’a bakan terasında yer alan Restoran Modern, müze ziyaretini şehrin en güzel manzaralarından biri eşliğinde tamamlamak isteyenler için ideal bir durak. Galataport ve Tarihi Yarımada’yı aynı karede buluşturan konumu, günün her saatinde değişen ışığıyla restoranın en büyük artılarından biri.
Restoran Modern hakkında daha detaylı bilgilere erişmek ve şefiyle tanışmak için Restoran Modern inceleme yazımızı okuyun.

Menüde Akdeniz ve Türk mutfağından ilham alan çağdaş yorumlar öne çıkıyor. Mevsimsel malzemelerle hazırlanan başlangıçlar, taze deniz ürünleri ve paylaşmaya uygun tabaklar, müzenin modern ve rafine atmosferiyle uyumlu bir deneyim sunuyor.
Özellikle gün batımında Boğaz manzarasına karşı içeceğinizi yudumlamak bile başlı başına ziyaret sebebi.
Konum: İstanbul Modern, Meclis-i Mebusan Caddesi No: 99, Karaköy, 34433 Beyoğlu, İstanbul
Web Sitesi: Restoran Modern
Instagram: @restoranmodern
Tüm fotoğraflar: Restoran Modern
MSA’nın Restoranı – Sakıp Sabancı Müzesi

Emirgan Korusu’nun hemen yanı başındaki Sakıp Sabancı Müzesi, Boğaz’ın en keyifli kültür duraklarından biri. Müze bünyesinde hizmet veren MSA’nın Restoranı, Mutfak Sanatları Akademisi’nin mutfak anlayışını mevsimsel malzemeler ve modern sunumlarla buluşturuyor.
Türk ve dünya mutfağından ilham alan menü, günün farklı saatlerine uygun seçenekler sunarken, Boğaz manzaralı bahçesi özellikle ilkbahar ve yaz aylarında müze ziyaretini uzun bir öğle yemeğine dönüştürüyor. Sergi gezisinin ardından kahve ve tatlı molası vermek isteyenler için de şehrin en huzurlu adreslerinden biri.
Konum: Sakıp Sabancı Müzesi, Sakıp Sabancı Cad. No: 42, Emirgan, 34467 Sarıyer, İstanbul
Web Sitesi: MSA’nın Restoranı
Instagram: @msaistanbul
Tüm fotoğraflar: MSA’nın Restoranı
Halat Restaurant – Rahmi M. Koç Müzesi
Haliç kıyısındaki Rahmi M. Koç Müzesi, klasik otomobillerden denizcilik tarihine uzanan zengin koleksiyonuyla her yaştan ziyaretçiye hitap ediyor. Müzenin içinde yer alan Halat Restaurant ise bu keşfi Haliç manzarası eşliğinde keyifli bir yemek molasıyla tamamlıyor.

Deniz ürünleri ağırlıklı menüsünün yanı sıra Türk mutfağından sevilen lezzetlere de yer veren restoran, özellikle açık terası sayesinde Haliç’in sakin atmosferini hissetmek isteyenler için güzel bir seçenek. Müze gezisinin temposundan sonra su kenarında verilen kısa bir mola, deneyimin doğal bir devamı gibi hissettiriyor.
Konum: Rahmi M. Koç Müzesi, Hasköy Cad. No: 5, Hasköy, 34445 Beyoğlu, İstanbul
Web Sitesi: Halat Restaurant
Instagram: @divanrestoranlari
Fotoğraf: Halat Restaurant
Le Restaurant – Orsay Müzesi, Paris, Fransa
👍🏻Özlem Güsar’ın favorisi!

Paris‘te öğle yemeğini bir Belle Époque salonunda yemek isterseniz rotanızı Le Restaurant‘a çevirin. 1900 yılında Orsay Garı’nın restoranı olarak tasarlanan bu görkemli salon, bugün müzenin en etkileyici mekânlarından biri olmaya devam ediyor. Tarihi eser statüsündeki restoran; Gabriel Ferrier ve Benjamin Constant imzalı tavan freskleri, altın varaklı detayları ve kristal avizeleriyle Paris’in zarif geçmişini yaşatırken, İtalyan tasarımcı Jacopo Foggini’nin çağdaş mobilyaları sayesinde geçmişle bugünü aynı masada buluşturuyor.

Orsay Müzesi, gastronomi deneyimine büyük önem veriyor. Müze içinde Le Restaurant dışında Café Campana, Café de l’Ours ve yaz aylarında hizmet veren teras kafesi olmak üzere farklı yeme içme alanları bulunuyor.
Bunlar arasında en prestijli adres olan Le Restaurant du Musée d’Orsay’da Şef Yann Landureau, Fransız mutfağının klasik reçetelerini mevsime ve müzenin sergi programına göre yeniden yorumluyor.
Menü düzenli olarak değişse de ördek göğsü, mevsim balıkları ve geleneksel Fransız mutfağından ilham alan tabaklar restoranın karakterini yansıtıyor. Öğle servisinin ardından restoranın zarif bir çay salonuna dönüşmesi ise müze ziyaretine keyifli bir mola vermek isteyenler için ayrı bir deneyim sunuyor.
Görmeden Dönmeyin:
Orsay Müzesi, dünyanın en önemli Empresyonist ve Post-Empresyonist koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Édouard Manet’nin Olympia’sı, Claude Monet‘nin tabloları, Edgar Degas’nın balerinleri ve Vincent van Gogh‘un eserleri mutlaka görülmesi gereken başyapıtlar arasında.
Müzenin eski tren istasyonundan kalan devasa saat penceresi ise Seine Nehri ve Paris manzarasını izlemek için en sevilen noktalardan biri.

Konum: Musée d’Orsay, 1 Rue de la Légion d’Honneur, 75007 Paris, Fransa
Web Sitesi: Le Restaurant
Instagram: @restaurantsdumuseedorsay
Dev Saatin Arkasındaki Lezzet:
Café Campana – Orsay Müzesi, Paris, Fransa

Orsay Müzesi’nin dış cephesindeki en güzel detay olan devasa saatleri hatırlıyor musunuz? İşte o camdan kadranların arkasında şehrin en mistik kafelerinden biri saklanıyor: Café Campana. Müzenin en romantik köşelerinden biri olan Café Campana, Brezilyalı tasarımcı kardeşler Fernando ve Humberto Campana tarafından tasarlandı. Deniz canlılarından ilham alan organik formları, altın tonları ve zarif atmosferiyle, müze gezisine kısa bir kahve molası vermek için bile uğramaya değer.
OGGUSTO Notu: Kafenin bulunduğu mekânı, akrep ve yelkovan gölgeleriyle dolduran devasa istasyon saati, Paris’in en ikonik manzaralarından birini sunuyor. Seine Nehri ve Tuileries Bahçesi’ne bakan bu noktada fotoğraf çektirmek isteyenlerin oluşturduğu uzun kuyruklar artık neredeyse müze deneyiminin bir parçası. Sıra size gelirse, Paris’in en güzel karelerinden birini yakalayabilirsiniz.
Mosu – M+ Çağdaş Sanat Müzesi, Hong Kong

Hong Kong’un çağdaş sanat müzesi M+, yalnızca sanat koleksiyonuyla değil, gastronomi deneyimiyle de öne çıkıyor. Müzenin içinde yer alan Michelin yıldızlı Mosu, Güney Kore’nin en saygın şeflerinden Anh Sung-jae’nin imzasını taşıyor.
Şefin Seul’deki üç Michelin yıldızlı restoranının ardından M+ bünyesinde açtığı Mosu, Kore mutfağını çağdaş teknikler ve mevsimsel malzemelerle yeniden yorumlayan rafine bir tadım menüsü sunuyor. Netflix‘in “Culinary Class Wars” programıyla uluslararası ölçekte tanınan Anh Sung-jae’nin minimal ve malzeme odaklı yaklaşımı, restoranın her tabağında hissediliyor.
Mosu’nun deneyimi, geleneksel Kore mutfağını birebir yeniden üretmekten çok, özünü koruyarak çağdaş gastronomi anlayışıyla yeniden yorumlamaya dayanıyor.
Mevsime göre değişen tadım menüleri, zarif sunumları ve Victoria Limanı’na bakan sakin atmosferiyle restoran, M+’ın sanat anlayışını tabağa taşıyan doğal bir uzantı gibi hissettiriyor.

Görmeden Dönmeyin:
M+, Asya’nın en önemli çağdaş görsel kültür müzelerinden biri. Koleksiyonunda Ai Weiwei, Yayoi Kusama, Nam June Paik ve çağdaş Asya sanatının önde gelen isimlerine ait eserler yer alıyor. Victoria Limanı’na bakan çatı terası ise Hong Kong silüetini izlemek için şehrin en etkileyici noktalarından biri.
Konum: 3/F, M+ Tower, 38 Museum Drive, West Kowloon Cultural District, Kowloon, Hong Kong
Web Sitesi: Mosu Hong Kong
Instagram: @mosu_hongkong
V&A Café – Victoria & Albert Müzesi, Londra, İngiltere

Bugün müze kafeleri dünyanın dört bir yanında ziyaret deneyiminin vazgeçilmez bir parçası. Ancak bu fikrin doğduğu yer, Victoria & Albert Müzesi (V&A). Müzenin kurucu isimlerinden Sir Henry Cole, ziyaretçilerin yalnızca sanat eserlerini görmekle kalmayıp dinlenebilecekleri, sohbet edebilecekleri ve estetik bir ortamda vakit geçirebilecekleri bir alan hayal etmiş.
Ortaya ise gastronomi kadar tasarım tarihi açısından da simgesel bir mekân çıkmış: V&A Cafe. 1868 yılında müze içinde açılan Historic Refreshment Rooms (Tarihi Dinlenme Odaları), dünyanın ilk müze restoranı ve kafesi kabul ediliyor.

Bugün hâlâ kullanılan odalar, Viktorya döneminin önde gelen tasarımcıları William Morris, Edward Poynter ve James Gamble tarafından tasarlandı.
Her biri farklı renk paletleri, seramik detayları, vitrayları ve duvar süslemeleriyle adeta yaşayan birer sanat eseri niteliğinde.
Menüde İngiliz çay saati geleneğinden ilham alan tatlılar, sandviçler, çörekler ve hafif öğle yemekleri öne çıkarken, asıl deneyim bir fincan çayı tasarım tarihinin en ikonik iç mekânlarından birinde içebilmek.

Görmeden Dönmeyin:
V&A; moda, mücevher, mobilya, seramik ve dekoratif sanatlar alanında dünyanın en kapsamlı koleksiyonlarından birine ev sahipliği yapıyor. Raffaello Sanzio’nun Sistina Şapeli için hazırladığı tam boy taslaklar olan Raphael Cartoons, Alexander McQueen galerisi ve Britanya tasarım tarihine ışık tutan kalıcı koleksiyonlar, müze ziyaretinin öne çıkan durakları arasında.
Konum: V&A, Cromwell Road, London SW7 2RL, İngiltere
Web Sitesi: V&A Cafe
Instagram: @vamuseum
Spring – Somerset House, Londra, İngiltere

Londra‘nın yaratıcı merkezlerinden Somerset House, çağdaş sanat sergileri, tasarım etkinlikleri ve kültürel programlarıyla şehrin en canlı buluşma noktalarından biri. Müzenin tarihi New Wing binasında yer alan Spring ise İngiliz şef Skye Gyngell tarafından hayata geçirilen, mevsimselliği ve sürdürülebilirliği odağına alan zarif bir restoran. Gün ışığıyla dolan ferah yemek salonu, sade dekorasyonu ve bahçeyi anımsatan atmosferiyle Somerset House’un yaratıcı kimliğini mutfağa taşıyor.
Spring’in mutfağı, kaliteli malzemeyi mümkün olduğunca az müdahaleyle öne çıkarıyor. Mevsim sebzeleri, taze otlar ve yerel üreticilerden temin edilen ürünlerle hazırlanan tabaklar, şefin doğaya saygılı yaklaşımını yansıtıyor.

Restoranın en dikkat çeken projelerinden biri olan Scratch Menu (Atık Menüsü) ise normalde israf edilebilecek malzemeleri yaratıcı tariflerle yeniden değerlendiriyor. Bir gün önceden kalan ekşi mayalı ekmekle hazırlanan ekmek pudingi gibi tabaklar, sürdürülebilirliğin lezzetten ödün vermeden de mümkün olduğunu gösteriyor.

Görmeden Dönmeyin:
Somerset House yıl boyunca çağdaş sanat sergilerine, tasarım festivallerine ve yaratıcı projelere ev sahipliği yapıyor. Neoklasik avlusu, Thames Nehri manzaralı terası ve avludaki ikonik çeşmeleriyle yalnızca bir sergi mekânı değil, Londra’nın en ilham verici kültür merkezlerinden biri.
Konum: Somerset House, Lancaster Place, London WC2R 1LA, İngiltere
Web Sitesi: Spring
Instagram: @spring_ldn
O Anatolian Café & Bakery – Fenix Müzesi, Rotterdam, Hollanda

Rotterdam‘daki Fenix Müzesi, göç, kimlik ve aidiyet temalarını sanat aracılığıyla anlatırken, müzenin içindeki O Anatolian Café & Bakery de bu hikâyeyi mutfakta sürdürüyor. Michelin yıldızlı Neolokal restoranıyla tanınan Türk şef Maksut Aşkar, Anadolu’nun kuşaktan kuşağa aktarılan tariflerini çağdaş bir yorumla Rotterdam’a taşıyor.
Restoranın adı olan “O”, Türkçedeki en kısa ama en kapsayıcı kelimelerden biri; “o” zamiri üzerinden herkesi, her hikâyeyi ve her kimliği kucaklayan bir fikri temsil ediyor. Bu yaklaşım, göç hikâyelerini odağına alan Fenix’in ruhuyla da güçlü bir bağ kuruyor.

İlk kez gidecekseniz çılbır, mantı, mercimek çorbası ve muhammara eşliğinde servis edilen simidi mutlaka deneyin. Tatlı olarak ise tahinli çörek veya mozaik pasta güzel bir final oluyor.
Fırından çıkan siyez, kara kılçık ve sarı kılçık buğdaylarıyla hazırlanan ekşi mayalı ekmekleri de yanınıza alabilirsiniz.
Maksut Aşkar’ın menüsü, Anadolu’nun farklı kültürlerinden beslenen günlük lezzetleri modern bir bakışla yorumluyor. Fırında eski Anadolu buğdaylarından hazırlanan ekmekler, meze tabakları ve ev yemekleri, müze ziyaretine samimi ama rafine bir mola veriyor.

Görmeden Dönmeyin:
Fenix Müzesi, göçün yalnızca tarihsel değil, kişisel ve kültürel yönlerini de ele alan çağdaş sergilere ev sahipliği yapıyor. Müzenin Rotterdam Limanı’na bakan etkileyici konumu ve farklı kültürlerin hikâyelerini buluşturan sergileri, ziyaretin en unutulmaz durakları arasında yer alıyor.
Konum: Fenix, Paul Nijghkade 5, 3072 AT Rotterdam, Hollanda
Web Sitesi: O Anatolian Café & Bakery
Instagram: @o.anatoliancafe
“Accidentally” Değil, Bile İsteye Wes Anderson:
Bar Luce – Fondazione Prada, Milano, İtalya

Hayır, burası ünlü yönetmenin filmlerinin estetiğine benzeyen kareleri yakalayan Accidentally Wes Anderson hesabından fırlamış bir yer değil! Burası gerçekten de Wes Anderson tasarımı bir kafe. Fondazione Prada’nın içinde yer alan Bar Luce, klasik bir müze kafesinden çok Anderson’ın pastel tonlarla hayat bulan film evreninin gerçek hayattaki karşılığı gibi.
“The Grand Budapest Hotel”, “Moonrise Kingdom” ve “The Royal Tenenbaums” gibi filmleriyle kendine özgü bir görsel dil yaratan yönetmen, burayı tasarlarken 1950’ler ve 60’ların Milano kafelerinden ilham almış. Formica masalar, retro aydınlatmalar, eski tilt makineleri, jukebox ve pastel renk paleti, Bar Luce’yu Fondazione Prada’nın en çok fotoğraflanan köşelerinden biri haline getiriyor.

Menüde İtalyan kahveleri, aperitifler, paniniler, taze kruvasanlar, tiramisu ve dondurma gibi klasik lezzetler yer alıyor. Ancak buraya gelme sebebi çoğu zaman tabaktakilerden çok etrafınızdaki atmosfer oluyor.
Her köşesinde keşfedilecek yeni bir detay bulunan mekân, Wes Anderson’ın kusursuz simetrilerle örülü dünyasının içine kısa süreliğine de olsa adım atmak için ideal.
The Source – MONA, Hobart, Avustralya

Avustralya’nın en sıra dışı müzelerinden MONA (Museum of Old and New Art), sanat dünyasındaki cesur yaklaşımını gastronomiye de taşıyor. Müzenin en üst noktasında yer alan The Source, Tazmanya’nın mevsimsel ürünlerini odağına alan rafine mutfağı ve Derwent Nehri’ne hâkim manzarasıyla MONA deneyiminin en keyifli duraklarından biri. Restoranın adı da girişte ziyaretçileri karşılayan John Olsen imzalı dev tablodan geliyor.
Menü, Tazmanya’nın zengin doğal kaynaklarından besleniyor. Yerel deniz ürünleri, yabani av etleri, mevsim sebzeleri ve sürdürülebilir üreticilerden temin edilen malzemeler, klasik Fransız teknikleriyle yorumlanıyor.
Dört veya altı aşamalı tadım menülerinin yanı sıra alakart seçenekleri de sunan restoranın ödüllü şarap listesinde ise MONA’nın kendi bağlarından çıkan şaraplar önemli bir yer tutuyor.
Geniş cam cephelerden görülen nehir manzarası ve sanat eserlerinin masaların altına kadar uzandığı sıra dışı iç mekân tasarımı, yemeği müzenin doğal bir uzantısına dönüştürüyor.

Görmeden Dönmeyin:
MONA, David Walsh’ın kurduğu ve çağdaş sanatın en cesur örneklerine ev sahipliği yapan müzelerden biri. Yer altına doğru inşa edilen sıra dışı mimarisini keşfedin, James Turrell’in ışık enstalasyonlarını görün ve müzenin teraslarından Derwent Nehri manzarasının tadını çıkarın. Zamanınız varsa, MONA’ya Hobart’tan kalkan feribotla ulaşarak deneyimi daha da unutulmaz hale getirebilirsiniz.
Konum: MONA, 655 Main Road, Berriedale, Tasmania 7011, Avustralya
Web Sitesi: The Source
Instagram: @eatdrinkstay_mona
Le Jardinier – Güzel Sanatlar Müzesi, Houston, ABD

Doğadan ilham alan zarif mutfağıyla dikkat çeken Le Jardinier, Houston Güzel Sanatlar Müzesi bünyesinde sanat ve gastronomiyi aynı çatı altında buluşturuyor. Michelin yıldızlı şef Alain Verzeroli tarafından hayata geçirilen restoran, klasik Fransız mutfağını mevsimsel ürünler ve bitki odaklı bir yaklaşımla yeniden yorumluyor. Adını Fransızca “bahçıvan” anlamına gelen “jardinier” kelimesinden alan restoran, doğanın ritmini ve malzemenin en saf hâlini her tabağın merkezine yerleştiriyor.

Le Jardinier’nin menüsü, yerel üreticilerden temin edilen sebzeler, taze otlar ve sürdürülebilir deniz ürünleri etrafında şekilleniyor. İncelikle hazırlanan soslar ve hafif dokunuşlarla öne çıkan tabaklar, Fransız mutfağının zarafetini modern bir yorumla sunuyor.
İncecik kabak şeritleri, sarı biber coulis’i ve Comté köpüğüyle hazırlanan Zucchini Spaghetti ile havuç jus’u ve şeker bezelyeyle servis edilen Maine deniz tarağı, restoranın en beğenilen imza lezzetleri. Ferah iç mekânı ve müzenin çağdaş mimarisiyle bütünleşen atmosferi de bu deneyimi tamamlıyor.
Görmeden Dönmeyin:
Houston Çağdaş Sanat Müzesi; Claude Monet, Vincent van Gogh, Henri Matisse ve Jackson Pollock gibi sanatçıların eserlerini bir araya getiren zengin koleksiyonuyla ABD’nin en önemli sanat müzelerinden biri. Müzenin Kinder Building’inde yer alan çağdaş sanat galerileri ve heykel bahçesi de ziyaretin öne çıkan durakları arasında.
Konum: Museum of Fine Arts, 5500 Main Street, Suite 122, Houston, TX 77004, ABD
Web Sitesi: Le Jardinier Houston
Instagram: @lejardinierhouston
Beyeler Restaurant im Park – Fondation Beyeler, Basel, İsviçre
İsviçre‘nin en önemli sanat müzelerinden Fondation Beyeler, yalnızca etkileyici koleksiyonu ve Renzo Piano imzalı müze binasıyla değil, yemyeşil parkıyla da ziyaretçilerine benzersiz bir atmosfer sunuyor.
Müzenin hemen karşısındaki geç Barok Villa Berower’da yer alan Beyeler Restaurant im Park, sanat gezisini doğayla iç içe, sakin bir gastronomi deneyimine dönüştüren zarif bir durak.


Şef Philip Dollinger liderliğindeki mutfak, bölgeden temin edilen mevsimsel ürünleri merkeze alan sade ama rafine bir anlayış benimsiyor.
Menü düzenli olarak yenilenirken, ev yapımı lezzetler, barista kalitesinde kahveler ve İsviçre başta olmak üzere Avrupa’nın farklı bölgelerinden seçilen şaraplar öne çıkıyor.
Tarihi villanın şömineli salonu ile İspanyol tasarım stüdyosu Casa Muñoz tarafından yenilenen çağdaş iç mekânı arasında kurulan denge, restoranın karakterini tamamlıyor. Yaz aylarında ise parkın içindeki geniş terasta, Ellsworth Kelly ve Fischli/Weiss’ın heykellerine karşı yemek yemek başlı başına bu deneyimin en keyifli anlarından biri.
Görmeden Dönmeyin:
Fondation Beyeler, Claude Monet, Paul Cézanne, Vincent van Gogh, Pablo Picasso ve Mark Rothko gibi modern sanatın en önemli isimlerini bir araya getiren koleksiyonuyla Avrupa’nın en prestijli müzelerinden biri. Müzenin çevresindeki parkta yer alan açık hava heykellerini keşfetmeyi ve Renzo Piano’nun doğal ışığı merkeze alan mimarisini yakından incelemeyi de unutmayın.
Konum: Fondation Beyeler – Villa Berower, Baselstrasse 77, 4125 Riehen (Basel), İsviçre. (Restoran, müze binasının tam karşısındaki tarihi Villa Berower’da yer alıyor.)
Web Sitesi: Beyeler Restaurant im Park
Instagram: @beyelerrestaurantimpark
Oberon – New Museum, New York, ABD

New York‘un çağdaş sanat sahnesinin en önemli adreslerinden New Museum, kapsamlı yenilenme projesinin ardından kapılarını yalnızca yeni galerilerle değil, şehrin yaratıcı topluluğunu bir araya getirmeyi hedefleyen yeni restoranı Oberon ile açtı.
Müzenin zemin katında yer alan restoran, klasik bir müze kafesinden çok, sanatçılar, tasarımcılar ve kültür profesyonelleri için günün her saatinde yaşayan bir buluşma noktası olarak tasarlandı. Hatta müze kapandıktan sonra bile bağımsız girişinden hizmet vermeye devam ederek New York’un gece hayatına karışıyor.

Menünün öne çıkan lezzetleri arasında Oberon Burger, crudo, karidesli sarı mercimek dal ve kahverengi tereyağıyla hazırlanan fırınlanmış lahana yer alıyor. Restoranın her ayrıntısı, masa tasarımlarından çikolata ambalajlarına kadar farklı sanatçı ve tasarımcılarla yapılan işbirlikleriyle şekilleniyor; barın arkasındaki Ian Cheng imzalı yapay zekâ destekli dijital enstalasyon ise mekânın yaşayan bir sanat eserine dönüşmesini sağlıyor.

Oberon’un en dikkat çekici yönlerinden biri ise mimarisi. OMA tarafından tasarlanan mekânın iç ve dış yüzeyleri Portekiz’den getirilen mantar panellerle kaplanırken, mağarayı andıran sıcak atmosferi doğal dokular ve çağdaş tasarım detayları tamamlıyor.
Mutfağın başındaki Julia Sherman, sebze odaklı ama herkese hitap eden bir menü oluştururken, yemek deneyimini sanatın doğal bir uzantısı olarak ele alıyor.
Görmeden Dönmeyin:
New Museum, yalnızca çağdaş sanata odaklanan dünyanın sayılı müzelerinden biri. Yükselen uluslararası sanatçıların sergilerini keşfettikten sonra, yenileme projesi kapsamında eklenen yeni galerileri ve kamusal alanları gezebilir; ardından Bowery’nin bağımsız galerileri ve yaratıcı mekânları arasında yürüyüşe çıkarak New York’un en dinamik sanat rotalarından birini deneyimleyebilirsiniz.
Konum: New Museum, 235 Bowery, New York, NY 10002, ABD (Oberon, müzenin zemin katında yer alıyor; müze kapalıyken ayrıca 7 Freeman Alley girişinden de erişilebiliyor.)
Web Sitesi: Oberon NYC
Instagram: @oberon.nyc
Acropolis Museum Restaurant – Akropolis Müzesi, Atina, Yunanistan

Atina‘nın en etkileyici manzaralarından birine karşı yemek yemek istiyorsanız, Acropolis Museum Restaurant listenizin başında olmalı. Akropolis Müzesi’nin ikinci katında yer alan restoran, tavandan zemine uzanan camları sayesinde Parthenon ve kutsal kaya manzarasını günün her saatinde sofranıza taşıyor. Özellikle gün batımında, ışıkların antik tapınak üzerinde yarattığı atmosfer restoranı Atina’nın en özel gastronomi duraklarından birine dönüştürüyor.
Menü, Yunan mutfağının köklü tariflerini çağdaş bir yorumla sunuyor. Mevsim sebzeleri, Ege Denizi’nden gelen taze deniz ürünleri, zeytinyağlılar ve yerel peynirlerle hazırlanan tabaklar, ülkenin gastronomi mirasını sade ama özenli bir anlayışla yansıtıyor.
Kahvaltıdan akşam yemeğine kadar hizmet veren restoran, müze ziyaretinin ardından Yunan lezzetlerini Akropolis manzarası eşliğinde deneyimlemek isteyenler için ideal bir durak.

Görmeden Dönmeyin:
Akropolis Müzesi’nin en dikkat çekici bölümü olan Parthenon Galerisi, tapınağın frizlerini ve heykellerini orijinal yerleşim planına uygun biçimde sergiliyor. Müzenin girişindeki cam zemin sayesinde görülebilen antik Atina kalıntılarını keşfetmeyi, ardından kısa bir yürüyüşle UNESCO Dünya Mirası Listesi’ndeki Akropolis’e çıkmayı da unutmayın.
Konum: Acropolis Museum, Dionysiou Areopagitou 15, 11742, Atina, Yunanistan
Web Sitesi: Acropolis Museum
Instagram: @theacropolismuseum
Kapak fotoğrafı: Acropolis Museum Restauran


