61. Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu’nu temsil eden Nilbar Güreş imzalı “Gözlerinizden Öperim (A Kiss on the Eyes)” sergisinin küratörü Başak Doğa Temür ile sergiyi ve bienali ele alıyoruz.
9 Mayıs – 22 Kasım 2026 tarihleri arasında düzenlenen Venedik Bienali’nde Türkiye Pavyonu, bu yıl Nilbar Güreş’in “Gözlerinizden Öperim (A Kiss on the Eyes)” başlıklı sergisine ev sahipliği yapıyor. Küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün üstlendiği sergi, sanatçının farklı dönemlere yayılan üretimlerini yeni işler ile birlikte bir araya getiriyor. Fotoğraf, tekstil, heykel ve yerleştirme gibi farklı mecralar üzerinden kurulan bu yapı, izleyiciyi tek bir bakış açısına sabitlemek yerine kendi mesafesini kurmaya davet ediyor. Bienalin bu yılki teması “In Minor Keys” ile de güçlü bir ilişki kuran sergi, incelik, şefkat ve dikkat üzerinden şekillenen bir yaklaşım sunuyor.
Başak Doğa Temür ile gerçekleştirdiğimiz bu röportajda serginin çıkış noktasını, mekânsal kurgusunu ve izleyiciyle kurduğu ilişkiyi konuştuk.
Gözlerinizden Öperim (A Kiss on the Eyes) Sergisi Hakkında


- Tarih: 9 Mayıs – 22 Kasım 2026
- Yer: Venedik Bienali – Türkiye Pavyonu
- Detaylı bilgi
Küratörlüğünü Başak Doğa Temür’ün üstlendiği sergi, Nilbar Güreş’in Venedik Bienali için ürettiği yeni yapıtlarla önceki dönemlerinden seçilen işleri bir araya getiriyor. Fotoğraf, video, kolaj ve tekstil gibi farklı disiplinlerde üreten Güreş’in pratiği son yıllarda heykel ve yerleştirme ölçeğinde genişleyen bir üretim hattına yöneliyor. Türkiye Pavyonu’nda sunulacak sergi, İstanbul’da yürütülen kolektif bir üretim sürecinin sonucunda ortaya çıkan büyük ölçekli heykeller ve mekâna yayılan yerleştirmelerle izleyiciyle buluşuyor.
Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın (İKSV) koordinasyonunda, T.C. Dışişleri Bakanlığı himayesinde ve T.C. Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla Trendyol Sanat eş sponsorluğunda düzenleniyor. SAHA Derneği’nin prodüksiyon desteği sağladığı serginin havayolu partnerliğini Türk Hava Yolları üstleniyor. Vehbi Koç Vakfı da sergi kitabının hazırlığına yayın desteği veriyor.
Bienal Açılışının Ardından İlk Değerlendirme
Fotoğraf, kolaj, yağlıboya, heykel ve enstalasyon gibi farklı üretim biçimlerini bir araya getiren sergide; kumaş, makrome, yün, pirinç, ahşap ve gündelik nesneler önemli bir yer tutuyor. Eserler, bireysel hafızayla ortak geçmiş arasında gidip gelen duygulara odaklanırken serginin adı da güçlü bir çıkış noktası oluşturuyor. “Gözlerinizden öperim” ifadesi burada hem mesafeyi koruyan hem de yakınlık kuran incelikli bir ilişki biçimine dönüşüyor. Göçle birlikte büyüyen özlem ve aidiyet duygusu da serginin temel katmanlarından biri haline geliyor.
Türkiye Pavyonu’na girildiğinde ziyaretçileri Nilbar Güreş’in “av sahibi: misafir” adlı büyük ölçekli heykeli karşılıyor. Tavandan sarkan basket potasını andıran form, zamanla insan bedenine dönüşen örülü bir yapıya evriliyor. Spor alanına ait sert geometri ile ev içi emeğin ritmi aynı bedende birleşirken eser, ev sahibi ve misafir arasındaki görünmez gerilimi sorguluyor. Güreş burada sahiplik fikrinden çok birlikte yaşamanın başka ihtimallerine odaklanıyor.
Sergide ayrıca farklı statüleri temsil eden eteklerden oluşan “Amazon Tapınağı”, saçlarıyla büyük bir iğnedenliği sürükleyen figürü merkezine alan “Takılı Kalmış” ve kumaşlar, oyuncaklar, boncuklar ile gündelik eşyalar üzerinden hafıza ve çoğulculuk fikrini ele alan yerleştirmeler de yer alıyor.
Dr. Feride Çelik’in Venedik Bienali’nde görülmesini önerdiği 10 pavyonu keşfedin.
“Gözlerinizden Öperim” İsmi Nereden Geliyor?
Yaklaşmak ama ele geçirmemek, temas etmek ama dayatmamak.
“Gözlerinizden Öperim” oldukça dikkat çekici bir başlık. Bu isim serginin ruhunu nasıl yansıtıyor?

Serginin başlığını bizzat Nilbar Güreş verdi. “Gözlerinizden öperim” ifadesi Türkçede sıcak bir yakınlık duygusu taşıyan, ama aynı zamanda mesafeyi ve kişisel alanı da gözeten çok incelikli bir söz. Bence serginin ruhu da tam olarak burada şekilleniyor: Yaklaşmak ama ele geçirmemek, temas etmek ama dayatmamak.
Bu başlığı yalnızca şiirsel ya da dilsel bir jest olarak düşünmedik; serginin mekânsal kurgusunu da etkileyen bir yaklaşım hâline geldi.
Görsel: Küratör Başak Doğa Temür
Yapıtlar izleyiciyle sabit, karşıdan ve tek yönlü bir ilişki kurmuyor. Askıda kalıyor, yaslanıyor, yere yaklaşıyor ya da yukarıdan sarkıyor. İzleyiciyi tek bir bakış noktasına sabitlemek yerine, yaklaşmaya, durmaya, geri çekilmeye ve kendi mesafesini kurmaya davet ediyor.
Venedik Bienali ile “Gözlerinizden Öperim”in Ortak Noktası

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
Bienalin bu yılki teması “In Minor Keys”. Bu tema sizin için ne ifade ediyor ve “Gözlerinizden Öperim” ile nasıl bir ilişki kuruyor?
Gözlerinizden Öperim, Venedik Bienali’nin bu yılki teması In Minor Keys (Minör Tonlarda) ile akraba bir duyarlılık taşıyor. Bence bu yakınlık, inceliği politik bir güç olarak ele alma biçiminde ortaya çıkıyor. Nilbar Güreş’in pratiği de çoğu zaman büyük ve kesin anlatılar kurmak yerine, daha mütevazı jestler, küçük yer değiştirmeler ve dikkat gerektiren ilişkiler üzerinden ilerliyor.
Şefkat ve özenle mümkün olan birlikte var olma hâllerine işaret eden bir sergi bu, mütevazı gibi görünen jestler ve dikkatle kurulmuş formlar aracılığıyla yeni karşılaşma ihtimalleri açıyor.
Bu sergiyi kurgularken çıkış noktanız ne oldu? İzleyici içeri adım attığında nasıl bir karşılaşma yaşayacak?

Fotoğraf: Fatih Yılmaz

Fotoğraf: Fatih Yılmaz
Nilbar Güreş’le sergiyi kurgularken çıkış noktamız, onun pratiğini tek bir kavrama ya da anlatıya indirgemek değil; üretiminde uzun zamandır dolaşan tema, imge ve malzemelerin mekân içinde birbirleriyle karşılaşabileceği bir kurgu oluşturmaktı. Güreş’in buradaki üretimi fotoğraf, kolaj, tekstil, video, heykel ve yerleştirme gibi farklı mecralara yayılıyor ve bütün bu çeşitlilik ortak bir düşünme hattı içinde buluşuyor.

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
İzleyici sergiden içeri girdiğinde tek bir rota ya da tek bir okuma önerisiyle karşılaşmıyor. Daha çok, yapıtlarla kendi ritmi içinde ilişki kurduğu bir yerleşimin içine giriyor; yaklaşıyor, geri çekiliyor, etrafında dolaşıyor, duruyor. Mesafe, yükseklik, denge, askıda kalma ya da yaslanma gibi unsurlar burada yalnızca biçimsel tercihler değil, izleyicinin sergiyle kurduğu ilişkinin de parçası hâline geliyor.
2026 Venedik Bienali’nde Nilbar Güreş: Dünden Bugüne Türkiye Pavyonu
Eski ve Yeni İşler Bir Arada

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
Bienal için üretilen yeni işler ile önceki dönem yapıtların birlikte yer alması nasıl bir bütünlük oluşturuyor?
Bu serginin en heyecan verici yanlarından birinin bu olduğunu düşünüyorum. Çünkü bienal için üretilen yeni yapıtlar, Nilbar Güreş’in pratiğinde uzun süredir var olan bazı meseleleri sürdürürken, aynı zamanda bu meseleleri farklı malzemelerle, başka bir ölçek ve daha belirgin bir mekânsallık içinde yeniden kuruyor. Özellikle son yıllarda güçlenen üç boyutlu ve mekânsal düşünme biçimi, burada çok daha görünür hale geliyor.

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
Daha önce fotoğraf, kolaj ya da iki boyutlu yüzeylerde kurulan bazı gerilimlerin, bu kez heykel ve yerleştirme içinde hacim kazandığını görüyoruz. Bu nedenle sergi, eski ve yeniyi yan yana getiren bir seçki yerine, sanatçının pratiğinde süren dönüşümün mekânda somutlaşması gibi işliyor. Yeni yapıtlar, uzun süredir gelişen bir hattın daha belirgin ve yoğun bir ifadesi.
Seyircinin Gözünden “Gözlerinizden Öperim”

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
İşlerde aynı anda hem kırılganlık hem direnç, hem mizah hem tedirginlik, hem yakınlık hem mesafe var
Bu serginin izleyiciye en çok nereden dokunduğunu düşünüyorsunuz?
Bence bu sergi izleyiciye en çok, doğrudan açıklamadığı yerden dokunuyor. Bir mesajı ilan ettiği yerden değil; daha sezgisel, daha duygusal ve daha bedensel bir alandan. İşlerde aynı anda hem kırılganlık hem direnç, hem mizah hem tedirginlik, hem yakınlık hem mesafe var. Bu karşıtlıklar birbirini iptal etmiyor tam tersine serginin duygusal yoğunluğunu kuruyor.
Benim için şefkat burada belirleyici bir kavram. Ama bunu romantize edilmiş bir duygu olarak değil, özenli ve etik (bana göre) bir ilişkisellik biçimi olarak düşünüyorum. Karşındakine onu küçültmeden, onun yerine konuşmadan, peşin hüküm vermeden yaklaşmak. Bence serginin izleyiciye dokunduğu yer de tam burada beliriyor, teması zorlamayan ama geri de çekilmeyen, incelikle kurulmuş bir yakınlık alanında.

Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV
Bakışımızı yumuşatmak da bir direniş.
Sergiden çıkan en temel duygunun ya da düşüncenin izleyicide ne olmasını istersiniz?
İzleyicinin sergiden, dünyaya, başkasına, bedene ve mekâna biraz daha farklı bir yerden bakabilme ihtimaliyle çıkması benim için önemli. Bence serginin en temel meselelerinden biri şu: Bir arada olmanın başka biçimleri mümkün mü? Yakınlık her zaman sahiplenme anlamına gelmek zorunda mı? Birbirimize daha az hükmeden, daha dikkatli, daha incelikli biçimlerde yaklaşabilir miyiz?

Bu sergiyi tek bir cümleyle anlatmanız gerekse ne söylerdiniz?
Birbirimizi küçültmeden var olabileceğimizi, birbirimize yaslanarak dünyayı taşıyabileceğimizi, bakışımızı yumuşatmanın da bir direniş biçimi olabileceğini hatırlatan bir alan.
Görsel: Venedik Bienali Türkiye Pavyonu, 2026
Fotoğraf: Fatih Yılmaz / İKSV


