Sevil Dolmacı ile European Art II sergisi üzerine yaptığımız röportaj, Avrupa çağdaş sanatının farklı kuşaklarını buluşturan seçkinin küratöryel çerçevesini ve etkisini ele alıyor.
Sevil Dolmacı İstanbul, Avrupa çağdaş sanatının farklı dönemlerine odaklanan European Art II sergisiyle dikkat çekiyor. Robert Fleck küratörlüğünde şekillenen bu kapsamlı çalışma, II. Dünya Savaşı sonrası gelişen avangard mirası güncel sanat pratikleriyle aynı çerçevede buluşturuyor.
Sergide Heinz Mack, Rosemarie Trockel ve Erwin Wurm gibi sanat tarihine yön vermiş isimler, daha genç kuşakların üretimleriyle yan yana konumlanıyor. Sevil Dolmacı, OGGUSTO Sanat Editörü Feride Çelik‘e verdiği röportajda serginin küratöryel yaklaşımını, uluslararası iş birliklerinin Türkiye’deki koleksiyonerler üzerindeki etkisini ve yerel sanatçıların bu yapıdaki yerin anlatıyor.
European Art II Sergisi Hakkında

- Yer: Sevil Dolmacı – Beşiktaş
- Tarih: 9 Nisan-31 Mayıs 2026
- Ziyaret Saatleri: Tüm günler 10.00 – 19.00 | Pazar – Pazartesi randevu ile
Görsel: Oda Jaune, T like the Thinker, 2025, tuval üzerine yağlıboya, 160 x 140 cm.
Sevil Dolmacı Istanbul, Robert Fleck küratörlüğünde gerçekleşen “European Art II” sergisiyle Avrupa çağdaş sanatının farklı kuşaklarını bir araya getiriyor. 9 Nisan-31 Mayıs günlerinde düzenlenecek sergi, Avrupa sanat tarihine yön vermiş önemli isimlerin eserlerini, çağdaş kuşakların üretimleriyle yan yana getirerek disiplinler arası bir diyalog alanı açıyor.
Avrupa Sanatının İstanbul Çıkartması



Sevil Dolmacı Istanbul, “European Art II” ile Heinz Mack, Rosemarie Trockel ve Erwin Wurm gibi dünya sanat tarihine yön vermiş isimleri aynı çatı altında buluşturuyor. Bu kadar güçlü ve disiplinlerarası bir seçkiyi İstanbul izleyicisiyle buluşturmanın galeri misyonundaki karşılığı nedir?
“European Art II” ile bir araya getirdiğimiz Heinz Mack, Rosemarie Trockel ve Erwin Wurm gibi isimler, yalnızca sanat tarihine yön vermiş figürler değil; aynı zamanda farklı düşünme biçimlerinin, malzeme yaklaşımlarının ve estetik kırılmaların temsilcileri.
Bizim için bu sergi, İstanbul’u uluslararası sanat dolaşımının pasif bir izleyicisi olmaktan çıkarıp aktif bir temas noktasına dönüştürme arzusunun somut bir karşılığı. Galeri olarak misyonumuz, coğrafi sınırları aşan bir diyalog alanı kurmak ve bu ölçekte bir seçki, tam da bu vizyonun güçlü bir ifadesi
Küratöryel İş Birliği



Robert Fleck gibi önemli bir küratörle çalışmak, serginin uluslararası sanat piyasasındaki konumunu nasıl etkiliyor? Galeri olarak bu tür global iş birliklerinin Türkiye’deki koleksiyoner bilincine katkısını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Robert Fleck ile çalışmak, serginin yalnızca içeriksel derinliğini değil, uluslararası bağlamdaki okunurluğunu da belirgin şekilde güçlendiriyor. Fleck’in kurduğu düşünsel çerçeve, işleri tekil varlıklar olmaktan çıkarıp bir söylem bütünlüğü içinde konumlandırıyor.
Bu tür iş birlikleri, Türkiye’deki koleksiyonerler için de son derece kıymetli; çünkü eserle kurulan ilişkiyi estetik beğeninin ötesine taşıyarak tarihsel, kavramsal ve yatırım perspektiflerini birlikte düşünmeye imkân tanıyor. Bu da koleksiyonerlik pratiğinin daha bilinçli ve sürdürülebilir bir zemine oturmasına katkı sağlıyor.
Yerelden Evrensele



Sergide Ahmet Oran ve Gülfem Kessler gibi isimlerin, dünya devleriyle bir arada yer aldığını görüyoruz. Türk sanatçıların bu “Avrupa diyaloğu” içerisindeki konumlanışını ve serginin yarattığı estetik omurgadaki rollerini nasıl tanımlarsınız?
Ahmet Oran ve Gülfem Kessler gibi sanatçıların bu seçkide yer alması, bizim için temsil meselesinden çok daha fazlasını ifade ediyor. Bu sanatçılar, Avrupa merkezli sanat tarihinin içinde konumlanan ama aynı zamanda o dili dönüştüren aktörler.
Serginin estetik omurgasında, onların üretimleri bir “eklemlenme” değil, doğrudan bir “kurucu unsur” olarak yer alıyor. Yani burada bir periferiden merkeze yaklaşma değil; merkez kavramının yeniden tanımlandığı bir karşılaşma söz konusu.
Koleksiyon Değeri ve Gelecek

Minimalizmden post-kavramsal yaklaşımlara uzanan bu geniş yelpaze, bir koleksiyoner için “yarının klasiği” olmaya aday hangi ipuçlarını barındırıyor? 31 Mayıs’a kadar sürecek bu sergiden bir eseri koleksiyonuna katan kişi, aslında Avrupa sanat tarihinin hangi parçasını sahiplenmiş oluyor?

Bu sergi, minimalizmden post-kavramsal yaklaşımlara uzanan geniş bir spektrum sunarken, aslında koleksiyonerlere çok net bir şey söylüyor: Zamana direnen işler, yalnızca formel yenilik değil, düşünsel yoğunluk taşıyan işlerdir.
Bu seçkiden bir eser edinen koleksiyoner, yalnızca bir sanat nesnesine değil; Avrupa sanatının 20. yüzyıl sonrasındaki dönüşümüne beden, mekân, malzeme ve anlam ilişkilerinin yeniden yazıldığı bir döneme ortak olur. 31 Mayıs’a kadar devam eden bu sergi, bu anlamda bir “anı yakalama” değil; geleceğin sanat tarihine bugünden dahil olma fırsatıdır.
Görsel: Bernard Frize


