Sanatçı Esra Karaduman ile ‘İpin Ucundaki Hayaller’ Sergisi

Sanatçı Esra Karaduman ile ‘İpin Ucundaki Hayaller’ Sergisi

Sanatçı Esra Karaduman ile sanat hayatı ve yeni sergisi "İpin Ucundaki Hayaller" üzerine sohbet ettik.

Esra Karaduman

Sizi kısaca tanıyabilir miyiz?

Sanat aşığı Fatih’in kucağında, Balat’ta doğdum. Oldukça sessiz ve en büyük oyuncağı hayal kurmak olan bir çocuktum. Evdeki kitap okuma alışkanlığına ben de kapılmış birisi olarak hayatımın kitaplarla ve yazmakla ilgili bir şey üzerine kurulacağını düşünüyordum. Ta ki okuduğum ve hayalimde canlandırdığım satırları çizmenin daha zevkli olduğunu keşfedinceye kadar. Böylece 16 yaşımda bilinçli çizim serüvenim başladı. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesinde Geleneksel Sanatlar bölümünü seçtim ve minyatür sanatıyla orada tanıştım. Doğu kökenli bir kitap sanatı olması ve hikâye barındırması beni en çok büyüleyen tarafı oldu. Ama mezun olduğumda iş hayatına atılıp tekstil sektöründe desen tasarımcısı olarak çalışmaya başladım. 5 sene sonra yeterince özgür olmadığımı hissettiğim için iş hayatını bırakıp ipin ucunu sanata bağlamaya karar verdim.

Sanat hayatınızda bir kırılma noktası oldu mu? Olduysa bu durum nasıl gerçekleşti?

İş hayatını bırakınca tezhip ve minyatür eğitimine geri döndüm hatta Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tezhip Ana Sanat dalında yüksek lisansa başladım. Birbirinin içine girmiş olan tezhip ve minyatür sanatından; tezhibi her zaman minyatürü daha iyi anlamak için bir köprü olarak kullandım. Çok fazla sayıda orijinal el yazması eser incelemek, geleneği çok iyi anlamamı sağlamakla birlikte, hatırlama eyleminin geçmişten bugünümüze doğru gerçekleştiğini fark etmemi ve günümüze ait yeni bir şey söylemenin de elzem olduğunu hissettirdi. Yine aynı dönem Doğu ve Batı sanatı arasındaki farklılıklar ilgimi çekmeye başlayınca bir dönem Floransa’ya gittim. Orada kaldığım süre sanırım kırılma noktam oldu. 

Minyatür sanatının da değişip, dönüştüğünü görmekteyiz. Sizin minyatür sanatınızdaki değişimler nasıl oldu?

Geçmiş yüzyılları taklit etmek istememek ve bulunduğumuz çağın başka bir dile sahip olması sebebiyle minyatür sanatı da değişip, dönüşüyor. Çok fazla klasik çalışmadan sonra ben de yeni bir anlatım diline sahip olma gerekliliği duydum.

Minyatürlerdeki hikayelerde kapalı bir anlatım yoktur. Her şey olduğu gibi açık ve nettir yani okuduğumuzu aynı zamanda resim olarak izleriz. Bizde geçmişe dair fotografik izler bırakır, belge niteliği taşır. Aslında hiç bilmediğimiz bir tarihe bu resimlerle şahitlik ederiz. Çünkü zaman her şeyin solmasına izin verir.

Hatırlama yeniden bir tanımlama süreciyse eğer, geçmişi yeniden üretmek için bilmediğim bir çağda dolaşmaktansa kendi belleğim içinde gezerek kişisel tarihimi oluşturmayı ve yeni bir hikâye yazmayı tercih ediyorum. Bunun içinse minyatürün açık anlamlarından sıyrılıp, olayları birebir çizmek yerine “imgeler sağ kalır” düşüncesiyle hatırlamayı metaforlarla anlatmaya çalışıyorum. Böylece minyatür sanatını klasik bir kitap sanatı olmaktan çıkarıp yeni bir anlatım diline sokuyorum.

Teknik olarak; minyatür sanatında Batı resminde olduğu gibi bir ışık ve perspektif anlayışı yoktur. Çizimlerimde genel olarak bu anlayışı koruyorum. Yer yer gerçeğe yakın kullandığım teknikle de Doğu- Batı arasındaki köprüyü bağlı tutmaya çalışıyorum ve böylece çizimlerimde de güncel anlatımıma yakın bir yenilik taşımayı sağlamaya çalışıyorum. Hatırladıklarımın bana hissettirdikleri ile yolumu çizmeye başladım. Belki de yeterli materyalimin olmayışı beni metaphor arayışına itti.

Minyatürü çakılı kaldığı klasik anlayıştan ve yerden çıkarıp kendimce bir anlatım diline sokmak ve artık değişmeyecek olan geçmişi atıl durumdan çıkarıp, yaşayan aktif bir hale getirmek istedim.

Hepimizin köklerimize ve alışkanlıklarımıza olan bağlılığını düşünürsek ki; kökler bizim güvenli hissetmemizi de sağlar, geleneksel eğitimden aldığım teknik ve malzemelerin bazılarını ısrarla kullanıyorum. Bu karışım benim geçmişime kök salarken aynı zamanda büyümemi sağlıyor.

 

Minyatür sanatının son dönemlerde dijital örneklerini görüyoruz. Örneğin 2019 Venedik Bienali’nde Azarbeycan Pavyonunda sanatçılarını minyatür sanatını dijitalleştirdiklerini ve izleyiciler tarafından da keyifle izlendiğini gördük. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Her şeyin dijitalleştiği bir çağda minyatür de bundan nasibini aldı. Hareketli ve dijital örnekler elbette çok ilgi görüyor ve ben de yeni anlamda yapılan her çalışmaya heyecanla bakıyorum. Ama minyatür özünde zanaatı da barındıran bir sanat dalı. Bu bağlamda ince işçilik ve detaylar sanatın tekniğine olduğu kadar ruhuna da ait. Çünkü üretim süreci bir nevi terapi ve ritüel gibi. Kişinin kendi içine baktığı bir yolculuk gibi.

Dediğim gibi dijital çalışmalar, minyatür sanatının sınırlarını zorlayarak ulaşabileceği noktaları bize gösterip, heyecan yaratıyor ama koleksiyonerlerin çoğu duvarlarında seyretmek için kağıttan çalışmaları tercih ediyorlar.

Yeni serginizden biraz bahseder misiniz? Fikir nasıl oluştu ve gelişti?

“İpin Ucundaki Hayaller” gerçekten de sanatsal anlamda benim farklı bir yerden ipin ucunu tutma hikayem oldu. Daha önce başka sergilerde de okuduğum ve etkilendiğim satırlardan esinlenerek resmettiğim çalışmalarım oldu. Dediğim gibi minyatürdeki hikâyeler ve masalların Doğu’ya ait masallar olması ve bize konuyu birebir anlatması meselesi üzerine düşünürken neden etkilendiğim bir Batı eserinin bende bıraktığı duyguları da resmetmeyeyim ki? diye düşündüm. Çünkü ben kitap okurken zihnimde kendi görüntülerimi oluşturuyorum; kitap bittiğinde hikayeden çok bana ne hissettirdiği kalıyor geriye. İşte ben de belleğin kurgulayıcı rolünün esas olduğu kitapların yazarı Marcel Proust’tan ilhamla hatırlama üzerine düşünmeye başladım. Hem hikayede hem de çizimlerimde Doğu’dan çıkıp Batı’ya bakmaya çalıştım. Hatırlama çoğu zaman metaforlarla mümkün olduğundan minyatürdeki açık anlamlardan uzak imgeler kullandım. (Yün yumağı, makas, kelebek gibi). 

Minyatürdeki kalabalık anlatımdan uzak, oldukça sade anlatımım ise Doğu sanatındaki üsluplaştırmadan yola çıkmaktadır. Gereksiz detaylardan arınmış, ana karakteri koruyan bir anlatım dili. Bir şeyleri hatırlarken onları yeniden tanımlar ve geçmişi ilk halinden çıkarıp yeniden üretiriz. Bu anlamda benim minyatürlerim de kendini yeniden üreten bir sanat olarak var olmaktadır. Çizdiğim figürlerde kendimi kullanma sebebim, insanın  anılarını daima kendi penceresinden, kendi hissettikleri ile hatırlamasıdır. Bireyin kendi geçmişini hatırlamakla sürekliliğini sağlayabilmesi, kendisine bir kimlik inşa edebilmesi, kendi varoluşuyla ilgili bir alan yaratma çabası ya da bir anlamda akıp giden zamanı yakalama isteği.  Belki de zamanı kaybetme korkusuyla kendine resimsel bir bellek oluşturmak istemesi. O zaman benim çizdiklerim kendi kişisel tarihime ve minyatür sanatına birer resimli iz olarak kalsın isterim. 

 

Gelecek için yeni projeler ve fikirler var mı?

Öncelikle bu sergiyle birlikte yeni bir anlatım dili sunduğum çalışmalarımın yaratacağı etkiyi herkesle birlikte izleyip, özümsemek ve uzaktan bakarak anlamak istiyorum. Ama gelecekteki yapacağım çalışmalar için diyebilirim ki; madem bellek yaşayabilmek için öğrenmemiz gerekenlerin depolandığı yer o zaman bellek geçmişten çok bugün ve gelecek için var.  O halde minyatürü geçmişteki halinden çıkarıp günümüzde yeni bir forma sokmak; üsluplaştırma yani sadeleşme meselesi üzerine düşünmek ve gelecekteki belleğimize yeni bir biçimde bırakmak benim çizimlerimin karşılığı ve amacı olabilir. 

Son olarak; kendimi ve sergimi anlatma fırsatı sunduğunuz için öncelikle size ve okuyan tüm okurlarımıza teşekkür etmek isterim.

Esra Karaduman’ın, İpin Ucundaki Hayaller, adlı sergisi 12.01.2021- 06.02.2021 tarihleri arasında Ferda Art Platform’da.

OGGUSTO Sanat Editörü Feride Çelik’in diğer yazılarını okumak için tıklayın.

Dünyadan en yeni haberleri ilk bilen olmak için OGGUSTO’nun haftalık e-bültenine kaydolun.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.