white banner

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

21.10.2025
OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

Yazı Boyutu:

İstanbul’un tarih katmanları arasında kendi hikâyesini inşa eden 18. İstanbul Bienali, küratör Christine Tohmé’nin rehberliğinde bu kez alışılmış zaman çerçevelerini kırıyor. Lübnanlı küratör, bienali üç yıla yayılan bir süreç olarak kurgulayarak sanat üretiminin yalnızca sergilenme anını değil, oluş, dönüşüm ve araştırma evrelerini de görünür kılmayı amaçlıyor.

Bienalin kavramsal omurgasını oluşturan “Üç Ayaklı Kedi” başlığı, hem İstanbul’un kedilerle dolu gündelik hayatına hem de bu hayvanların sezgisel dayanıklılığına gönderme yapıyor. Kedinin, eksikliğine rağmen dört ayağının üzerine düşme becerisi; kırılganlık ile direncin, yaralanmışlık ile yaşama tutunmanın bir metaforuna dönüşüyor. Üç ayaklı olması ise bienalin üç yıllık yapısını simgeliyor: 2025 sergi yılı, 2026’da gerçekleşecek akademi programı ve 2027’de planlanan kapanış etkinlikleriyle tamamlanacak bir süreç.

Tohmé, bu yapı üzerinden “ayakta kalma” eylemini yalnızca fiziksel bir direniş biçimi değil, aynı zamanda sanatsal ve toplumsal bir düşünme pratiği olarak ele alıyor. Bienalin farklı mekânlarına yayılan işler; kırılganlık, aksaklık, süreklilik ve dayanışma kavramlarını katman katman örerek sanatın toplumsal krizler karşısında nasıl bir varoluş alanı açabileceğini sorguluyor.

Bu bienal, izleyiciyi durduğu yerden sarsmayı değil, onunla birlikte “ayakta kalma” halini düşünmeye davet ediyor. Kırılan, tökezleyen, eksilen ama yine de yürümeye devam eden bir dünya tahayyül ediyor — estetik ile direncin birbirine dokunduğu, sanatın yeni bir denge arayışına dönüştüğü bir alan.

Şehrin Hafızasında Yeni Kapılar

Bu yılki bienal, yalnızca temasıyla değil, mekân seçimiyle de önceki edisyonlardan ayrışıyor. İstanbul’un farklı semtlerinde, uzun süredir kapalı kalmış ya da gündelik hayatın içinde görünmezleşmiş yapılar özel olarak restore edilerek yeniden sanatın hizmetine açılmış. Böylece bienal, sadece çağdaş sanatı değil, şehrin belleğini de görünür kılıyor.

Küratör ekibi, mekânları birbirine yürüyüş mesafesinde konumlandırarak izleyiciyi hem sergiler arasında hem de kentin kendi dokusu içinde bir keşif rotasına davet ediyor. Her adım, hem sanat hem şehirle kurulan bir temasa dönüşüyor; taş duvarların arasında, dar sokaklarda, beklenmedik geçitlerde bienalin ruhu dolaşıyor.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

Bu mekânlardan biri olan Elhamra Han, Beyoğlu’nun kalabalığında çoğumuzun yanından fark etmeden geçtiği bir yapıydı. Bugün içinde çeşitli dükkânların yer aldığı bu han, bienal vesilesiyle yeniden kamusal bir sanat mekânına dönüşüyor. Eskiden “Cam Saray” olarak anılan yapının yukarı baktığınızda görebileceğiniz cam tavanı, ışığı ve zamanı süzerek mekâna bambaşka bir atmosfer kazandırıyor — sanki İstanbul’un geçmişine yukarıdan bir bakış gibi.

Fotoğraf; Sahir Uğur Eren

Elhamra Han – Sessiz Odalarda Direnişin Yankısı

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Elhamra Han

Elhamra Han’ın ikinci katında, sanatçıların oda oda yerleştirmeleriyle karşılaşıyoruz. Her bir kapı, başka bir hikâyeye açılıyor. Bu bölümde beni en çok etkileyen iki video işi ve bir yerleştirme oldu.

Genellikle bienallerde video işler uzun süreleri ve karanlık izleme koşulları nedeniyle izleyicide sabır gerektirir fakat Mona Benyamin ve Natasha Tontey’in işleri bu çabayı fazlasıyla karşılıyor. Filistinli sanatçı Mona Benyamin, kendi ailesini bir televizyon haber programı formatına yerleştirerek ülkesindeki gerilimi içerden bir bakışla aktarıyor. Sohbet giderek yükselen bir tansiyona dönüşüyor; evin içi, savaş haberlerinin yankılandığı bir stüdyoya dönüşüyor adeta.

Natasha Tontey ise kendi kabilesinin geleneklerini kurgusal bir karakter aracılığıyla yeniden canlandırıyor. Garden Amidst the Flame adlı videosunda, Minahasa halkının ritüellerinden yola çıkarak kadınların direniş biçimlerini ve toplumsal cinsiyet rollerini yeniden kurguluyor. Folklorik ögeleri çağdaş bir estetikle harmanlayan Tontey, ritüel dansı bir tür direniş ve iyileşme alanına dönüştürüyor; hafızanın ve kimliğin kuşaklar arası aktarımını sorgularken kırılganlıkla güç arasındaki dengeyi görünür kılıyor.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Sevil Tunaboylu

Bu katın bir diğer çarpıcı işi, Sevil Tunaboylu’ya ait. Sanatçı, odalara yayılan yerleştirmelerinde Üsküp’ten göç eden ve marangozlukla uğraşan ailesinin hikâyesinden yola çıkarak İstanbul’un değişen yüzüne bakıyor.

Fransız Yetimhane Bahçesi – Sığınmanın ve Tahakkümün Arasında

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

Bienalin en etkileyici duraklarından biri kuşkusuz Fransız Yetimhane Bahçesi. Uzun süredir kapalı kalan bu mekân, bienal vesilesiyle yeniden kamusal yaşama açılmış. Bahçeye adım attığınızda sizi kırmızı varillerin içine yerleştirilmiş narenciye ve zeytin ağaçları karşılıyor. Akdeniz iklimine özgü bu bitkiler, sanatçı Khalil Rabah’ın tasarladığı bir platform üzerinde, adeta geçici bir ekosistem gibi konumlanmış.

Varillerin parlak kırmızısı ile toprağın doğal rengi arasındaki tezat, hem üretim hem de sömürü ilişkilerine işaret ediyor. Platformun tam karşısında ise yeşil mermer kaidenin üzerinde kırmızı bir kaldırma paleti duruyor. Üzerinden geçen bir su borusu var, ancak su ters yönde akıyor. Bu küçük terslik, hem işlevsizliği hem de direnci çağrıştırıyor; düzenin dışına taşan bir jest gibi.

Rabah’ın işi, bu eski yetimhane bahçesini bir tür metafora dönüştürüyor: Sığınma ile tahakkümün aynı yerde var olabileceğini hatırlatıyor. Tıpkı burada bir zamanlar yaşamış çocuklar gibi; korunmuş ama aynı zamanda gözetim altında, özgürlüğü sınırlı bir bahçe.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

Ayman Zedani – Tuzun Hafızası

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

Galata Rum Okulu’nun koridorlarında ilerlerken binanın daha sessiz bir köşesinde Ayman Zedani’nin yerleştirmesiyle karşılaşıyorsunuz. İlk bakışta sade görünen bu alan, mekânla kurduğu doğal ama derin uyum sayesinde izleyiciyi hemen içine çekiyor. Zemini tamamen kaplayan tuz tabakası, her adımda çatırdayarak bir ses üretiyor; bu ses, hem kırılganlık hem de varoluşun ağırlığına dair fiziksel bir hatırlatma gibi.

Alana dikkatle kulak verdiğinizde ise, tuzun sessizliği içinden kambur balinaların sesleri yükseliyor. Zedani’nin ses yerleştirmesi, denizlerdeki tuz oranının artışıyla değişen ekosistemleri işaret ediyor. Bu sesler bir tür çığlık gibi yankılanıyor — insan müdahalesinin doğada bıraktığı yankının, su altından gelen bir yankısı.

Zedani, bu iki unsuru (tuzu ve sesi) ustalıkla bir araya getirerek hem iklim krizine hem de bedenimizin doğayla kurduğu karmaşık ilişkiye dair sessiz bir meditasyon yaratıyor. Tuz, burada hem koruyucu hem de aşındırıcı; tıpkı insanın doğaya dokunuşu gibi, hem var ediyor hem yok ediyor.

Külah Fabrikası – Emeğin Görünmeyen Ağırlığı

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Fotoğraf; Sahir Uğur Eren

Bu bienal sayesinde ilk kez kapılarını açan Külah Fabrikası, adeta şehrin endüstriyel belleğini gün yüzüne çıkarıyor. Beton duvarlar, paslı borular ve üretim izleriyle dolu bu mekân, sanatla buluştuğunda hem geçmişin hem de bugünün çalışma ritimlerini hatırlatıyor.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler

Kosovalı sanatçı Doruntina Kastrati’nin yerleştirmesi, anlam ve içerik bakımından mekânla olağanüstü bir uyum içinde. Kastrati, endüstriyel malzemeler ve mekâna yerleştirdiği ekranlar aracılığıyla, bir Türk lokumu fabrikasında çalışan kadın işçilerin gündelik rutinine odaklanıyor. Uzun, tekrarlı ve ağır iş koşulları, ekranlardaki görüntülerle izleyicinin bedeninde yankı bulan bir ritme dönüşüyor.

Fabrika mekânının dokusuyla birleşen bu yerleştirme, yalnızca emeğin fiziksel yükünü değil, aynı zamanda görünmez kılınan kadın emeğinin sessiz dayanıklılığını da görünür kılıyor. Kastrati’nin işi, üretim bandının monotonluğunda kaybolan hayatların ritmini, izleyiciye hem görsel hem işitsel bir deneyim olarak yeniden hissettiriyor.

Galeri 77 – Fısıldayan Barajın Sessiz Ağıdı

Galeri 77’de yer alan Ola Hassanain’in “Fısıldayan Baraj” adlı yerleştirmesi, hem sesiyle hem de görselliğiyle izleyiciyi içine çeken bir atmosfer yaratıyor. İsminin ima ettiği gibi, bu baraj gerçekten de fısıldıyor ama bu fısıltı bir suyun huzur sesi değil, kaybolmuş bir yaşamın yankısı.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Ola Hassanain, “Fısıldayan Baraj
Fotoğraf; Sahir Uğur Eren

Duayla birlikte sergilenen fotoğraflar, sular altında kalmış köylerin, evlerin, ağaçların ve anıların izlerini taşıyor. Hassanain, izleyiciyi bir barajın sessizliğinde, insan müdahalesinin yuttuğu hayatlarla yüzleştiriyor.

Bu yerleştirme, modernleşmenin ve kalkınmanın görünmeyen bedellerini hatırlatıyor: Doğanın sesi artık suyun değil, boğulmuş bir geçmişin fısıltısı.

Dilek Winchester – Unutulmuş Alfabelerin Yankısı

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Dilek Winchester
Fotoğraf; Sahir Uğur Eren

Aynı mekânda yer alan Dilek Winchester’ın yerleştirmesi, izleyiciyi dillerin ve alfabelerin hafızasına doğru bir yolculuğa çıkarıyor. Sanatçı, Latin alfabesi kabul edilmeden önce Anadolu ve çevresinde kullanılmış dillerin izlerini sürüyor; bu topraklarda bir zamanlar konuşulmuş ama artık gündelik yaşamdan silinmiş zengin dil katmanlarını yeniden görünür kılıyor.

Winchester’ın yerleştirmesi, harfleri yalnızca bir iletişim aracı olarak değil, birer görsel ve duyusal form olarak ele alıyor. Her harf, kendi estetiğiyle bir kimliği, bir kültürü, bir geçmiş sesi temsil ediyor. Bu görsel kompozisyon içinde harfler birer işaret değil, yankı haline geliyor — artık konuşulmayan dillerin sessiz melodisi gibi.

Sanatçı, izleyiciyi tanımadığı ama bir yerlerde duyumsadığı bir dilin içine çekiyor; sanki belleğimizin derinlerinde kalan bir cümleyi hatırlatmak ister gibi. Winchester’ın işi, dilin hem aidiyet hem de unutuluşla kurduğu ince bağı zarif bir biçimde hissettiriyor.

Muradiye Han – Madenin Bedeli

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Muradiye Han

Muradiye Han’da yer alan Ana Alenso’nun yerleştirmesi, “Madenin verdiğini maden alır” söyleminden yola çıkarak doğayla insan arasındaki kırılgan ilişkiyi gözler önüne seriyor. Sanatçı, özellikle altın gibi değerli madenlerin çıkarılma süreçlerinde kullanılan zararlı yöntemlerin hem doğaya hem de insana verdiği tahribatı görünür kılıyor.

Yerleştirmede kullanılan endüstriyel materyaller, parlak metallerle zehirli atıkların çarpıcı karşıtlığı içinde sergileniyor. Bu kontrast, madenciliğin ışıltılı yüzünün ardındaki görünmez yıkımı izleyiciye hissettiriyor. Alenso’nun işi, bir yandan tüketim arzusu ve ekonomik büyüme gibi kavramların büyüsünü sorgularken, öte yandan bu büyünün altında kalan insan bedenlerini, solunan havayı, zehirlenen toprağı hatırlatıyor.

“Madenin verdiğini maden alır” sözü, burada neredeyse bir uyarıya dönüşüyor: doğanın bize sunduğu her şeyin bir karşılığı var.

Meclis-i Mebusan Caddesi No: 35 – Kırılan Heykellerin Hatırası

Bienalin son durağı, Meclis-i Mebusan Caddesi 35 numarada yer alıyor. Bu mekânda Şilili sanatçı Pilar Quinteros’un yerleştirmesi, zamanında heykelleri tahrip edilen Türk heykeltıraş Muzaffer Ertoran’a bir gönderme niteliğinde. Quinteros, Tolayon’un yaşadığı bu yıkımın izlerini bugüne taşıyor; sanatçının heykellerini bilinçli biçimde parçalayıp mekânın farklı noktalarına dağıtarak hem yıkımı hem de yeniden var olmayı aynı anda gösteriyor.

OGGUSTO Sanat Editörü Seçti: Bienal İzlenimleri ve Dikkat Çekenler
Pilar Quinteros
Fotoğraf; Sahir Uğur Eren

Bu parçalanmış heykeller, mekânın duvarlarına ve zeminine yayılmış halde, bir tür sessiz anıt oluşturuyor. Her parça, geçmişte bastırılmış bir sanatçının sesini yeniden duyuruyor. Quinteros’un işi, bir yandan hafıza ve şiddet, öte yandan direnç ve yeniden doğuş kavramlarını iç içe geçiriyor.

Sanatçı, kırılmış formlar aracılığıyla aslında sanatın yıkılsa da yok olmadığını hatırlatıyor. Bu mekânda dolaşırken, taşların arasında yankılanan o sessiz güç hissediliyor — kırılmanın içinde bile ayakta kalmanın mümkün olduğu bir dünya.

23 Kasım’a kadar açık olan bu bienal, İstanbul’un kalbinde, bir yandan geçmişin tozunu silkelerken bir yandan da geleceğe dair umutlu bir nefes bırakıyor. Mekânlar, sesler, hikâyeler birbirine karışıyor; kırılmanın, direncin ve yeniden doğuşun izlerini sürmek için bundan daha iyi bir zaman yok. Mutlaka görün, mutlaka dinleyin.

Kapak Görseli: Ola Hassanain Fotoğraf; Sahir Uğur Eren

Feride Çelik
Feride Çelik Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için