white banner

Quick Art Space ve "Deftere Düşen Sabah Işığı" Sergisi Üzerine

07.07.2026
Quick Art Space ve "Deftere Düşen Sabah Işığı" Sergisi Üzerine

Yazı Boyutu:

Merve Dündar’ın “Deftere Düşen Sabah Işığı” isimli solo sergisi, Nergis Abıyeva küratörlüğünde 28 Nisan – 31 Ağustos 2026 arasında Quick Art Space’te izleyiciyle buluşuyor. Quick Art Space ve sergi üzerine Quick Art Space Yönetim Kurulu Başkanı Mine Erdemoğlu ve Quick Art Space Direktörü ve serginin küratörü Nergis Abıyeva ile sohbet ettik.

Mine Erdemoğlu – Quick Art Space Yönetim Kurulu Başkanı

Quick Art Space’in Vizyonu

Quick Art Space sergisinden geniş bir iç mekan, karanlık gri duvarlar boyunca spot ışıklarıyla aydınlatılmış çeşitli sanat eserleri, vitrinlerdeki küçük objeler ve zeminde doğal malzemelerden oluşan büyük bir enstalasyon sergileniyor. Geniş cam pencerelerden dışarıdaki şehir manzarası ve tavandaki halka şeklindeki aydınlatmalar modern bir atmosfer yaratıyor.

Quick Art Space’in kuruluşunda sizi en çok motive eden ihtiyaç neydi?

Türkiye’de çok değerli sanatçılar ve yüksek nitelikli eserler üretiliyor. Ancak bu üretimlerin görünürlük kazanabileceği, sanatçılarla izleyicileri daha güçlü bir biçimde buluşturan ve uzun vadeli kültürel değer yaratan platformlara ihtiyaç olduğunu düşünüyoruz. Quick Art Space’i kurarken bizi en çok motive eden ihtiyaç da tam olarak buydu: sanat üretimi ile izleyici arasında daha güçlü ve sürdürülebilir bağlar kurulmasına katkı sağlamak ve özellikle bağımsız ile orta kariyer dönemindeki sanatçılar için destekleyici, özgür ve nitelikli bir alan oluşturmak.

Biz, sanatın yalnızca sergilenen bir alan değil; aynı zamanda düşünce üretiminin, diyaloğun ve toplumsal gelişimin önemli bir parçası olduğuna inanıyoruz. Bu inançla Quick Art Space, 2023 yılında Maher Holding girişimiyle, kâr amacı gütmeyen; farklı disiplinlerde sergi, atölye, performans ve konuşma programlarına yer veren, dinamik, sürdürebilir, esnek ve yenilikçi bir sanat kültür platformu olarak kuruldu.

Quick Art Space sergisinden bir görünüm sunan bu detayda, koyu gri bir zemin üzerinde, sol üstte kahverengi bir kaya ile altta beyaz bir panel üzerinde farklı tonlarda yeşil ve koyu renkli, buruşuk yapraklara benzeyen doğal parçacıklar, küçük bir deniz kabuğu ve yuvarlak koyu bir obje sanatsal bir düzenlemeyle sergileniyor.

Kurumun “orta kariyerindeki sanatçıları destekleme” yaklaşımı Türkiye sanat ortamında önemli bir boşluğa karşılık geliyor. Arkasındaki vizyonu sizden dinleyebilir miyiz?

Sanat ekosisteminde genellikle kariyerinin başındaki genç sanatçılar ve uluslararası ölçekte tanınmış isimler daha görünür oluyor. Ancak sanatçının üretim anlamında en olgun ve en özgün dönemlerinden biri olan orta kariyer süreci çoğu zaman yeterince desteklenmiyor.

Biz bu noktada önemli bir ihtiyaç alanı gördük. Orta kariyer sanatçıları hem birikimlerini derinleştirmiş hem de yeni ifade biçimlerini araştıran üreticiler olarak sanat ortamına önemli katkılar sunuyor. Quick Art Space’in vizyonu, bu sanatçıların yeni projeler geliştirebileceği, yaratıcı riskler alabileceği ve izleyiciyle daha güçlü ilişkiler kurabileceği bir alan yaratmaktır.

Bu yaklaşımın yalnızca günümüz kültürel yaşamına değil, aynı zamanda geleceğin sanat tarihine de katkı sunduğuna inanıyoruz. Çünkü bugün desteklenen üretimler, yarının kültürel hafızasını oluşturacaktır.

Quick Art Space’in yalnızca bir sergi mekânı değil, aynı zamanda kamusal programlarla bir buluşma alanı olması da önemli. Quick Art Space’in izleyici geliştirme stratejisini sizden dinleyebilir miyiz?

Quick Art Space’te düzenlediğimiz farklı disiplinlerde sergi, atölye, performans ve konuşma programları aracılığıyla farklı yaş ve ilgi gruplarından izleyicileri sanatla buluşturmaya hedefliyoruz. Bizim için önemli olan, sanatın daha geniş kitlelere ulaşması ve insanların sanatla kişisel bir bağ kurabilmesidir. İzleyiciyi yalnızca sergiyi gezen kişi olarak değil, sanat üretiminin aktif bir paydaşı olarak görüyoruz. Bu nedenle kamusal programlarımızı da sergilerin doğal bir uzantısı olarak değerlendiriyoruz.

Quick Art Space’in izleyici geliştirme stratejisinin temelinde, izleyiciyle uzun vadeli ve sürdürülebilir ilişkiler kurmak yer alıyor. Her ziyaretçinin mekândan yeni bir fikir, farklı bir bakış açısı ya da yeni bir ilhamla ayrılmasını arzu ediyoruz. Uzun vadeli hedefimiz; düzenli olarak takip edilen bir kültür ve sanat merkezi olmak ve sanatın gündelik yaşamın doğal bir parçası haline gelmesine katkı sunmaktır.

Merve Dündar Sergisi ve Kurumun Geleceği

Koyu renkli bir vitrin içinde, doğal yaşam döngülerini ve kırılganlığı temalaştıran bir Quick Art Space sergi enstalasyonundan bu detaylı görselde, ikiye ayrılmış Hindistan cevizi kabuklarının içinde kırık yumurta kabukları, etrafında ve diğer kırık yumurta kabuklarının içinde farklı boyutlarda salyangoz kabukları, arka planda kurumuş bitki kalıntıları ve ön planda küçük bir cam şişe ile seramik bir kap sanatsal bir düzenleme oluşturuyor.

Merve Dündar’ın sağlığında planlanan bu serginin sizin için anlamı nedir? Birçoğu izleyiciyle ilk kez buluşan, yeni üretilmiş işlerin yer aldığı bu sergide kurum olarak üstlendiğiniz rollerden bahsedebilir misiniz?

Bu sergi bizim için son derece anlamlı ve özel bir proje. Merve Dündar’ın hayattayken üzerinde çalıştığı bir serginin gerçekleşmesine katkı sunmak hem büyük bir sorumluluk hem de güçlü bir vefa duygusu taşıyor. Sanatçının üretim sürecinde şekillenen fikirlerinin izleyiciyle buluşmasına aracılık etmek ve onun sanatsal mirasına sahip çıkmak bizim için çok kıymetli.

Sergide yer alan eserlerin önemli bir bölümü ilk kez izleyiciyle buluşuyor. Bu durum, sergiyi yalnızca bir anma ya da değerlendirme projesi olmaktan çıkararak sanatçının üretim pratiğine dair yeni okumalar yapılmasına olanak tanıyor. Aynı zamanda izleyicilere, Merve Dündar’ın düşünsel dünyasını ve yaratıcı yaklaşımını daha kapsamlı biçimde deneyimleme fırsatı sunuyor.

Kurum olarak bu süreçte yalnızca ev sahipliği yapan bir yapı olmadık. Üretim süreçlerinin desteklenmesinden serginin hayata geçirilmesine, görünürlüğünün sağlanmasından sanatçının mirasının doğru ve özenli bir şekilde aktarılmasına kadar pek çok aşamada aktif sorumluluk üstlendik.

Quick Art Space’in sanatçıların üretimlerini destekleme ve kültürel hafızaya katkı sunma misyonu doğrultusunda bu sergiyi, sanatçının eserlerini yeni kuşaklarla buluşturan önemli bir kültürel değer olarak görüyoruz.

Quick Art Space’i klasik bir kurumsal sanat mekânından ayıran temel özellikler nelerdir?

Bizi farklılaştıran en önemli unsurlar, sanatçı ve izleyici odaklı yaklaşımımız ve uzun vadeli bakış açımızdır.

Quick Art Space yalnızca sergilere ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapan bir mekân olarak tasarlanmadı. Aynı zamanda sanatçıların üretim süreçlerine katkı sunan, kültürel değer yaratan ve kurumsal yapının sağladığı sürdürülebilirlik ile bağımsız sanat alanlarının dinamizmini bir araya getiren bir sanat ve kültür platformudur.

Sanatı toplumun farklı kesimleriyle buluşturmayı ve kültürel diyaloğu güçlendirmeyi kurumsal sorumluluğumuzun bir parçası olarak görüyoruz. Bu doğrultuda ve Quick Art Space’in, sanatın herkes için erişilebilir olduğu ve etkileşime açık bir buluşma noktası olmasını hedefliyoruz. Sergi ve etkinlik alanımız sadece bina çalışanlara değil, çevre sakinlerine ve bölgeyi ziyaret eden tüm sanatseverlere açıktır.

Bizim için önemli olan; sanatçıya alan açmak, izleyiciyle güçlü bağlar kurmak ve çevreyle organik bir ilişki geliştirerek sanat ve kültür alanında farkındalık yaratmaktır.

Kuruluşundan bu yana izleyici profili ve sanat çevresinden aldığınız geri dönüşler nasıl şekillendi?

Kuruluşumuzdan bu yana oldukça çeşitli bir izleyici kitlesine ulaştık. Sanat etkinliklerimizi ve programlarımızı; sanat profesyonelleri, koleksiyonerler, akademisyenler, öğrenciler ve farklı sektörlerden sanatseverler yakından takip ediyor.

Sanat çevresinden aldığımız geri dönüşlerde, özellikle sanatçıların üretim süreçlerine ve görünürlüğüne verdiğimiz destek, sergilerimizin niteliği ve sanatçılarla izleyiciler arasında kurduğumuz samimi diyalog öne çıkıyor. Bunun yanı sıra farklı disiplinleri bir araya getiren programlarımızın ve erişebilir yaklaşımımızın da takdir edildiğini görmekten memnuniyet duyuyoruz.

Bu geri dönüşler bizim için son derece kıymetli. Çünkü Quick Art Space’i yaşayan, gelişen ve sürekli öğrenen bir sanat-kültür platformu olarak görüyoruz. İzleyicilerimiz ve sanat çevreleriyle kurduğumuz etkileşim hem programlarımızı geliştirmemize hem de kültürel üretime daha güçlü katkılar sunmamıza olanak sağlıyor.

Beş yıl sonra Quick Art Space’i sanat ekosistemi içinde nasıl bir konumda görmek istiyorsunuz?

Beş yıl sonra Quick Art Space’in yalnızca sergileriyle değil, sanat üretimini ve görünürlüğünü destekleyen, bütüncül yaklaşımıyla örnek gösterilen, saygın ve etkili çağdaş sanat-kültür platformlarından biri olmasını istiyoruz.

Sanatçıların üretim, araştırma, sergi ve etkinlik süreçleri için başvurdukları güçlü bir platform; izleyiciler için güvenilir bir kültürel buluşma alanı ve uluslararası iş birlikleri geliştiren saygın bir sanat-kültür kurum olmayı hedefliyoruz.

En önemlisi, sanatçılar, küratörler, araştırmacılar ve izleyiciler arasında sürdürülebilir bağlar kurarak kültürel diyaloğu güçlendiren ve sanatın dönüştürücü gücüne katkı sunan bir merkez olarak anılmak istiyoruz.

Çünkü sanatın yalnızca estetik bir alan değil, toplumların yaratıcı kapasitesini ve geleceğe bakışını şekillendiren stratejik bir güç olduğuna inanıyoruz.

Nergis Abıyeva – Quick Art Space Direktörü & Küratör

Serginin Küratoryal Kurgusu

Siyah mürekkeple yoğun ve kıvrımlı kısa çizgilerle oluşturulmuş tüylü, dalgalı bir arka planın üzerine, farklı duyguları ve durumları ifade eden Türkçe kelimelerin (örneğin hassas, mutlu, heyecanlı) yazılı olduğu daraltılmış kağıt şeritlerinin akarsu gibi dallanarak ilerlediği bu karma teknik eser, Quick Art Space sergisinin dikkat çekici bir parçası olarak göze çarpıyor.

Deftere Düşen Sabah Işığı başlığı nasıl ortaya çıktı? Bu başlığın Merve Dündar’ın pratiğiyle kurduğu ilişkiyi nasıl tanımlarsınız?

“Deftere Düşen Sabah Işığı” başlığı, Merve Dündar’ın pratiğinin merkezinde yer alan defterlerden ve sabah rutinlerinden hareketle ortaya çıktı. Merve, günün ilk saatlerinde çalışmayı, zihin egzersizleri yapmayı seven bir sanatçıydı. Sabah yürüyüşleri, gözlemleri ve bunların ardından defterlerine aldığı notlar, çizimler ve küçük görsel kayıtlar onun düşünme biçiminin önemli bir parçasını oluşturuyordu. Başlıktaki “sabah ışığı” hem doğrudan bu çalışma zamanına hem de sanatçının dünyaya yönelttiği dikkatli ve meraklı bakışa işaret ediyor. “Deftere düşmek” ise yalnızca not almak anlamına gelmiyor; karşılaşılan bir ağacın, bir mantarın, bir taşın sanatçının zihninde ve pratiğinde iz bırakmasını da ifade ediyor. Bu anlamda başlık, Dündar’ın pratiğinde gözlemi ve hafızayı da işaret ediyor.

Sergi hazırlıkları sanatçının sağlığında başlamıştı. Bu süreçte Merve Dündar ile yürüttüğünüz diyaloğun serginin son haline etkisi ne oldu? Dündar’ın isteklerini ve küratoryal kararları nasıl dengelediniz? Sanatçının ardından gerçekleştirilen bir sergiyi kurgulamak küratoryal açıdan nasıl bir sorumluluk ve hassasiyet gerektiriyor?

Sergiyi 2025 yılının başında kararlaştırdık. Bu süreçte birlikte birçok kez yapıt seçimi, mekân yerleşimi ve serginin genel akışı üzerine konuştuk. Dolayısıyla sergi, büyük ölçüde sanatçının kendi arzuları ve tercihleri doğrultusunda şekillenmiş bir yapı taşıyor. Dündar’ın 2022 sonunda Mixer’de gerçekleştirdiği “Zihinde Bir Dalga” sergisinden günümüze pratiğindeki dönüşümleri göstermek önemliydi.

Merve’nin yaşarken hazırladığı bir sergi olduğu için ardından bir sergi yapmış gibi hissetmedik. 2026 Şubat ayında Quick Art Space ekibiyle paylaştığı sergi hazırlık dosyası kılavuzumuz oldu diyebilirim. Birlikte yaptığımız planlamalara mümkün olduğunca sadık kalmaya çalıştık. Aynı zamanda Mine Hanım’la ve danışma kuruluyla serginin bir anma niteliği taşımaması konusunda da önemli bir hassasiyetimiz vardı. Hepimizin bir sorumluluk olarak gördüğü şey, Merve’nin üretiminin güncel sanat içindeki yerini görünür kılmaktı.

Sergide desen, kolaj, asamblaj, resim ve yerleştirmeler bir araya geliyor. Bu farklı üretim biçimlerini birbirine bağlayan temel mesele sizce nedir?

Bu üretimlerin ortak noktasının belirli bir malzeme ya da teknikten çok bir dikkat biçimi olduğunu düşünüyorum. Merve Dündar farklı araçlarla çalışsa da dünyayla kurduğu ilişki benzer bir yerden besleniyor: bakmak, gözlemlemek, toplamak, kaydetmek ve yeniden ilişkilendirmek. Doğada karşılaştığı nesneler, gündelik hayatta fark ettiği küçük ayrıntılar ya da yürüyüşleri sırasında dikkatini çeken biçimler, farklı medyumlarda yeniden karşımıza çıkıyor.

Sergideki işler arasında dolaşırken bir düşüncenin çizimden kolaja, kolajdan yerleştirmeye nasıl evrildiğini görmek mümkün. Bu nedenle sergiyi birbirinden farklı medyumların bir araya gelişi olarak değil, tek bir araştırmanın farklı görünümleri olarak okumayı tercih ediyorum.

Merve Dündar’ın Pratiği ve Serginin Okuması

Modern ve geniş bir iç mekanda, duvardaki sanat eserlerinin önünde kalabalık bir grup, Quick Art Space sergi etkinliğinde sohbet edip eserleri incelerken, tavandan sarkan halka şeklindeki şık aydınlatmalar ve büyük cam pencereler mekanı aydınlatıyor.

Dündar’ın ağaç gövdelerine dair notu serginin kavramsal çerçevesinde nasıl bir yer tutuyor? Ağaçların yaralanmış, budanmış, hastalanmış ya da direnç gösteren halleri sanatçının dünyasında nasıl karşılık buluyor?

Merve bize gönderdiği sergi hazırlık dosyasına şöyle yazmış: “Kendime şu soruyu sordum: Bu ağaçlar nereden çıktı?” Bu soru aslında yalnızca ağaçlarla ilgili değil; dikkat etmediğimiz şeyleri ne zaman ve nasıl görmeye başladığımızla ilgili. Merve’nin ilgisini çeken ağaçlar çoğu zaman idealize edilmiş doğa imgeleri değil; yaralanmış, budanmış, gövdesi oyulmuş ya da çeşitli müdahalelere maruz kalmış ağaçlardı.

Bu ağaçlarda sanatçının kırılganlık ve direnç arasındaki ilişkiyi gördüğünü düşünüyorum. Yaralanmış olmalarına rağmen yaşamaya devam etmeleri, biçim değiştirerek varlıklarını sürdürmeleri Merve’nin doğaya bakışında önemli bir yer tutuyor. Bu nedenle ağaçlar sergide dönüşümün ve hayatta kalmanın sembolleri olarak karşımıza çıkıyor.

Sergide gündelik rutinler; yürüyüş, gözlem ve defter tutma pratiği üzerinden görünür oluyor. Bu sıradan görünen eylemlerin sanatçının üretimindeki rolünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Merve’nin gündelik yürüyüşleri onun için araştırmanın bir yoluydu. Defterler ise düşüncelerin henüz tamamlanmadan kaydedildiği, gözlemlerin biriktiği ve yeni bağlantıların kurulduğu alanlardı.

Sergide yer alan birçok işin kökeninde bu küçük ve tekrarlanan gündelik eylemler bulunuyor. Bu açıdan bakıldığında yürümek, not almak ya da çevreyi dikkatle gözlemlemek sanatçının pratiğinde yaratıcı sürecin ayrılmaz parçaları hâline geliyor. Dündar’ın pratiği bize sanatın çoğu zaman büyük jestlerden değil, süreklilik gösteren dikkat ve özen pratiklerinden doğduğunu hatırlatıyor.

Merve Dündar’ın pratiğini Türkiye çağdaş sanatındaki hangi tartışmalar veya eğilimler içerisinde konumlandırıyorsunuz? Bu serginin sanatçının üretimine dair şimdiye kadar yapılmış okumaları nasıl genişleteceğini düşünüyorsunuz?

Merve Dündar’ın pratiğini son yıllarda giderek önem kazanan ekolojik duyarlılık, gündelik hayatın poetikası ve ihtimam pratikleri etrafındaki tartışmalarla ilişkilendirmek mümkün. Ancak onun üretimini yalnızca ekolojik sanat başlığı altında değerlendirmek eksik kalır. Çünkü Dündar’ın işleri doğayı temsil etmekten çok, insan ile insan olmayan varlıklar arasındaki ilişkileri dikkatle gözlemleyen bir düşünme biçimi öneriyor.

Bugüne kadar sanatçının üretimi çoğunlukla biçimsel dili veya resim pratiği üzerinden değerlendirildi. Bu serginin ise onun “insan sonrası” düşüncesiyle ilişkisini görünür kılarak üretimine daha bütüncül bir perspektiften bakılmasına katkı sağlayacağını düşünüyorum. Sergi, ortaya çıkan nesneler kadar, o nesnelerin arkasındaki düşünsel ve duyusal süreçlere de odaklanıyor. Bu yönüyle Merve Dündar’ın pratiğine dair yeni okumalara alan açabileceğini umuyorum.

Burcu Dimili
Burcu Dimili Tüm Yazıları
white banner
Popüler Yazılar
İlgili Yazılar
Daha keyifli ve kişiselleştirilmiş bir OGGUSTO deneyimi için