“Bir Hayalin İzinde” projesiyle ICOM tarafından ödüllendirilen İstanbul Modern ve Bosch, toplumsal cinsiyet eşitliği ilkesiyle genç kızları sanatla buluşturmaya devam ediyor. Bu ilham verici başarının ardındaki vizyonu, projenin mimarları Neslihan Varol ve Özlem Koçdar ile sanat, eşitlik ve gençlerin yaratıcı gücü üzerine bir söyleşi.
İstanbul Modern ve Bosch Ev Aletleri’nin toplumsal cinsiyet eşitliğini sanat yoluyla desteklemek amacıyla başlattığı “Bir Hayalin İzinde” programı, ikinci yılında da genç kızlara ilham vermeye devam ediyor. İstanbul’un farklı ilçelerindeki devlet liselerinden seçilen 50 öğrenci, bu kapsamlı eğitim programı sayesinde çağdaş sanatla tanıştı, kendi yaratıcı potansiyelini keşfetti.
Kadın sanatçıların izinden ilerleyen eğitim modeli; seminerler, disiplinlerarası atölyeler ve branş dersleriyle zenginleşirken, katılımcılara sanat tarihi bilgisi, estetik bakış ve ifade becerileri kazandırmayı hedefliyor. Akademisyenler, sanatçılar ve müze uzmanlarıyla yürütülen bu çok yönlü yapı; sanatın dönüştürücü gücünü, genç bir bireyin kendini tanıma süreciyle bir araya getiriyor.
“Bir Hayalin İzinde”, yalnızca bir eğitim değil, bir eşik. Sanatla büyüyen hayallerin ilk adımının ardındaki bu ilham verici yolculuğu, İstanbul Modern Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü Neslihan Varol ile Bosch Ev Aletleri Kıdemli Pazarlama Müdürü Özlem Koçdar’dan dinliyoruz. ICOM ödüllü projelerinin detaylarına birlikte yakından bakıyoruz.

İstanbul Modern
Eğitim ve Sosyal Projeler Direktörü

Bosch Ev Aletleri
Kıdemli Pazarlama Müdürü
Bu projeniz gerçekleşirken böyle prestijli ve önemli uluslararası bir ödülü öngörmüş müydünüz?

Neslihan Varol: Projelerin içinde yaşarken ve bu projeyi yaşayan bir proje olarak gördüğüm için süreç içerisinde bize ulaştırdığı şeyler hep yeni öğrenmeler oluyor. O yüzden çok dışarıdan bakamıyoruz kendimize. Burada daha çok odaklandığımız şey hep kendi ziyaretimizin ihtiyacı.
Bir dünya standartlarına çıkmak tabii ki hep ve her zaman hedefimizde olan bir şey ama sanıyorum bu yöntemde kalıyor. Yani tek amaç bu ödül ya da bir takım ödülleri almak değil. ilk amaç hep ihtiyacı nasıl karşılayabiliriz, gereksinimini nasıl tarif edebiliriz? Yönetimimizin doğru olduğunun ödülünü almak çok mutluluk verdi.
İstanbul Modern, bu programla Uluslararası Modern Sanat Müzeleri ve Koleksiyonları Komitesi (CIMAM) tarafından verilen “Üstün Müzecilik Uygulamaları Ödülü”nün yanı sıra EMYA tarafından “En Misafirperverlik, Kapsayıcılık ve Aidiyet Sağlayan Müze” Ödülü’ne de sahip oldu.
Özlem Koçdar: Bu ödülü çok coşkuyla ve sevinçle karşıladık. Ödüle başvururken nereye ve neden başvuruyoruz gibi sorularımız vardı. İstanbul Modern ekibiyle her zaman bu projemiz için elele ve coşkuyla yürüdük. Daha tasarlarken hayal ederken de buradaki eğitimin bir standart olup olamayacağı, bunun bir imza ya da bir marka olup olamayacağı konusunda böyle hayaller kurmaya başlamıştık.
Ödül kısmı o zaman da bahsedilen bir şeydi. Böyle bir potansiyeli oldu. Bizde kendi tarafımıza baktık iletişim tarafında bir potansiyeli olur mu? diye ödül başvurusu da sonra sonucu da ilk önce bizimle paylaşıldı. Biz de coşkuyla ve sevinçle kutladık.
Sizler için bu projede en anlamlı olan şey neydi?

Ö. K.: İstanbul Modern misyonunu da binasıyla ve içeriğiyle ortaya koymuş bir kurum. Bu da şahsen bizim için çok önemli. İstanbul Modern ile Bosch yolları nasıl kesişti derseniz eğer…Biz evde daha iyi bir yaşam yaratmaya ve bu şekilde hayat kalitesini yükseltmeye çalışıyoruz. Evdeki hayatınız ne kadar iyileşirse hayatınızda o kadar iyileşir. Bosch bu anlamda kredisi yüksek bir marka ve her adımın da dünyayı ve insanlığı düşündüğü herkes için kuşku götürmez.
Bosch bu kadar sözü dinlenen bir marka olduğuna göre daha kritik ve daha büyük meseleleri konuşmaya başlayabiliriz diye düşündük. Yani çevre ve dünya meselesi gibi konular… Öncelikli olarak evdeki yaşamla işe başlamak istedik. Bu yaşamın kadın ve erkek eşit bir şekilde ev işini paylaşmadığın da mümkün olamayacağını fark ettik. Erkek ve kadının tam anlamıyla hayatı görüştükleri bir dünya istiyorduk ve evde eşit iş paylaşımını sahiplendik.
Bosch ev aletlerini yaratma ve üretme nedenimiz hiç kimsenin kontrolüne ihtiyaç olmadan sadece omzundaki yükü değil, akıldaki yükü almaya çalışan cihazlar olması. Çamaşırların ağırlığını algılayan çamaşır makineleri üretmek gibi. Fırınlar da böyle ne zaman kapanması gerektiğini, yemeğin ne zaman piştiğini bilen akıllı fırınlar.. Bu teknolojik ürünler evde yüksek ve değişmez bir standart sağlıyor. Tüm aile bireylerini de aynı anda özgürleştiriyor.
Kadın erkek, evdeki genç fertler hiç kimsenin işi değil bizim işimiz diyoruz. Dolayısıyla teknolojide yeni bir rol dağılımın mümkün olduğuna inanıyoruz. Cinsiyetler arası eşitliğin evden başladığını inandık. Cinsiyet eşitliği çok geniş bir konu olduğundan biz bu konuya evde küçük adımlarla başlayarak büyük farklar yaratacağına inanarak baş koyduk. Eve odaklanarak ilerledik ve sonrasında da eğitimde fırsat eşitliği konusuyla İstanbul Modern ile bir araya geldik.
İstanbul Modern ile birlikte sanat alanında da tüm dünyada kadının görünürlüğünün az olduğunu tüm Bosch ekibi olarak öğrendik ve bu konuyu ele almak istedik. Bosch marka olarak olumsuz bir tablo çizmektense yani Türkiye’de de bilinen kadın sorununa bir reddetme bakış açısıyla değil, neyi arzuladığımızı ve olması gerekli olanları yapmak istedik. Bu iyimser bakış açısı sanatta da var.
Dolayısıyla sanat tarafına el vermeyi, markanın yapısına da tonuna da çok uygun bulduk. Kız çocukları burada özellikle onlara, lise yıllarında yani dokuzuncu sınıfta dokunabilecek olmak bize çok heyecan verdi.
Ağaç yaşken eğilir, çok klasik ama şey gibi yani o kadar küçük genç kızlara İstanbul Modern’in kurguladığı ve paranızla erişebileceğiniz o gusto ve derinlikli incelikli bakış açısını gençlere ulaştırmak, ulaştırabilecek olmak bize çok heyecan verdi.
İstanbul Modern ve Bosch ekibi bu projenin sürecinden birlikte nasıl ilerledi?

Ö. K.: Öncelikle İstanbul Modern, kurumsal iletişim departmanımızla iletişime geçtiler. Projenin genel çatısı belliydi ama eğitim programı detayları belli değildi. Birlikte bütünleşik bir eğitimin nasıl olacağı, günler ve saatler gibi detaylar konuşulmaya başlandı. Eğitimin bütünleşikliği bizi en heyecanlandıran tarafıydı. Hem sanatçılarla hem de akademisyenlerle.. akademisyenler dediğimizde kadın akademisyenlerle öğrencilerimiz bir araya gelecekti.
İstanbul Modern ekibinin Milli Eğitim Bakanlığı ve okullarla olan bağlantısı sayesinde öğretmenlere ve potansiyel öğrencilerimize ulaştık. Sonrasında da seminerler, atölyeler ve branş dersleri vesaire eğitim programını oluşturduk. Projenin ismi ve tasarımı konusunda da bizim creative ajansımızdan destek aldık. Hem İstanbul Modern hem de bizim tarafın çok beğendiği ve onayladığı ‘’Bir Hayalin İzinde’’ ismine de karar verdik.
N. V.: Bir Hayalin İzinde’ adı çok güzel ortaya çıktı. Çünkü müze koleksiyonlarındaki kadın sanatçıların görünürlüğü meselesi çok önemlidir. Evet Bosch kurumu bu konuda da bize çok soru sordu ama bizim onlara gitme amacımız da zaten o görünürlüğü arttırmanın sadece koleksiyondaki kadınların sayısını arttırmaktan geçmediğini biliyorduk. Bu ödül töreninde de onu ben çok hissettim.
Yani İstanbul Modern’in ayrıcalığının sadece bir meseleyi tek bir açıdan bakmamak olduğunu düşünüyorum. Yani bu kadar çok kadın eğitimci varken niye bu kadar az kadın lider var? Yani eğitim fakültelerine baktığınız zaman kadınların erkeklere oranı bu kadar yüksekken nerede eksik var, neyi eksik bırakıyoruz? İstanbul Modern olarak da biz düşen hep o bütünü kavramaya çalışmak.
Bu proje, İstanbul Modern’de müzenin kadın sanatçıların üretimlerini, rol model olabilecek kadın sanatçıları ve sanat tarihçilerini ilham kaynağı olarak izleyiciyle buluşturan küratöryel bir sergi sonucunda ortaya çıktı. Proje sürecinde eşitlikçi mi yaklaşacağız, demokratik olmalıyız sorularını hep sorduk. Neden programda erkek yok sorusunun cevabını çok net vermeliyiz diye düşündük.
Yani binlerce soru ve o bu süreç ilk defa bizim tasarladığımız bir projeydi ve bu kadar soru da aslında doğru yöntemle ilerlememizi sağladı diye düşünüyorum. Her bir projeyi uygulanabilir düzeyde olana kadar tasarlanması gerektiğini inanıyorum ama süreç içerisinde her zaman kendi ihtiyacıyla dönüşen bir organizma olmalı. Ortak bir tutkuyla güzel bir gelecek hayal etmek bana çok doğru konumlanmış geliyor ve beni heyecanlandırıyor.
Kız çocuklarının eğitim süreçleri ve seçimlerinde nasıl bir yol izleniyor? Eğitim alanlardan aldığınız geri bildirimler nasıl?

N. V.: 2004 yılından beri İstanbul Modern’e her gün 500 öğrenci geliyor. Biliyorsunuz neredeyse yılda 50.000 öğrenciyi ağırlıyoruz. Bu sadece kapıları açmakla olmuyor, eğitim kurumlarını, milli eğitimi ziyaret ediyoruz, İl milli eğitimle protokoller yapıyoruz ve aynı zamanda öğretmenlerle iş birliğimiz sürdürülebilir bir düzeyde. O yüzden de şu anda datamızda yaklaşık olarak 5.000 tane iş birliğinde olduğumuz öğretmen var. Bu öğretmenlerin hepsi farklı kategori ve kademelerde eğitim veren öğretmenler.
Biz öğretmenlerimize duyuru yaptık, bu duyuru da bazı temel kriterler belirledik, sanata tutku duyması ama beceri şartı istemedik ve bunun altını çizdik, yani sanatsal beceri bizler için çok önemli değildi. Çünkü biz burada sanatçı yetiştirmeye çalışmıyoruz, becerilerini güçlendirmek ikincil önceliğimiz. Çocukların kendilerini gerçekleştirme sürecinde onlara destek olmak aslında sanat yoluyla destek olmak, farkındalığını arttırmak birinci hedefimiz. Dolayısıyla üçüncü kriterimizde disiplinli ve programa sadık olmayı koyduk.
Disiplinli bir biçimde ücretsiz eğitim fırsatından yararlanacak. Öğretmenlerin seçmiş olduğu gönüllü başvurulardan ilk 40 başvuruyu aldıktan sonra da ilk seneye başladık, ikinci sene kontenjanımızı 50’ye yükselttik. Programın içinde bütünsel bir yapı sunmaya çalışıyoruz. Ebru Nalan Sülün projenin danışmanlığını yürütüyor, onun yanı sıra temel dersleri var.
Öğrencilerimiz Tuğçe Tuna ile bedensel farkındalıklarını arttırmak için çalışmalar yapıyor.Öğrenciler buraya geldiklerinde sadece sınırlarının dokunmaktan başladığını zannediyorlardı, oysa ki görünmeyen beden sınırlarının olduğunu Tuğçe sayesinde öğrendiler. Hayatta nasıl duracaklarını, nasıl düşeceklerini, nasıl kalkacaklarını öğrendiler. Bunların hani hem mecazen hem de gerçekten anlayabiliriz.
Ama biz o bu eğitimlerde gördük ki inanılmaz hızlı bir biçimde etki ediyor. Bu proje öğrencilerimizden bir tanesi erkek sanatçıların çizdiği kadın bedenlerinin, kadın formlarının, kadın sanatçıları çizdiği kadın formlarından çok farklı olduğunu keşfetmiş. Yani bu farkındalık inanılmaz. Öğrencilerimiz Anadolu, Meslek, Güzel Sanatlar, İmam Hatip ve Fen Lisesi gibi farklı liselerden geliyorlar.
Bu çeşitliliğe önem veriyoruz. Öğrencileri İstanbul’un farklı ilçelerinden seçmeye çalışıyoruz, İlk sene 10 ilçeden seçmiştik, ikinci sene 14 ilçeye çıkardık, yani süreç içerisinde kriterlerini çoğaltan bir yapıya dönüştü. Öğrencilerimiz mezun oluyorlar ve kapılar İstanbul Modern’de kapanıyor gibi bir durum yok.
Her hafta sonu eğitim eğitim aldıktan sonra burada aynı zamanda bize gelmeye, asistanlık yapmaya, atölyelerde bize yardımcı olmaya devam ediyorlar. Hatta bir tane öğrencimiz şu anda bir sanatçının asistanlığını yapıyor. Yani bayağı bundan para kazanır hale geldi. Şimdi önümüzdeki sene üniversite sınavlarına girecekler ama onların hepsinin sanat okumaları isteme gibi bir hedefimiz yok. Sadece sanata duyarlı olmalarını istiyoruz.
Eğitime aldığınız öğrencileri nasıl değerlendiriyorsunuz?

N. V.: Her öğrenci için bir form tutuyoruz. Bu formu ebeveynleri de dolduruyor ve tabiki de öğretmen referansı içeriyor. Disiplinli bir çocuk olduğunu, yani ders takibini çok rahatlıkla yapabileceğini görmek istiyoruz.
Yani yönetmeliklerin bize uymayan hiçbir öğrenci olmadı şimdiye kadar. Ama tabii ki devamsızlığı olursa elbette ki çıkartmamız gerekecek. Bir de sanatsal beceri konusunda bir yaptırımımız yok. Yani sanat çalışmasını kötü yaptığı ya da yeteri kadar sanatsal ifade becerisi kuvvetli değil diye bir şey koymadık.
Bosch ekibi olarak bu projede başka ne katkıları sunmayı düşünüyorsunuz?

Ö. K.: Projenin başında öğrencilerin ekipmana ihtiyaçları vardı. Biz orada bir insiyatif aldık ve onları özelleştirilmiş işte önlüklerini üzerinde isimleri yazan bütün bu program boyunca ihtiyaç duyacakları malzemelerle bir kit yaptık.
Başka ne katkı sağlarız diye düşünürken aklımıza Türkiye ofisimizin tasarım bölümünde çalışan yetkin kadın mühendis tasarımcılarla eğitime katkı sağlamayı düşünüyoruz. Çünkü mühendislik tarafı da kadının görünürlüğünün düşük olduğu bir alan. Mühendislik bölümünde de Bosch olarak kadın yüzdesini çoğaltmaya çalışıyoruz.
Bosch Ev Aletleri Halkla İlişkiler Bölüm Başkanı Demet Kaptanoğlu: Şimdiye kadar mühendislik bölümüne 27000 başvuru arasından 200 üzerinde kadın mühendis işe alındı. Belki programın içerisinde öyle bir bölüm entegre etme, onlarla iş dünyası konusunda belki deneyimleri paylaşma noktasında da bu sene katkılarımız olacak. Şu anda şirket yönetimiyle görüşerek, onun planlamasını yapıyoruz
Kendi ekosistemindeki yani marka yüzlerimiz var, oyuncular, müzisyenler…Dolayısıyla yani biz kendi ekosistemindeki çalıştığımız insanlarla da onları buluşturarak onların deneyimlerini de aslında paylaştıran biliriz. Burada daha güzel iyileştirebilecek ve geliştirilebilecek çok güzel alanlar var. Şu anda işte bir katman daha koyarak programı bu şekilde geliştirmeye çabalıyoruz. Hepinizin emeğine, yüreğine sağlık. Böyle projelerin çoğalması sadece İstanbul’da sınırlı kalmayıp, tüm Türkiye’ye model olması dileğiyle…


