Sanatçı Beyza Boynudelik ile Sanatta Yabancılaşma Üzerine

Sanatçı Beyza Boynudelik ile Sanatta Yabancılaşma Üzerine

Sanatta yabancılaşma nedir? Sanatçı Beyza Boynudelik ile sanattaki yabancılaşma temasını ele aldık.

Beyza Boynudelik

Neredeyse bir senedir tüm dünyada insanlar COVID-19 salgınıyla mücadele içerisinde yaşamakta. Bu salgın üzerine birçok sanatsal çalışmalar yapıldı ve yapılmaya devam etmekte. Beyza Boynudelik aslında direkt olarak bu konu üzerinde değil ama bu salgın başlamadan çok önce de ‘yabancılaşma’ konusu üzerine çalışmalar yapan, yorumlayan kısaca bu konu üzerinde meselesi olan bir sanatçıydı…

Adeta günümüzde virüs yüzünden yaşadığımız ‘yabancılaşma’ meselesi önceden öngörmüşsün. Neden ‘yabancılaşma’? ‘Yabancılaşma’ teması ilk olarak nereden ve nasıl beslendi?                                                                                             

Bahsettiğin gibi yabancılaşma konusu çok uzun zamandır hem aklımı meşgul ediyor, hem de işlerimin ana eksenini oluşturuyor. Sosyal medyanın, hayatlarımızın bu denli merkezinde yer aldığı dönemlerin oldukça öncesine denk geldiğini de söylemem gerekir. Akademide eğitim aldığım atölyeden farklı olarak, figüratif bir anlatıma yöneldim, ancak bu yönelim sadece biçimsel değil, sosyolojik olarak da hem kendimi hem de çevremi araştırarak işlerimin altyapısını oluşturduğum bir hale evrildi. Başlangıçta daha sezgisel ve dışavurumla ürettiğim işler, bir yandan plastik anlamda gelişirken, bazı sorularla yüzleştiğim bir dönemi getirdi: “Ben neden resim yapıyorum?” “Neden yapıt üretme ihtiyacındayım?” Bu sorular, samimi yapıt üreteceksem, gerçekten kişisel deneyim ve gözlemle üretmem gerektiğini düşündürttü bana ve o noktada sorularım değişti: “Ben kimim? Günlük uğraşılar bir yana, gerçekte ne yaşıyorum? Kendimi tanıtırken kullandığım kelimeler gerçek beni ifade ediyor mu? Kendime ne kadar dürüstüm, ne kadar yabancıyım? Toplumsal olarak kalabalıklarda ne kadar gerçek benliğimizi ifade ediyoruz ve “öteki” ile ilişkimizi ne kadar samimi, sahici kuruyoruz?” Tam bu noktada, halihazırda anonim olarak kurguladığım figürler, kostümlü, maskeli hale geldi ve serüven başladı.

 

Medikal olarak kullanılan maskeler değil ama başka maskeler sanat çalışmalarında uzun süredir kullandın ve kullanıyorsun. Nasıl ve ne tür maskelerdi? Yabancılaşma konusu için mi bu maskeleri tuvallerindeki karakterlere giydirdin?                                                                                             

1960’larda, Zygmunt Bauman’ın sosyolojide kent için kullandığı bir cümle var: “Kent, sahte bir karşılaşma alanıdır”. Tam da bu sebeple, oldukça içselleştirdiğim bu mesele üzerinden 2010’da “Sahte Karşılaşmalar Alanı” adlı bir sergi yaptım. Sergiyi yapana kadar geçen sürede ise çok çeşitli maskeler ve meslek belirten kostümler kullanmaya başlamıştım bile. Ancak ilk kullandığım maske ve kostüm, 2000’lerin başında denizle ilgili resimler yaparken boyadığım bir dalgıç figürüne aitti. Maskenin ve kostümün ardındaki kişiyle ilgili ipuçları o kadar muğlaktı ki, resmin bu şekilde yoruma ve sorulara açık hale gelmesi beni çok cezbetti. O noktada sadece “kimlik” meselesini önceliyordum.  Ardından bir arıcı kostümü geldi, hatta bu arıcı figürünü aile resimlerinin içindeki tanımlanamaz kişi olarak kullanmaya başladım. Arıcı, bomba imhacı, kimyasal koruyucu kostümler derken astronot kostümü de kullandığım malzemeler arasında yerini aldı, gerçi bunların çoğu daha sonra astronot olarak algılandı ve anıldı ama zaten devamında dert edindiğim meseleyi, insan yapısı kent dokuları veya tam tersi doğa imgeleri ile beraber oldukça net anlatıyordu: yabancı olma, öteki ile gerçekçi bir iletişim kurmama, temas eksikliği, kendini gizleme, sosyal medyada kendini tanımlarken kullandığı avatarlarla “idealize” ettiği haline inanma… Bu arada kullandığım maskeler herhangi bir maske formundan bağımsız, sadece örtücü, gizleyici halleriyle tamamen sembolik hale geldiler. Son dönemde kullandığım kostümler ise aslında hepimizin kullandığı kışlık montların, günlük kıyafetlerin yorumlanmasından oluşuyor. Bir tanım yapıyorum ama bu tanımı anonim ve tereddütlü bir halde bırakmayı istiyorum, çünkü kent yaşamında birbirimizle temas etmedikçe, karşı karşıya kaldığımız durum tam olarak bu.

 

Baksı Müzesi’nde gerçekleştirdiğimiz Maske/Çağrışımlar sergi projesi için yaz aylarının başlarında bir çalışma rica etmiştik. Üretmiş olduğun sergideki eserini herhalde çok önceden zihninde planlanmış olmalısın değil mi? Ya da bu üretim süreci nasıl oldu?

Baksı Müzesi için var olan bir işimi değil de yeni bir iş üretip sergiye dahil etmeyi tercih ettim, bu benim müzeyle kurduğum bağ için gerekliydi. Süregelen üretim saklamaya dair, onun devamı bir iş oldu ve ismi de “Merhaba Yabancı”. Bahsediyor olduğum  bu uzun vadeli seri, son yıllarda hayvan ve bitkileri, yani flora ve faunayı da içeren bir yapıya büründü. Kendimize ve ötekine yabancı olduğumuz kadar, içinde bulunduğumuz doğaya ve doğaya ait donelere de yabancı ve duyarsız hale geliyoruz. Bilinçli bilinçsiz kirlettiğimiz doğa, insan eliyle soyu tükenen hayvanlar veya zarar verilen, keyfi katledilen hayvanlar ister istemez işlerimin konusu haline geliyor. İşlerde doğayla bağlantıyı bu şekilde kurmak istiyorum; kullandığım figürlerin tekrar dokunarak, korumaya / sahip çıkmaya / sorumluluğunu almaya hazır olarak doğayla temas ettiği, sembolik de olsa insani çelişkiler üzerinden doğayla ilişkisini tekrar tanımladığı yapıtlar üreterek. Çelişki konusu ise alttan alta devam eden bir konu: İnsanın bir yandan şefkat göstermeye çalışırken öte yandan kendinden olmayan her şeyin üzerinde tahakküm kurma dürtüsü, insani olduğu kadar benim için korkutucu da. Baksı’daki işim bu çelişki nedeniyle dört kollu hale gelmiş bir figür, ama iyi tarafından baktığımızda tekrar bir keçiyle tanışıyor ve onunla temas etme niyetinde. Keçiyi ise kırsala dair, sembolik bir hayvan olarak seçtim.  İşin ismi, tüm bunların yanı sıra benim de Baksı’ya yabancı oluşum ve bir merhaba ile ilişki kurma isteğimin de bir yansıması olarak okunabilir.

Müzedeki sergiden sonra Büyükdere35’de kişisel bir sergi açtın. Sanki Baksı’da yer alan çalışmanın devamıydı. Adeta hikayene yeni ilaveler yeni kahramanlar eklemiştin. Yine konu ‘yabancılaşma’ idi ama bu sefer anlatım daha da güçlenmiş, dallanıp budaklanmıştı. Bu serginden de biraz bahsedebilir misin?

Baksı’daki resim, oldukça doğal bir şekilde kişisel sergime de ismini verdi, dediğin gibi sergi, bu işle bağlantılı bir devam filmi gibiydi, sonuna bir de ünlem eklenerek. Uzun süredir yabancı olma / yabancı kalma meselesini, bireyin ötekiyle sınırlı ilişki kurduğu halde sosyal medya üzerinden hem gözetleyen hem de gözetlenen konumundaki halini de düşünerek ele alıyorum. Çokça iletişimli gibi görünen, ancak her iletişimi sanal veya sembolik bir “arayüz” ardından gerçekleştiren bugünün insanı, işlerimin motivasyon noktası. Baksı işinin arka planında da olmak üzere, bir çok tuval işin zemininde, tam da bu arayüz ve gözetleme olgularının ifadesi adına, dahası insan yapımı malzemeye dair bir motif olarak gözetleme dürbünlerinin imgesini kullandım. Sergide, daha önce  başka versiyonlarını üretmiş olduğum , gerçek kapı dürbünlerini kullanarak yaptığım işler de mevcut. Akademide resim ve gravür eğitimi aldım ancak tabi ki ifade, ihtiyaçlar dahilinde başka biçimlere bürünüyor; interdisipliner bir şekilde, üç boyutlu işleri ve videoyu da dahil ederek aslında konuya hayatın kendisi gibi çok yönlü bir şekilde odaklanmaya çalıştım. Heykelleri de yine gözetleme dürbünlerinden gözetleyebildiğimiz, gözün iktidarı üzerinden şekillenen ancak sadece izin verilen noktalardan gözetleyebilmemiz nedeniyle başka bir iktidar ve karar mekanizması oyunu oynayan bir yapı kurmak istedim.

Özetle, sergide çıkış noktası olarak ele aldığım tuval iş “Yeni Bir Tür Keşfettim”, kağıt işler, heykeller, video heykel ve yerleştirmeler ile anlatmaya çalıştığım bir hikaye var, üstelik güncelliğini hiç kaybetmiyor.

Özellikle Büyükdere35’de gerçekleştirdiğin serginde çok farklı malzemeler kullandın. Sergide yaratmış olduğun atmosfer bizlere görmediğimiz, dokunamadığımız bir dünyayı gösteriyordu. Düşündürücü, üzücü bir o kadar da etkileyici bir ortamı sanatseverlerle paylaştın. Sanatın dışavurumcu yanını bizlere bambaşka malzemelerde sundun. Tüm bu yaptığın çalışmalar senin uzunca süredir mesele ettiğin ‘yabancılaşma’ konusunu zihninde çözmene yardımcı oldu mu?  Daha da önemlisi sanatın iyileştirici yönünü düşünürsek tüm bu çalışmalar biraz da olsa seni rahatlattı mı?

Zihnimde çözmek değil ama yeni anlam katmanlarıyla düşünmeme olanak verdi aslında. Düşünebildikçe, konuyla uğraştıkça ve emek verdikçe bu anlama ve ifade aşamalarında insana iyi geliyor tabi ki. Zaman zaman tema uzaklaşıp elinden kaçıyor gibi olsa da, hayatın tam da bu döneminde, bu coğrafyasında yaşadıklarını anlamlandırmak, dahası bunu yapıt üreterek gerçekleştirmeye niyetlenmek, bence olumlu bir çaba. Böylelikle hem bir nevi iç dökmeye sebep oluyor, hem de ortak sorunsalı olan insanlarla konu üzerinde konuşma, belki dertleşme ve bu şekilde paylaşıyor olmanın önü açılıyor. Bu dönemin gerçeklerinden olan kısa hafızalı olma ve gerçeklikten uzaklaşıyor olma hallerimiz, kendimize ve doğaya yabancılaşmış oluşumuz belki de farkındalığımız artarken dönüşüyor, bu şekilde gerçek dünyayla yeniden samimi ilişkiler kurmaya başlıyoruz. En azından tüm bu içselleştirme ve sonrasında yapıt üretip paylaşma sürecinin bende yarattığı his bu diyebilirim.

 

Sanat her şey olabilir mi? Günümüz sanatını nasıl tanımlarsın?

Materyaller ve ifade yöntemleri çoğaldıkça ve sözümüzü sanatsal üretim yoluyla söyleyebilmenin yolları arttıkça sanat her şey olabilir, evet. Tabi ki bana göre yine de bir takım kriterleri karşılaması lazım: sanatsal ifadede devamlılık, sanat tarihine, dünya tarihine veya tam da bugüne verilen referanslar, kullanılan malzemenin- sanatsal malzeme veya hazır nesne- yapıtın dilini doğru oluşturması, yerel olduğu kadar evrensel algıya da hitap etmesi, sanatçının deneyimini veya gözlemini bize ifade edebilmesi gibi, bunlar ve benzerleri pek çok madde sayabilirim. Günümüz sanatı benim için çoğulcu anlatıma ve olabildiğince demokratik bir yapıya sahip durumda, hemen herkesin iletişim imkanlarının eşitlendiği, sosyal medya ile küçülen dünyanın hemen her yerinden kolayca ulaşılabilen bir yerde duruyor. Yapı itibariyle sosyoloji, felsefe ve bilim gibi birçok başka mecra ve disiplinle de kesişme noktaları sayesinde, eskisi kadar yüce ve topluma önceki dönemler kadar uzak değil, çoğunlukla daha okunaklı. İzleyici de artık yapıt ve sanatçıyla iletişim kurmakta daha cesur. Bu şekilde birçok açıdan olumlu şeyler söylenebilir, ama tabi her tür kaynağa ve başka sanatçıların üretimlerine bu denli ulaşım kolaylığı da, özgünlükle ve gerçekten üretmek için çabalamakla ilgili bir tıkanıklık yaratabiliyor. Yine de üretimin çeşitliliği ve teknik / teknolojik imkanlar açısından günümüz sanatının iyi bir dönemi diyebilirim.

Başka yeni projelerin ya da meselelerin var mı?

Doğa-kent, birey-toplum, samimiyet-yabancılaşma, sahip çıkma-tahakküm kurma gibi pek çok ikiliği ve insan ruhundaki çelişkileri ele aldığım seriler ile bu toplumda kadın birey olarak yaşamak üzerine kafa yorduğum başka bir seri aslında kolkola ilerliyor. “merhaba yabancı!” sergisindeki bazı işlerden daha büyük bir proje geliştirme düşüncem de bu dönem oluştu. Özetle kişisel deneyimler ile toplumda gözlemlediğim tüm yaklaşımlar, doğa bilinci ve bunların yanı sıra hem kendimin, hem de sanatsal üretimin ne denli gerçek ve samimi olduğu, şu an gündemimi oluşturuyor. Bir taraftan da günlük tutar gibi ele aldığım işlerle  başka projelere de dahilim. Hem küratoryal sergiler için hem de bir grup sanatçı arkadaşımla yürüttüğüm sosyal medya çıkışlı bir proje için de çalışmalarım devam ediyor. Pandemi sürecinde çoğumuz düşünme ve beraber yürütülecek etkileşimli yeni projeler başlatma yoluna gittik, onlar da artık gündemde. Öte yandan etrafımda gördüğüm -bana göre- sıradışı veya tam tersi fazla klişe tüm durumlar da her an yeni bir araştırma/üretme konusu olabiliyor. Malzemesi çok bol bir dönemde yaşıyoruz maalesef, ama kendi içimde anlam verme ve yapıt aracılığıyla dönüştürme çalışmalarım hep sürüyor.

 

Popüler Yazılar

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.

SÖZLEŞME

Bu internet sitesine girilmesi veya mobil uygulamanın kullanılması sitenin ya da sitedeki bilgilerin ve diğer verilerin programların vs. kullanılması sebebiyle, sözleşmenin ihlali, haksız fiil, ya da başkaca sebeplere binaen, doğabilecek doğrudan ya da dolaylı hiçbir zararlardan ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını, tarafımdan internet sitesinde E-Bültene üye olmak için veya başkaca bir sebeple verdiğim kişisel verileri, özellikle de isim, adres, telefon numarası, e-posta adresi, banka bilgisi, yaş ve cinsiyetle ilgili benzeri bilgileri kendi rızam ile paylaştığımı, ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun nin bu bilgileri kullanmasına muvafakat ettiğimi, bu bilgilerin 3.gerçek ve/veya tüzel kişilerin eline geçmesi ve bu şekilde olumsuz yönde kullanılması halinde ve/veya bu bilgilerin başkaca kişiler ile paylaşılması halinde ÖZGÜ İLETİŞİM PAZARLAMA DANIŞMANLIK TANITIM VE E-TİCARET HİZ. ('OGGUSTO') nun sorumluluğunun olmadığını gayri kabili rücu, kabul, beyan ve taahhüt ederim.