Biyolojik malzemeler ve sürdürülebilir üretimle çalışan Nergiz Yeşil, doğayla birlikte üreten yaklaşımıyla çağdaş sanatta malzeme, etik ve form ilişkisini yeniden düşünmeye açıyor.
Nergiz Yeşil, üretim pratiğini doğanın kendi süreçleri üzerine kuran sanatçılardan biri. Kombucha kültürleri, biyolojik yüzeyler ve organik reaksiyonlar, formu belirleyen aktif unsurlar haline geliyor. Yeşil, doğayı temsil edilen bir konu olarak ele almak yerine, üretimin doğrudan parçası haline getiriyor.
Doğanın kontrol edilemeyen süreçleriyle birlikte üretilen bu işler, rastlantıyı estetik bir deneyime dönüştürüyor. Biyolojik süreçleri ve sürdürülebilir üretim biçimlerini merkeze alan Nergiz Yeşil, çağdaş sanatta doğayla kurulan ilişkiyi bir temsil alanı olmaktan çıkarıp, doğrudan üretimin kendisine dönüştüren sanatçılardan biri.
Birlikte Üretmek

Yeşil’in pratiğinde doğa, yalnızca ilham veren bir görüntü değil; birlikte düşünülen ve birlikte çalışan bir sistem olarak karşımıza çıkıyor. Rastlantı, kaos, belirsizlik ve “türlerin kökeni” gibi kavramlar onun işlerinde teorik referanslar olmaktan çıkıp, formun nasıl oluşacağını belirleyen aktif unsurlara dönüşüyor. Sanatçı, kontrol ile kontrolsüzlük arasındaki bu hassas çizgide üretmeyi özellikle önemsiyor.
Ara Bir Estetik

İlk bakışta organik ya da yarı-organik gibi görünen formlar, doğanın birebir bir temsili değil; daha çok doğanın nasıl işlediğine dair sezgisel ve spekülatif bir öneri sunuyor. Kombucha kültürlerinden elde edilen, canlıya zarar vermeden üretilmiş yüzeyler, yarı-organik strüktürel formlar ve alışıldık olmayan renklenmeler; tanıdık olanla tekinsiz olan arasında gidip gelen bir estetik yaratıyor. Bu estetik, izleyiciyi hazır bir anlamın içine yerleştirmek yerine, onu belirsizliğin içinde düşünmeye davet ediyor.
Oluş Hâlinde
Sanatçının kombucha kültürüyle ürettiği ve yarı-organik bir taşıyıcı formu saran spekülatif deri çalışmasında bu yaklaşım özellikle hissediliyor. Eser, tamamlanmış bir nesne gibi durmaktan çok, hâlâ dönüşmekte olan bir varlık izlenimi yaratıyor. Yüzeydeki düzensizlikler, malzemenin kendi doğasından kaynaklanan renklenmeler ve kırılgan yapı; kontrol ile rastlantı arasındaki gerilimi doğrudan görünür kılıyor. İzleyiciye net bir anlam sunmak yerine, bir oluş hâlini deneyimleme alanı açıyor.
Nergiz Yeşil’in sergileri didaktik bir anlatıdan bilinçli olarak uzak duruyor. İlk bakışta bilimsel ya da metodolojik bir düzen hissi veren işler, izleyiciyle kurdukları ilişki sayesinde açık ve esnek bir yapıya kavuşuyor. Eserler bir şeyin temsili olmaktan çok, kendi varlıklarıyla mekânda yer alıyor; bu da izleyiciyi yalnızca bakmaya değil, düşünmeye ve algılamaya dahil ediyor.

Etik Bir Tavır

Sanatçının üretim pratiğinde etik yaklaşım önemli bir yer tutuyor. Kullandığı biyolojik ve organik malzemeleri kendisinin üretmesi, minimum tüketimi önceleyen bir tavır benimsemesi ve eserlerin doğaya zarar vermeden çözünebilecek biçimde kurgulanması, sürdürülebilirliği bir söylem olarak değil, bir üretim biçimi olarak ele aldığını gösteriyor. Bu yaklaşım, çağdaş sanatta sıkça tartışılan kalıcılık ve geçicilik meselelerini de yeniden düşünmeye açıyor.
Başka Olasılıklar
Yeşil’in işleri, Carl Sagan’ın sözünü ettiği “diğer olası normal” yaşam formlarını hatırlatırken, insan merkezli bakışı sessiz ama etkili bir şekilde sarsıyor. Ne tamamen bilimsel ne de tamamen kurgusal olan bu formlar, tam da bu arada durdukları için güçlü bir zihinsel ve duyusal etki yaratıyor.
Nergiz Yeşil, malzemeyle düşünmeyi üretimin ayrılmaz bir parçası haline getiren ve çağdaş sanat içinde kendine özgü bir dil kuran bir sanatçı. Onun işlerine bakarken, doğayla ve bilgiyle kurduğumuz ilişkinin ne kadar kırılgan ve değişken olduğunu yeniden fark etmek mümkün. Bu farkındalık da metnin ötesinde, doğrudan sezgisel bir deneyime dönüşüyor.



